Posts By :

bakikarakol

ARININ, AKLANIN ÖYLE KONUŞUN!..

150 150 bakikarakol

19 Haziran 2026 Cuma gecesi, aylar, yıllar sonra, Türk gazeteciliğinde, televizyonculuğunda bir ilk yaşandı.

 

Kim düşündü, kim önerdi, öneri kimden geldi bilmiyorum.

 

Sözcü TV…

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay’ın iptali için açılan davada, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü “Mutlak Butlan” kararı verip “CHP Genel Başkanı” olarak atadığı, 38’inci Olağan Kurultay’da “Genel Başkan” seçilmeyen, CHP’nin 22 Mayıs 2010’dan, 4-5 Kasım 2023’e kadar 13 yıl Genel Başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nu…

“Özel Canlı Yayın”a aldı.

Canlı yayın CHP Genel Merkezi’nden yapıldı.

Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kuruluş Mutlu sorular sordular.

Yazının altında linkini* verdiğim, yaklaşık iki saatlik söyleşiyi gerçekleştirdiler.

 

Ne yalan söyleyeyim, ilk başlarda “Sözcü TV yönetimi, bu atanmış butlancıyı niye çıkarıyor” diye söylenmiştim.

Sözcü Gazetesi yazarı Emin Çölaşan üstadımın, aynı günkü “Gazetecilik ve KK” https://www.sozcu.com.tr/gazetecilik-ve-kk-p329181 başlılık yazısı, tepkimde haklılığımı destekler olunca, bende “izlememe, şöyle bir bakıp geçme” düşüncesi ağır bastı.

Öyle yaptım.

Ama…

Senem Toluay Ilgaz öyle giriş yaptı ki!..

“Dur bakalım, sonu nereye varacak” dedim, oturdum, izledim.

İyi ki oturmuş izlemişim!

@ilgazsenem, @baristerkoglu, @aslikurtuluss öyle sorular sordular, öyle  gazetecilik, televizyonculuk sergilediler ki, hayran kaldım, gazeteciliğimle onur duydum!

 İşte gazetecilik buydu!

Sorunu soracaksın, sorunun yanıtını alıncaya kadar direneceksin, sorgulayacaksın, karşına geçip sorularına yanıt veren kişinin doğruyu, doğruları söylemesini sağlayacaksın, yalana, dolana kanmayacaksın, izleyicini, dinleyenini, okurunu yanlış verilerle aldatmayacaksın!

Başta Sözcü TV Genel Yayın Yönetmeni @ipekkozbey’e, gerçek gazeteciliği, televizyonculuğu capcanlı gösteren üç gerçek gazeteci Senem Toluay İlgaz’ı, Barış Terkoğlu’nu ve Aslı Kurtuluş Mutlu’yu kutluyorum.

 

Günaydın, Meydan, Gözcü Gazetelerinde Genel Yayın Yönetmenim Rahmi Turan “İşte gerçek gazetecilik!” https://www.sozcu.com.tr/iste-gercek-gazetecilik-p329929 başlıklı yazısında, yazacaklarımın aynısını yazmış.

Ben de, yapılan bu “gerçek gazetecilik”ten ciddi rahatsız ve tedirgin olanlara değineyim:

Gaziantep AKP eski Milletvekili ve AKP MKYK eski üyesi “sözde gazeteci” Şamil Tayyar!la başlayayım.

Bilmediği ama bildiğini sandığı “gerçek gazetecilik” konusunda ahkam kesmeye, çarpıtmaya kalkınca, paylaşımının altına “Rahatsız mı oldun Tayyar?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2068042857210872294; birkaç saat sonraki paylaşımına “Yapılan gazeteciliği gördün, eziliyorsun değil mi Tayyar?!. https://x.com/BakiKarakol/status/2068077664116605298 diye yazdım.

Tayyar ara vermiyor, kaptırmış gidiyor:

“Bu şimdi gazetecilik mi? Kılıçdaroğlu program konuğudur. Yani kanalın misafiridir. Ev sahibi misafirine nezaketli olmalıdır. Saygısızlık, gazetecilik değildir.” paylaşımına karşılık “Gazeteciliğe, gazetecilere hakaret ve saygısızlık ediyorsun Tayyar!.. Kuyruk acını, kuyruk acınızı anlıyorum… Ama… Neylersiniz ki; aparatınız, elinizdeki kumaşınız bu, bu kadar; o da çöktü, bitti tükendi, kepinizi hayal kırıklığına uğrattı!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068215753556324544 tümcelerini yazdım.

Tayyar “Bu soruyu soranı, başka bir meslek için teşvik etmeli. ‘Arınma görevini kim verdi?’ ne demek? Utanç verici.” diye yazdı; ben de “Böyle bir soruyu us (akıl) ve cesaret edip soramayacağın için, eziklik duyuyor, soruya ve soruyu soran gazeteciye kara çalıyorsun Tayyar!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068285114346246241 diye karşılık verdim.

Tayyar “gerçek gazeteci” olmadığı ve de olamayacağı için, “Arınma görevini kim verdi?” sorusunun Kemal Kılıçdaroğlu’na niçin sorulduğunu ve ne amaçla sorulduğunu kavrayamamış.

Yazayım, öğrensin:

Kemal Kılıçdaroğlu, “Mutlak Mutlan” kararından bir gün gönce (20 Mayıs 2026 Çarşamba) bir video yayınladı.  https://halktv.com.tr/turkiye/son-dakika-kilicdaroglu-bu-kez-kendisi-konustu-video-yayinlayip-chpye-savas-acti-1030972h

Diyor ki:

“Partinin kirlilikten arınması lazım. Nokta.”

Parti Meclisi’nde, Merkez Yönetim Kurulu’nda böyle bir karar var mı?

Yok.

Yani, “Mutlak butlan” kararıyla “atanma”dan önce söylenen bir söz; yani ortada PM, MYK üyeleri yok; yani tek başına, kendi kendine karar alıyor; yani o karar, yalnızca “kendi iradesi(!)”!

Etik mi?

Değil.

Hakkı var mı?

Yok.

Yetkisi var mı?

Yok.

Zaten, mahkemenin “hukuku öteleyen” kararıyla atanmış “hukuki geçerliliği” olmayan bir “yetkisiz yetkili”!

Ama Tayyar ve Tayyargiller böyle düşünmüyor, başka düşünüyor, uslarına birileri, bir yerler geliyor!

 

Tayyar az ara verdi, Tayyar gibi AKP eski MKYK üyesi ve AKP’den “ihraç” Avukat Mücahit Birinci “Şimdi de Özgür Özel bir programa katılsın… Soruları Barış Yarkadaş, Gürkan Hacır, Ferhat Murat ve Mehmet Faraç sorsun… Hadi…” paylaşımını yaptı.

“Neden bu kıyaslama Birinci?!. Kaldı k, Özgür Özel her birini kan ter içinde bırakır, terse çevirir!.. İç siyasada varsa bilge gazetecileriniz çıkarın da, öyle yazın, çizin, önerin!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068336558361432117 karşılığında bulundum.

Ama…

Birinci, bir gün sonra (21 Haziran 2026 Pazar günü X hesabından, beni şaşırtan, benim yazacaklarımın hemen hemen aynılarını yazdı:

“Sözcü TV yayını ile ilgili çok fazla konuşuluyor. Ben de fikrimi söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi içeriği izlemeden Kemal Bey’in orada olmasının bir cesaret olduğunu zikretmiştim. Ve fırsat buldum yayının içeriğini izledim: İçerikle de alakalı birkaç söz söylemek isterim: Şimdi arkadaşlar, gazeteciler sıkıştırdı vs. bunları geçin. Bunlar olması gereken şeyler. Biz uzun zamandır bu gerçeklikten çıktığımız için bünye bunu kaldırmadı. Gazeteci bu en istenmeyen soruyu en kışkırtıcı şekilde sorabilir. Biz hariç, dünyanın her yerinde bu iş böyledir. Bu gazetecilere hiçbir şey diyemeyiz. Örnek olarak, Beyaz Saray’da Trump ile gazeteciler arasında bunun yüz katı kavga, hakaret, sert soru, baskı, yönlendirme, kovma ve kovulma sahnelerine şahit olduk. Bu, aslında gazeteciliğin doğasında olan bir durum. Bazen sosyal medyada bundan on sene önceki basın toplantılarına denk geliyorum. İnanılmaz bir değişim var. Bugün aynı gazeteci, aynı soruları rüyasında bile soramaz. Maalesef bu da bizim eksiğimiz… Kabul etmek lazım. Bu bakış açısıyla baktığımızda, içeriği değerlendirdiğimizde aslında burada tek kusurlu, programa çıkan Kemal Bey ve Kemal Bey’i o programa çıkaran danışmanları. Evet medeni bir cesaret, evet Kemal Bey’in cesareti akılda kalacak ama adamı yayın boyunca kum torbası etmişler kardeşim. Buna müsaade edilir mi!? Program günü de dediğim gibi; Özgür Özel de TGRT’de bizim programa konuk olsun, görelim. Sokakta bir söz vardır: Dayak yiyeceğin kesinse, o kavgaya girmezsin. Ha ‘ben korkmam’… O zaman cesaretle dayak yersin. Ama sonuçta dayak yersin… Sevgiler, iyi pazarlar.” https://x.com/birincimucahit/status/2068614123370209374

 

www.cumhuriyet.com.tr’de “AKP’li Mahir Ünal’dan Sözcü TV’nin Kılıçdaroğlu yayınına eleştiri: Gazeteciler hedefte”

https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/akp-li-mahir-unal-dan-sozcu-tv-nin-kilicdaroglu-yayinina-elestiri-gazeteciler-hedefte-2513779 başlıklı haberi gözüme ilişti.

X hesabımdan ilkin, ALIŞKIN OLMADIKLARI, OLMAYACAKLARI “GAZETECİLİK”LE, “GAZETECİLER”LE KARŞILAŞINCA AKP’Lİ MAHİR ÜNAL DA ŞAŞKIN! NEDENİNİ YAZACAĞIM.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068352040284156063; sonra da “MÜ İlahiyat Fakültesi mezunu, İÜ’de “Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” alanında Yüksek Lisans yapan AKP MKYK ÜYESİ VE AKP K.MARAŞ ESKİ MİLLETVEKİLİ MAHİR ÜNAL, GAZETECİLİKTEN NE ANLARSINIZ Kİ, “GERÇEK GAZETECİLERE GAZETECİLİK DERSİ” VERMEYE KALKIYORSUNUZ?!.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068678130139607368 tepkimi yazdım.

 

Bunları böyle sıralayarak, AKP’nin, AKP’lilerin ve yandaşlarının, “gazetecilik ve gazeteci anlayışları”nı sizlerle paylaşmak istedim.

Gazetecilik başkadır, tanıtım, reklamcılık başkadır.

Yani…

Anlayışları çökmüştür!

 

Sözcü TV’deki canlı yayınla, bir diğer çöküş, Kemal Kılıçdaroğlu’nda oldu!

 

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Barış Övgün, Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmesinde “Kılıçdaroğlu psikplojik ve ahlaki olarak çöktü”  https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/siyaset-bilimci-prof-dr-ovgun-mutlak-butlan-kilicdaroglu-nun-aciklamalarini-cumhuriyet-e-degerlendirdi-psikolojik-ve-ahlaki-olarak-coktu-2514005 diyordu.    

www.gazetepencere.com internet gazetesi yazarı Fikret Bulut da, 21 Haziran 2026 Pazar günkü “Malamat olmayı göze alacak ne vardı”

https://www.gazetepencere.com/yazarlar/malamat-olmayi-goze-alacak-ne-vardi-ki-705038h başlıklı yazısında Arapça sözcük “Malamat”ı özellikle kullanmıştı.

Bence de “Malamat” olmuştu.

22 Mayıs 2010 öncesi, CHP Grup Başkanvekili iken AKP Genel Başkan Yardımcılarından merhum Mir Mehmet Fırat’a, Şaban Dişli’ye, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li İ. Melih Gökçek’e yolsuzluk dosyalarından ötürü, televizyon ekranlarında, soğukkanlı duruşuyla, kök söktürmesini anımsadım!

O günlerde adı “sakin güç”e çıkmıştı.

