Monthly Archives :

Temmuz 2025

SEMBOLİK “Silah Yakma”NIN ARDINDAN “Kafalarındaki plan, ‘Yeni Sevr’, hedefi ise ‘Parçalanmış Türkiye’dir” DİYEN AKP’Lİ…

150 150 bakikarakol

CHP, İyi Parti, GP, DEVA, RP, DP’ten oluşan “Millet İttifakı”nın Cumhurbaşkanı adayı, “6’li Masa”yı deviren İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmesiyle devreye giren İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın iknaları sonucu, 6 Mart 2023 Pazartesi günü Refah Partisi Genel Merkezi’ndeki “Liderler Toplantısı” bitiminde, akşam karanlığında RP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu.” diye açıklandı. https://www.bloomberght.com/millet-ittifaki-nin-cumhurbaskani-adayi-kilicdaroglu-oldu-2326431?page=2

 

Bir gün sonra (7 Mart 2023 Salı) “Millet İttifakı”nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kamutay’daki (Meclis’teki) CHP Grup toplantısında “Veda Konuşması”nı yaptı.  https://www.youtube.com/live/hS4xAzmu3Nw

Duygusal olmayan, gözleri dolmayan yoktu.

Hele biri vardı ki, salya sümük ağlıyordu. https://www.odatv.com/siyaset/kilicdaroglu-konustu-ozgur-ozel-agladi-273707

O kişi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Grup Başkanvekillerinden, Manisa CHP Milletvekili Özgür Özel’di. https://www.youtube.com/watch?v=_CMRsNKVilU

 

Bu olaydan yaklaşık13 yıl önce…

 

“Seks kaseti”nden zor günler yaşayan CHP’nin 4’üncü Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP Genel Merkezi’nde toplantısı yaptı, konıştu.  

Konuşmayı dilerseniz https://t24.com.tr/haber/baykalin-istifa-aciklamasinin-tam-metini,77305 linkinden okuyun, dilerseniz https://www.youtube.com/watch?v=AeLxaE2fJhM linkinden dinleyin; çünkü bir ayrıntı var:

Yazılı metinde “hüngür hüngür ağlayan ve ‘Yapmaaa, yapmaaa’ diye bağıran erkek sesi ayrıntısı yok, https://www.youtube.com/watch?v=AeLxaE2fJhM  linkinde, sonlara doğru, Baykal “Bu anlayışla bugün CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyorum.” dediği anda var.

 

Kimdi o?

 

Anımsamanıza yardımcı olayım:

 

O kişi, Genel Başkan Deniz Baykal’ın A Takımı’ndan Savcı Sayan’dı.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Savc%C4%B1_Sayan linkindeki bilgilere göre, “parti kurallarına uymadığı gerekçesi” ile 2012’de CHPP üyeliğinden çıkarıldı, 2014’teki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde Erdoğan’a çalıştı, 3 yıl sonra da (2015) AKP’ye geçti, 2015 ve 2023’de İzmir’den AKP Milletvekili adayı yapıldı, seçilemedi, 2019 Yerel Seçimlerinde memleketi Ağrı’dan Belediye Başkanı seçildi.

 

AKP’li bu Savcı Sayan; Cumhur İttifakı’nın 2 numara etkin ve etkili ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nın 1 Ekim 2024’te Kamutay’ın (TBMM’nin) 28’inci Dönem 3’üncü Yasama Yılı açılışında, DEM Parti Milletvekilleriyle tokalaşmasıyla başlattığı https://bianet.org/haber/meclis-teki-tokalasmadan-tarihi-cagri-ya-surecte-neler-yasandi-304956 , 15 Ekim 2024 Salı MHP Grup konuşmasındaki “PKK terör örgütü silah bırakmalı”çağrısı

https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5353/index.html ile sürdürdüğü süreç, 11 Ekim 2025 Cuma günü Kuzey Irak Süleymaniye’de “sembolik silah yakma”  https://www.cnnturk.com/turkiye/live-son-dakika-terorsuz-turkiyede-tarihi-gun-pkk-silah-birakiyor-2308377#post-1 noktasına geldi.

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Bahçeli kadar desteklediği “Terörsüz Türkiye” sloganlı gelişme içte ve dışta hem övüldü, hem yerildi.

 

Yerenler arasında, AKP’li Savcı Sayan’ın olması ilginç ve dikkat çekiciydi.

 

Ağrı Tutak ilçesinden Kürt kökenli Savcı Sayan, PKK terör örgütünün, mağara önünde, “sembolik silah yakma” gösterisinden bir hafta sonra (18 Temmuz 2025 Cuma) @SavciSayan X hesabından şu paylaşımda bulundu:

Bir Milleti Paramparça Etme Planı: Batı’nın Kanlı Senaryoları..

Bugün PKK’nın silah bırakması konuşulurken, perde arkasında dönen büyük oyunu görmezden gelemeyiz.

Bu sadece bir terör örgütünün susması ya da susmaması meselesi değil; bu, Türkiye’nin birliğine, kardeşliğine ve coğrafi bütünlüğüne yönelmiş derin ve organize bir saldırıdır.

Bu oyun, sadece PKK’yla değil; masaya sürülen tüm taşeron yapılarla, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşıyarak oynanıyor.