19 Haziran 2026 Cuma gecesi Sözcü TV özel canlı yayında ise çökmüş, “bitik güç” olmuştu!

Konudan konuya geçiyor, terliyordu, sesi titriyordu; “bilmiyorum”, “hukukçu değilim” diyordu; inkar ediyor, iftira atıyor, yalan yanlış konuşuyordu.

Amacının, amaçlarının “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmek” ve “Partiyi kirlilikten arındırmak” olduğunu söylüyordu.

Gel de inan!

Bir ara, karşısındaki ikisi bayan, biri erkek “üç gerçek gazeteci”ye “Bana sorduğunuz gibi Erdoğan’a da sorabilir misiniz?” diyerek çıkıştı.

 

Uzatmayayım… .

Zaten, siyasi yaşamında izlediği siyasalar ak pak değildi, kirliydi!

Önce kendisi “kirli siyasalar”ından arınacaktı!

 

O gece, Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte, “yakın arkadaşları” da çökmüştü.

Onların da hayalleri, umutları tükenmiş, rüyaları kabusa dönmüştü.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Avukatı Celal Çelik //Sakın, Arınma sözünü kullanmayın” “Sakın, Yolsuzluk demeyin, yolsuzluklara karşı çıkmayın” “Sakın, aklanıp gelin demeyin” “Zira içimizde nefsine yenik düşüp yolsuzluk yapanlar, kamu malını çalanlar var. Onlar bizden. O yüzden susun, susalım”!!!! Anlıyoruz, görüyoruz ki ahlaksızlıklara bulaşanlar, bu söylemi bize diretiyorlar, hem de utanmadan sıkılmadan!… Ancak hiç kimse kusura bakmasın, kim yaparsa yapsın sonuna kadar yolsuzluklara karşı duracağız. Mustafa Kemal Atatürk’ ün kurduğu Parti’de kirliliğe geçit vermeyeceğiz…// https://x.com/CelikBaskan06/status/2068356164174172373 diye yazdı.

Ben de, paylaşımın altına şöyle yazdım:

“O zaman, sözünüzün eri olun, içinizdeki ‘kirli siyaset’ yapan “kirli siyasetçiler”den arının!.. Bunu yapabilecek misiniz?!. Yaparsanız, beni yanıltmış olacaksınız… Var mısınız?!. Buyurun…” https://x.com/BakiKarakol/status/2068380567066873971

Bakalım, kendi içlerindeki siyasaları, düşünceleri, ilişkileri, iletişimleri, söylemleri, eylemleri vb kirlileri temizleyecekler mi?!.

Kirlilerinden, kirliliklerinden arınmak, yazılı başvuruyla parti Genel Merkez binasına polis desteği, zoruyla girmek, kapı pencere kırmak, koltuk, sandalye fırlatmak, cam parçalamak, biber gazı sıktırmak kadar kolay değil!

Arının, aklanın öyle konuşun!

Yazımı…

Dünkü (23 Haziran 2023 Salı) Cumhuriyet Gazetesi’nin, “Olayların Ardındaki Gerçek” köşesinde yayımlanan “Siyasi Hayatı Bitiren Konuşmalar” başlıklı yazının linkini verip bitireyim:   https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylarin-ardindaki-gercek/siyasi-hayati-bitiren-konusmalar-2514520  

 

* 19 Haziran 2026 Cuma Sözcü TV’de Kemal Kılıçdaroğlu ile canlı yapılan “Özel Söyleşi”  

https://www.google.com/search?q=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&oq=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOdIBCTQ1Nzk4ajBqN6gCCLACAQ&sourceid=chrome&ie=UTF-8#fpstate=ive&vld=cid:d1aa8700,vid:Bb9NV5DFMcg,st:0  

 

“ÖMERLER” ARANMASI VE İBB ANA DAVASI’NDA “HUKUKUN, ADALETİN YARGILANMASI”!..

150 150 bakikarakol

Önceki gün (15 Haziran 2026 Pazartesi), kontrol için gittiğim hastanede, “mahşeri kalabalık”taki, hastalardan önce ve çok, hasta yakınlarının yüzlerindeki mutsuzluğu, umutsuzluğu, seslerindeki düşüklüğü, titreyişi, gözlerindeki zayıflığı gördüm!

Sanki yaşamları bir işkenceydi!

 

Demek ki, “toplumsal işkence” dedikleri buydu!

 

“Erdoğan sonrasında oğul mu olmalı, damat mı olmalı?” tartışılarını öteleyerek, gözlemlerimi içeren, devlet hastanesinde önceki gün yaşadıklarımı yazacaktım.

Ki…

Dün (16 Haziran 2026 Salı) Sözcü TV’de Senem Tolunay Ilgaz’ın “Öncesi Sonrası” canlı haber programında, eşi “İBB Ana Davası”ndan tutuklu yargılanan genç kadının konuşması ve o konuşması içinde geçen bir tümcesi, bana, yayında olan şu okuduğunuz yazıyı önceledi.

 

O genç kadın…

68’i tutuklu, 414 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ana Davası’ndan tutuklu, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce ile 28 Mayıs 2025’te Silivri Marmara Cezaevinde nikah kıyan Diş Tabibi Filiz Kahveci Gökce idi.

 

Bayan Gökce, “15 aydır ilk kez duvarlara ve ekranlara seslenmek yerine hakimlerden oluşan bir heyete seslenebiliyorum” https://haber.sol.org.tr/haber/ibb-davasi-sanigi-bugra-gokce-emniyete-girisimin-goruntulenebilmesi-icin-uc-kez-disari diyen Buğra Gökce’nin dünkü duruşmasından sonra, Sözcü TV’ye konuştu.

 

Bayan Gökce’nin bana yazı değiştiren tümcesi şuydu:

“Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!”

 

İnanır mısınız, hop oturup hop kalktım!

Bana göre müthiş güzel, içerikli sözdü!

Daha önce başkaları böyle veya benzer biçimde söylemiş miydi, bilmiyordum; ilk duyuyordum.

İçim de darlanıp dağlanmadı değil!

Çünkü…

Bağımsız yargı, benim için yüce değerdir, güvendir, güvencedir, özgürlüktür vb…

Hiç ama hiç kimsenin, kimselerin gölge dahi düşürmesine katlanamam, izin vermem!

2010’yılda yapılan Anayasa değişikliği ile AKP’li Avukatların yargıya yerleştirmelerine kan ağlamıştım, kendimi güvenden yoksun, kimsesiz, sahipsiz, yetim hissetmiştim!

 

Askere yapılanlarla başlayan “hukuk dışılık”i “hukuka aykırılık” süreci, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün “İkinci eserim” dediği partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanlara kadar uzadı geldi!

 

CHP’li Belediye Başkanlarını, Belediye Meclis üyelerini, İl, İlçe Başkanlarını, Milletvekillerini, Atatürkçü bürokratları vb yazmıyorum!

 

Ne yalan söyleyeyim…

Birden, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Ağustos 2019 günü partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 18’incı kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı anımsadım.

Erdoğan konuşmasının bir yerinde diyordu ki:

“… kardeşlerim, bize Ömerler lazım. İşte biz bu Ömerleri bulduğumuz zaman şunu bilesiniz ki şu anda geldiğimiz konumdan çok daha farklı bir konuma Allah’ın izniyle çıkacağız. Hiç endişeniz olmasın.” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kongre-surecimizi-baslatiyoruz-bize-yeni-omerler-lazim-41310472

 

“Bize, Ömerler lazım” derken, herkes gibi benim de usuma (aklıma) Hazreti Ömer ve “Hz. Ömer Adaleti” gelir.

 

Nedir “Hz. Ömer’in Adaleti”?

Genelde şöyle denir:

“Hz. Ömer’in adaleti; yöneticiler, aile ve sıradan vatandaşlar arasında ayrım gözetmeyen, hesap verebilirliği ve liyakati en üst düzeyde tutan evrensel bir devlet anlayışıdır. Makam veya güç fark etmeksizin hukukun üstünlüğünü ve kamu haklarını korumayı temel ilke edinmiştir.”

 

Dini bilgisine güvendiğim yakınıma da danıştım.

 

Yazdı gönderdi.

Şöyle:

“Hz. Ömer, yönetim anlayışının merkezine yerleştirdiği tavizsiz adalet duygusuyla İslam tarihinin en güçlü sembollerinden biri olmuştur. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunu sadece bir söz olarak değil, hayatının her anında bir yaşam biçimi olarak uygulamış; makamı, mevkii veya yakınlığı ne olursa olsun haklının yanında, haksızın ise karşısında durmuştur. Kendisine karşı dahi bir hata yapıldığında hesap sorulmasına izin verecek kadar şeffaf ve hukukun üstünlüğüne bağlı olan Hz. Ömer, tebaasının her ferdini kendi sorumluluğunda görmüş, yöneticiliğin bir ayrıcalık değil, ağır bir adalet yükümlülüğü olduğunu tarihe altın harflerle kazımıştır.”

 

Bu bilgiler ışığında düşündüm:

Aranan “Ömerler” bulunmuş muydu?

Siyasetteki, yargıdaki, bürokrasideki, kültür-sanattaki vb “Ömerler”, bekleneni vermişler miydi?

Hele de, “Yargıdaki Ömerler”?!.

 

Yoksa…  

Filiz Kahveci Gökce’nin “Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!” tümcesiyle dile getirdiğini yapanlar “yargıdaki Ömerler”  miydi?

 

Onların yaptıklarına, yaptırdıklarına baktığımızda, “Hz. Ömer Adaleti”ni görmek olası değil!

 

Ben göremiyorum.

Gören, buyursun anlatsın!

 

“Ömerler” aramak…

“Hz. Ömer Adaleti” yanlısı olmak…

“Hz. Ömer Adaleti”ni sahiplenmek, savunmak, yaşama geçirmek…

Çok güzel, çok gerekli, çok yararlı bir düşünce, bir istem!

Yapana, yaptırana selam olsun!

 

Ama…

Sözde bırakmamak değil!

Unutmak, unutturmak hiç değil!

 

Hele ki…

“Ömerler”e, “Hz. Ömer Adaleti”nin tam tersini yaptırmak, yapmalarına arka durmak, Hz. Ömer’e de, Hz. Ömer Adaleti’ne de, çağdaş evrensel hukuka da, “kardeşlik, dayanışma bağları”na da zararlar verir!

 

Vermesin!

 

Vermesine karşı ciddi önlemler alınsın!

 

İçtenlikli düşüncem, istemim, uyarımdır!..  

K.K.K (KEMAL KARABULUT KILIÇDAROĞLU) KONUŞTUĞUNDA, KENDİLERİNE “CHP’Lİ” DİYENLERİN ATTIKLARI “O ÇİRKİN SLOGAN”!..

150 150 bakikarakol

“Grup toplantısı” diyorlar, konuşuyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar ama…

K.K.K’nin (Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu’un) dün (9 Haziran 2026 Salı), polis gücüyle girip “işgal” ettikleri CHP Genel Merkezi’nde yaptığı “toplantı”da konuşurken, atılan “bir slogan”; bana, aldığım notları ve bugün yazacağım yazıyı kenara itti, okuyacaklarınızı yazdırdı.

 

Ancak…

Sizlerden bir istemim var:

Ya https://x.com/i/status/2064329855919894978 linkinden veya  https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-benim-koltuk-derdim-yok-ahlakli-erdemli-bir-kurultayi-elbette-yapacagiz linkinde yer alan haberi hem okuyun, hem de videoyu izleyin.

Yazımı ondan sonra okuyun.

 

Şundan:

Konuşmayı, konuşma sırasında atılan sloganları, K.K.K’yı “Kahraman Kemal” diye anons edip duran sunucunun diğer sözlerini kulaklarınızla duyun; www.chp.org.tr linkinden ayrıca haberi kendi gözlerinizle bir güzel okuyun.

 

Halk TV’nin sahibini kastederek, -bağlantısını ve ilişiğini bir türlü kuramadığım, tekille başlayıp çoğula dönen- “Sahibi Londra’da olan, Türkiye’ye gelmeye cesaret edemeyen bazı televizyonların sahipleri var. Parayla nasıl delege alınıp satılıyorsa, televizyon kanalları da parayla alınıp satılmasın, onun da önüne geçeceğim.” tümcelerini eden, salondakilere “Unutmayın, Ankara’da bir Kemal Abiniz var, bir Kemal Babanız var…” diyen ve benim X hesabımdaki paylaşımımda “Kendini ‘Kemal Baba’ sözcükleriyle tanımladı” diye yazdığım K.K.K. konuşurken, salondan bir slogan atıldı:

“Hırsız CHP”!

“Hırsız CHP!

Videolardan birini izlediğinizde; sloganın, el kol havada sallayarak, yüksek sesle peş peşe iki kere atıldığını net duyacak, göreceksiniz!

 

Kanıma dokundu!

Kalakaldım!

 

Salondakiler, kendilerine “CHP’li” demiyorlar mıydı?!

Diyorlardı.

Ama hiç birinden çıt çıkmadı!

Hiç biri çıkıp “Hop hop! Böyle bir slogan atamazsınız!” diye çıkışmadı, “o çirkin slogan”ı atanları susturmadı!

Ne K.K.K’dan, ne ön koltuklarda oturan 23 Milletvekilinden!*

 

Neden?!

 

Duymadılar mı?!

 

Duydular da, duymazdan mı geldiler?!

 

Duymazdan gelip tepki vermedilerse, çıt çıkarmadılarsa, CHP’li olmadıkları açığa çıktı!

Yani…

Kep düştü, kel göründü!

Yani…

Gerçek “niyet”, yadsınamayacak biçimde belli oldu!

Bunu da, kimseler değil, kendileri yaptı!

 

İçimize sızmalarını çok geç ayırt (fark) etmeme, etmemize kızıyorum!

 

Ve…

Utanıyorum!

Utanmalıyız!

Ciddi özyergi (özeleştiri) yapmalıyız!

 

Şimdi…

K.K.K’nın, “Grup toplantısı konuşması” diye çarpıtıp yutturmaya kalkıştıkları “toplantı”daki konuşmasından özetle bazı sözlerini alıntılayacağım, kısa kısa bir şeyler yazacağım:

“Bu parti; Mustafa Kemal’in partisidir, bu parti İsmet İnönü’nün partisidir, bu parti Bülent Ecevit’lerin partisidir.”  

1999’da Bülent Ecevit DSP’ye almazken, 1990’lı yıllarda DSP’nin İstanbul İl Başkanı, daha sonra “Deniz Baykal’ın CHP’si”ne geçen, Milletvekili ve Bakan olan, K.K.K’nın şu anki “Genel Sekreter”i Mehmet Sevigen üzerinden CHP’ye alan, CHP’nin o zamanki Genel Başkanı merhum Deniz Baykal’ın adını neden anmadı?!

(Usuma bir şeyler geliyor ama yazmayacağım.)

 

“Kirlikten arınacağız, temiz siyaset yapacağız.”  

Kirleteceksin, sonra arınmaktan, temiz siyasadan söz edeceksin!

Kim inanır?!

Ya saflar ya siyasi amaç, kariyer, çıkar peşinde koşan inanır!

 

“Çıkar için çalışmayacağız.”

Neden böyle bir sözü söyleme gereği/gereksinimi duydu?!

Bir kuşkusu mu var?!

Bir duyum mu aldı?!

 

“Hiçbir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip ‘Bize niye yardım yapmıyorsunuz’ diyemez. Ne demek ya? Yedi düvele karşı mücadele etmiş, bu topraklardan Yunanlıları, Fransızları, İngilizleri kovalamış olan bir partinin elemanları nasıl yurt dışına gidip de ‘Bizi yalnız bırakıyorsunuz’ diyebilir?”

Yurt dışındaki, aynı siyasi partilerle dayanışma içinde olmayı böyle yorumlamaya “pes” doğrusu!

Doğruyu, gerçeği eğip bükmenin dik alası!

Bu da, “çamur at, izi kalsın” anlayışından kaynaklanan sıkışmışlığın, çaresizliğin, tükenmişliğin sonucu!

 

“Emperyalizme karşı mücadeleyi yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.”

Böyle bir sözü edenin, emperyalist elamanı “Para babası” George Soros’un Türkiye’deki vakfının 183’üncü kurucu üye olması nasıl yorumlanacak ya da nasıl yorumlanmalı?!

 

“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor. Çin’e bakın, Amerika’ya bakın, İngiltere’ye bakın, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız.”

Korkunç!

Ürkütücü!

Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzün ”Yurtta barış, dünyada barış” sözüne taban tabana zıt sözler!

 

Tam “savaşçı” kafa!

Osmanlı anlayışı!

Türk-İslam sentezi, Turancı yaklaşım, özlem!

 

Tehlikenin büyüklüğünü, boyutunu kavrayabiliyor musunuz?!

 

Tanrı korusun!

 

“Bir siyasetçinin hesap vermesi için hesap sorar konumda olması lazım.”

Tümcedeki içerik, ileti, amaç çok net!

Kin, öfke, intikam, güç fışkırıyor!

 

* Hasan Öztürkmen, Hasan Karaoba, İnan Akgün, Barış Bektaş, Mustafa Adıgüzel, Hüseyin Yıldız, Gamze Akkuş İlgezdi, Mahir Polat, Semra Dinçer, Ali Fazıl Kasap, Sevda Ferdan Kılıç, Nurten Yontar, Deniz Demir, Orhan Sarıbal, Enis Berberoğlu, Faik Öztrak, Kadim Durmaz, Rıfat Nalbantoğlu, Rahmi Aşkın Türeli, Jalenur Süllü, Vecdi Gündoğdu, Gülizar Biçer Karaca, İlhan Kesici

CHP GENEL MERKEZİ’NDE BİR “İŞGAL” VAR, YASAL YOLLARLA SONLANDIRILMALI, “İŞGALCİLER” DE ÇIKARILMALI!..

150 150 bakikarakol

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi’nın 21 Mayıs 2026 Perşembe günü, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik açılan “iptal davası”nda, kurultay seçimlerini ve alınan tüm kararları geçersiz sayan “mutlak butlan” kararı ve de Kurultay’da “Genel Başkanlık yarışı”nı yitiren CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel Başkanlığa getirilmesi”…

Sonrasında; “atanmış Genel Başkan”ın “Avukatı”nın yazılı başvuru istemi üzerine, CHP Genel Merkezi’ne, polis gücüyle kapı pencere kırılarak, biber gazı sıkılarak girilmesi…

Hukuka, Anayasa’ya, yasaya, yasalara ve gerçeklere aykırıydı!

Aynı zamanda “koca ayıp”tı!

CHP’nin öz sahibi “kurtarıcı ve kurucu Kemal Atatürk”e, O’nu sevenlere, O’nun izinde olanlara/gidenlere saygısızlıktı!

Yürek yaralayıcıydı!

 

Kabullenemiyorum, kabullenemeyeceğim de!

 

Her ne kadar, “gelişmeler”in nedeni “iç siyasa çekişmesi/rekabeti” olarak görülüp yorumlansa da, “dış”a ve 1919 öncesine dayanır!

 

Düşman, Çanakkale ve Ulusal Kurtuluş Savaşlarıyla önü kesilen, topraklarında ya da egemen oldukları yerlerde güneşin batmadığı”Birleşik Krallık” veya “Büyük Britanya” veya “İngiltere”dir, İngiltere’nin –ABD’yi de var eden, kullanan- emperyalistleridir!

Bu emperyalist çete, Türkiye’ye, Türklere düşman oldukları kadar, İslam Dini’ne, Müslüman haklara berbat düşmandırlar!

Bunların, Türkiye’ye, Türklere karşı planları 22 Kasım 1922’de başlayıp 24 Temmuz 1923’te biten Lozan Anlaşması’yla başlar!

Emperyalist ABD’yi sahaya sürüp kendisi arkalarda görünmez olurlar ama her tür planı, dalavereler yapıp hazırlarken, “muhatap” hep ABD’yi yaptılar!

Bu da, dünya halklarını büyük kandırmaydı!

Halklar kanıyordu ama “işbirlikçi” yapıp iktidara taşıdıklarıyla tezgahlar kurup kazançlarına kazanç katıyorlardı, egemenliklerini genişletiyorlardı hem de pekiştiriyorlardı!

 

Her alanda yenemedikleri, yenildikleri Kemal Atatürk’ün ölümünü beklediler!

Ancak…

“Boş” durmadılar, intikamlarını almak için işbirlikçiler edindiler!

Onları eğitip yetiştirdiler, hazırda tuttular!

Kemal Atatürk’ümüzün ölümüyle hareket geçirdiler!

 

Tarihi gerçeğimizi bilelim, kabullenelim:

Her şeyin “terse dönüş” tarihi, Kemal Atatürk’ün yaşama gözlerini kapadığı 10 Kasım 1938’den bir gün sonradır!

 

Hani…

Eğer bir memlekette erbabı namus, laakal eşirra kadar sabur olmazsa, o memleket behemahal batar” (Günümüz Türkçesiyle: Eğer bir memlekette namus sahipleri, en az kötü insanlar kadar sabırlı olmazsa, o memleket mutlaka batar)” ve “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur” biçimde yaygın bilinen sözün sahibi İsmet İnönü’nün “2’inci Cumhurbaşkanı” olması, yapılması, seçtirilmesi, seçilmesi, “terse dönüş”ün ve “terse dönüşcüler”in önünü açtı!

Bu gelişmede, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın payı, katkısı yadsınamaz!

 

Toplum, bilgi bakımından donanımlı değilken, Atatürk’ün de iki kere denemesine karşın “kapatmak” zorunda kaldığı “Çok Partili Sistem”e geçildi!

“Siyasi işbirlikçiler” harekete geçtiler, Atatürk’ü karalamaya, Atatürk Devrim ve İlkeleri’ni çiğnemeye başladılar; şarlatan, gerici dincileri yanlarına alarak, aydınlığı, çağdaşlığı, eğitimi, kalkınmayı vb budamaya koyuldular!

 

İçinde yaşadığımız şu günlerde CHP’ye, CHP’lilere yaşatılanlar işte  o günlerden geliyor!

 

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin dünkü (2 Haziran 2026 Salı) Grup toplantısında “Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti ‘dışarıdan’ zorla şekillendirme girişimidir. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/son-dakika-dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-dan-mutlak-butlan-tepkisi-2508634 dediğinde, doğru söylüyordu.

 

Çok doğru söylüyordu ama…

Kendi gerçeklerini de görsün, “dışarıdan” sözcüğü ile vurguladığı emperyalistlerin kendi çıkarları için Kürt siyasetini ve Kürt siyasilerini “şekillendirdiklerini” söylemlerinde dillendirsin; savaşım versin, halkına anlatsın!

O zaman, sözlerinin anlam ve içerik değeri olsun, güven versin!

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de dün Kamutay’da grup toplantısını yaptı,  konuştu. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/secilmis-chp-yonetiminde-mutlak-butlan-sonrasi-ilk-grup-toplantisi-ozgur-ozel-den-erdogan-a-cok-sert-trump-tepkisi-o-paylasimi-kaldirsaniz-olur-mu-diye-yalvarmislar-2508538

“Bizden birileri değil, başkaları oturuyor orada” dedi.

CHP Genel Merkez’ini kastediyordu.

Katılıyorum.

Evet, orada…

Mahkemenin gerçeklerle, hukukla ve yasayla/yasalarla örtüşmeyen kararına sığınarak, bir işgal var!

Ve…

O işgal, yasal yollarla sonlandırılmalı!

İşgalciler de oradan, yani CHP Genel Merkezi’nden çıkarılmalılar!

  

Özel “Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir. Bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek ümidini kurtarmaktır.” sözlerinde içten ve haklıydı.

Biraz duygusallık, biraz özyergi (özeleştiri), biraz sitem, yergi sezinlediğim “Bizi asıl yaralayan, düşmanın attığı taş değil, zamanında dost bildiklerimizin bugün yaptıkları olmuştur.” sözünde de içtendi, haklıydı.

 

Ben burada…

“İsmet İnönü ve Deniz Baykal CHP’si”nin, -üzgünüm- “Kemal Atatürk’ün CHP’si” olmadığının altını çizerek, Özgür Özel’e, yukarıda özetlemeye çalıştığım yakın tarihimizi ve Kemal Atatürk’ümüzün SÖYLEV’ini okumasını, okutmasını önereceğim.