Final sahnesi ise hepimizin geleceğini hedef alıyor:

Dikkatlı olmazsak, Kürt de kaybedecek, Türk de. Hep birlikte yanacağız! PKK,bileşenleri ve diğer terör örgütleri üzerinden yürütülen tüm süreçler; Avrupa’nın, Amerika’nın ve onların istihbarat laboratuvarlarında üretilmiş senaristlerinin ürünüdür.

Amaçları çok net: Anadolu’yu Lazistan, Kürdistan, Türkistan, Arabistan gibi yapay parçalara ayırmak; her köşesini kendi içine düşman ederek, yüz yıl sürecek bir iç savaşa mahkûm etmek.

Kafalarındaki plan, “Yeni Sevr”, hedefi ise “Parçalanmış Türkiye”dir.

Bugün bölgeler ve insanlar arasında ince ince işlenen ayrımcılık; yarın kanlı sınırlar yaratmanın ilk adımıdır.

Batı’nın hayali, Doğu’da sürekli çatışma, Batı’da ise kontrollü kaosla İstanbul’u Ekümenik bir merkez yapıp kendi çıkarlarına göre şekillendirdikleri yeni bir VATİKAN devleti kurmaktır.

Türkiye’yi din, mezhep, etnisite üzerinden böldükten sonra İstanbul’u da koparıp “evrensel şehir” kisvesiyle ellerine almak istiyorlar. 1915’te yapamadıklarını, 2025’te masa başında yapmaya çalışıyorlar.

Bu projelerin bir diğer ayağı ise mezhep kartıdır. Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek, Türk-Kürt kardeşliğini yok etmek, Arap ve Laz kardeşlerimizi ötekileştirmek istiyorlar.

Amaç; kardeşi kardeşe düşürüp Anadolu’yu kan gölüne çevirmek. Bizi bize kırdırmak.

Çünkü onlar çocuklarını savaşa sokup öldürtmezler..

Onların silahı fitne, istihbarat ve medya üzerinden yaydıkları zehirli söylemlerdir.

Her kim ki bu senaryoları görmeden “barış” türküsü söylüyor, her kim ki bu küresel kumpasları fark etmeden “çözüm” diyor; o, kanımca biraz erkenci..

Türkiye’nin birliği, kardeşliği ve istiklali; içimize sokulmuş ajan akıllarla değil, tarihimizin bize yüklediği misyonla korunur.

Başta devletimizin yetkilileri olmak üzere hepimiz uyanık olmak zorundayız..

Bölünmek barış değildir.

Etnik ayrışma özgürlük değil, esaretin ilk adımıdır.

Bugün sessiz kalırsak, yarın adımızı bile unuttururlar.

Ülkesini çok seven bir vatandaş olarak samimi görüşlerimdir..

Kalın sağlıcakla…

HAYIRLI CUMALAR…”   

https://x.com/SavciSayan/status/1946141673416724771?t=6_egGZ1cKwRLzSSR2NtU8A&s=08

 

Ne yalan söyleyeyim, Savcı Sayan beni şaşırttı!

 

Hangi Kürt, hangi AKP’li bunları içtenlikle ve yüreklice eder, yazar, paylaşır?!

 

Bırakın bu yazılanları, bunlara benzer tümceleri, AKP’li, MHP’li olmayan biri etseydi, yazsaydı,  paylaşsaydı “Terörsüz Türkiye sürecini baltalamak”tan başına kim bilir neler gelirdi!

 

Umar, Savcı Sayan’ın başına bir şey gelmez!

 

İzninizle yazımı, “şakacıktan” şu soruyla bitireyim:

Özgür Özel, ortak yanları, Genel Başkanlarının gidişine hüngür hüngür ağlamak olan, eski CHP’li, şimdi -10 yıllık-  AKP’li Savcı Sayan’ı da “baba ocağı CHP’ye çağırır mı?..

KEMAL KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (3)

150 150 bakikarakol

Biliyorum, “Sünni”ler bana kızacaklar, beni topa tutacaklar; ama ben doğru bildiklerimi, doğruluğuna inandıklarımı şimdi de yazacağım:

“Alevi”lere çok yanlış bakıldığını, onların çok yanlış tanımlandığını, anlatılıp tanıtıldığını vb gençlik yaşında anlayan, kavrayan, Sünni ekiniyle (kültürüyle) büyümüş, Sünni ortamında yetişmiş, şu anda da 70 yaşında bir Sünni’yim.

Alevi ekini, Alevi duyarlılığı, Alevi tutarlılığı/kararlılığı, Alevi inancı, Alevi yurtseverliği, Alevi gerçekçiliği, Alevi aydınlığı, Alevi kardeşliği, Alevi sevgisi…

Saymakla bitmez.

Atatürk’ü tanımamda, Atatürk’ü anlamamda, Atatürk’ü anlatmamda…

Aynı sözcükleri partim CHP’m içinde söylerim…

Kendimi tanımamda, kişiliğimin oluşmasında, kendimle barışıklığımda, Tanrı’nın varlığına inanışımda…

“Alevi Ekini”nin etkisi çok büyüktür.

Bundan çok mutluyum.

“Anadolu Müslümanlığı”nın, “Arap Müslümanlığı”ndan ayrışmasının, kat kat önde olmasının kaynağında da “Alevi İnancı”, “Alevi Ekini” vardır.

 

Hala şaşar, hala anlayamıyor, anlamlandıramıyor, tanımlayamıyorum:

Böylesi bir inancın, böylesi ekinin, böylesi topumun içinden “Kemal Kılıçdaroğlu” adlı biri nasıl çıkar?!