 

Tarihi gerçeklerimizi bilmek, SÖYLEV’i okumak, okutmak, öncelikle ve de özellikle siyasada/politikada yol gösterici olacak, kazanımlar sağlayacak, karşıtları, işbirlikçileri, iç ve dış hainleri, düşmanları kolay tanımada, önlemler almada yararı olacaktır.

 

Düşünmek, düşünce ve siyasa üretmek, örgütlenmek, örgütlü hareket etmek amaca/amaçlara ulaşmak demektir!

Başaranlara, başaracaklara ne mutlu!

Selam olsun!..

KAÇKIN VAHDEDDİN’İN, ATATÜRK’E YAPTIĞINI, YÜZ YIL SONRA ÖZEL’E, K.K.K (KEMAL KARABULUT KILIÇDAROĞLU) YAPIYOR!..

150 150 bakikarakol

Bugün “Kurban Bayramı”!  

Milli ve Dini Bayramlarımızı zehir ettiren siyasi kadrolara bu kez, 13 yıl CHP Genel Genel Başkanlığı yapan K.K.K (Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu) ve tayfaları/yaverleri katıldı!

Toplum yüzde 80, CHP’lilerin yüzde 96’sıysa huzursuz, mutsuz, derin kaygı içinde!

21 Mayıs 2026 Perşembe günü Mahkemenin CHP’ye “Mutlak Butlan Kararı” vermesi, K.K.K’yı “Genel Başkan“ ataması https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/son-dakika-chp-hakkinda-mutlak-butlan-karari-2505881 24 Mayıs 2026 Cuma günü, KKK’nın avukatının İçişleri Bakanlığına yazılı başvurusu üzerine polisin kapı pencere kırarak, CHP’lilere biber gazı sıkarak, CHP Genel Merkezi’ne girmesi

https://www.sozcu.com.tr/icisleri-bakani-tartismaya-son-noktayi-koydu-genel-merkeze-polis-girmesini-kilicdaroglu-yonetimi-p322819 toplumu sarstı, toplumda “ anamuhalefet partisine, seçme ve seçilme hakkına saldırı” olarak tanımlandı, kör topal gitse de “Türk elerkisine (demokrasisine) darbe” diye yorumlandı.

Şimdilik bu kadarla yetineceğim, en son yaşananlara değinmeye geçeceğim.

 

Özgür Özel dün (26 Mayıs 2026 Salı) İzmir’deydi.

Miting yaptı.

Mahşeri kalabalık vardı.

İzmir’i, İzmirlileri kutluyorum.

Özel burada gerçekleştirdiği konuşmasında https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/ozgur-ozel-mutlak-butlan-a-izmir-den-meydan-okudu-kilicdaroglu-na-sandik-cagrisi-yapti-2507034, mahkemenin “CHP’ye Genel Başkan” atadığı K.K.K’ya çağrıda bulundu:

“İzmir’den sesleniyorum Kemal Bey’e. Bu kalabalık insanların öfkesinden, günlerdir duyduklarımdan, yazılanlardan, en yakınlarının öfkesinden kimse mutluluk duyduğumu duymasın. Bu işin bir çıkışı var. Mademki hani hep diyoruz ya ‘Delege, delege, delege. İşte şu delege, bu delege.’ Benim Kemal Bey’e önerin şudur. Gelsin, bayramdan sonraki bir – iki hafta içindeki pazar günü. Nasıl ki ben Ekrem Başkan’ın seçimi için sandığı koyduysam, tüm üyeyi davet ettiysem, Kemal Bey’e 2 milyon üyemize Genel Başkan seçtirmeyi teklif ediyorum. İşte Kemal Bey bu öfkeyi durduracak olan şey; bu partinin gerçek sahiplerine, ki, madem o delegeyi, bu delegeyi beğenmediniz ve karşımıza normal bir sandıkla çıkmıyorsunuz, esas sahibine soralım ve 2 milyon CHP’li, Genel Başkan’ı seçsin. Şu kadarını söylüyorum; eğer 2 milyon CHP’linin önüne sandığı koyarsanız, ben çıkacağım, adayım. Seçilmiş son Genel Başkan olarak yarışacağım. Eğer seçimi benden başka birisi kazanırsa elini kaldırmayı bırak, elini öpeceğim ve ömrüm boyunca yanında gezeceğim. Bu partinin ayağa kalkmaya ihtiyacı var. Bir ön seçimle Genel Başkan’ı üyeler seçerse parti ayağa kalkar mı? Var mısınız? Bu meydan o sandığı istiyor mu? Şimdi çıkar birkaç üye; ‘Efendim yasa müsait değil’ der. Ben açıkça söylüyorum; 2 milyon üye… Sandıklar ilçelerde, illerde. Bir pazar günü elinde üye kartıyla 2 milyon üye oy kullanacak. Orada seçilen genel başkanı bütün Türkiye kabul edecek. Sonrasında el ele, davulla zurnayla bir kurultay yapıp 2 milyon üyenin seçtiğini resmi genel başkan yapacağız.”

 

Çok doğru, çok yerinde, çok güzel bir çağrıydı.

Ama…

K.K.K ve tayfalarından/yaverlerinden olumlu yanıt gelmeyeceğini yazdım, X hesabımdan paylaştım.

Bir saat içinde yanıt geldi. https://www.sozcu.com.tr/ozgur-ozel-gundogdu-meydani-nda-vatandaslara-sesleniyor-p322857

Öngörümde beni yanıltmadılar.

Ahi keşke yanıltsaydılar!

İnanın, sevinirdim.  

 

Özel, aynı gün İzmir’den, memleketi ve seçim bölgesi Manisa’ya geçti.

Orada da mahşeri kalabalık vardı.

Orada da miting yaptı.

Ve konuşmasında “çağrı” çıtasını daha bir yükseltti. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/mutlak-butlan-kararina-karsi-manisalilar-hemserileri-chp-lideri-ozel-e-destek-verdi-2507101

“Bu mücadele parti için mücadele değildir; parti içindeki bir grup hazımsızın, AKP’nin kayığına binmesiyle… Yani sultancılarla butlancıların ittifakı vardır karşımızda” dedi, ekledi:

“Üyelerin belirlediği delege seçimini mundar ettiniz. Şimdi hiç mırın kırın etmeyin, üyelerin seçimine ‘Tamam’ deyin. İddia ediyorum, oy kullanan üyenin yüzde 85’inden oy almazsam, yüzde 80 oy alırsam görevi kabul etmeyeceğim. İktidar yolundan çekilin, bırakın, CHP iktidara yürüyor.”

 

“Yüzde 80 oy alırsam görevi kabul etmeyeceğim” sözü, çok büyük risk!

Bir siyasinin, hele de bir “Genel Başkan”nın ağzından çıkmaması gereken söz!

 

Aslında…

Bu sözde, K.K.K’ya, K.K.K’cılra gizli ve önemli bir ileti var!

Ama anlayacaklarını olası görmüyorum!

Ben de açmayacağım.

Biliyorum ki, anlamadıkları/anlayamayacakları için, çağrıya yanıtları gene olumsuz olacak.

 

Özel, Manisa konuşmasında “sultancılarla butlancılar” deyince, “Kaçkın Vahdeddin”in, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ının fitilini ateşleyen Kemal Atatürk’e yaptıklarını, yaptırdıklarını anımsadım; bire bir aynıları olmazsa, benzerini yüz yıl sonra Özgür Özel’e, K.K.K ve tayfaları/yaverleri yapıyor, yaptırıyor!

Yapacaklar da, yaptıracaklar da!

Ama…

Önlerini her keresinde halk yığınları keser!

Kesecek!

Bu toplumsal gerçeği uslarına koysunlar, yenilgilere hazır olsunlar.

Geçmişte yaşanmışlıklar var.

Emek Tuğgeneral, Öğretim Üyesi Dr. Naim Babüroğlu da, Sözcü Gazetesi’ndeki 19 Mayıs 2026 Salı günlü “Mustafa Kemal’in doğum günü” https://www.sozcu.com.tr/mustafa-kemal-in-dogum-gunu-p320787    başlıklı yazısında, alt alta çok güzel yazmış.

25 Nisan 2026 Pazartesi günlü “Ve çöküş” https://www.sozcu.com.tr/ve-cokus-p322496 başlıklı yazısında ise CHP’de şu olanları da…

İki tümceyle çok şık özetlemiş:

“Bugünkü şaşırtıcı manzara, 11 Kasım 1938’de başlayan geri dönüş sürecinin doğal sonucudur.

Atatürk’ü tanımayan, birikimi olmayan, tarihsel bilinçten yoksun yönetim kadrolarının milletin gerisinde kalmalarıdır.”

 

İzlenecek yol bellidir:

Atatürk Yolu!

O yola baş çevirip bakan, o yolu anlayan, o yolda örgütlenen, örgütle harekete geçen vb başarır, kazanır, zafere ulaşır!

Nokta!..

 

ACILAR İÇİNDE OLSAK DA…

KURBAN BAYRAMI’MIZ KUTLU OLSUN…

ATATÜRK’ÜN GÜVENDİĞİ, SORUMLULUKLAR YÜKLEDİĞİ, “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE” DİYEN TÜRK GENÇLİĞİ’NE ÇOK KÖTÜ KIYDILAR!..

150 150 bakikarakol

 15 Mayıs 2026 Cuma günü Kayseri’ye giden, orada gazetecilere konuşan ve “… mevcut anayasa artık işlevini yitirmiş…” 

https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h diyen Akın Gürlek’i yazacak, “yeni anayasa yapma” konusunun Adalet Bakanlığı’nın görev alanı dışında kaldığını, Kamutay’ın (TBMM’nin) işi olduğunu anımsatıp Anayasa ve yasalarda yer alan Adalet Bakanlığı ile Adalet Bakanının tanımlarını okumasını önerecektim kiii…

3 gün sonra (18 Mayıs 2026 Pazartesi) internet basınında ve yazılı basının internet sitelerinde, “Ankara’daki Kara Harp Okulu’nun 30 Ağustos 2024’deki töreninde yaşanan ‘kılıç çatma’ töreni nedeniyle ordudan atılan 5 Teğmen’den biri olan Deniz Demirtaş hakkındaki ‘göreve iade’ kararına Milli Savunma Bakanlığı’nın itirazı ile durduruldu.” https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h içeriğindeki haberi okuyunca erteledim.

Çünkü çok üzülmüştüm!

Hele de, 107’incı yıldönümünde “19 Mayıs 2026 Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı”mızı kutlayacağımız güne 1 gün kala, Milli Savunma Bakanlığı’nın “itiraz” kararı almasına içim parçalanmıştı!

Nasıl olurdu?!

Nasıl olabilirdi?!

Yaşar Güler nasıl izin verdi, verebilirdi?!

 

Yaşar Güler gibi Naim Babüroğlu asker kökenliydi.

Sözcü Gazetesi’ndeki yazılarında olsun, kitaplarında olsun, seminer ve konferanslarında olsun, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzü en yalın ve en gerçekçi biçimde yazan, anlatan, içten “Atatürkçü” biri.

Dünkü (19 Mayıs 2026 Salı) “Mustafa Kemal’in doğum günü” https://www.sozcu.com.tr/mustafa-kemal-in-dogum-gunu-p320787 başlıklı yazısında “Saat 15.00 sularında, Kartal teknesiyle Galata’ya doğru hareket eder. İşgal kuvvetlerinin arasında, dudaklarından şu sözler dökülür: Geldikleri gibi giderler…” diyen Kemal Atatürk’ü, Kemal Atatürk ve 19 Mayıs “gerçekleri”ni ne güzel yazmış!

“Kendi başkentinde ‘vize’ aldı” ara başlığı altında “Mustafa Kemal, 14 Mayıs 1919’da, kendisiyle Samsun’a gideceklerin listesini Savunma Bakanlığı’na gönderir. İngilizlerden vize alınmasını talep eder. İşgal döneminde, İstanbul’a giriş çıkışlar vizeye bağlıydı…” tümceleriyle yürekler yaralanıyor ama şu //Nutuk’ta, “1919 yılı Mayıs’ın 19’uncu günü Samsun’a çıktım…” diye başlar… Son sayfada, şu sözler yer alır:

“Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Bu sözleri okurken, sesi titrer ve gözleri nemlenir. Çünkü en büyük eseri Cumhuriyet’i gençlere emanet ediyordu. Atatürk, 19 Mayıs’ı, bayram olarak gençlere armağan eder.// tümceler duygulandırsa da umut olur.

Kemal Atatürk’ün, içerikli, anlamlı “Gençlere vasiyeti”ni ise “27 Mart 1937’de, Ankara Halkevi’nde Bursalı gençlere bir konuşma yapar.” tümcesinin şöyle özetler:

“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları. Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz! Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

 

Bu gerçekleri ve ötesini Naim Babüroğlu kadar Yaşar Güler de biliyor; Devrim Yasaları’yla adı “Cumhuriyet Halk Partisi” olan “Cumhuriyet Halk Fıkrası’nın 2’inci Kurultay’ındaki 6 günlük konuşmasını “Gençliğe Hitabe” * ile bitirdiğini de biliyor.

 

Atatürk’ün böylesine önem, değer verdiği, güvendiği, sorumluluk yüklediği Türk gençliği, Atatürk’ten sonra yalnızlaştırıldı, sahipsiz bırakıldı; Menderes iktidarıyla dışlanmaya, ezilmeye, 1965 sonrası Demirel döneminde dövülmeye, tartaklanmaya, 1971 ve 1981 askeri darbelerle öldürülmeye başlandı!

Yapanlar, ”emir-komuta” disiplini içerinde astlarına uygulatan, ordunun üst kademelerindeki “NATO’cu, Amerikancı generaller”di!

Onlara da, çıkarları doğrultusunda planladıkları senaryoları, “özel görevliler”i aracılığıyla “Alın, yaptırın” diyen İngiliz ve ABD emperyalistleriydi!

 

Türkiye, Türk halkı, Türk gençliği, ilerici, çağdaş bir “Anayasa” olduğu asla yadsınamaz “1961 Anayasası”yla soluk aldı, “Anayasa güvencesi var” diye “Atatürk Yolu”nda yürümeye koyuldu.  

Bu gelişmeden, emperyalistler, onların özel görevlileri ve yerel işbirlikçileri korktular, ürktüler, tedirgin oldular, örgütlendiler, harekete geçtiler, polisi, jandarmayı, orduyu kıpırdattılar; yetinmediler “milis”ler yetiştirdiler, dernekler kurdular!

İçlerinde en örgütlü “Komünizmle Mücadele Derneği” idi!

Adı buydu ama asıl işlevi “Kemalizm’le Mücadele Derneği” idi!

 

Tek amaç ve hedefler, “Kemalizm’i Türkiye’den söküp atmak”tı!

Çünkü…

Kemalizm, “demokratik, laik Cumhuriyet” yönetimiyle, bölgede -özellikle Müslüman ülkelerde- halkları uyutup iktidara taşıdıkları yönetimleri rahatsız ediyordu!

Ancak…

Engel vardı.

Engel, Atatürk’ün güvendiği, sorumluluklar yüklediği “Atatürkçü Türk Gençleri”ydi!

Onlar, “Atatürk” diyorlardı, “Atatürk yolu” diyorlardı, “Tam bağımsız Türkiye” diyorlardı!

Ya kazanılmalıydılar, ya sindirilmeliydiler ya da yok edilmeliydiler!

Kazanamadıklarına, sindiremediklerine çok kötü kıydılar!

Ama…

Yok edemediler!

Edemeyecekler de!

Yenilen yine onlar yani “iç ve dış düşmanlar” olacak!

 

Bitirirken…

“Nutuk’u okuyalım, okutalım; Gençliğe Hitabe’yi ezberleyelim,  ezberletelim. Düşmanları tanıyalım ki, olumlu sonuçlara/zaferlere gidelim” diyorum…    

 

* ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

ÖZGÜR ÖZEL “ÇALIŞKAN GENEL BAŞKAN” AMA… VE AKIN GÜRLEK “TÜRKİYE İÇİN BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU”YSA…

150 150 bakikarakol

Hakkını yemeyelim, teslim edelim:

Özgür Özel, Kemal Atatürk’ten sonraki, gecesini gündüzüne katan, dur durak bilmeyen, çalışkan CHP Genel Başkanı.

Ama…

Bu “ama”yı, Adalet Bakanlığı’na “Bakan” sıfatıyla atanan “Yüksek Bürokrat” Hukukçu Akın Gürlek’le ilgili son günlerdeki “sunumlar”ında dile getirdiği bilgilerle özetleyerek, açmaya, anlatmaya çalışayım:

 

Özgür Özel, 28 Mayıs 2026 Cuma gecesi, Sözcü TV’de “Özel Röportaj Programı”na çıktı; İpek Özbey’in, Ekrem Açıkel’in ve Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtladı. https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-ozgur-ozel-ak-partinin-14-puan-onundeyiz-denemesi-bedava-getirsinler-sandigi-koyalim

Akın Gürlek’le ilgili yanıtında özetle “Akın Gürlek organizasyondur.

Erdoğan’ı cumaları gidip Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluyordu bu. Konuşuyordu. Ben onu dediğimden beri konuşmuyorsunuz. Yalansa ‘yalan’ deyin. Dinle. Şimdi kripto telefon var aranızda. Erdoğan’la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün. Bütün yargı süreçleri ile ilgili bilgiyi kripto telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, ‘Erdoğan’ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar’ diyorsun. Akın Gürlek Erdoğan’ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum. Şimdi Erdoğan’a da bir sürpriz yapacağım. Bu canlı yayınınızda. Bir dakika içinde. ‘Erdoğan’ı da dinliyorum’ diyor, kriptolu telefonu kayda aldığını söylüyor bilmem ne falan filan. Erdoğan’ın ailesinin bu işten rahatsız olduğunu ve Erdoğan’a bir şey anlatmaya çalıştığını da duyuyorum.

Ve Erdoğan’la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan birçok beyanat verdiğini. Kendi ağzından talimatlandırarak. Örneğin ‘Efendim şunu yapalım mı?’ Onun da ‘Tabii tabii’ dediğini, bunları kayda aldığını, ‘Yarın bana bir şey yapamazlar Erdoğan’ın sesini kaydediyorum’ diyor. Net. Bu kadar açık söylüyorum. ‘Bunlar yok’ diyorlarsa çıksınlar ‘yok’ desinler. Şimdi kendisi belki ‘yok’ diyecek. Ayrıca aileye sesleniyorum.  

O yüzden herkes aklını başına alsın, çok büyük bir tehlike var. 

Zaten bütün şehirlerdeki saygın Cumhuriyet başsavcılarına ‘Ben Türkiye başsavcısıyım, senin oraya operasyon yaparım’ diye neler neler yapmıştı. Şimdi gelmiş burada kendisini fiilen böyle kendine bağlı kolluğu olan öyle federalleri falan olan kendini böyle şey gibi görüyor. Türkiye’nin şerifi, falan filan.

Türkiye devletinin bir düzeni, bir hafızası, bir birikimi ve kendi içinde emniyet subapları vardır. Bu emniyet subapları da ayarlarıyla oynamaya başladı. 

Sayın Erdoğan’ın ailesini de, Sayın Erdoğan’ı da artık bu işin şaka kısmı geçti, bu işin fena bir kısmına doğru gelindi. 

Akıllarını başlarına herkes alsın.

Bu adama tedbir al. Bu kadar net söylüyorum. Çok şey biliniyor, konuşuluyor. Önümüzdeki dönemlerde çok şey ortaya çıkacak. 

Akın Gürlek şu anda Türkiye için bir milli güvenlik, bir gelecek, Türkiye’nin dışarıdaki itibarı, Türkiye’nin böyle çok yönlü, çok kapsamlı bir sorunudur. Türkiye’nin güvenliği ile ilgili, geleceği ile ilgili, milli güvenliği ile ilgili bir sorundur. Çünkü doğrudan Cumhurbaşkanını yanıltmakta, onun talimatlarıyla çok yanlış işlere girmekte ama birçok talimatı da onun normalde ne talimat verdiğini fark etmeyeceği bir düzlemde ondan emir, talimat almakta ve bunları kaydetmektedir.” dedi.  

 

Özgür Özel ertesi gün (9 Mayıs 2026 Cumartesi), AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de, CHP’nin 108’inci “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”ne katıldı, konuştu. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-savciyken-operasyon-planladigi-erdoganla-simdi-kriptolu-telefonla-konusup-sesini-kayda-aliyor

Akın Gürlek’ten de söz etti.

Özetle:

“Bu Akın Gürlek’in dün akşam neler yaptığını söyledim. Cumhurbaşkanı’yla, hemşerinizle kriptolu telefonla konuşuyor. Diyor ki ‘Devletin başına bilgi vereceğim tabii.’ Savcı iken Cumhurbaşkanı ile Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluşup Operasyon planlıyordu. Şimdi kriptolu telefonla konuşup Tayyip Erdoğan’ın sesini kayda alıyor. Suç olacak her şeyi ona onaylatıyor, kayda alıyor. Bir kasa tutmuş, o bankadaki kasaya ses kayıtlarını istifliyor. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Nasıl 17 – 25 Aralık’ta sen ameliyata girerken fırsat bilip harekete geçmişlerdi, karşı atak verdin. Şimdi sesleniyorum: Bugün, Ankara’da o banka, o bankada o kasa, orası kapalı ama İçişleri Bakanlığı gidebilir, hızla bir karar aldırabilir. O banka kasasını açtırabilir. Akın Gürlek’in, senin ilerisi için sesini kaydettiği o hafıza kartlarına el koyabilir. Bu operasyonu bugün yaparsan memleketi de kurtarırsın, büyük bir yanlıştan da dönersin. Geçmişte Zekeriya Öz’e uyardığımızda, sen ‘Ben arkasındayım, bu işin savcısı benim’ demiştin. Sonra mahcup oldun. Döndün, ‘Kandırdılar beni. Milletim de, Rabbim de affetsin’ dedin. Eğer bu Akın Gürlek’i, bu haysiyet cellatlıklarına devam ettireceksen, bundan sonraki tövbeyi Allah kabul eder mi bilmem? Ama millet affetmeyecek.”

 

Çok çarpıcı, önemli sunumlar, bilgiler, örneklemeler.

Dikkate, değerlendirmeye alınır mı, çağrıya kulak verilir mi, gereği/gerekenler yapılır mı?

Bilemem.

Haaa, dikkate, değerlendirmeye alınmasını, çağrıya kulak verilmesini, gereğinin/gerekenlerin yapılmasını isterim.

Ancak…

Kafama takılan ayrıntılar var:

Özgür Özel’in savladığı (iddia ettiği) gibi Akın Gürlek bir organizasyon, bütün bu işleri yapacak, ülkenin Cumhurbaşkanını dinleyecek kadar işleri yapacak beceride biriyse, yakınlarına, çevresine, ”Erdoğan’ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar” niye, nasıl der?

Ve…

Bu, peşine düşen, tapularını belgeleriyle söyleyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e nasıl ulaştı, ulaştırıldı?

Akın Gürlek, bunu neden öngöremedi, böyle bir yanlışa düştü, açık verdi?

Yoksa…

Yoksa bu, Özgür Özel’e bir tuzak mıydı?

Özgür Özel bunu neden öngöremedi?

Gördü de, riski göze mi aldı?

 

Rize mitingindeki çağrısına geleyim:

Ankara’da bir bankadan, o bankadaki Akın Gürlek’in gizli kasasından söz ediyor, İçişleri Bakanlığının o bankaya gidebileceğinden ve o kasanın açılabileceğinden söz ediyor.

İyi de…

Vurguladığı “gizli işler”i yapan, önlemini almak için önceden harekete geçmez miydi, önlemini almaz mıydı?

Örneğin:

Kasadaki kasetleri oradan başka yere taşımaz mıydı?

Böyle bir kasanın olmadığını sağlamaz mıydı?

 

Özgür Özel neden bunları düşünmez, sorgulamaz?