Başkaları da vardır, çıkmıştır ama onları, Kemal Atatürk gibi bir dünya liderinin kurduğu, yaşama geçirdiği Cumhuriyet Halk Partisi’ne Genel Başkan olmuş Kemal Kılıçdaroğlu’yla karıştırmamak, eşdeğerde tutmamak, ayrıştırmak gerek.

“CHP Genel Başkanı” sıfatını almış, taşıyan, “CHP Genel Başkanlığı koltuğu”nda 13 yıl oturan “Alevi” Kemal Kılıçdaroğlu, “çürük Aleviler” gibi düşünemez, hareket edemez, davranamaz; Alevi inancına, Alevi ekinine, Alevi toplumuna ve Atatürk’e, Atatürk düşüncelerine, O’nun ve O’nun CHP’sinin ilkelerine göre, bütün benliği, bütün içtenliğiyle biri olmalıydı.

Olmadı, olamadı!

Gitti, Atatürk’ü dışlayan, Atatürk’ü kökten silme, Atatürk Türkiye’sini ve Atatürk’ün düşündaşlarını bitirme vb plan ve projeler içinde yer alan “insan, insanlık ve Müslüman, Müslümanlık düşmanı” emperyalist oluşumlarla, onların yerel işbirlikçileriyle iş tuttu!

Emperyalist ABD’nin “özel görevli”si George Soros’un fonladığı -para katkılarında bulunduğu-, açılımı “Türkiye Ekonomik Sosyal ve Etüdler Vakfı”, kısaltılmışı “TESEV” olan yapının resmi evraklarına “183’üncü Kurucu Üye” olarak kaydını geçirdi.

Kendi siciline de…

Kılıçdaroğlu, TESEV’ın “Vakıf Senedi” başlığı altındaki “Kurucular Beyanı”na imza atarken, şu satırları hiç mi okumadı, hiç mi düşünmedi, hiç mi sorgulamadı:

“Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamızda yaşanan değişim süreci, günlük hayattan yönetime, ekonomiden uluslararası ilişkilere, insan haklarından çevre sorunlarına yayılan geniş bir alanı etkilemiş, karar almada geleneksel ve alışılmış yöntem ve yaklaşımların yetersizliğini gündeme getirmiştir. Yeni bir yapı oluşturabilmek için yeni kavramların, yeni olguların, yeni değerlerin yolu açılmıştır. Artık tüm toplumlar için hedef, bu değişimi yakalayabilmektir.

Türkiye de bu sürecin dışında kalmamalıdır. Cumhuriyetten bu yana çağdaşlaşma yolunda küçümsenmeyecek yol alınmış olmakla birlikte, birçok alanda bu hedefe ulaşamadığımız ortadadır. Türkiye’yi eskimiş ve hantallaşmış devlet yapısı, tam işlemeyen demokrasisi, birikmiş ekonomik ve toplumsal sorunları, yetersiz altyapısı, konumunun gerisinde kalmış görünen dış ilişkileri, hizmet gücünü giderek yitirmiş eğitim ve sağlık kurumlarıyla yirmibirinci yüzyıla taşımak olanaksızdır.

Bugün içinde bulunduğumuz çıkmaz, varolan sorunları akılcı bir yaklaşımla ele alarak geçerli, doğru ve kalıcı çözümler üretmek ve uygulamak yerine; çoğu zaman “popülist” bir yaklaşımın benimsenmesi nedeniyle sorunların giderek daha büyük boyutlar kazanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa yönetim, sorunlara zamanında sağlıklı çözüm bulma sanatıdır. Ve çözüm üretilemeyince sorunlar birikmekte ve gelişmenin önünü tıkamaktadır.” https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/Vakif_Senedi.pdf

Kılıçdaroğlu, bu paragraflardaki oyunu, tuzağı, yalanı, dolanı, kurnazlığı, amacı, ana hedefi vb nasıl görememiştir?!

Tarihlere, tarihler arasındaki süreçlere, süreçlerinin birbirlerini izlemelerine ve birbirlerini tamamlamalarına neden odaklanamamıştır?!

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk halkına büyük bir borcu var:

Çıkacak, Türkiye’nin ve Türk halkının 2025’li günlere gelmesinde yadsınamaz etkisi, katkısı olan TESEV’e neden “Kurucu Üye” olduğunu,  ayrıntılarıyla anlatacak?!

Üyeliğinde, kimin, kimlerin neden olduğunu da…

Yapar mı?

Yapmayacak.

TESEV üyeliğini yıllarca sır saklaması boşuna değil!

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun özetle şu anlatacaklarımı bilmediğine inanmıyorum:

Dünyadaki emperyalistlerin bir numarası, emperyalist ABD’yi de öncü vurucu timi gibi kullanan emperyalist Birleşik Krallık -yani “İngiltere-, yüz yıl rötar yapmasından, Müslüman halkların uyanmasından sorumlu tuttuğu Kemal Atatürk’e, O’nun düşüncelerine,  demokratik, laik devletine, Cumhuriyet’ine, devrimlerine, CHP’sine, ordusuna, çağdaş eğitimine, evrensel hukukuma, kalkınma ve üretim modeline vb azılı, keskin düşmandır.

Lozan’da başlayan planı, aksamadan, düzenli biçimde, yerel işbirlikçilerini etkin kullanılarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak, Türkleri Trakya ve Anadolu’dan, Orta Asya’ya sürmektir!