 

Gene…

Özgür Özel’in, Sözcü TV’de dillendirdiği gibi; Akın Gürlek, “Türkiye için bir milli güvenlik, çok kapsamlı bir sorunu”ysa, bunu Kamutay (TBMM) Genel Kurulu’nda, Komisyonlarda, Grup toplantılarında, mitinglerde her keresinde dile getirmedi, getirtmedi, halkı bilgilendirip uyarmadı?

 

Demek ki…

Özgür Özel dur durak bilmeyen, çalışkan Genel Başkan ama daha “lider” olamamış, siyasa (politika) üretemiyor, üretilmesini sağlamıyor, siyasa üretecek birimi oluşturmuyor, “Gurup Başkanvekili” alışkanlığında düşünüyor, yoğun çalışıyor, uzun konuşuyor, kafalara mıh gibi saplanacak kısa, öz sözler etmiyor.

 

Dün de (12 Mayıs 2026 Salı), grup konuşmasında, Akın Gürlek için söylediklerini yineledi. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ben-kacmam-ugrasani-pisman-ederim-diyen-bir-hadsiz-basinizin-belasidir

 

Ve…

CHP’den AKP’ye geçen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı haklı olarak yerdi.

Beklerdim ki, Genel Başkanı olarak, özyergide (özeleştiride) bulunsun.

“Lider” olsaydı, düşünür, yapardı…

ERDOĞAN, MİLLETVEKİLLERİNİ GENE UYARDI!.. İÇİNDE BÜYÜDÜKLERİNİ İÇİNDE BÜYÜTEN NEŞE DOSTER VE İSTEMİ…

150 150 bakikarakol

AKP’Lİ VEKİLLER, “GENEL KURULA KATILIN” DİYEN GENEL BAŞKANLARINI DİNLEMEZLER, HALKA KULAK VERMEZLER, ÇARŞI PAZARDA OLMAZLAR, AMAAA!.. https://bakikarakol.com/akpli-vekiller-genel-kurula-katilin-diyen-genel-baskanlarini-dinlemezler-halka-kulak-vermezler-carsi-pazarda-olmazlar-amaaa/ başlıklı yazımı yayına koyduğum 29 Nisan 2026 Çarşamba günü, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin gurup konuşmasındaki sözlerini özetle şu tümcelerle bitiriyordu:  

“Eğer milletimiz bizi buraya kendisini temsil etmek üzere gönderdiyse, bu kutsal görevimizi bahane aramadan, engellere takılmadan, muhalefetin tuzaklarına düşmeden layıkıyla icra etmek zorundayız. Şunu lütfen unutmayın, biz bu yüce çatı altında seçim çevremizle birlikte hangi partiye gönül vermiş olursa olsun 86 milyonun tamamına hizmet etmek için varız. Sizlerin çalışması demek, Meclisin çalışması demektir. Gerek komisyon gerekse Genel Kurul boyutuyla Yüce Meclisin, yasama vazifesini tam ve eksiksiz bir şekilde yapmasını sağlamak, iktidar partisi olarak bizim asli görevimizdir. Sizlerden bu vazifeyi partimize ve değerlerimize yakışır biçimde en güzel ve en verimli şekilde yerine getirmenizi bekliyorum.”  

https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/164795/-bolgemizin-icinden-gectigi-sancili-donemde-farkliliklarimizi-bir-yana-birakip-kardesligi-yuceltmek-mecburiyetindeyiz-

Kamutay (TBMM) Genel Kurul oturumlarına, Komisyon toplantılarına katılmayan, katılmamayı –her nedense- alışkanlık edinen AKP Milletvekilleri, bundan böyle, Genel Başkanlarını dinleyecekler mi?!

Göreceğiz.

 

Şu gerçeği ısrarla vurgulamak isterim:

İktidar partisinde olsun, muhalefet partilerinde olsun, halk/seçmen, Milletvekilini seçmiyor; Genel Başkanlar, Genel Başkan gözetimi ve oluruyla Genel Merkez Yönetimi seçiyor; geriye, “oy vermek” kalıyor, işte o da halkın/seçmenin işi!

Gerçek anlamda Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi üyesi seçmenin iki ayağı var:

Adayı belirlemek/kesinleştirmek, oy vermek.

Bu iki ayaktan biri eksikse, halk/seçmen, Milletvekilini, Belediye Başkanını, Belediye Meclisi ve İl Genel Meclis Üyelerini seçmiş olmaz.

Böylesi seçimlerde, mazbata alanlar, oy verenlerine değil, seçilecek yerlere/sıralara koyanlara bağlı kalırlar; ona/onlara teslim olurlar.

Ama…

Bunlar içinden -AKP’de görüldüğü gibi-, Kamutay Genel Kurulu oturumlarına, Kamutay Komisyon Toplantılarına, İl Genel ve Belediye Meclis çalışmalarına katılmayanlar çıkıyor.

Çıkacak da…

Çünkü…

Halkın/seçmenin şamarını yemeyeceklerini, gazabına uğramayacaklarını, Genel Başkanlarına, Genel Merkez Yönetimine birkaç takla attıklarında gene aday yapılacaklarını biliyorlar.

Çare, iki ayaklı olan seçimin iki ayağında da halkın/seçmenin olmasıdır.

Bu da, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nde olanaksızdır!

Ancak ve ancak, “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”de olasıdır.

 

Konuyu şimdilik bu kadarla yazıp bırakıyorum, İÇİNDE BÜYÜDÜKLERİNİ İÇİNDE BÜYÜTEN NEŞE DOSTER VE İSTEMİ başlığıma geçiyorum.

Ama önce…

Bilen bilir, ben gene de, biyografisinden yararlanarak, size “Neşe Doster’ı tanıtayım:

Neşe Doster, Kars’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kars’ta tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Eğitim kurumlarında öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Kütüphane Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nca başarılı çalışmaları nedeniyle ödüllendirildi. 1995 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı “Atatürk” konulu yarışmada Türkiye birincisi oldu. Rotary Kulüp tarafından verilen “Onur Ödülü’nü” aldı. ABD, İran, Suriye, İngiltere, Avusturya, İsviçre, Brezilya, Arjantin, Meksika, Lübnan, Almanya, Fransa, İtalya, Tunus, Azerbaycan dâhil pek çok ülkede eğitim ve kadın sorunları hakkında araştırmalar yaptı, konferanslar verdi. Özel sektörde ve yerel yönetimlerde; eğitim, kültür, sanat, halkla ilişkiler, etkili iletişim alanlarında danışmanlık yaptı. Üniversitelerde Türk Devrim Tarihi, Tiyatro Tarihi ve Kadın Tarihi, MSM’de (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) Tiyatro Tarihi, Yazarlık ve Etkili İletişim dersleri verdi.  Gerçek Gündem sitesi başta olmak üzere ulusal ve yerel basında yazmaktadır.

Kitapları:

Öğretmenin Günlüğü, Kemalizm’de ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, (Fransız Bilim İnsanı Bernard Caporal ile birlikte), Kadınlara Dair Akılda Kalanlar, Kars Memleketim Benim, Çilenin Coğrafyası Yok, Yarım Kalan Öykü, Yüreğim Kars’ta Kaldı, Halep’ten İstanbul’a Celile, Gitme Dönmezsin Dedi Annem, Atatürk’e Hasret Mürekkepli Mektuplar, Gurbetten Kars’a Gönül Köprüsü, Kadın hakları mı? Hani…

 

İzninizle, ben de şunları ekleyeceğim:

Neşe Doster, Atatürk, Atatürk Devrim ve İlkeleri, Atatürk Türkiye’si, Türk,  Kars ve Karslı sevdalısıdır.

Bütün bunların içinde büyüyen, bütün bunları içinde büyütendir.

Kararlı, tutarlı kişiliktir.

Kazanımlarını, bilgi ve birikimlerini “satan” değil, “sunan”dır.

Kitaplarını ve Pazartesi, Perşembe günlerinde www.gercekgumdem.com adlı internet gazetesinde yayınlanan yazılarını bir solukta okur, donanırım.  

16 Ocak 2025 günü yaşama gözlerini kapayan -ışıklar içinde uyusun- Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Beşir Doster’in eşi, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Doster’in annesidir.

 

Bilge insan, bilge kadın Neşe Doster’in 30 Nisan 2026 Perşembe günü “Hak Mücadelesinden Sefalet Ligine…” https://www.gercekgundem.com/yazarlar/nese-doster/hak-mucadelesinden-sefalet-ligine-570611 başlıklı yazısını okudum.

WhatsApp’tan kendisine şunları yazdım:

Bizden, önce “düşünmeyi”, sonra “öğretmeyi”, sonra da öğrenmeyi aldılar… Elimizi, kolumuzu, yüzümüzü, kulağımızı, burnumuz, gözümüzü, ayağımızı vb tanıttılar, iç organlarımızı tanıtmadılar. Bize bunları tanıtacak, gösterecek, öğreteceklere de tanıtılmamış, gösterilmemiş, öğretilmemiş! Atatürk’ten sonra, bilmemiz gereken her konu da başlarda eksik, sonralarda tam bilgisiz bırakılmışız. İşçiye “İşçi nedir?” diye sor, tanımlayamaz. Çünkü en başta sendikası onu, o bilmesi gereken konu ve konulardan yoksun bırakmış. Sınıfsal eğitim verirlerse, kendilerinin “sınıf bilinci”nden yoksun oldukları açığa çıkacak! Bu korkuyla işçiyi, sınıf bilincinden bilinçlice yoksun bırakırlar. Bu durum, her alanda aynı! Nereye, neye el attığınızda dökülüyor. Şundan: Köken yok yok, köken bilgisi yok, taşları yerine oturtma becerisi yok… Uzattım. Kusura bakmayın… İçerikli güzel yazınız için teşekkür ederim ve sizi kutlarım. İyi ki varsınız… Saygılarımla…  

 

Neşe Doster öğretmenim, gönderimi okur okumaz sesli ileti attı.

Beğenmişti.

Yazdıklarımın, kendisi ve benim aramamda kalmasını istemedi, çokça insanın bilmesini istedi; bunun için, köşe yazısı olarak yazmam isteminde bulundu.

Söz verdim.

Bugün bu kadarla yetindim.

Oysa derin konu.

İleride daha ayrıntılı, daha geniş yazacağım.

Söz.

 

Ve…

Lütfen, ne olur…

Bu ülkenin, bu halkın, yetmez, bu dünyanın, bu dünya halklarının aydınlık yarınları için, Neşe Doster ve Neşe Doster gibi değerlere içtenlikle sahip çıkalım!..

AKP’Lİ VEKİLLER, “GENEL KURULA KATILIN” DİYEN GENEL BAŞKANLARINI DİNLEMEZLER, HALKA KULAK VERMEZLER, ÇARŞI PAZARDA OLMAZLAR, AMAAA!..

150 150 bakikarakol

Her nedense, Kamutay’ın (TBMM’nin), MHP’li Başkan Vekili Celal Adan’a denk geliyor!

Adan’ın, Kamutay Genel Kurulu’na Başkanlık ettiği oturumlarda, AKP’li çok sayıda Milletvekili, Genel Kurul’a girmiyorlar, Kamutay açılıp çalışmalarına başlayamıyor!

Adan kaç kere AKP’lileri uyardı; uyarmakla kalmadı “kınadı”!  

Bir keresinde de, AKP’lileri, Genel Başkanları Erdoğan, partisinin grup toplantısında, “Genel Kurul”a girmeyen Milletvekillerini “girmemeleri”  konusunda uyardı ve “katılmaları”nı istedi, “rica”da bulundu.

 

Değişen bir şey olmadı!

 

AKP’li Milletvekilleri, Genel Kurul’a ara ara girmeme alışkanlıklarını sürdürdüler.

 

Bu, aynı zamanda “AKP’li Milletvekilleri, Genel Başkanları tarafından uyarılmalarına karşın, Genel Başkanlarını dinlememeleri” demekti.

Gene bu, aynı zamanda, “Genel Başkanlarına, seçmenlerine, dolayısıyla  Türk halkına ve onun Kamutay’ına karşı saygısızlık” demekti!

 

Bunu neden, nasıl yaparlar?!

 

Önüne neden geçilmiyor, geçilemiyor?!

 

En son, 22 Nisan 2026 Çarşamba günü gene yaptılar!

Kamutay Başkanlık koltuğunda gene Adan var.

 

Adan bu kez dayanamadı, öfke kustu:

“Burada sizin babanızın çocuğu yok. Geleceksiniz, katılacaksınız.” https://www.gazetepencere.com/gundem/mecliste-yoklama-kavgasi-mhpli-celal-adandan-ak-parti-grubuna-sert-tepki-698050h

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin iradesini temsil eden, devlet kuran; hem kurucu, hem Gazi Meclisimizi yönetiyoruz. Bugün görüşülen konu ehemmiyetli bir konu; hem annelerimizi, hem çocuklarımızı ilgilendiren bir konu. Ben, toplantı yeter sayısı arandığında özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne, diğer gruplara teşekkür ediyorum.” Deyince de, Uşak AKP Milletvekili Fahrettin Tuğrul’un “Sen işini yap” sözünü duyuyor, Tuğrul’a “Sen gelir misin buraya. Gel konuş gel. Söz vereyim sana. Gevezelik yapma.” sözcükleriyle çıkışıyor.

 

Kamutay’ın haline, çalışmasına bakar mısınız?!

 

Caddede, sokakta, çarşıda pazarda olmazlar; halkı dinlemezler; halkın sorunlarına göz kapar, kulak tıkarlar; depremlerde, yangınlarda, selde, kazalarda geç ve çaresiz kalırlar; yetmezmiş gibi, Kamutay Genel Kurulu’na girmezler, Kamutay’ın  açılmasını ve çalışmaya başlamasını  engellerler!

Ama…

Milletvekili maaşını alırlar, Milletvekili haklarından yararlanırlar!

Hak mı?!

Hak ediyorlar mı?!

Hayır, hak değil, hak da etmiyorlar!

 

Peki nerede bunlar?!

 

“Kamutay’da olanlar, olmayanlar” diye ikiye ayırmak gerek. 

 

Kamutay’da olup da, Genel Kurul’a neden girmezler?!

 

Çünkü kuliste oturuyorlar, söyleşiyorlar, “düşünüyorlar”, telefonla iletişimler kuruyorlar!

Ne yazık ki, bunları yapmak, asli işlerinden daha önemli, daha öncelikli!

 

Vah ki vah!

 

Ya “Kamutay’da olmayanlar?!

Onların bazıları “ziyaretlerde” veya “gezide”; bazıları seçim bölgelerinde, “siyasi gösterilerde”!

 

Memleketim Kars’tan örnek vereceğim.

 

Kars 3 Milletvekili çıkarıyor.

Son seçimde CHP 1, AKP 1, DEM Parti 1…

AKP’den Adem Çalkın.

Diyebilirim ki, Adem Çalkın, AKP Milletvekilleri içinde, AKP için en çalışkan Milletvekilidir; www.karsmanset.com internet gazetesinde her gün bir, kimi günlerde iki veya üç haberi çıkar.

Haber başlıklarını ve linlerini vereyim:

Arıtma tesisiyle Kars’ta çevre kirliliği sona erecek

https://www.karsmanset.com/haber/aritma-tesisiyle-karsta-cevre-kirliligi-sona-erecek-1685715.htm

AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın’dan Vali Polat’a Ziyaret

https://www.karsmanset.com/haber/milletvekili-calkindan-vali-polata-ziyaret-1686432.htm

AK Parti Kars’ta muhtarlarla istişare toplantısı yapıldı https://www.karsmanset.com/haber/ak-parti-karsta-muhtarlarla-istisare-toplantisi-yapildi-1687157.htm (“yapıldı” yanlış olmuş, “yaptı” olacaktı. B.K)

 

Ve gelelim, önemsediğim, dikkatimi çeken, beni alabora eden iki habere!

 

Birinin başlığı:

AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın öğretmen ve öğrencilerle buluştu  https://www.karsmanset.com/haber/ak-parti-kars-milletvekili-adem-calkin-ogretmen-ve-ogrencilerle-bulustu-1686412.htm

Diğerinin başlığı:

AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın’dan Karakale İlköğretim Okulu’na ziyaret https://www.karsmanset.com/haber/ak-parti-kars-milletvekili-adem-calkindan-karakale-ilkogretim-okuluna-ziyaret-1686408.htm

 

İki linki tıklayıp haberi okuduğunuzda, fotoğraflara da odaklandığınızda, benim gibi sizlerde diyeceksiniz ki:

Milletvekilinin, “okul ziyareti” adı altında, partisinin il ve ilçe başkanlarıyla  ders saati içinde, sınıfta ne işi var?!

Milletvekilinin, ders saatinde sınıflara girmek, dersi bölmek hakkı mı, işi mi?!

Milletvekillerinin, “Müfettişlik” gibi bir görevi var da/vardı da, biz mi bilmiyorduk, yeni öğrendik?!

İktidardaki siyasi partinin il ve ilçe başkanlarının, Milletvekilleriyle okul ziyaretleri yapmak, ders saatinde sınıflara girmek var mıydı ve ne zamandan beri uygulanıyor?!

Ve de…

Etik mi?!

 

Hani, “okula, kışlaya, camiye siyaset sokulmaz”dı?!

 

Milletvekili Çalkın ve beraberindekilerin bu davranışları siyaset yapmak, siyasi gösteride bulunmak, okulları ve çocukları siyasete, siyasetlerine bulamak, alet etmek değil midir?!

Değilse, nedir?!

 

Bilirim…

Kamutay Başkanı AKP’li Numan Kurtulmuş hiç bir şey yapmayacak!

 

Muhalefet partilerinin il, ilçe teşkilatları görmüyorlar mı?!

Neden tepkisizler?!

Neden Genel Merkezlerini uyarmıyorlar?!

Neden kamuoyu oluşturmuyorlar?!

 

Olanlara duyarsız kalınırsa, gelecekte çok diz dövülür!

 

Atı alan Üsküdar’a çoktan geçmiş, her şey de bitmiş olur!

 

“Siyasiler”le “dinciler”, okullardan ve çocuklardan ellerini çeksinler, uzak dursunlar!..

DEMOKRATİK, LAİK CUMHURİYET’İN İKİ KURUMU “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI” İLE “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI”NIN ŞU YAPTIKLARI!..

150 150 bakikarakol

Bana “YAA BU NE?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2043339380329230803 dedirten “yaşanmışlık”, 12 Nisan 2026 Pazar günlü www.karsmanset.com internet gazetesinde yayınlanan “Miniklerin Kur’an sevinci törenle taçlandı” https://www.karsmanset.com/haber/miniklerin-kuran-sevinci-torenle-taclandi-1675583.htm başlıklı haber ve haberdeki fotoğraftı.

Haberi okuyup fotoğrafa baktığımda, inanamadım “Yaa bu ne?!. Yaa bu ne?!” diyerek, zıpladım.

Anadillerini daha yenini öğrenen/konuşan 04-06 yaşarası çocuklara, “Kuran dilidir” yutturmacasıyla,  “Arapça”yı öğretiyorlar!

Bunu da…

Demokratik, laik Cumhuriyet’in, “Diyanet İşleri Başkanlığı” kurumu yapıyor!

Yetmezmiş gibi…

Haberde kullanılan fotoğraftaki kız çocuğu “türbanlı gelinli” yapmışlar!

Vatandaşın kız çocuklarına bunu yapanlar, kendi çocuklarına aynısını yapıyorlar mı?!

Sanmıyorum.

Böylelerinin çocukları, çocuk yaşlarında akranlarıyla oynayıp çocukluklarını yaşıyor!

Ama…

Garibanın çocuğunu, “hizmetleri”nde böyle kullanıyorlar!

Üstüne üstlük, bir de esip gürler!

Alın işte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yerel kurumlarından “Kars İl Müftülüğü”nün başındaki Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, ilme, bilime aykırı “Ahlaklı ve ihlaslı bir nesil yetiştirmenin ilk adımı bu kurslardır. Çocuklarımızın geleceği burada verilen eğitimle şekillenecektir. Yarının büyükleri bu çocuklar olacaktır. Onları ne kadar iyi yetiştirirsek,  geleceğimizden o kadar emin olabiliriz” sözler ediyor!

Ara vermiyor, hız kesmiyor, dün de (21 Nisan 2026 Salı) 04-06 yaş aralığındaki “Kuran Kursu öğrencileri”ne (Ne öğrencisi, onlar çocuk çocuk!) “Kuran’a geçme töreni”  https://www.karsmanset.com/haber/kars-sultan-alparslan-kulliyesinde-miniklerin-kuran-sevinci-1682081.htm düzenliyor!

Kız ve erkek çocuklarına giydirdiklerine, linki lütfen tıklayıp  bakar mısınız?!

Oysa…

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı “4-6 YAS ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?”* başlıklı makalesinde (Yazının tam metnini, yazımın bitiminde bilginize sunuyorum) “bilimsel doğrular”ı ne kadar güzel yazmış!

 

 

Diyanet’in Kars’taki “sözde etkinlik”leri bitmiyor!

Gençleri, “Umre Ödüllü Yarışmalar”a https://www.karsmanset.com/haber/karsta-umre-odullu-genclik-bilgi-yarismasi-yapildi-1675585.htm sokuyor!

 

Kars’ın Sarıkamış İlçesi’nde, İlçe Müftüsü Dr. Muhammet Divani’nin yaptığına ne demeli?!

Sarıkamış Fen Lisesi’ni “ziyaret” ediyor.

Ziyarette, “eğitim-öğretim faaliyetleri” ele alınıyor; “öğrencilerin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunuluyor ve “kurumlar arası iş birliğinin önemi” vurgulanıyor.   

Yoo, yanlış yazmadım, siz de yanlış okumadınız!

www.karsmanset.com internet gazetesinin 15 Nisan 2026 Çarşamba günlü “Sarıkamış İlçe müftüsü Divani’den fen lisesine ziyaret” https://www.karsmanset.com/haber/sarikamis-ilce-muftusu-divaniden-fen-lisesine-ziyaret-1678851.htm başlıklı haberinde yazılanları özetledim.

Demokratik, laik Cumhuriyet’in iki kurumu Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu yaptıkları doğru mu, etik mi?!

İki kurum da, yürürlükteki Anayasa çiğnenmiyor mu?!

Ve…

Bu olaylar yurdun bütün il ve ilçelerinde olmuyor mu?!

Evet, evet, evet!

 

Ve…

Bu” karşıdevrimler” yeni değil, kurtarıcı-kurucu dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzden sonra olageliyor!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okuluna, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilçe müftüsü, “ziyaret” adı altında “müfettiş” havasında giriyor, adeta “teftiş” yapıyor!

 

“Neden oluyor, nasıl oluyor?!” diye sormuyorum çünkü biliyorum; ucu “Çanakkale Savaşları”na, “Ulusal Kurtuluş Savaşı”na, “Demokratik, laik Cumhuriyet”imize, “düşman emperyalist ülkelerin yenilgilerine, kinlerine, öfkelerine, intikamları”na gidiyor!

Ama yerel işbirlikçiler bilmiyor, göremiyorlar!

Bilip görseler de, “işbirlikçi görevleri”nden ötürü bilmezden, görmezden geliyorlar!

    

Kars’ın DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise Kars’ta düzenlediği basın toplantısında, bu konularda tek sözcük etmiyor!

Türkiye-Ermenistan arasındaki “Doğu Kapı”nın açılmasını önceliyor, Akyaka ilçesinin 27 kilometre ilerisinde olan “Doğu Kapı”nın açılmasının özelde Kars, genelde Türkiye’ye, Türk ekonomisine “büyük yararı”ndan dem vuruyor!

Kapının açılmasına karşı değilim; açılmalı ama Ermenistan geri kalmış, fakir bir ülke; Sovyetler Birliği döneminde etkindi; şimdi, “Doğu Kapı”nın açılması ile Türkiye’den Asya’ya, oralardaki Türk Cumhuriyetleri’ne ulaşım daha kısa ve ekonomik olacak. Bu kadar.

Öyle anlatıldığı boyutta ekonomik katkısı ne Kars’a, ne Türkiye’mize, ne de ekonomimize olması söz konusu değil!