 

Tarihten ders almayan emperyalist İngiltere’nin ve aparatlarının gerçekleşmesi olanaksız ham hayali!

 

Kemal Kılıçtaroğlu, TESEV’in böyle görevi olmadığını söyleyebilir.

 

O zaman…

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu linkinden Kemal Kılıçdaroğlunun biyografisine önce göz atın; sonra da, şu yazacaklarımı okuyun:

Kemal Kılıçdaroğlu, 1999 yılında, SSK Genel Müdürlüğü’nden kendi isteği ile emekli oluyor; aynı yıl, Milletvekilliği için Demokratik Sol Parti (DSP)’ye (Hep “Demokratik Sağ Parti” dedim; hala da diyorum.) adaylık başvurusunda bulunuyor; ancak, DSP Genel Başkanı merhum Bülent Ecevit veto ediyor.

CHP Genel Başkanı merhum Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye çağırıyor (davet ediyor), 2002 Genel Seçimleri’nde İstanbul 2’inci Bölge’den Milletvekili adayı yapıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, Haziran 2025 Genel Seçimleri’nde de İzmir 2’inci Bölge’den aday gösteriliyor.

Baykal, “seks kaseti” patlak verince, 10 Mayıs 2010’da CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti; Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010’da yapılan 33’üncü Olağan Kurultay’da, bin 249 delegeden bin 189’unun oyunu alarak 7’inci Genel Başkan seçildi; 4-5 Kasım 2023 günlerinde yapılan 38’inci Olağan Kurultay’da da, şimdiki Genel Başkan Özgür Özel’e yenildi.

İşte bu yenilgiyi kabullenemedi.

38’inci Olağan Kurultay’ın “şaibeli” olduğu savlandı; yargıya taşındı.

CHP şu günlerde, “Mutlak Butlan” (Arapça kökenli, Türkçe karşılığı “Geçersiz saymak”) davasıyla davayla uğraşıyor.

Uğraştıranların önünde, arkasında, başında Kemal Kılıçdaroğlu!

Bakar mısınız!  

Gel de Erdoğan gibi “Neredeeen nereye” deme!

Bir zamanlar “Demokrat amca”, “Demokrat dede”, “Sakin güç”, “Gandi Kemal”, “Köylünün dostu” sözcükleriyle anılan Kemal Kılıçdaroğlu, “Umarım mutlak butlan çıkmaz ama olursa da partimi kayyuma terk edemem. Ben kabul etmesem kayyum gelecek. Kayyuma mı bırakayım?” sözleriyle CHP’yi, CHP yönetimini, CHP’lileri ciddi sıkıntıya sokuyor; CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Hiç kimseyi partililerin ve milletin gönlünde butlan olacak bir pozisyona Allah düşürmesin.”  

https://www.gercekgundem.com/guncel/ozgur-ozelden-kilicdarogluna-butlan-gondermesi-allah-kimseyi-o-pozisyona-dusurmesin-543466 tümcesini etmek zorunda kalıyor.

Bu tümce, Kılıçdaroğlu’na okkalı yanıt!

Ama…

TESEV üyeliği ile verilen ve kendisinin de üstlendiği görevi yerine getiren, getirmekte kararlılık sergileyen Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli’nin 180 derecelik siyasi dönüşünü ikiye katladı; bana da “Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu yaptıklarına bakınca, 180 derece siyasi dönüş yapan Devlet Bahçeli’ye yergilerimle yanlış yapmışım” dedirtti.

 

Kemal Kılıçdaroğlu “siyasi harakiri” yaptı, kendini bitirdi!

Dahası…

Hiç iyi anılmayacak!

Değer miydi?!

İnsan kendine, eşine, çoluğuna çocuğuna, torunlarına, sevdiklerine, sevenlerine, halkına, ülkesine, dini ve siyasi inancına vb böyle bir çirkinlik, böyle bir ayıp yapar mı, böyle bir “miras” bırakır mı?!

Nokta…

KEMAL KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (2)

150 150 bakikarakol

Ülkenizdesiniz; bir etkinliğe çağrıldınız; salondaki yerinize geçip oturdunuz; az sonra, sunucu bir yabancıyı kürsüye çağırdı; o yabancı kürsüye geldi, konuştu; konuşmasının bitiminde de soruları yanıtladı; sorulardan birinin yanıtında, ülkenizin stratejik konumu nedeniyle en iyi dışsatımının (ihracatının) gözbebeğiniz ordunuzun olduğunu söylüyor.

Ne düşünürsünüz, ne yaparsınız?!

Kıyameti mi koparırsınız, süklüm püklüm mü oturursunuz?

 

Gün, ay, yıl “2 Mart 2002”; yer “İstanbul Sabancı Üniversitesi”.

www.milliyet.com.tr’nin 4 Mart 2002 günlü “Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü ordudur” Emre Ergin imzalı https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/turkiye-nin-en-iyi-ihracat-urunu-ordudur-5223347 başlıklı haberde “Ünlü para sihirbazı” sözcükleriyle tanımlanan, Macar asıllı, emperyalist ABD vatandaşı Yahudi Geogre Soros kalabalık topluluğa konuşuyor; soruları yanıtlıyor.

Bir yanıtında “Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü de ordudur.” diyor.

Sözü, sözün sahibini anımsadınız mı?

AKP’nin birinci parti çıktığı 3 Kasım 2002’den 8 ay önce söylenen bu söze, aradan 23 yıl geçtiği için unutuldu gitti.

Sözün söylendiği günlerde, yazıldı çizildi, konuşuldu, tartışıldı ama etkili tepki olmadı, toplum ayağa kalkmadı, sözün sahibine sözü yalatılmadı.

Tepki çok düşük düzeylerde kalındı!

 

Türkiye’nin ve de dünyanın en büyük kentlerinden İstanbul’da, Türklerin gözlerinin içine baka baka, “Sizin en iyi ihracat ürününüz, ordunuzdur” sözünü usu (aklı) başında ne bir siyasetçi, ne ekonomist, ne bir diplomat vb söylemez; ancak “özel görevli” biri söylerler!

O da, ülkesinin veya sonradan vatandaşı olduğu ülkeninin istihbarat elamanı olur.

 

Soros’tan söz edilirken “Amerikalı ünlü işadamı”, “Amerikalı ünlü para babası”, “Milyarder yatırımcı”, “Hayırsever” gibi sözcükleri kullanılır.

Biyografisini https://tr.wikipedia.org/wiki/George_Soros baştan sona okuduğunuzda, bir dizi yalanı göreceksiniz.

Biyografisinde deniyor ki:

“İngiltere’de hayatını kazanmak için hamallık yaparken ayağı kırılınca devlet hastanesinde tedavi gördü. Devletin fakirlere yardım etmesinin yani sosyal adaletin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendi.”

Son tümceye zerrece inanmıyorum.

Türk halkının içinden çıkan, “Türk halkının kendisi” demek olan “Türk Ordusu”na, “dışsatım ürünü” gözüyle bakan, böylesi tanımlama yapan, sözde ekonomi okumuş, ama “ürün” sözcüğünün anlamından habersiz, Macar Yahudi’si emperyalist ABD vatandaşı, “ABD’li işinsanı” adı altında “özel görevler” yapan, kanca attıkları yoksul ya da kalkınmada yol almaya çalışan ülkelerde “Turuncu renk devrimler” gerçekleştirne uğraşındaki George Soros, Oxford Üniversitesi’nde School of Economist Fakültesi’nde ekonomi öğrenimi görüyor; bu fakültede makroekonomiyi öğreniyor.

İşçi Sıfı Bilimi’nin teorisyeni/babası Karl Marx’sa, Karl Marx’sın düşüncelerine şiddetle karşı Karl Popper’in öğrencisidir, ondan etkileniyor, “Açık Toplum Projesi”ni de Popper’den esinlenerek, yaşama geçiriyor.

Biyografisinden şu paragrafı da burada paylaşmalıyım:

“İlk defa Sovyetler Birliği‘nin 1991’de dağılmasından sonra Batı Avrupa‘ya göre oldukça fakir olan Doğu Avrupa (Ukrayna, Belarus, Polonya, Yugoslavya, Romanya vb. ülkelerine tek başına tüm zamanların en büyük finansal yardımını yaparak ismini duyurdu. Yaptığı yardımlar Birleşmiş Milletler gibi büyük kuruluşların finansal yardımlarından daha fazla.”

Neden?

Ve de “tek başına”!

Gel de ünlü “Atasözü”müzü anımsama ve yüksek sesle söylenme:

“Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?”

 

Gelelim Ülkemize…

 

“Toplumların yaşamının her aşamasında karar alma süreci, bilgiye, olgulara ve çözümlemelere dayanır. Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamızda yaşanan değişim süreci, günlük hayattan yönetime, ekonomiden uluslararası ilişkilere, insan haklarından çevre sorunlarına yayılan geniş bir alanı etkilemiş, karar almada geleneksel ve alışılmış yöntem ve yaklaşımların yetersizliğini gündeme getirmiştir. Yeni bir yapı oluşturabilmek için yeni kavramların, yeni olguların, yeni değerlerin yolu açılmıştır. Artık tüm toplumlar için hedef, bu değişimi yakalayabilmektir. Türkiye de bu sürecin dışında kalmamalıdır. Cumhuriyetten bu yana çağdaşlaşma yolunda küçümsenmeyecek yol alınmış olmakla birlikte, birçok alanda bu hedefe ulaşamadığımız ortadadır. Türkiye’yi eskimiş ve hantallaşmış devlet yapısı, tam işlemeyen demokrasisi, birikmiş ekonomik ve toplumsal sorunları, yetersiz altyapısı, konumunun gerisinde kalmış görünen dış ilişkileri, hizmet gücünü giderek yitirmiş eğitim ve sağlık kurumlarıyla yirmibirinci yüzyıla taşımak olanaksızdır. Bugün içinde bulunduğumuz çıkmaz, varolan sorunları akılcı bir yaklaşımla ele alarak geçerli, doğru ve kalıcı çözümler üretmek ve uygulamak yerine; çoğu zaman “popülist” bir yaklaşımın benimsenmesi nedeniyle sorunların giderek daha büyük boyutlar kazanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa yönetim, sorunlara zamanında sağlıklı çözüm bulma sanatıdır. Ve çözüm üretilemeyince sorunlar birikmekte ve gelişmenin önünü tıkamaktadır. Batı demokrasilerinde, siyasal partiler yanında, çeşitli adlarla kurulmuş sivil toplum örgütlerinin de çözüm seçeneklerinin belirlenmesinde ve kamuoyuna maledilmesinde önemli katkıları olduğu bilinmektedir. 1961 yılında Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın öncülüğünde kurulan Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti o dönemde Türkiye’de hem özgür tartışma ortamlarının yaratılmasına öncülük etmiş hem de düzenlediği konferans, panel ve toplantılarla, yayınladığı kitaplarla ülkemizin karar organlarına yardımcı olmaya çalışmıştır. Ancak gerek ülkemizde son otuz yıldaki gelişmeler, gerekse dünyadaki önemli değişiklikler, bunun ötesinde bazı çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu göstermiştir. Böyle bir değişme ve yenilenme ihtiyacı, Konferans Heyeti’nin zengin deneyim ve birikimi üzerine yeni bir yapının kurulmasını zorunlu kılmıştır. 1993 yılı Şubat ayında Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti Genel Kurulunda Derneğin bir “stratejik araştırmalar kurumuna” dönüştürülmesi yolunda Yönetim Kurulu’na görev verilmiştir. Eş zamanlı, benzeri girişimler kimi üniversite ve sivil toplum örgütlerinde de başlatılmış bulunmaktaydı. Konferans Heyeti’nin 30.3.1994 tarihli Genel Kurul’unda, Heyetin bu kuruluşları da bünyesinde toplayarak Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na (TESEV) dönüşmesi kararı alınmıştır. 2 Biz Kurucular, Türkiye’nin gündemindeki sorunlar üzerine araştırmalar yapmak, çözüm seçenekleri oluşturmak, her alanda sağlıklı çözüm seçenekleri üretilmesine katkıda bulunmak üzere tüm bu girişimleri aynı çatı altında toplayarak Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nı kurmaya karar vermiş bulunuyoruz. Vakfın amacı, Türkiye’nin çağdaşlaşmasına katkıda bulunmaktır. Vakıf her konuda araştırmalar yaparak, çözüm seçenekleri üreterek Türkiye’nin birikmiş sorunlarının aşılmasında önemli bir işlev üstlenecektir. Amacımız yeni olanın yolunu açmaktır.”  https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/Vakif_Senedi.pdf

 

Okuduklarınız, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Vakıf Senedi Kurucular Beyanı”nın giriş bölümü.  

Okuduğunuz gibi, 1961 yılında Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın öncülüğünde başlayan süreç, 30 Mart 1994’de TESEV adını alıyor.

“TESEV Vakıf Senedi Kurucular Beyanı” girişindeki, Türkiye ilgili çelişkileri gözlemlemişsinizdir.

Ve son tümce:

“Amacımız yeni olanın yolunu açmaktır.”

Bu tümce bana, AKP’nin “Yeni Türkiye” sloganını anımsattı.

 

23’üncü Maddesinde “Vakfın mütevellileri aşağıda adları belirtilenlerdir: Aşağıda adları geçen üyeler arasında 01.01.2002 tarihinden sonra vakfa üye olmuş kişi bulunmamaktadır.” diye yazılan “Beyan”da, tam 300 ad, soyad ve 6 (İTÜ Vakfı’ndan, Hak-İş’ten, Bümed’den, Yased’den, TISK’tan,  Kalite Derneği’nden) temsilci yer almaktadır.  

Listenin 183’üncü sırasındaki kişi –linki tıklayıp aşağılara indiğinizde göreceksiniz-, şu günlerde CHP’yi fokur fokur kaynatan, “mutlak butlan”a sarılan, umut bağlayan, CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Kimse bilmiyordu.

Kendisi de sır gibi saklıyordu.

Ama…

Haziran ve Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, İstanbul 1’inci bölgeden CHP Milletvekili seçilen Barış Yarkadaş, o yıllarda Genel Yayın Yönetmeni olduğu www.gercekgundem.com adlı internet gazetesinde Kasım 2011’de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun TESEV’in üyesi olduğunu belgeleriyle yazınca sır açığa çıktı, herkes bildi.

(İnternetten yazıya erişilemiyor. Neyse ki Yarkadaş, 13 Kasım 2011’de  @barısyarkadas X hesabından “CHP’liler bu yazıyı konuşuyor: Kılıçdaroğlu TESEV kurucusu çıktı” https://x.com/barisyarkadas/status/135678820039659520 diye yazıyor. Bir de, www.ilerigazetem.com internet gazetesinden Ali Tongülüs, 2 Nisan 2018 günlü “Yarkadaş.. Kılıçdaroğlu.. Ve aklın yolu..” https://www.ilerigazetem.com/yarkadas-kilicdaroglu-ve-aklin-yolu/36058/ başlıklı yazısında genişçe yer veriyor)

 

Kılıçdaroğlu’nun, TESEV üyesi olduğu herkes tarafından bilinir olunca, yergiler, tartışılar aldı başını gitti.

 

“TESEV üyesi olsa ne olur” https://www.internethaber.com/kilicdaroglu-tesev-uyesi-olsa-ne-olur-384549h.htm diyen de vardı.

Yaygın olarak, Kılıçdaroğlu’nun TESEV üyeliğinden istifa etmesi konuşuldu istendi.

Gazeteci Dinç Çoban, Soros’un fonladığı TESEV Başkanı Can Peker’le söyleşi yaptı; söyleşi 27 Kasım 2011’de www.haber7.com sitesinde “TESEV’in Başkanı Can Peker: Kılıçdaroğlu Vakıftan istifa edemez!” https://www.haber7.com/ic-politika/haber/810656-kilicdaroglu-tesevden-istifa-edemez başlığıyla yayınlandı.

Çoban’ın sorularına verdiği yanıtların bazılarında merhum Peker öylesi derin çelişkili sözler ediyor ki!..

Okuduğunuzda inanamayacaksınız.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi de istifa edemeyeceğini söylemişti.

Enver Aysever’in bir televizyondaki programında ise üyesi olduğu TESEV’in çalışmalarına hiç katılmadığı  https://www.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/dort-bir-taraf/kilicdaroglundan-o-iddiaya-yanit-1076432 söyleminde bulundu.

Gel de gülme, gel de “Bizimle dalga geçiyor” deme!

“Fonlanan gazeteciler” deyip duran Kılıçdaroğlu’na sormak isterim:

George Soros’un fonladığı TESEV’in çalışmalarının hiç birine katılmadıysan, TESEV’e ne için, ne amaçla üye oldun ve TESEV yönetimi, TESEV’ın fonlayıcısı Soros, çalışmalara aksatmadan katılacağından emin olmazsa, üyeliğine onay verir mi, içlerine alırlar mı?

 

Öngörüm şu ki:

Kılıçdaroğlu söylemese de, üye olduğunda kendinden istenenleri, ne ve neler yapacağını biliyordu.

TESEV’ciler de Kılıçdaroğlu’nun yumuşak karnını biliyorlardı.

Genel Müdürlüğü’nü yaptığı Sosyal Sigortalar Kurumu kaynaklı sıkıntılarından sıyrılmanın yolunu siyasette, siyasetçi olmakta gördüğünün bilgisine sahiptiler.

Yani iki taraf da birbirlerinden ne istediklerini biliyordu ve iki tarafın da birbirlerinden beklentileri, istemleri örtüşüyordu.

 

Yazı uzadı, burada kesiyorum, arkası haftaya…

KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (1)

150 150 bakikarakol

Hatay’ın, ilkin AKP’nin, sonra CHP’nin Büyükşehir Belediye eski Başkanı Lütfü Savaş, Anadolu Haber Ajansı (AA)’nın https://www.aa.com.tr/tr/gundem/lutfu-savas-chpnin-38-olagan-kurultayinin-iptali-icin-dava-acti/3483374 “Lütfü Savaş, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali için dava açtı” başlıklı haberine göre, 25 Şubat 2025 günü, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 günlerinde gerçekleşen 38’inci Kurultay’ının iptali için Avukatı Onur Yusuf Üregen aracılığıyla dava açtı.

Birleştirilen davanın Ankara 42’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki önceki günkü (20 Haziran 2025 Pazartesi) 3’üncü duruşması yapıldı. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/mutlak-butlan-karari-gelecek-mi-chp-nin-38-olagan-kurultayi-nin-iptali-davasi-yarin-pm-ve-ydk-uyelerinden-davaya-katilma-talebi-2413630

Duruşma 8 Eylül 2025 gününe ertelendi. https://www.sozcu.com.tr/tum-turkiye-nefesini-tuttu-milyonlarin-gozu-kurultay-davasinda-p189102

Başından beri “Bu dava sonuç odaklı değil, süreç odaklı siyasi davadır”  deyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel yanılmamıştı.

Dava ertelendiğinde X hesabından gerçekleştirdiği paylaşımla da siyası öngörüsünü, savını dile getirdi. https://x.com/eczozgurozel/status/1939621625470517753?t=2oTHLUTlm7PZZLJ76B58YQ&s=08

Bu noktada; Sözcü Gazetesi muhabir Başak Kaya’nın sorularını yanıtlayan Kemal Kılıçdaroğlu bir tümcesinde şöyle diyor:

“Kurultay davasını açan ben değilim.” https://www.sozcu.com.tr/davayi-acan-ben-degilim-gorevi-yine-kabul-ederim-p187826

Ancak…

Önceki günkü duruşmada, Av. Onur Yusuf Üregen” www.sozcu.com.tr’nin “Lütfü Savaş’ın avukatı: CHP yönetimi Kılıçdaroğlu’na verilmeli” https://www.sozcu.com.tr/lutfu-savas-in-avukati-chp-yonetimi-kilicdaroglu-na-verilmeli-p189221 başlıklı haberine göre özetle şöyle konuşuyor:

“Kurultay mutlak butlanla sabittir. 6 Nisan seçimli kurultay yetkisiz genel başkan tarafından verilmiştir. Kurultay kanuna karşı hileye başvurularak yapılmıştır. Bu kurultay da sakattır. Gayri meşru genel başkan kendini kurtarmak için bir mizansen düzenlemiştir. Seçilmeyen bir kişinin genel başkan olması kabul edilemez. Özgür Özel’in görevden el çektirilmesi ve partinin o dönemdeki genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu göreve çağrılmalıdır. Kayyum talebimiz yoktur. CHP’nin mahkeme koridorlarında tartışılmasını istemeyiz. Ama ortada bir şaibe var. Bu dava siyasi değil hukuki bir davadır.” diyor.

Av. Üregen sanki Lütfü Savaş’ın Avukatı değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Avukatı; neredeyse, CHP yönetiminin Kılıçdaroğlu’na verilmesi için Mahkemeye heyetine yakarıyor!

Anlaşılıyor ki…

Kemal Kılıçdaroğlu, görünürlerdeki insanların arkasındaki kişi!

Bu arada…

Kılıçdaroğlu, 8 Eylül 2025’e ertelenen duruşmanın ardından açıklamada bulunuyor ve “Fonlarla beslenen gazetecileri, trolleri ve gözü dönmüş siyasetçileri ise Allah’ın adaletine ve milletin vicdanına havale ediyorum.” https://www.sozcu.com.tr/chp-kurultayi-davasi-ertelendi-kemal-kilicdaroglu-ndan-ilk-aciklama-p189312 tümcesini ediyor.

“Fonlarla beslenen gazeteciler”i, lütfetsin açıklasın.

Bu anlatısında sanki bir “deneğim” var!

Kullandığı “Gözü dönmüş siyasiler” sözcükleri bana, “kendini vurguluyor” gibi geldi!

Tam burada, merhum babasının kendisine söylediği “Sen doğru dur, eğri belasını bulur” https://x.com/kilicdarogluk/status/1313554881417031681?t=gYXiYSMh3B1XCpIAcAcYUg&s=08 sözünü anımsadım.

Babasının sözünü iyi anlayamamış olmalı ki, bugün geldiği noktada, merhum babasının “değerli sözü”nü tersten yapan duruma düştü!

25 Haziran 2025 Çarşamba günü, gazeteci İsmail Saymaz’a ettiği şu iki “Ne var yani benim gelmemin size ne zararı var? Ben zaten partinin genel başkanıyım, ne zararım olacak ki?” https://www.sozcu.com.tr/ankara-kulislerini-sallayan-kilicdaroglu-iddiasi-ne-zarari-var-p187631 tümcesine bakar mısınız?!

Nasıl eder?!

Bu kadar mı kendini “bitirmek” olur?!

Mahkemenin “Mutlak Butlan” kararı vermesiyle, partinin başına gelmeyi nasıl içine sindirir, yasal organ Kurultay kararıyla gittiğini unutur?!

Evet, CHP’nin eski genel başkanıydı, şimdi değil!

Eskiyle yeniyi neden karıştırır?

Psikolojik sorunları mı var, siyasi yenilginin kini, öfkes, içinde mi, yoksa bir “görev” mi yapıyor?!

Herkes şaşkın!

Herkes “Kemal Kılıçdaroğlu neden böyle yapıyor?! CHP’ye, CHP’lilere, Atatürk’e karşıtlığıyla bilinen TGRT TV’ye çıkıp övgü sözler eder, TGRT’nin tarafsız yayın yaptığından dem vurur?! Bir zamanlar kendisine ateş püsküren iktidar yanlısı yandaş basının gözdesi olmasındaki oyunu, tuzağı nasıl görmez?!” vb diye konuşur!

Aynı içerikte yazılır, çizimler çizilir!

İlkin CHP’nin eski Genel Başkanları https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-chp-li-eski-genel-baskanlardan-ortak-bildiri-p188458 , ardından Alevi aydın, gazeteci, yazar, kanaat önderleri ve dedelerinden https://halktv.com.tr/gundem/kilicdarogluna-bir-cagri-da-alevilerden-bu-kirli-oyunu-bozabilirsiniz-950644h daha sonra Alevi örgütleri ortak açıklama yaptılar https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/alevi-orgutlerinden-ortak-aciklama-iktidarin-ekmegine-yag-surmeyin-2413641, Alevi Kemal Kılıçdaroğlu’nu uyardılar, yanlış yapmamaya, doğru düşünmeye, doğru karar almaya, uygulamaya çağırdılar.

Ama…
Kılıçdaroğlu hiç birini dikkate almadı, bildiğini okudu.

Peki neden?

İşte şundan:

“Fonlarla beslenen gazeteciler” diyor ya…

“George Soros” adlı Macar asıllı, emperyalist ABD vatandaşı iş insanı Yahudi’nin “fonladığı”, kısaltılmışı “TESEV” olan “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı”nın 183’üncü kurucu üyesi Kemal Kılıçdaroğlu, Soros’un fonladığı TESEV amaçları veya çıkarları doğrultusunda görev yapıyor!

Yazarsam, yazım uzun olacağı için ayrıntıya girmiyorum; haftaya bırakıyorum.

Yazımı, hem güzel, hem ilginç bir gelişmeyle noktalayayım:

AKP’nin, kararları kesin ve itiraz edilmez Yüksek Yargı Yüksek Seçim Kurulu’ndaki temsilcisi Recep Özel, www.nefes.com.tr’nin “YSK kararı bozulursa sistem allak bullak olur” https://www.nefes.com.tr/ysk-karari-bozulursa-sistem-allak-bullak-olur-44613 başlıklı haberinde şöyle diyor:

“YSK’nın verdiği kararı asliye ceza mahkemesi ya da ağır ceza mahkemesi bozamaz. Bozmamalı. Böyle bir şey olamaz. Bütün sistem allak bullak olur eğer mahkeme bu kararı bozarsa. Şu anda asliye hukuk mahkemesi ‘İbra oldu mu, başkanlık divanı oluştu mu?’, bu konularda karar verebilir. Bir usulsüzlük görürse, bunun seçim kısmıyla ilgili herhangi bir karar vermesi çok çok yanlış olur.”

Hemen usuma, Hatay TİP Milletvekili tutuklu Can Atalay davası geldi.

Başka davalar da…

Özlemini duyduğumuz böylesi doğru çıkışlar neden olmadı?!

YSK yüksek mahkeme olmasına karşın, kesin, itiraz edilmez kararlarının arkasında neden durmadı, neden alt mahkemelerin canlarının dilediği gibi bozmalarına “Dur” demedi!

Buna çok üzüldüm, çok üzülüyorum!..