Koçyiğit’in, Kars’ın Milletvekili olarak, bir zamanlar doğunun çağdaş, ekinde (kültürde), sanatta, tiyatroda, balede, gazetede, dergide, sinemada, folklorda, giyim kuşamda, ticarette vb şirin bir kenti olan Kars, tarikatlar ve cemaatlerden beter, Milli Eğitim ile Diyanetnin elinde, “gerici  kent”e dönüştürülüyor, “umuru”nda değil!

 

Bunlara ek olarak…

İlk ve ortaokullarımızda ölümlerle, yaralanmalarla sonuçlanan silahlı baskınların, tam da -yarın 106’ıncı yılını buruk acıyla da olsa kutlayacağımız- “23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı”mızın haftası önünde-içinde olması dikkat çekicidir!  

 

Sonra da…

Demokratik, Laik Cumhuriyet karşıtları çıkıyorlar, okullarda yaşanan silahlı kanlı olayları “maneviyat eksikliği” ile çarpıtıyorlar!

“Maneviyat, maneviyat” deyip duranlar, yazıp duranlar, konuşup duranlar, “maneviyat”ı gerçekten bilselerdi, “maneviyat”a bu kadar zarar vermezlerdi!

 

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan 2026 Çarşamba günü de Kahramanmaraş’ta, silahlı saldırı da –çocuk iki saldırgan dışında- öğrencilerine kendini siper eden başörtülü/eşarplı –türbanlı değil- Aylin Kara öğretmenimize, yaşamlarını yitiren çocuklarımıza rahmetler, yaralanan yavrularımıza da sağlıklar diliyorum.

Bu sosyolojik olay geçiştirilmesin, siyasete kurban edilmesin, bilimsel çalışmaya netleştirilsin.

 

Gülistan Doku cinayetine https://haber.sol.org.tr/haber/gulistan-doku-cinayeti-ortbas-edilmis-donemin-tunceli-valisinin-oglu-dahil-13-supheliye 6 yıl aradan sonra da olsa el atılması umut verici.

El atanları, gerçekleri ortaya çıkarları, çıkaracakları kutlarım.

Bu olay da, bir başka ulusal yara!

Dertlenmemek elde değil…   

        

* 4-6 YAŞ ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?

4-6 yas aralığında, okul öncesi çağındaki çocuklara din eğitimi verilmesi sadece sakıncalı değil; sosyal cinayettir. Bu yaklaşım ve anlayı bir kuşağın ulusal bilincinin sistemli olarak yok edilme projesidir. Bu yaklaşımla verilen eğitim başlangıçta bir kuşağın bilincinin ve bilinçaltının sakatlanması anlamına gelmekte ise de; gelecek kuşakların, gelecek yasam dönemlerinde ruhsal hastalıkların temeli atılmaktadır…

Bu yaştan başlayarak; depresyon, anksiyete bozuklukları gibi yaygın, tedavi edilebilen ama ekonomik yükü çok ağır olan, bireylerin üretkenlik ve yaratıcılığını kaybetmelerine yol açan şekilde kuşakları etkilediği gibi; nevrotik bozukluklar, ağır psikotik bozukluklardan şizofreniye varan bir çok ruhsal hastalığın temeli de bu çağda, yani kişiliğin oluşmaya başladığı dönemde atılmaktadır. Farklı Psikoloji kuramları açısından bu yaş dönemlerini incelediğimizde ortaya çok vahim sonuçlar çıktığı görülecektir.

Freud ve psikanaliz teorisine göre bu dönem fallik döneme tekabül etmektedir. Fallik dönem psikoseksüel gelişim evrelerinin üçüncüsüdür. 3’üncü yaşın sonundan 6. ya da 7. yılın sonuna dek süren bu evrede, çocuk karşı cinse yönelir, kendi bedeninin farkına varmasıyla karşı cinse yönelir. Sağlıklı sosyal ilişkiler bu dönemde öğrenilir, kurulmaya başlanır. Oysa katı kurallarla verilen dinsel eğitimde; çocukların haremlik-selamlık olarak ayrışması esas olduğundan bireyler karsı cinsi tanıyamadan, uygarca ilişkiler kurmayı öğrenemeden, bu öğrendiklerini davranışa dönüştüremeden karşı cins için hep öteki olacaktır. Verilen dinsel eğitim nedeniyle “kız ve erkek Çocuklar” yan yana ”Günah” diye oturmak istemeyecekler, suçluluk duygusu minik yüreklerinde kök salacaktır.

“Değerler eğitimi” diye çağdışı bir eğitim anlayışının dini veriler üzerine inşa edilmek suretiyle 4-6 yas grubundaki çocuklara empoze edilmesi çocuklarda anlam/duygu karmaşaları ve korkular yaratacaktır.

Eğitbilim ve psikoloji bilgisi olmayan kişiler tarafından verilen dinsel eğitim sevgi üzerine değil, korku üzerine inşa edileceği için, bu yaştaki çocukların bilinçaltları; ölüm, öteki dünya, ahiret, cennet, cehennem gibi korku ve şiddet ögeleriyle doldurulması, dini buyruklar gibi görünen dogmalara eğer itaat etmezlerse, cezalandırılmalarının kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin sürekli islenmesiyle bu çocuklarda birçok ruhsal davranış bozukluğu sıklıkla görülmeye başlanacaktır. Geceleri ğlayarak uyanma, fobik tarzda korkular yaşamaya başlama, diş gıcırdatmaları, obsesyonlar, gece işemeleri (enürezis nocturna) yaygınlıkla görülecektir. Çocuklar giderek sorgulama yeteneklerini kaybedecekler, Biat etme, itaat etme adı altında yaratıcılıkları üretme becerileri körelecektir.

Yine bu dönem Piaget’in Islem Öncesi Dönemine denk gelmektedir; Ericson’un kuramına göre yaşamın 8 Evresinden 3.Gelisim Evresi: Girişkenliğe karşın Suçluluk Duygusu (3-5 yaş) da bu dönemde yaşanır. Çocuğun, ulaştığı dilsel gelişimle kendini daha rahat ifade edebildiği, dil ve motor becerilerini daha iyi kullanabildiği evredir. Bu evre Freudyen yaklaşımda fallik-ödipal dönem olarak adlandırılır. Dönemin en belirgin özelliklerinden biri cinsel konulara olan meraktır. Bu dönemde çocuklar kendi cinsel organlarına dokunabilir, arkadaşlarının cinsel organlarına dokunabilir ve cinsel oyunlar oynayabilirler. Bunların tamamı meraktandır ancak bilinçsiz aileler bunun bir ahlak bozuklugu oldugunu düsünerek doğrudan çocuğu azarlama ve cezalandırma yoluna gidebiliyorlar. Hatta egitbilim ilkelerinden habersiz ve psikoloji bilgisi olmayan din öğreticileri bu cezalandırma eylemini bizzat kendileri yerine getirmektedirler. Bu dönemde, merakları yüzünden aşağılanan, dövülen veya cezalandırılan çocuklar adeta yıkım yaşarlar. Bunun faturası ilerleyen yaslarda ortaya çıkar. Cinsel problemlerin ve baskılanmışlığın kökleri genellikle 3-5 yaş dönemine dayanır.3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. 3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş  itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. Sağlıklı olan budur.

Ebeveynler, çocukların kavga etmelerini bir suç değil, güçlü bir dürtü olarak değerlendirmeli ve olumlu yaklaşım sergileyerek önlemedirler. Şiddete eğilimi olan çocuğa sözel veya fiziksel şiddet ile terbiye uygulamak, olsa olsa şiddet eğilimini artırır. İleri dönemlerde ise başkalarının hayat görüşüne saygısı olmayan, çevresindekileri kendi görüşlerine uygun davranmaya zorlayan, egosu yüksek bireylere dönüşebilirler. Bu dönem olumlu atlatılırsa, karsısındakine saygılı, sorumluluk sahibi birey olma yolunda güçlü temeller atılır. Dikkat ederseniz evrelerde, yeni bir davranışın açığa çıkması ve bu davranışa gelen çevre (aile) tepkisi söz konusudur.

Mesela, 3. gelişim evresi olan ”girişkenliğe karşılık suçluluk duygusu” evresinde; cinsel merak var, karşılığında cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. Şiddet eğilimi var, karşılığında ise cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. İşte tüm bu yeni

davranışlar ve yeni davranışlara verilen tepkiler çocuğun kişilik kazanımında etkili faktörlerdir. Bu çocuklara eğitici olarak atanacak din eğitimcilerinin çocukları, bir kuşağı; giderek bir ülkeyi nereye götüreceklerinin cevabı buradadır. Bu gruptaki çocukların ulaştığı evre olan

  1. gelişim evresinde; ”Üretkenliğe Karşı Aşağılık Duygusu” (5-11 Yaş) okul öncesi eğitimi ve ilköğretim okul çağını kapsayan dönemdir. Freudyen ekolde 5-11 yas arası olan Bu 4. Gelişim evresine latent dönem adı verilmiştir. Sosyal ilişkilerin geliştiği, öğrenme süreçlerine üretme süreçlerinin eklendiği dönemdir. Rol model belirleme eğilimi bu çağda belirginleşir. Meslek seçimine bu çağda yönelirler. Kendi baslarına bir is başarabildiklerini, gereken yerde nasıl kimden yardım alabileceklerini ve başkalarına nasıl yardımcı olabileceklerini, çocuklar bu dönemde öğrenirler. Başarma duygusunun en çok haz verdiği ve en çok ihtiyaç duyulduğu dönemlerden biridir. Bu dönemi başarılı geçiren çocuklar aşağılık kompleksleri geliştirmeden, kendileriyle barışık ve yeterlilik duygusu içerisinde olurlar. Tam tersi durumda ise (Örnek: Okulda başarısızlık) kendilerini yetersiz bireyler olarak görebilirler. En yaygın ve kabul gören Piaget’in bilimsel gelişim kuramıdır. Bu kurama göre çocukların soyut kavramları edinmeleri, kavraması, anlamlandırmaları günlük yaşamında bunu kullanmaları ancak soyut işlemler dönemine bu da çocukların 12 yaş ve üzerine karşılık geliyor. Bu 12 yas altındaki çocuklara din eğitimi neden verilmemeli sorusunun da yanıtını bize vermektedir. Çünkü 3-5 yaş aralığındaki çocuklar gelişimsel olarak soyut düşünme olgunluğuna erişmemiş, somut ve tamamen duyuları aracılığı ile edindikleri deneyimler bağlamında akıl yürütebilmektedirler.

Bu gerekçeyle gerek çocuk gelişimi kuramcılarınca ve psikologlarca; gerek okul öncesi eğitim yaklaşımlarında duyulara önemle vurgu yapılır. Yani 5 duyuya yönelinmesi gerektiği işaret edilir.

Burada yetişkinlerin ve ülkemizdeki aydınların, laik cumhuriyeti savunanların sorumluluğu ve önceliği bilimsel referanslarla çocuğun gelişimini önceleyen bir yaklaşımı benimsemek ve çocuğun yüksek yararını gözetmektir. Bu nedenle 4-6 yaş aralığındaki çocuklara dinsel eğitim aslsa verilmemelidir, önerilmemelidir. Çünkü bu yas aralığındaki çocuklar algılarını duyuları aracılığı ile inşa eden, akıl yürütme olgunluğu özelden özele olan, somut sınıflandırma ve benmerkezci düşünme becerisine sahip, dikkat süresi kısa olan çocuklardır. Tam anlamıyla bağımsızlığını kazanmamış, bir grubun üyesi olma yetkinliğine henüz ulaşabilen, kuralları üretme ve izlemede tam anlamıyla olgunluğa erişememiş çocuklardır. Ayrıca dil gelişimi anlamında da sözcük dağarcığının yetişkine oranla zayıf, sözcüklerin anlamını bilme ve kavrama olgunluğu tam olarak gelişmemiştir. Çocuğun bu gelişimsel özellikleri dikkate alındığında bu yaş aralığındaki çocuklara okul öncesi eğitimde “din” eğitiminin verilmesi uygun değildir.

Ayrıca okul öncesi eğitimde din eğitiminin verilmesi sadece Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 12. 14 ve 36. maddeleri ile değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. Maddesi ile de çelişmektedir. Bu konudaki incelememizi başka bir yazıya bırakıyorum.

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı