Posts By :

bakikarakol

İÇ SİYASADA EKREM İMAMOĞLU’NA SEÇİMLER KAZANDIRAN, AKP’YE SEÇİMLER YİTİRTEN “KENT UZLAŞISI” GERÇEĞİ…

150 150 bakikarakol

Yazıya başlayacaktım ki, www.sozcu.com.tr ’de “İlk kadın vekilin torunu da şaşırttı” https://www.sozcu.com.tr/ilk-kadin-vekilin-torunu-da-sasirtti-p350305 başlıklı haber gözüme ilişti.

 “Satı kadın, Atatürk’ün isteği üzerine ilk kadın vekil olarak Meclis’e girdi. Nesiller boyu CHP’li ailenin torunu ise AKP’ye transfer oldu” spotlu haberi sonuna kadar bir solukta okudum.

İçim sızladı.

Ama…

“Bu ve böyle bir şey nasıl olur?!” sorusunu kendime sorup durdum.

Sonra da, “Bu derinlemesine irdelenmesi gereken bir konu. İrdeleme bilgisi, becerisi olan duyarlı insanları, özellikle ve de öncelikle ‘Ben Atatürk düşündaşıyım, ben Atatürk CHP’lisiyim’ diyenler, kolları sıvamalı, ‘Neden böyle oluyor, niçin böyle oluyor?’ soruları yanıtlamalı, bilinmeyeni aydınlatmalı” diye düşündüm, düşünüyorum.

İleride yazacağım.

Böylesi içerikli, iletili, düşündüren haberi yazan Emin Özgönül’ü yürekten kutluyorum.

 

Planladığım yazıma geçiyorum…

 

Gazeteciliğini, kişilik ve söylem çizgisini, kararlılığını, kararlı duruşunu beğendiğim Mehmet Ali Güller 13 Ağustos 2026 Perşembe günü X hesabı @MaliGuller’den gerçekleştirdiği paylaşımda “Özgür Özel’in çerçeve yasaya evet demesinin anlamı Mesele ne çözümdür, ne barıştır, ne de demokratikleşmedir. Mesele yeni anayasa ile Erdoğan’a başkanlık yolu açmaktır. Dolayısıyla hayır diyen barışa değil, saray rejiminin inşasına hayır demiş oluyor. Evet diyen de barışa evet dediğini sanarak Erdoğan’ın oyununa gelmiş oluyor. Şuradan izleyebilirdiniz: https://x.com/MaliGuller/status/2087907497596080334” diye yazmış.

Ben de altına “Haklısınız… Ama bir başka ayrıntı daha var. 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü www.bakikarakol.com sitemde yazacağım… Okumanızı ve görüşünüzü öğrenmek isterim…”  https://x.com/BakiKarakol/status/2087918334134124773 diye yazdım.

 

Sözümü tutayım.

Ve…

O “ayrıntı” ile başlayayım.

 

O “ayrıntı”, Ekrem İmamoğlu ve “Kent Uzlaşısı”!

 

Özgür Özel’in ve Özgür Özel yönetimindeki “yakın arkadaşları”nın, “Çerçeve Yasa”ya  “Evet oyu verme” kararını almalarında Ekrem İmamoğlu’nun yadsınamaz “etkinliyi var”!

Bu kanıya, Ekrem İmamoğlu’nun 10 Ağustos 2026 Pazartesi günlü “Aziz Milletim, Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birindedir. Barışı, huzuru ve kardeşliği kalıcı kılmak; demokrasiyi ve hukuku güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum. Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum. Sayın Selahattin Demirtaş’ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum. Ancak bu iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicili bozuktur. Bu nedenle mücadelemize bir yandan sorunların çözümü için destek ve katkı anlayışıyla devam edecek, diğer taraftan denetleme görevimizi ve milletimizi bilgilendirme gayretimizi en üst seviyede göstereceğiz. Kıymetli Halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz. Türkiye yalnız kendi içinde huzuru sağlayacak bir ülke değildir. Bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın güvencesi olacak; gücünü hukukundan, demokrasisinden, ekonomisinden ve milletinin birliğinden alan güçlü bir devlet olacağız. Türkiye’nin büyüklüğüne ve devletimizin ciddiyetine yakışan budur. Bu mesele günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel ikbal arayışlarına bırakılamaz. Sürecin güvencesi şeffaflık, TBMM, hukuk ve milletin iradesidir. Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.” https://x.com/CA_iletisim/status/2086862897536172321 paylaşımından vardım.

 

Bu paylaşımdan anladım ki, Ekrem İmamoğlu, seçim kazanma plan ve projesini, Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in yazıp çizdiği, geliştirdiği ve yaşama geçirdiği, Selahattin Demirtaş’ın da katkı verdiği “Kent Uzlaşısı”na oturtmuş.

Ve…

Kazanmış.

Sürdürmekte de kararlı.

Yani…

Ekrem İmamoğlu, cezaevi yaşamı bitiminde, siyasi yaşamında ve seçim süreçlerinde “kazanma”yı, “Kent Uzlaşısı” üzerinden gerçekleştirecek.

Bunun için “Kent Uzlaşısı Birlikteliği”ni sürdürmek, kalıcı kılmak peşinde.

 

“Kent Uzlaşısı Birlikteliği”nin yolu, “Çerçeve Yasa”ya “Evet Oyu” vermekten geçiyordu.

 

İmamoğlu o yolu seçti, Özel’e ve yönetime de kararını iletti.

  

Ama…

Öte yanda, geniş halk yığınları “Evet Oyu” verilmesine şiddetle karşıydı.

Hala karşı.  

Onların da gönlü kırılmasın, alınsın diye, Özgür Özel ve yönetimdeki arkadaşları dışındaki Yeni Parti Milletvekilleri’ni serbest bırakmak ve bunu kamuoyuna açıklamak zorunda kaldılar.

 

Birkaç yazımda altını çizerek, değinmiştim:

Ekrem İmamoğlu, Atatürk CHP’lisi değildir; 4 eğilimci Turgut Özal’ın, Cumhurbaşkanı iken, kardeşi Yusuf Özal’a kurdurduğu “Yeni Parti”lidir.

Özgür Özel de, Atatürk CHP’lisi değildir ve Ekrem İmamoğlu’nun “çalışkan siyasi yol arkadaşı”dır; argo değimle “siyasi kankası”dır.

 

İkisinin en belirgin ortak yanı(özelliği, “siyasi bencil” olmalarıdır.

İkisi de “biz” demez, “ben” der.

 

Bu, o kadar çok yönlü bir konudur ki, bir başka yazıya bırakmak gerek.

 

Şunu da bilginize sunmalıyım:  

 

Önceki gece (17 Ağustos 2026 Pazartesi) Sözcü TV’de, Ekrem Açıkel “Haftaya Bakış” programında, “Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı, tutuklanır mıydı?” diye sordu.

Sanki “Tutuklanmazdı” yaklaşımındaydı.

Bana göre, Açıkel bu yaklaşımında yanlıyordu.

Şöyle ki:

Ekrem İmamoğlu, “Kent Uzlaşısı” etkisiyle, AKP’yi, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, AKP’yi, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adaylarını, AKP’nin İBB Meclis üyelerini, AKP’lileri ve AKP’ye oy veren seçmenleri üst üste üç kere seçim yenilgisine uğratmış siyasidir.

En başta “İstanbul’u kaybedersek, Türkiye’yi kaybederiz” diyen Erdoğan’ı çok fena kızdırmıştır.

Kızgınlık öfkeye, öfke kine, oradan da bir biçimde “yenilgilerin” karşılığını almaya dönüşmüştür.

Yani…

Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı olsun olmasın, “Kent Uzlaşısı” yapılanmasıyla Erdoğan’a, adaylarına, partisine, partililerine, seçmenlerine “seçim yenilgisi” yaşattığı için, bunun bedelini ödeyecekti.

Ben böyle düşünüyorum.

 

Ayrıca…

Bana göre -dış etkenleri bu yazıda, şimdilik kenara koyarak, diyorum ki-, “Terörsüz Türkiye” çıkışıyla başlayıp “2’inci Barış Süreci” ile yol alınması, “Çerçeve Yasa”ya kadar gelinmesi de, “Kent Uzlaşısı”nı kontrol altına almak, etkisizleştirmek, Ekrem İmamoğlu’ndan ayrıştırmak için…

 

İç siyasada, Ekrem İmamoğlu’na seçimler kazandıran, AKP’ye de seçimler yitirten “Kent Uzlaşısı” gerçeği yadsınamaz…  

KABUL EDİLSİN Kİ, ÖZGÜR ÖZEL SİYASİ İNTİHAR YAPTI!..

150 150 bakikarakol

Çok önceki yazılarımda birkaç kere, Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel’in, “Atatürkçü” olmadıklarını, “Atatürk yolunda, izinde” gitmediklerini yazdım.

 “Mutlak Butlan Kararı” sonrası gelişmeler sürecinde, Özgür Özel ve ekibinin ettiklerine hep “temkinli” yaklaştım, paylaşımlarımda “Kaygım var” diye yazdım.

Ne vakit ki, şu anda bile adı içime sinmeyen “YENİ Parti” Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti’nin Kamutay’daki ilk grup konuşmasında, “Yeni ‘nesil’ örgütlenme modeli”ni açıkladı, umutlandım.

 

5 Ağustos 2026 Çarşamba günlü YENİ PARTİ’NİN “YENİ ‘NESİL’ ÖRGÜTLENME MODELİ”, KEMAL ATATÜRK’ÜN “ÖRGÜTLENME ANLAYIŞI”… https://bakikarakol.com/yeni-partinin-yeni-nesil-orgutlenme-modeli-kemal-ataturkun-orgutlenme-anlayisi/ başlıklı yazımda işlemeye çalıştım.

 

Ta ki, 9 Ağustos 2026 Pazar günü Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesinde, spotu “ YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu, katıldığı televizyon programında Meclis’te görüşülen “Çerçeve Yasa”sına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Kayışoğlu, partilerinin genel kurulda Çerçeve Yasa’ya ‘evet’ diyeceklerini söyledi.” olan “Tepkilere rağmen… YENİ Parti’den ‘Çerçeve Yasa’ için karar: Genel Kurul’da ‘evet’ diyecek” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/tepkilere-ragmen-yeni-parti-den-cerceve-yasa-icin-karar-genel-kurul-da-evet-diyecek-2527605 başlıklı haberi okuyuncaya kadar “umut”ta kaldım.

Bu sözlerle, o an ikileme düştüm.

Bir yanlışlık olabileceğini düşündüm.

Yarın, oylama öncesi yapılacak açıklamayla “yanlışlığı”ın ortadan kalkacağını usumdan geçirdim.

Özgür Özel, Kamutay Genel Kurulu’unda çıkıp konuşacağı dakikaya kadar iç açıcı olmayan haberleri televizyonlardan izledim, dinledim, internet gazetelerinden okudum.

Özgür Özel, DEM Parti Genel Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın ardından çıktı konuştu. https://yeni-parti.org.tr/haber/48

Demek ki, izleyip dinlediklerim, okuduklarım doğruymuş!

İnanamadım!

Kendisi, parti yönetimindeki arkadaşları “Çerçeve Yasası”na “Evet” diyeceklermiş, Milletvekilleri serbest bırakılmış, seçim bölgelerindeki insanların “iradeleri” doğrultusunda oy kullanacaklarmış!

Böyle “liderlik” olur mu?!

Kendi eliyle partiyi bölüyor!

“Evet” deme gerekçeleri” ise hiç ama hiç gerçekçi, inandırıcı değil!

106 yıl önce (10 Ağustos 1920), Osmanlı’yı teslim alan, parçalayan “Sevr Anlaşması”nı anımsatan yaşanmışlığın benzerinin aynı günde (10 Ağustos 2026) Kamutay Genel Kurulu’nda görüşülüp, 11 Kasım 2026’a geçmeden yasalaştırmak istenmesindeki amaç, neden usa gelmedi, sorgulanmadı, bundaki ileti algılanmadı?!

 

Burada konuşmasını irdelemediğim, az yukarıdaki linkten konuşmasını okumanızı isteyeceğim Özgür Özel, o gün, o saat, o dakika bende güven yitirdi, bitirdi.

Küçük miktar bağışta bulunduğum YENİ Parti’ye üye olmayı düşünüyordum, vazgeçtim.

Oysa…

YENİ Parti tabanı, “Çerçeve Yasa”ya “Kabul oyu” vermeye karşıydı.

Bu hep yazıldı, çizildi, ekranlarda dile getirildi; ama dikkate alınmadı!

Ya, hiç değilse, Sözcü Gazetesi yazarı Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu’nun 10 Ağustos 2026 Pazartesi günlü “Atatürk’ü yakanızdan çıkarın”

https://www.sozcu.com.tr/ataturk-u-yakanizdan-cikarin-p343825 başlıklı, benim de altına imzamı attığım içerikli, güzel yazısını okusalardı.

Okumadılar!

Kendilerini de, partiyi de, partilileri de ve “umut”ları da bitirdiler!

Kazanan gene, yenmek istenilenler oldu!

 

Türkiye’ye, Türklere, Türkiye’de yaşayanlara zor günler yaşatacak yasa, 10 Ağustos 2026, 11 Ağustos 2026’ya devrilmeden 87 ret, 7 çekimsere karşın 467 oyla kabul edildi.

Lütfen https://www.sozcu.com.tr/cerceve-yasa-oylamasinda-kimler-yoktu-p344201 linki tıklayın okuyun.

 

Korkusuz Gazetesi yazarı usta kalem, toplumcu düşünür Mustafa Mutlu, dünkü (11 Ağustos 2026 Salı) “14:50’den sonra!” https://www.korkusuz.com.tr/14-50-den-sonra-p52086 başlıklı yazısında, tam da benim düşüncelerimi yazmış.

O nedenle…

Biraz da, yaşadığım “umut ve hayal kırıklığı”, bir de derin üzüntüyle, tanıklık ettiklerimizi yazmayacağım, yazmayacağım.

Çünkü çok kötü, fena dağınığım!

 

Biraz da, YENİ Parti tepe yönetiminin yarattığı, yaşattığı “vuruk”dan (travmadan) sonrakilere değineyim:

 

YENİ Parti tabanı ve YENİ Parti tabanı gibi düşünen insanlar, YENİ Parti tepe yönetiminin “Çerçeve Yasa”ya “Kabul oyu” vermesine şiddetle karşı.

Sosyal basın (medya) yıkılıyor.

Birkaç örnek vereyim.

Tansel Çölaşan’ın X paylaşımı https://x.com/TanselColasann/status/2086990394563154039 ile başlayayım.

Lütfen tıklayın okuyun.

Paylaşımın altına “Kutluyorum. Çok doğru, gerçekçi kısa, öz saptamalar. Anlayana sivrisinek, saz, anlamayana davul zurna az. Atatürk düşündaşı olarak, içim parçalanıyor, utancımdan yerin dibine giriyorum. Anavatan Partisi kökenli Ekrem İmamoğlu’nun usuyla oturup kalkan Özel’e fena kızıyorum.” https://x.com/BakiKarakol/status/2087084588468166805 diye yazdım.

Çölaşan’ın https://x.com/TanselColasann/status/2087128435281830058 linkindeki paylaşımını da okumanızı istiyorum.

 

Ömer Faruk Eminağaoğlu “ANAYASAYA, AYM, İHAM KARARLARINA UYMAYANLA ANAYASA YAPILMAZ DİYENLERE… PEKİ BİR YASANIN TÜM MADDELERİ İLE ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİNİ DELİK DEŞİK EDENLERLE YASA YAPILIR MI… HALKA YALAN SÖYLEMEK SUÇTUR. TARİH ÖNÜNDE SORUMLULUKTUR. TARİHİ SORUMLULUKLARIN ZAMANAŞIMI YOKTUR. #TerörsüzTürkiye https://x.com/eminagaoglu/status/2086800333246705992 diye yazdı.   

Ve…  

Eminağaoğlu’nun https://x.com/eminagaoglu/status/2086933962216423525 linkindeki paylaşımıyla https://x.com/eminagaoglu/status/2086921622032679222 linkindeki paylaşımını da okumalısınız.

 

Sabahat Akkiraz’ın “Siz Evet diyorsanız…. Size de HAYIR… Tercihini Türk milletinden yana koyamayan, Emperyalistlerle iş tutan babam olsa ona da Hayır… Barış böyle sağlanmaz. Bugün Anayasaya aykırı olana Evet dersen yarın Anayasayı delik deşik ederler sesin çıkmaz…” https://x.com/sabahatakkiraz/status/2086824667155734823 paylaşımında tepkisi böyleydi.

 

Prof. Dr. Hurşit Güneşin paylaşımı ilginçti:

“Kimi Silivri’ye tutsak, kimi İmralı’ya tutsak, kimi de Saray’a tutsak. Hepsini tutsak almış bir de küresel hegemon var!”  https://x.com/hursitgunes/status/2086774988858691633

 

Şimdi de “Özgür Özel güzellemesi” yapanlardan bir iki örnek:

Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, “Özgür Özel güzellemesi” https://x.com/AKDOGANumut/status/2087087968854900991 yapınca, altına “Dünkü konuşması ve “evet” oyuyla kendini bitirdi, umutları söndürdü… Siz de güzelleme yapmayın… Bundan sonra arkasında, öncekiler gibi halk kalabalığı olacak mı, olmayacak mı, göreceksiniz... “ https://x.com/BakiKarakol/status/2087143129312809399 tümcelerini yazdım.

 

Nesrin Nas’ın güzellemesi de şöyleydi:

“Özgür Özel fevkalade bir konuşma yaptı ve hem doğru hem hakkaniyetli bir tavır aldı. Ülkenin çıkarlarını parti çıkarlarının arkasına koymadı. İktidarın hesaplarını hem barışı hem demokrasiyi hem de terörsüz Türkiye’yi savunan tutumuyla alt üst etti.” https://x.com/Nesrinnas/status/2086788503405269439

Nas, bir başka paylaşımında “Murat Sevinç: “Bu çok uzun ve zorlu bir yol. Tüm demokratların, aklı başında insanların birbirine ihtiyacı var. Telaşa, öfke krizlerine, irice yargılara ve falcılığa gerek yok. Hangi kararın sonucunun ne olacağını şu belirsizlikte layıkıyla öngörebilmek neredeyse olanaksız. Son zamanlarda yeniden çok popüler olan ‘tarihin doğru tarafında durmak’ iddiasının doğruluğunu ya da yanlışlığını görebilmek için tarihe-zamana şans tanımalı.” diyor. Özgür Özel bugünkü konuşmasıyla tam da bunu yaptı. Öfkenin girdabına kapılmadan zamana şans tanıdı ve hepimizin birbirimize ihtiyacımız olduğunun altını bir kez daha çizdi.” https://x.com/Nesrinnas/status/2086793668497698988 diye yazdım.

Ben de yazdım:

“Paylaşımınızdaki içeriye, görüş ve anlayışa katılmıyorum. Özalizm, Atatürk düşünceleriyle örtüşmez. Örtüştürmeye kalkan siyasetçi, siyasi yolculuğunda Özel gibi yalpalar, çelişki bataklığına saplanır. Ayırtında mısınız, paylaşımınızda aslında ‘Du bakelim ne olcek’ diyorsunuz.” https://x.com/BakiKarakol/status/2087139525155754309

 

Mahmut Tanal’a yanıtımın linkini https://x.com/BakiKarakol/status/2087161235884179902 vermekle yetineyim.

 

“Özgür Özel güzellemesi” kervanına, Ekrem İmamoğlu da katıldı. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/son-dakika-ekrem-imamoglu-ndan-cerceve-yasa-paylasimi-dikkat-ceken-ozgur-ozel-vurgusu-2528064

Paylaşımla ilgili düşüncelerimi başka bir güne bırakıyorum; ancak, İmamoğlu’nun paylaşımında “Özalizm kokusu” aldığımı belirtmeliyim.

 

“Özgür Özel güzellemesi” kervanına en son YENİ Parti Milletvekili Grubu da katıldı.

Ortak yazılı açıklama yaptılar, “Sımsıkı ve kol kola Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in arkasındayız” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/yeni-parti-milletvekillerinden-ozgur-ozel-e-destek-aciklamasi-ne-bir-santim-egildi-ne-bir-adim-geri-gitti-2528325 dediler.

 

Özgür Özel, “Çerçeve Yasası”na “Evet” diyeceklerini söylediği ve söylediğini yaptığı gibi, büyük tepki aldı, kendini de, “Evet oy”u veren Milletvekillerini de bitirdi, Yeni Parti’lileri kahretti, partiyi ciddi sıkıntıya soktu.

Artık yığınlar peşinden sel olup akmayacak!

Yüz yüze geleceği insanlar yergiler yağdıracak!

 

Bu kadarını görememesi, Özgür Özel’in siyasi yaşamına pahaya mal olacak!

Uslar da, “Özgür Özel, Çerçeve  Yasası’na neden ‘Evet’ dedi, oy verdi?!” sorusu takılı kalacak, sorunun yanıtı beklenir olacak!

 

Kabul edilsin ki, Özgür Özel siyasi intihar yaptı!..

YENİ PARTİ’NİN “YENİ ‘NESİL’ ÖRGÜTLENME MODELİ”, KEMAL ATATÜRK’ÜN “ÖRGÜTLENME ANLAYIŞI”…

150 150 bakikarakol

 

Dün (4 Ağustos 2026 Salı), YENİ Parti’nin saat 11.30’daki ilk grup toplantısında, YENİ Parti’nin ilk Genel Başkanı Özgür Özel’i dinlemek için Sözcü TV’nin karşısına oturdum.

 

Konuşmanın https://yeni-parti.org.tr/haber/41 ilerleyen dakikalarında “… Eski nesil örgütlenme anlayışını kökten değiştirecek bir adımı atıyoruz.” tümcesini duyunca, dikkat kesildim.

Çünkü benim çok ama çok “hassas” olduğum, olmasını isteye durduğum, yazarak savaşımını verdiğim konuydu.

Daha bir odaklandım.

Özel “Çünkü demokrasi sadece sandığa gidip oy vermek değildir.” dedi, sürdürdü:  

“Demokrasi, yurttaşlar kendini siyasetin öznesi olarak hissettiğinde sağlam temellere oturmuş olur. Belki de siyasetin çok uzun yıllardır unuttuğu, unutturduğu şey de budur. Biz insanlarımızın farklılıklarından güç alan, ama onları ortak bir gelecek hayalinde buluşturmayı başaran, başaracak olan bir siyasete talibiz. Belki de siyaset, bundan sonra, YENİ Parti’den sonra sadece YENİ Parti, YENİ Partililer için değil; Türkiye siyasetindeki tüm kurumlar ve tüm kişiler için de bugünden sonra geri dönmeyecek bir kazanıma sahip olacak.”

 

Şu “Üye sayısı, nüfusu ve imkanları müsait olan tüm mahallelerimizde, mahalle meclislerinin esas olduğu yeni bir örgütlenme modelini kuruyoruz.” tümcesiyle il ve ilçelerde “parti meclisleri” kuracaklarını duyunca, ayağa fırladım, “İşte bu! İşte bu!” diye çığlıklar attım.

 

Çok sevinmiştim, çok mutlu olmuştum.

 

Çünkü…
Kurtarıcımız, kurucumuz Kemal Atatürk’ün düşüncesi de buydu, yaptığı da buydu, olmasını istediği de buydu.

Onun için, Meclise, Meclis toplantılarına, Yerinde örgütlenmeye, Yerel Yönetimlere önem veriyordu.

Örgütlenmenin ve yerel yönetimin, halkın her konuda bilinçlenmesinde, düşünülen, arzulanan sonucun alınmasında büyük yararı olduğunu biliyordu.

Ama…

Dış düşman ve de dış düşmanlar, içte devşirdikleri işbirlikçilerini kullanarak, tam da “buradan” vurdular.

Ve…

Ne acıdır ki, gedikler açtılar.

İkinci Kamutay (Büyük Meclis) olan “İl Genel Meclisleri”ni, peşine “Belediye Meclisleri”ni işlevsizleştirdiler.

Halkın, iç içeliğini darmadağın ettiler.

 

Yerel Yönetimler, Ulus Devleti’nin, olmazsa olmazıdır!

 

Ne yazık ki, Yerel Yönetimler “şeklen” var.  

 

Kemal Atatürk’ten hemen sonra başlayan bu “ulusal kıyım”, siyaseti, siyasetçileri, onlarla çalışan bürokratları teslim aldı.

Kemal Atatürk’ün “Yerel Yönetim Anlayışı” ekseninden kaydı, içeriğinden koparıldı.

 

YENİ Parti ile anımsanması, bir numara/Genel Başkan ağzıyla seslendirilmesi, kamuoyuna deklere edilmesi, halka söz verilmesi çok güzel, anlamlı bir gelişme.

Emeği geçenleri kutluyorum.

Umarım ve dilerim sözde kalmaz, söylendiği, söz verildiği gibi yaşama geçirilir, kalıcı olur.

 

Her keresinde savunduğum ve de savunacağım, köy, mahalle, belde, ilçe, il meclisleri, aydınlanmadır, kalkınmadır, çağdaşlaşmadır, bağımsızlıktır, özgürlüktür, ülkenin geleceğidir, çocukların yarınlarıdır…  

Gözümüz gibi sahip çıkıp korumalıyız, bakmalıyız.

 

Belki “Hadi canım sen de” diyeceksiniz.

Ben gene de sizinle paylaşacağım:

Kemal Atatürk’ün “Yerel Yönetim Anlayışı”nın ve köy, mahalle, ilçe, il Meclislerinin anımsanmasında, dillendirilmesinde…

İktidarın, Başkanları bizim düşüncemizde olan Belediyelere, hepimizi, toplumumuzun yarıdan fazlasını rahatsız eden, sıkan, sıktı veren “şafak operasyonları”nda…

Hele de…

Partinin Gençlik Kolları’nda yetişip partide yol alan, söz sahibi, görev adamı vb olanların, iktidar partisine gitmelerinde…

Etkisi olmuştur.

Böyle düşünüyorum.

 

Yani…

“İyi partili” bilinen Belediye Başkalarını aday yapılıp seçim kazandığı partiden, kendi partilerine transfer eden iktidar partisi, -bir anlamda- kendince, kendinden yana kaş yapmak isterken göz çıkarmış.

 

Haaa…

İktidar, Kemal Atatürk anlayışına dayalı örgütlenmeye kızacak, öfkelenecek, engel olmak için uslarından geçeni, ellerinden geleni yapacak, yaptıracak.

Ülkemizdeki siyaset anlayışı bu, bu anlayışla yapılıyor.

 

Onun için…

Köy, mahalle, belde, ilçe, il meclisleri çok iyi yapılanmalı; her üyeye kendisiyle tanışması, kendisiyle iletişim kurması anlatılmalı, sağlanmalı; partiyi, partinin ilkelerini, tüzük ve programı belletilmeli; siyasi düşüncede tutarlılık, kararlılık kafalara mıh gibi sokulmalı; her bir üyeye “düşünm”  öğretilmeli, her birinden siyasa (politika) üretmeleri istenmeli; üretilen siyasalar, ayda bir Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na iletilmeli; o da Parti Meclisi’ne sunmalı.

Böylece…

Her üye düzenli biçimde siyasa üretecek; katıldığı Meclis toplantılarında ürettiği siyasayı veya siyasaları partidaşlarıyla paylaşacak.

 

Parti üyelerinin bilinçlenmelerinde katkısı olacağına inandığım, Kemal Atatürk’ümüzün “Söylev”ini yani “Nutuk”unu okumaları gerçekleştirilmeli.

Genel Merkez, bu kitabı bedava dağıtmalı.

 

İnancım odur ki:

Böyle bir yapılanma, örgütlenme, her engeli aşar, her olumsuzlukların üstesinden gelir, ihanetler, kaçışlar yaşanmaz.

İşte o zaman dört dörtlük, gerçek Atatürkçü olunur, Atatürkçülük kök salar, gelişir, çoğalır.

Dış düşmanların, onların yerel işbirlikçilerinin her hamlesi de geri teper…

TANRI, KADINDA VE ERKEKTE “SIRT”I BOŞA PROJELENDİRMEMİŞ, “TAM İNSAN” OLSUNLAR İSTEMİŞ!..

150 150 bakikarakol

Başlıklar öyle atılsa da, ben onlara “Filenin Sultanları” https://x.com/BakiKarakol/status/2081411872549405161 demiyorum, demeyeceğim, “Kemal Atatürk’ün kızları” ya da “Atatürk’ün kızları” diyorum, diyeceğim.

Ve…

Okuyacağınız yazımı, onlara adıyorum (ithaf ediyorum).

 

Yazımda, günlük, rutin siyasadan uzak duracağım; ama siyasa, siyasetçi kaynaklı ülkemizin, hatta çok sayıda ülkenin başlıca ana sorunlarından birine değineceğim.

Beni buna iten, www.gerçekgundem.com internet gazetesinin yazarlarından Neşe Doster’in Pazartesi (27 Temmuz 2026) günlü “Ülkemizin Ruh Hali mi? Hüzün Bir yanda, İnsanlık Diğer Yanda…” https://www.gercekgundem.com/yazarlar/nese-doster/ulkemizin-ruh-hali-mi-huzun-bir-yanda-insanlik-diger-yanda-575696 başlıklı yazısındaki “Acaba sorun bilgi eksikliği mi, vicdanların körelmesi mi, çıkan seslerin baskıyla kısılması mı, yoksa umursamayanların sayısının artması mı?” sorusu ile şu tümcelerdi:

// Bir süre önce Afganistan’daki Taliban rejimine özenen bir profesör şöyle buyurmuştu: “Kadınları eve kapatırsanız hiç sorun kalmaz, cinayet de işlenmez!” Bu söz üzerine bir kayıt da biz düşelim. Ülkenin yarısını oluşturan, tamamını doğuran kadınları eve kapatırsanız ne mi olur? Örneklerle açıklamaya çalışalım:

Kadınları üretime katan ABD dünya lideri oldu. Çin, ekonomide mucizeler yaratıyor. Kadınların önündeki bariyerleri kaldıran Güney Kore bolluk bereket içinde yaşıyor. Kadınları şirketlerin başına getiren Norveç, dünyanın refah içindeki ülkelerinin başında geliyor. Bunların tersini yapan; sokağı, araba kullanmayı, seyahat etmeyi yasaklayan Afganistan ise aç, sefil ve perişan yaşıyor…

Tam da burada günümüze dönelim, kaos ve çatışmanın hakim olduğu Orta Doğu’ya bakalım. Taliban yönetiminin hakim olduğu ve kadını yok sayan Afganistan’a bakalım. Okula gidemeyen kız çocuklarına, erkeğin izni olmadan sokağa çıkamayan kadınlara bakalım. Bunlar gibi ve bunlar kadar pek çok örneğe bakarak, bir kez daha büyük Atatürk’ün o zorlu koşullarda attığı adımların öneminin, değerinin ve vazgeçilmezliğinin altını çizelim… //

 

Bu tümceler, hele de son tümce, beni öyle bir etkiledi ki!

Etkilediği kadar, öyle bir de derinlere götürdü, düşündür ki!

 

Kemal Atatürk’ün 17 Şubat 1926’da yasalaştırdığı “Türk Medeni Yasası” ile Türk kadınına tanınan haklarla donanan Türkiye, beynimin içinde dolandı durdu.

Çağdaşlık için, kalkınma için, aydınlık yarınlar için, elerki (demokrasi) için, ekin (kültür) sanat için, kaynaşma için, dayanışma için, özgürlük için, barış için, spor için, sağlıklı yaşam için vb ne güzel gelişmeler oldu!

Şimdi?!..

Tel tel döküldü, uçtu gitti!

“Hayır, yanılıyorsun” diyen, buyursun beni yanıltsın, madara etsin!

 

Bilge insan Doster’e, WhatsApp’dan “Neşe Hanım… Sorun, askeri alanda yenilen dış düşmanın kin, intikam isterikliyi doğrultusunda yaptığı uzun süreli senaryolarını, yerel işbirlikçileri piyon olarak kullanarak bir bir yaşama geçirmesidir. İki sırt, kadın ve erkek sırtları birleşirse, o zaman “insan” olur,. Tek başına kadın, tek başına erken “yarım insan”dır. Kadını erkekten, erkeği kadından ayrıştıran, hele de erkeği üst, kadını alt gören anlayış orta çağ karanlığının anlayışıdır; Tanrı katında da kabul görmez, ret edilir.” diye yazdım.

Sesli ileti gönderdi:

“Yıllar önce Bakırköy’de bir toplantıda konuşmacıydım. Kadınlar da sokağa dökülmüş. O dönemde Bülent Arınç ‘Evdeki işler bitti mi ki sokağa döküldünüz? Sizin evde işiniz yok mu?’ dedi…”

 

Meşhur “Şeyini şey ettiğimin şeyi”* sözünün sahibi Arınç’ın ve “Profesör” sıfatlı bağnazın sözlerine öfkelendim.

Bu ne ilkellik ya!

 

Doster, “Bu sözlerinizi yazabilir miyim?” soruma olumlu yanıt verdi, şunları da söyledi:

“Ayrıca Aynı Bülent Arınç demişti ki: Kadın dediğin, erkekle konuşurken yere bakar, göz göze gelmez.’ Ben de bir yazımda demiştim: ‘Biz şaşı değiliz.’ Yani neler duymuş bu kulaklar, neler yazmış bu kalemler de… Değişen ne olmuş? Bana sorsanız, hiçbir şey. Hala yüzde 35 oyla adam ‘Buradayım’ diyor.”

 

Sözde “dini bütün” Arınç’ın ve o bağnaz Profesörün, bunlar gibilerinin “kadın”a bakışı bu kadarla kalmıyor!

Sıralamaya gerek yok!

 

Bir de dindar geçinirler!

Hani ‘Cennet, annelerin ayakları altında”ydı?!

Peygamber Hz. Muhammed’in hadisleri arasında yer alan bu sözü işlerine geldiği zaman söyleyip durdular ama söyledikleri gibi davranmadılar, davranmadıkları gibi kadın katliamlarına ortamlar hazırladılar!

 

Bunlarla en başta anneleri, nineleri, halaları, teyzeleri, eşleri kızları çata çat etmeliler.

 

Her kız çocuğunun, büyüyüp yetişkin kız, evlenip anne, sonra nine olduğunu algılamaktan yoksun erkekçikler, erkeği kadının tamamladığını düşünemiyorlar!

Tek başına erkek, “yarı insan”dır!

Tek başına kadın da tek “yarı insan”dır.

 

Tanrı, kadında ve erkekte “sırt”ı boşa projelendirmemiş!

Kadın ile erkek sırt birlikteliği ile “yarı insan” olmaktan kurtulsunlar, “tam insan” olsunlar istemiştir.

 

Ne kadın erkeğin, ne erkek kadının kölesi, sömüreni, seks aracıdır.

Hiçbiri tek başına, üreme yani çocuk yapamaz; ikisinin birlikteliği şart!

Bu kadarını görmeyen “kör”dür; kavrayamayan “us”tan (akıldan) bitiktir!

 

Kadını “yok” sayanlar, “yok” sayıp baskı altında tutanlar, kadından, kadının duyarlılığından, kararından, kararlılığından, kavramasından, yol yordam bilmesinden, bilgi ve becerisinden, düşünmesinden, düşüncelerinden vb korkuyorlar!

Korkularından “kadın karşıtı” kesilmişler, kesiliyorlar.

Atatürk’e de, kadınlara haklar verdiği, kadını kendisiyle tanıştırdığı için karşıdırlar.

 

Olsunlar.

Cürümleri kadar yer yakarlar.

Sonuçta kazanan Atatürk ve kadınlar olacak!

Çünkü gerçek bu!

Yoksa sönük gezegene döneriz!

Dönmemek için kadın erkek, iki ayrı parça değil bütün olmalı; düşündaş olmalı; yaşamın öznesi, üreteni, biçimlendireni olmalı; yaşamı yaşanır kılmalı; sırt sırta bütünleşmiş “insan” yani “tam insan” olmalı.

Sonu ölüm!

 

Değer mi “yarı insan” olamaya, “yarı insan” olarak yaşamaya, “sırtdaş”a uzak kalmaya, “sırtdaş”la sırt sırta vermeyip bütünleşmemeye, “tam insan” olmamaya, “eksik insan”da inat etmeye, yaşımı yaşanmaz kılmaya vb?!.

Değer mi?!

 

Değmez be bacım, kardeşim, halam, teyzem, amcam, dayım, komşum, arkadaşım, yurttaşım, dünyalım!

Değmez!..   

 

 

* 15 Nisan 2004 günlü “Şeyini şey ettiğimin şeyi” başlıklı haber.

https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/seyini-sey-ettigimin-seyi_ID485888/

 

ÖZGÜR ÖZEL “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN GÖSTERDİĞİ YOL, BİZİM YOL” DEDİ… KAYGILIYIM!..

150 150 bakikarakol

Dün gündem gene doluydu; ilk sırada, Özgür Özel’in, CHP Grup Toplantısı’nda yapacağı “son” veya “veda” konuşmasıydı.

Türkiye dün buna kilitlendi.

Bugün de, yarın da, yarından sonra da, yani daha çok günler, bu konuyla geçecek, belki aylar, yıllar…

 

Yığınların, arkasında sel olduğu Özgür Özel’in söyleyecekleri, ipucu niteliğinde, çok önemliydi.

Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi, “var olmak”la “yok olmak” noktasındaydı.

Sıradan olay değildi.
Siyaset ona göre belirgenleşecekti, siyasiler ve herkes ona göre yol izleyeceklerdi.

 

Özgür Özel, Grup Toplantısı salonuna gelince, Sözcü TV muhabirinin sorusu üzerine “Her son bir başlangıç” dedi.

 

Özel’in konuşmayı dikkatlice izledim, notlar aldım.

Notlarımla, Halk TV’nin internet sitesindeki

https://halktv.com.tr/siyaset/son-dakika-yeni-donemin-isaret-fisegi-bu-toplantida-atilacak-ozgur-ozel-kursude-1043881h linkte yer alan haberi harmanladım.

 

Özel sözlerine “Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş vedanın hüznünü taşıyarak çıktım.” diye başladı, “Bugün buradan tarihi bir konuşma, bugün buradan çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan, samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim.” biçiminde sürdürdü.   

 

“Söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız.” tümcesinin ardından “Türkiye’de yıllardır kurulmuş, kurgulanmış, dayatılan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri millete dayatan bir düzen var.” dedi.

 

Çok doğru dedi ama eksik vardı; “dış ayak” yoktu.

Hiç değinmedi, hep içeriyle kaldı.

 

“Önemli olan samimiyettir. Önemli olan doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik yerine, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır.” vurgusu doğru ve gerçekçiydi.

Ama…

“Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti’ye yenildiğinde, 14 Mayıs 1950 gecesi yaverini çağırıp, birileri askeri kullanarak yönetimi devirmeyi beklerken, İsmet Paşa’dan, Demokrat Parti’ye yaverini yollayıp ‘Paşa, devir teslime hazırdır’ değip evladı Erdal’a yazdığı mektupta ‘Şüphesiz ki kişisel olarak en büyük yenilgim, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisinin en büyük zaferidir. Hedeflediğimiz cemiyet hayatına demokrasi yerleşmiştir.’ diyebilen İsmet Paşa…” söylemine katılmıyorum.

Evet, olması gereken budur.

Ancak, elerkinin (demokrasinin) kök salmış ülkelerde, toplumlarda bu geçerli ve yaşanır; elerkinin bilinmediği, çok da yanlış bildiği 1950’lerin Türkiye’sinde olası değildir.

Hele de bunu “demokrasinin zaferidir” diye tanımlamak koca yanlıştır, gerçekleri çarpıtmaktır, tarihe gerçek dışı bilgiler yerleştirmektir.

Zaten…

Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet Halk Partililer, Türk elerkisi bugün olumsuz ne yaşıyorsa, İsmet İnönü’nün siyaset bilmezliğinden, bencilliğinden yaşıyor.

İsmet İnönü, Atatürk’ten sonra 2’inci Cumhurbaşkanı oldu ama Atatürk’ten sonra, Atatürk gibi iyi, “mükemmel” siyasetçi olamadı.

Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ni, İsmet İnönü Partisi yaptı.

Partinin siyasi kadrolarını da kendi gibi yaptı.

Tam burada sorarım:

Atatürk’ten sonraki CHP’de, yetişmiş, yetişkin siyasi var mı?

Hani derler ya:

“CHP bir siyaset okuldur.”

Kimi yetiştirdi?

Kim yetişti?

Parmakla sayılacak kadar az yetişenler gösterilse, onlarda da bir yığın eksiklikler çıkacak.

 

“Bugün mecbur bırakılmış vedanın vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim.” tümcelerinin sahibi Özgür Özel, “İşgal altındaki İstanbul’da saray kuklası bir paşa olmak yerine ölümü göze alıp Anadolu’ya geçip kurtuluş mücadelesini veren Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol, bizim yolumuzdur.” diyerek, bir tarihi gerçeği dosdoğru dile getiriyor; diğer yandan da, izleyecekleri “siyasi yol”un “Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol” olduğunu, olacağını dillendiriyor.

 

Çok doğru.

Olması, izlenmesi gereken yol.

Fakat…

Kaygılıyım.

Partinin adı, amblemi, kurucuları, tüzüğü, programı açıklandığında kaygılarımı sıralayacağım.

 

Hakkını yemeyelim…

Çalışkan, koşturan Özgür Özel’in şu sözlerini özetle bilginize sunmalıyım:

“Bugün mecbur bırakılmış vedanın vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. (…) Bugünden sonra yapacağımız yürüyüşte, her adımda, eskimiş, köhnemiş siyaseti geride bırakıyoruz. Eski nesil siyaseti bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, onurlu ve özgür insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz. (…) Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki, biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz. (…) Elbette bizler sosyal demokratız. Altı ok’a sonuna kadar bağlıyız. Ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsediğimiz partimizin ideallerine elbette sahibiz. Ancak bununla birlikte biz bir büyük çağrının da sahibiyiz. 10 ay önce yüzde 5 parti yüzde 25 oy aldığımız yerden yüzde 38 oya giderken nasıl aslan sosyal demokrat, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurmuşsak; Atatürk’le sorunu olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet’le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı’nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz.”

 

“Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten gömleği hep beraber giyiyoruz.” söylemi, olasılığı yüksek, kaçınılmaz öngörü.

Sonuç alıcı önlemler belirlenip yaşama geçirilmeli.

Yoksa…

Ciddi sonuçlar olur…

İKİSİNDE DE, ATATÜRK’TEN, ATATÜRK ÇİZGİSİNDEN, DÜŞÜNCESİNDEN İZ YOK!..

150 150 bakikarakol

Eğitimci, yazar, Devrim Tarihçisi, Atatürkçü, bilge kadın/insan Neşe Doster, www.gercekgundem.com internet gazetesindeki 13 Temmuz 2026 Pazartesi günlü “Kültürel Belleğe Kazınanları Anlamaya ve Anlamlandırmaya Çalışmak…” https://www.gercekgundem.com/yazarlar/nese-doster/kulturel-bellege-kazinanlari-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak-574846 başlıklı yazısını, yazıdaki “Oysa kalemle pencereler açmak, gökyüzüne köprüler kurmak, dünyayı selamlamak ne güzel yollar açar insana.” tümceyi sizinle paylaşmadan edemeyeceğim…  

 

8 Temmuz 2026 Çarşamba günkü KILIÇDAROĞLU, ERDOĞAN’IN 2010’UN 23 NİSAN’INDA “YETKİ ARTIK SENİN. İSTER ASARSIN, İSTER KESERSİN” DEDİĞİ ÇOCUK GİBİ!..” https://bakikarakol.com/kilicdaroglu-erdoganin-2010un-23-nisaninda-yetki-artik-senin-ister-asarsin-ister-kesersin-dedigi-cocuk-gibi/ başlıklı yazımı “Bitirirken…

2 Temmuz 2026 Perşembe gecesi Sözcü TV’de canlı yayınlanan “Özlem Gürses/Barış Terkoğlu Programı”nın 2’inci bölümünde Prof. Dr. Hurşit Güneş vardı.

Öyle sözler etti ki!

Haftaya yazacağım.

Sizlerden https://www.youtube.com/live/ql1dLlh13X4 linkini tıklayıp izlemenizi/dinlemenizi isteyeceğim…” diyerek bitirmiştim.

 

1974’te, 33’üncü Bülent Ecevit Başkanlığındaki CHP-MSP Koalisyon Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı, çok iyi bir CHP’li merhum Turan Güneş’in oğlu, Prof. Dr. Hurşit Güneş, 6 Temmuz 2026 Pazartesi günü X hesabından şunları yazdı:

“CHP’de sürdürülmesi gereken mücadelenin yol haritası: 1) Sarayın emeli olan ve bazı art niyetlilerin de çok istediği bölünmeye engel olmak. (Her iki tarafta da “kurtulalım” biçiminde hareket edenler var) Parti tabanımızın büyük çoğunluğu ise bölünmeye karşı. 2) Kurultay takviminin TAMAMININ ve BİR AN ÖNCE açıklanması.. CHP’nin siyasi meşruiyeti olan SEÇİLMİŞ bir genel başkana kavuşması.. Adres: mevcut CHP yönetimi. 3) Kurultayın yapılabilmesi için tedbir kararının kaldırılması gerekiyor. O halde, BAM tarafından verilen MUTLAK BUTLAN kararının Yargıtay’daki temyiz sürecinden feragat edilerek biran önce kesinleşmesi şart. Adres: yine mevcut CHP yönetimi…. 4) Eğer bölünme olmuşsa, SEÇİMLERDEN ÖNCE birleşmenin sağlanması..

https://x.com/hursitgunes/status/2074010036485923198

Ben de, paylaşımın altına “Hurşit Bey, hoş dersin de… Atatürk, Anadolu’ya çıkmasaydı, İstanbul’da kalsaydı; ülke ve Türk halkı kurtulur muydu, özgür, bağımsız, demokratik, laik Cumhuriyet, Parlamenter Sistem, güçlü yerel yönetim, bilimde, ekonomide, ekinde, eğitimde vb aydınlanma, kalkınma olur muydu?!. https://x.com/BakiKarakol/status/2074091850621653428 diye yazdım.

Bir gün sonra (7 Temmuz 2026 Salı) Güneş X’ten şu paylaşımı yaptı:

“Geçen hafta Sözcü TV’de Özlem Gürses ile yaptığımız programda CHP’nin bölünmesinin mahzurları ve tehlikesi üzerine yaptığımız programın çok ses getirdiğine şahit olduk. Anadolu’nun çok çeşitli yerlerinden örgütlerden telefonla arandık. Cep telefonumuza çok sayıda mesaj geldi. Özellikle butlana çok tepkili olan partililerimiz mücadelenin CHP içerisinde verilmesine ikna olmuşlar. Hepsini kutlarım. Şu andaki CHP yönetimi bir türlü bunu dile getirmese de birliğimiz son derece önemli. CHP bir büyük ailedir. Hiç bir yoldaşımızın ayrılmasından mutlu olmayız! En kısa zamanda ve mutlaka bütünlüğümüzü ve birliğimizi yine sağlayacağız.” https://x.com/hursitgunes/status/2074399761906438328

Bu kez de paylaşımın altına “Hurşit Bey; siz, CHP’li efsane Dışişleri Bakanı rahmetli Turan Güneş’in oğlusunuz!.. Yapmayın!.. Kendinizi, kitleleri yanıltmayın; butlancıların “Cumhurbaşkanı adayımızsınız” sözlerine kanmayın; siyaseten hepten bitersiniz!.. Lütfen gerçekçi olun, gerçekleri çarpıtmayın!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2074424907828457635 tümcelerini kondurdum.

 

Bilemiyorum…

Rahmetli babası gibi iyi bir CHP’li, 24’üncü dönem (28 Haziran 2011-23 Nisan 2016) 23 Nisan 1957 doğumlu, Kocaeli CHP Milletvekili, Ekonomist Prof. Dr. Hurşit Güneş, “Atatürk’ten sonraki CHP’nin, Atatürk’ün CHP’si olmadığını; hele ki, merhum Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin, Atatürk’ün CHP’si hiç olmadığını söylesem” bana katılır mı?!

En son, önceki gece (13 Temmuz 2026 Pazartesi) TV100 kanalındaki canlı yayına katılarak, iki gazetecinin sorularını yanıtlarken, “Özgür Özel’e ‘Gitme’ der misiniz?” sorusuna “Partiden ayrılmasına gerek yok. Niye partiden ayrılıyor? Hangi gerekçeyle partiden ayrılıyor? Parti içinde mücadele edebilir. Buna hiç itirazım olmaz. Ama parti içinde paralel yapı olmaz.”  https://www.sozcu.com.tr/kemal-kilicdaroglu-aciklamalar-13-temmuz-2026-p336201 biçiminde açıklık getiren “Kemal Kılıçdaroğlu’nu içten, gerçekçi buluyor mu?” diye sorsam düşüncelerini paylaşır mı?

 

Bendeki kanı…

Hurşit Güneş “Gitmesinler, CHP’de kalsınlar” dışında, Özgür Özel ve ekibine bir öneri getirmiyor ve butlancı ekibin, kulağına fısıldadığı “Cumhurbaşkanı adayımızsınız” sözün etkisinde.

 

Ama…

Umarım; önceki günkü canlı yayınla, zaten “siyasi bitik” olan Kemal Kılıçdaroğlu, yanıtlarıyla kendini siyaseten hepten bitirdiğini ve AKP’ye can simidi olduğunu gördü.

Gördüklerine ve bildiklerine karşın, “doğru”da karar kılacağını düşünmeyi çok isterim.  

 

“Siyasi bitik” Kemal Kılıçdaroğlu’nun “CHP’nin bölünmesi Erdoğan’ın işine yarar. Kim partiyi bölüyorsa Erdoğan’a hizmet eder” 

https://halktv.com.tr/turkiye/son-dakika-chp-lideri-ozgur-ozel-grup-kursusunde-butlan-yonetimine-verdigi-sure-doldu-1042428h sözüne kıs kıs gülmekten kendimi alamazken, dün Özgür Özel’i Grup konuşmasında izledim, üzüldüm; içim parçalandı.

Hala “teşbih”ten “medet” umuyor, “keramet” bekliyor!

İlkin, 26 Haziran 2026 Cuma günü Diyarbakır’da https://www.gazetepencere.com/gundem/imamogluna-ibbyi-kazandirdi-diyarbakirda-chpye-ozgur-ozele-kazandiran-tesbih-705821h

(X hesabımdan şöyle yazmıştım: TESPİHİN KERAMETİ HA! VAY BE! SEN DE Mİ ÖZEL! ATATÜRK OLSAYDI, DİNİ MOTİF TESPİHİ SİYASİ MALZEME YAPIYOR, BİR DE POZ VERİYORSUN YA, SANA ÖYLE BİR TOKAT ATARDI Kİ!.. https://x.com/BakiKarakol/status/2070516130305716591 ); sonra önceki gün Niğde’de https://medyascope.tv/2026/07/12/ozgur-ozel-nigde-bir-gunu/ …  

Yetmezmiş gibi, dünkü grup konuşmasında da ballandıra ballandıra anlattı.  https://halktv.com.tr/turkiye/son-dakika-chp-lideri-ozgur-ozel-grup-kursusunde-butlan-yonetimine-verdigi-sure-doldu-1042428h

 

Ve…

Dahası var:

“İlk kez, Sayın Kılıçdaroğlu, size bu kürsüden, bu kürsüde siz görev yaptınız, konuştunuz; ben orada oturdum, orada oturdum, burada oturdum. Alay ediyorlar benle, ‘Aday oldunuz, ben burada gözyaşı döktüm.’ Bu kürsüden, ama bu kürsünün ilk sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, son sahibi ne benim ne sensin! Mademki partilisin, mademki bölünmek istemezsin, mademki ‘Bölünme olursa AK Parti’ye yarayacak’ diye sanki bölebilecekmiş gibi konuşursun; buradan açıkça söylüyorum, açık açık! İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım 2 milyon üyemizle, ister son bıraktığın 1 milyon 200 bin üyemizle; ikimiz, tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP’yi salsın! CHP’yi salsın! Kaybeden siyaseti bıraksın! Sayın Kılıçdaroğlu! Çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum! İkimiz yarışalım 2 milyon üyeyle! %90’ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum!”   https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/kemal-kilicdaroglu-kim-partiyi-boluyorsa-erdogan-a-hizmet-eder-2520511 diyerek, esti gürledi, meydan okudu.

 

Yine “ben”, “sen”, yine “tekil” söylem!

İkisinde de, Atatürk’ten, Atatürk çizgisinden, düşüncesinden iz yok!

Al birini, vur ötekine! Kemal Kılıçdaroğlu’nun “siyasi ipliği” zaten pazara çıkmış, Özgür Özel’inki de yolda.

 

Kaygım…

Caddelerde, sokaklarda sel gibi akan yığınların, “AHBAP başı Haluk Levent hayal kırıklığı”nı Özel Özel’de yaşayacak olması!

Ama hiç umutsuz değilim, çünkü bu topraklarda “Atatürk mayalı”lar var!..

KILIÇDAROĞLU, ERDOĞAN’IN 2010’UN 23 NİSAN’INDA “YETKİ ARTIK SENİN. İSTER ASARSIN, İSTER KESERSİN” DEDİĞİ ÇOCUK GİBİ!..

150 150 bakikarakol

Sizleri, yaklaşık bir haftan beri, “NATO Zirvesi” için -değim yerindeyse- Olağanüstü Hal (OHAL) Yasası’nın en katı biçimde uygulandığı “Ankara”dan, “Ankara gündemi”nden ve dün (7 Temmuz 2026 Salı) başlayıp bugün (8 Temmuz 2026 Çarşamba) bitecek “NATO Zirvesi”nden uzak tutacağım; ama bir başka yazıyla buluşturacağım:

// Barajlar doldu. Şimdi yapılacak iş ilk seçimde toprakla suyun birleşmesini sağlamak. Suyu hasretle kavrulmuş toprağa taşıyacak kanallara işlerlik kazandırmak.

Uzun yıllardan beri geniş halk kesimleriyle arasına perde geren CHP yönetimi Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşlarıyla aradaki perdeyi kaldırmış Halkla yüz yüze gelmeye başlamıştır. Türkiye ve hatta dünya solcularını, sosyal demokratlarını umutlandıran, heyecanlandıran bu gerçeği artık karşıt düşüncedekiler bile kabul ediyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun gittiği her yerde gördüğü ilgi, kamuoyunda yarattığı güven CHP’yi ilk seçimde mutlaka iktidara taşıyacaktır, taşımalıdır. Bu herkes için gereksinimdir.

Genel politikanın geniş halk kesimleri üzerinde yarattığı bu pozitif olguyu yaygınlaştıracak, etkinleştirecek güç yerel yöneticilerdir. İl ve ilçe örgütleridir. Bu koşuya, iktidar koşusuna ayak uydurmakta zorlanan örgütlerin gözden geçirilmesi, silkelenmesi, aktif ve etki hale getirilmeleri gerekmektedir.

Siyaseten kısırlaşmış, tembelleşmiş, “elimden gelen budur” kabilinden anlayışların, etnisitenin, dar çevrenin sarmalında kaybolmuş örgütler bu şahlanışın hedef kitlesine ulaşmasında engel olamasalar da engel gibi görünmektedirler. CHP vakit kaybetmeden örgütlerde neler olduğunu sorgulamalıdır. Örgüt seçimlerinin ne koşullarda yapıldığı, delegelerin nasıl yazıldığı, ülkenin en büyük problemi olan parti içi demokrasinin işletilip işletilmediği soruşturulmalıdır. Bu soruşturmanın yapılmaması kamuoyunda oluşan olumlu havayı dağıtma tehlikesini ortaya çıkarıyor. Nitekim CHP’de yaşananların bir “değişim” değil yalnızca başkan değişikliği olduğunu iddia edenlerin en çok kullandığı argümanlar, örgütlenme yapısı konusunda toplanmaktadır. CHP’nin bu iddialara vereceği en iyi yanıt örgüt yapılanması konusunda iyi bir sorgulama ve düzenleme olacaktır. Türkiye genelinde CHP’ye destek vermek için parti kapatanların, parti kurma çalışmalarını durduranların, şu ya da bu sebeplerle partiyle arasına mesafe girmiş kişilerin koşarak geldikleri böylesi bir ortamda “mutlaka ben olmalıyım” diyenlerin yerini “mutlaka ben de olmalıyım” diyenler almalıdır.

Özellikle parti içindeki yönetimi eleştirdiği için partiye ‘küstürülen’, delege listelerinden çıkarılan, parti içinde belirli konumlara gelmesi haksız şekilde engellenen insanların (ki son 10 yıla kadar sosyal demokrat geleneği ayakta tuttuğu dikkate alınırsa çok önemli bir sayıdadırlar) tekrar aktif hale getirilmesi de yeni yönetimin önemli bir başarısı olacaktır. Siyaset üretmeyi bir yana bırakalım, üretilen siyaseti kavramakta zorlanan, hantallaşmış, tembelleşmiş, hedef kitlesini daraltmış, örgütlerin dirilmelerini sağlayacak önlemlerin vakit geçirilmeden alınması gerekmektedir.

Güçlüklerle dolu, zor ve yorucu bir yolculuğun yeniden başındadır CHP. Bu zorlukları aşacak irade ve niyet CHP’nin kuruluş felsefesinde vardır. Bu felsefeyi yeniden yaşama geçirmek hepimizin boynunun borcudur.

Şimdi, hemen, ivedilikle örgütler gözden geçirilmeli, çalışmaları sorgulanmalıdır. Yüreklice “Ben CHP’liyim, demokratım, tüm insanları ayırt etmeden seviyorum, ülkenin kalkınması, herkesin aş, iş sahibi olması, herkesin birbirine güler yüzle baktığı, kucaklaştığı, kamplaşmaların, düşmanlıkların olmadığı bir toplumun yaratılmasında benim de alın terim olmalıdır, birikimlerim var ve bu birikimleri paylaşmak istiyorum” diyenlerin, beraber yürümesi gereken bu yolculukta yol arkadaşı olmak isteyen herkese kolaylıklar diliyorum.

Bilinmelidir ki, zorlu bir yolculukta yol arkadaşı olacak kişiler barajlardaki suyun toprakla buluşmasının önünü kesen kişiler olmamalıdır. Kanallara akıtılan su kendisini bekleyen toprağa kavuşmak için önündeki engelleri mutlaka yıkacaktır ancak, ortaya çıkacak bu çok az bir zaman kaybı bile partimin ve ülkemin gelişmesini geciktirebilir.

Seçimler toprakla suyun birleşme günüdür ve süresi bellidir. //

 

Okuduğunuz yazı, 28 Haziran 2010 Pazartesi günlü; yani, yazıda adı geçen; 22-23 Mayıs 2010’daki CHP’nin 33’üncü Olağan Kurultay’ında tek aday ve bin yüz 89 delege oyu ile CHP’ye “7’inci Genel Başkan” olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinden 37 gün sonra…  

 

Tanığıyım; okuduğunuz yazıyı kaleme alan, aynı günlerde, memleketinde bir toplantıda, “Arkadaşlar, Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’yla bir rüzgar yakalamışız. Bu rüzgarı heder etmeyelim, çok dikkatli olalım” sözünü de etmişti.  

 

16 yıl 3 gün önceki yazının ve iki tümcelik sözün sahibi, 1999-2002 yılları arasında Kars CHP İl Başkanlığı yapan eğitimci kökenli Yücel Taşçı’ydı.

 

Şimdi ne düşünüyordu?

Aradım.

Yoğundu.

Konuşamadım.

Döndüm; www.karsmanset.com internet gazetesinde 28 Mayıs 2010’da “Yücel Taşçı’dan öneriler” https://www.karsmanset.com/haber/yucel-tascidan-oneriler-3214.htm başlıklı yazıyı tekrar okudum.

Aradıklarım, yazının içindeydi.

 

Bugünlere gelmeden önce, 33’üncü Olağan Kurultay öncesine çok kısa değineceğim:

CHP Genel Başkanı merhum Deniz Baykal’dır.

Baykal, Bülent Ecevit’in 1999’da DSP’den Milletvekili adayı yapmadığı, partililerine de “Bundan uzak duralım” dediği, ama Adalet Partisi Genel Başkanlığı ve Başbakanlıkları dönemlerinde Türkiye’ye, Türk halkına dokuz doğurtan, 9’uncu Cumhurbaşkanı olunca “demokrat” kesilen Süleyman Demirel’in “ricası” ile CHP’ye alındı, İstanbul’dan Milletvekili, ardından Grup Başkanvekili yapıldı.

Maliye Bakanlığı’nda “Hesap Uzmanı”, daha sonra Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) –şimdi yok, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) var- Genel Müdürü görevlerinde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 yılının başlarından itibaren AKP’li iki Genel Başkanın (merhum Mir Mehmet Fırat ile Şaban Dişli’nin) ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’in yolsuzluklarıyla ilgili belgeleri kamuoyuyla paylaşmaya başladı.

Popüler oldu.

Onunla yapılan televizyon programları yüksek reyting alıyord; yazılar, söyleşiler, haberler kapış kapış okunuyordu.

Parlaması, parlatılması bir numaraydı.

Gün geldi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Özel Kalem Müdürü ve Milletvekili Nesrin Baytok’la kaseti patlak verdi.

Deniz Baykal 10 Mayıs 2010’da Genel Merkez binasında düzenlediği basın toplantısıyla CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini açıkladı.

Genel Başkanlık için “Kemal Kılıçdaroğlu” adından başka ad öne çıkmadı.

1994 yılında, “ABD’li Para Babası” diye de anılan Geogre Soros’un, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) adlı vakfının 183’üncü sıradaki kurucu üyesi Kemal Kılıçdaroğlu, 33’üncü Olağan Kurultay’da seçilerek, “CHP Genel Başkanı” oldu ve “CHP Gene Başkanlığı koltuğu”na oturdu.

Umut saçar.

“Ekmek Teknesi” dizindeki bir replik gibi:

“Umutlar şelale…”

Ancak…

İlk seçimle umut sönmeye başlar, peş peşe yapılan halkoylamaları ve yerel, genel seçimlerle hepten tükenir.

38’inci Olağan Kuru’tay’la “CHP Genel Başkanlığı” defteri de kapanır.

Ama 0 da ne!

Kurultay sonucuna itiraz edilir.

Dava açan açana…

Kılıçdaroğlu, süreç başlarında “Kayyum geleceğine, mutlak butlanla ben geleyim. Ne var bunda” dedi.

Dediği oldu da.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026’da “Mutlak Butlan” kararı verdi, Özgür Özel ve yönetimini “tedbiren” görevden uzaklaştırdı, Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimini yetkili kıldı.

Fakat…

Kılıçdaroğlu, karardan bir gün önce çekip yayınladığı videoda öyle sözler etti ki!..

Değim yerindeyse, kendisini, yapacaklarını vb tek tek sıraladı.

Bu da, “kuşkular”a neden oldu.

Artık açık açık konuşuluyordu:

“Kılıçdaroğlu, Türkiye, laik Cumhuriyet ve CHP üzerine yazılmış kirli senaryonun oyuncusu”ydu.

İşin de ta başındaydı.

“Şikayetçi belirleyen, onları yönlendiren o” deniliyordu.

Bu kanıya varılmasında, açılan dava süresince ağzını açıp tek sözcük etmemesi, şikayetçi Lütfü Savaş’ın avukatını* Ankara CHP İl Yönetim Kurulu üyeliğine getirmesi etkili etkenlerden biriydi.

 

Kendi Avukatı Celal Çelik’in yazılı başvurusu ile polisin 24 Mayıs 2026 Pazar günü CHP Genel Merkezi’ne yıkıp dağıtarak, biber gazı sıkarak girmesi olayını hiç anımsamak ve anımsatma kistemem.

O bile başlı başına “siyasi görevleri”nin içeriğini, amacını, neler yapılacağını, nerelere, kimlere kadar gidileceğini işraetliyordu.

 

Erdoğan Başbakanken, 2020’un 23 Nisan’ında, koltuğuna oturttuğu ilkokul öğrencisi Engin Koçubaba’ya “Yetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende” https://www.hurriyet.com.tr/video/ister-asarsin-ister-kesersin-36038043 dediği gibi, Mahkemenin “Mutlak Butlan” kararı ve görevlendirmesiyle “yetki” artık Kemal Kılıçdaroğlu’ndaydı.

Attığını attı, kovduğunu kovdu, görevden aldığını aldı, göreve getirdiğini getirdi vb!..

Gelinen noktada, il, ilçe, belde Başkanlığına atayacak, il, ilçe, belde yönetimine getirecek partili bulamıyor.

Bir de X hesabından “Tarafsız basının sustuğu yerde millet gerçeği duyamaz; gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz.”  https://x.com/kilicdarogluk/status/2073779605538750571 diye yazar.

Ben de, paylaşımının altına “… ‘gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz’ yazmışsınız… Hukukla örtüşmeyen mahkeme kararıyla atandığınız CHP’de olduğu gibi!.. Bu arada ‘gerçeğin sustuğu’ ne demek?.. Gerçek nasıl susar?.. ‘gerçeğin sustuğu yer’den de söz ediyorsunuz… O yeri tanımlar mısınız?..” https://x.com/BakiKarakol/status/2073792348148916364 diye yazdım.

 

Uzun oldu.

Uzatmayayım.

Bu kadarla kalsın.

 

Bitirirken…

2 Temmuz 2026 Perşembe gecesi Sözcü TV’de canlı yayınlanan “Özlem Gürses/Barış Terkoğlu Programı”nın 2’inci bölümünde Prof. Dr. Hurşit Güneş vardı.

Öyle sözler etti ki!

Haftaya yazacağım.

Sizlerden https://www.youtube.com/live/ql1dLlh13X4 linkini tıklayıp izlemenizi/dinlemenizi isteyeceğim…

 

* Onur Yusuf Üregen

KADİR İNANIR’I RAHAT BIRAKIN CENNET’İNDE IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN, SEVENLERİNİN GÖNLÜNDE YAŞASIN…

150 150 bakikarakol

“Terörsüz Türkiye” sözünü ilk duyduğumda “Bir yanlışlık var” diye söylendim.

Çünkü…

Terör, “Devlet” denen yapının olmazsa olmazıdır.

“İç ve dış terör”ü olmayan devlet yoktur.

Çünkü…

Olacak ki, gücünü göstersin, egemenliğini güçlü kılsın, egemenliğinin “ömrü”nü uzatsın.

Başka ayrıntılara girmeyeceğim; bu kadarla yetşneceğim.

 

1970’ler-1980’ler öncesi, Askeri Darbelere davetiye çıkarmak için yaşatılan iç terörleri görmüş; dış ülkelerde de Büyükelçilerimize, Konsoloslarımıza, ataşelerimize, vatandaşlarımıza vb yönelik terör eylemlerini radyolardan dinlemiş, televizyonlardan izlemiş, gazetelerden, kitaplardan okumuş biri olarak, özünde “insan ve insanlık suçu” olan terörü, terörizmi lanetliyorum; dünyada barışın, sevginin, kardeşliğin egemenliğini candan sahiplenip istiyorum.

Ama…

Emperyalistlerin egemen oldukları dünyada, şimdilik böyle bir şey yok!

Ne zaman olacağı da belli değil; yüz yıllar alır.

 

Emperyalizmin ve emperyalistlerin ortadan kalktığında insan, insanlık, lanet terörden, terör belasından kurtulacaktır.

Bu inançta olanlar, yaşamları pahasına, yüz yıllardır savaşım veriyor.

Onlara selam olsun.

 

Ancak…

Savaşım verir gibi görünenler de var.

Dahası…

Hiç savaşım vermeyenleri, savaşım vermiş gibi köpürtenler de var.

Bir örnek vereceğim:

Kadir İnanır.

Türk sinemasının usta oyuncusudur.

Oyunculuğuna asla sözüm yok.

26 Haziran 2026 Cuma günü 77 yaşında yaşama gözlerini kapadı.

Allah Rahmet etsin, mekanı Cennet olsun, ışıklar içinde uyusun.

Fakat…

Sonradan söylendiği, anlatıldığı gibi halkçı, aydınlıkçı vb siyasi yapısı yoktu.

Siyasi eylemi ve eylemi de yoktu.

Yaşamında, tek siyasi duruşu, eylemi, 2013’de başlayan “çözüm süreci”nde, AKP’nin “Akil İnsanlar Heyeti”nde yer almasıdır.

Gel gör ki…

28 Haziran 2026 Pazar günü İstanbul’daki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen anma töreninde, yaşam arkadaşı Julide Kural bir konuşma yaptı.

Özetle dedi ki:  

“Kadir İnanır bir bakışıyla, seyircisinin yıllarca sürecek olan unutulmazıdır. Herkesin abisidir, dayısıdır, sevgilisidir, oğludur, babasıdır ve aslında o halktır. Anadolu’dur ve bütün halkların dostudur. O yüzden de Rum’dur, Türk’tür, Ermeni’dir, Çerkez’dir, Boşnak’tır, Arap’tır ve tabi Kürt’tür. Bu dünyadayken, hatta ayrılırken en büyük vasiyetidir memleketine; ‘O büyük barışı mutlaka biz halklar kuracağız’ derdi dünyanın en güzel gülümsemesiyle. Vasiyetin, sorumluluğumuzdur, bir gün mutlaka sevgilim.” https://halktv.com.tr/magazin/yesilcamin-efsane-ismi-kadir-inanir-son-yolculuguna-ugurlaniyor-1039078h#post-live-ed74180b-ab14-47dd-8c8d-91166e8a7317

Evet, Kadir İnanır, sevilen sahiplenilen sinema sanatçısıdır, aktördür.

Amma…

Kadir İnanır’ın “Akil İnsan” dışında bir “siyasi yaşanırlılığı” yok.

Var da, ben mi görmedim.

“Evet” diyenler, lütfen cahilliğimi gidersin.

Düşüncem o ki…

Julide Kural’ın “Kadir İnanır’ın vasiyetidir” diye söyledikleri, Kural’ın kendine ait olmalı.

Ve…

Halkların kardeşliğine, barışa, bir arada ayrım yapmadan, ötelemeden, özgürce yaşamaya varım.

Karşı çıktığım, yerdiğim, Çerkez kökenli Julide Kural’ın, kendi siyasi düşüncelerini, “Kadir İnanır’ın vasiyeti” diye sunmasınadır.

Buna kalkmamalıydı.

Neden gereksinim duyduğunu kavrayabiliyorum.

Ama yazmayacağım.

Umarım Julide Kural, ne demek istediğimi anlamıştır.

Beklerdim ki, yaşam arkadaşı, sevgilisi Kadir İnanır’ın cenazesinde, siyasi şov yapanlara karşı duyarsız kalmamaya özen gösterseydi.  

 

Dem Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Kadir İnanır’ın cenaze töreni biter bitmez, partisinin Bağcılar meydanındaki “Öcalan’a özgürlük” mitingine koştu. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/bagcilar-da-ozgurluk-mitingi-duzenlendi-tuncer-bakirhan-dan-ocalan-a-umut-hakki-cikisi-bu-hak-taninmadan-baris-olmaz-2516254  

İlk sözleri “Kürt dostu, işçi dostu, emekçi dostu Kadir İnanır’ı kaybettik. Barış sevdalısı, emekçinin, ezilenin her daim yanında duran; sadece sanatçı kimliğiyle değil, duruşuyla da bir demokratı, bir devrimciyi, bir Karadeniz evladını kaybettik” oldu.

Bu sözler, Kadir İnanır’ın siyasi yaşamıyla örtüşmüyor.

Bakırhan da, Julide Kural gibi gerçeği eğip büküyor.

Ve Bakırhan, miting konuşmasına özetle şunları söylüyor:

“Savaşı durduracak, silahları devreden çıkaracak tek bir muhatap var, o da Sayın Abdullah Öcalan’dır. Sayın Öcalan’ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Umut hakkı tanınmadan barış olmaz. Umut olmadan toplumsal barış olmaz. Umut hakkı, bu halkın geleceğe yürüme hakkıdır.”  

 

Julide Kural, bu sözlerden, tehdit, dayatma çıkarmıyor mu?

Bu sözlerle, barışın ve halkların kardeşliğini olası görüyor mu?

Her tümcesinde “Sayın Öcalan” deyip durmasını nasıl yorumlayacak?

 

Bu kadarla kalınsa iyi…

DEM Parti’nin aynı amaçlı Mersin mitinginde, PKK’lı Çetin Arkaş adlı, 12 insanımızın katili bakın ne diyor:

“Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz. Dönüp bize bakın,  meydandaki on binlere bakın. Biz de pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda ‘Evladım pişman olarak gelsin pişman olsun’ diyen, onu evlat olarak kabul eden var mı?” https://www.odatv.com/guncel/cetinkaya-saldirisinin-faili-pkkli-cetin-arkas-bizde-pisman-olmus-bir-hal-var-mi-120152865

 

Bu kafalarla mı elerkide (demokraside), barışta, kardeşlikte ortak yaşanacak?

(“Bu kafalar” dediğim, insan, insanlık, emek düşmanı emperyalistlerin yerel işbirlikçisi siyasi militan ve kadrolardır.

Sözüm onlara.)

Onlarla olmaz kardeşim, olmaz.

Anlayın artık.

 

Benden on yaş küçük Julide Kural kardeşim, lütfen anlayın öyle konuşun, öyle siyasi söylemlerde bulun.

Kadir İnanır’a yazık etme, ettirme.

Rahat bırakın Cennet’inde ışıklar içinde uyusun, sevenlerinin gönlünde yaşasın…   

ARININ, AKLANIN ÖYLE KONUŞUN!..

150 150 bakikarakol

19 Haziran 2026 Cuma gecesi, aylar, yıllar sonra, Türk gazeteciliğinde, televizyonculuğunda bir ilk yaşandı.

 

Kim düşündü, kim önerdi, öneri kimden geldi bilmiyorum.

 

Sözcü TV…

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay’ın iptali için açılan davada, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü “Mutlak Butlan” kararı verip “CHP Genel Başkanı” olarak atadığı, 38’inci Olağan Kurultay’da “Genel Başkan” seçilmeyen, CHP’nin 22 Mayıs 2010’dan, 4-5 Kasım 2023’e kadar 13 yıl Genel Başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nu…

“Özel Canlı Yayın”a aldı.

Canlı yayın CHP Genel Merkezi’nden yapıldı.

Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kuruluş Mutlu sorular sordular.

Yazının altında linkini* verdiğim, yaklaşık iki saatlik söyleşiyi gerçekleştirdiler.

 

Ne yalan söyleyeyim, ilk başlarda “Sözcü TV yönetimi, bu atanmış butlancıyı niye çıkarıyor” diye söylenmiştim.

Sözcü Gazetesi yazarı Emin Çölaşan üstadımın, aynı günkü “Gazetecilik ve KK” https://www.sozcu.com.tr/gazetecilik-ve-kk-p329181 başlılık yazısı, tepkimde haklılığımı destekler olunca, bende “izlememe, şöyle bir bakıp geçme” düşüncesi ağır bastı.

Öyle yaptım.

Ama…

Senem Toluay Ilgaz öyle giriş yaptı ki!..

“Dur bakalım, sonu nereye varacak” dedim, oturdum, izledim.

İyi ki oturmuş izlemişim!

@ilgazsenem, @baristerkoglu, @aslikurtuluss öyle sorular sordular, öyle  gazetecilik, televizyonculuk sergilediler ki, hayran kaldım, gazeteciliğimle onur duydum!

 İşte gazetecilik buydu!

Sorunu soracaksın, sorunun yanıtını alıncaya kadar direneceksin, sorgulayacaksın, karşına geçip sorularına yanıt veren kişinin doğruyu, doğruları söylemesini sağlayacaksın, yalana, dolana kanmayacaksın, izleyicini, dinleyenini, okurunu yanlış verilerle aldatmayacaksın!

Başta Sözcü TV Genel Yayın Yönetmeni @ipekkozbey’e, gerçek gazeteciliği, televizyonculuğu capcanlı gösteren üç gerçek gazeteci Senem Toluay İlgaz’ı, Barış Terkoğlu’nu ve Aslı Kurtuluş Mutlu’yu kutluyorum.

 

Günaydın, Meydan, Gözcü Gazetelerinde Genel Yayın Yönetmenim Rahmi Turan “İşte gerçek gazetecilik!” https://www.sozcu.com.tr/iste-gercek-gazetecilik-p329929 başlıklı yazısında, yazacaklarımın aynısını yazmış.

Ben de, yapılan bu “gerçek gazetecilik”ten ciddi rahatsız ve tedirgin olanlara değineyim:

Gaziantep AKP eski Milletvekili ve AKP MKYK eski üyesi “sözde gazeteci” Şamil Tayyar!la başlayayım.

Bilmediği ama bildiğini sandığı “gerçek gazetecilik” konusunda ahkam kesmeye, çarpıtmaya kalkınca, paylaşımının altına “Rahatsız mı oldun Tayyar?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2068042857210872294; birkaç saat sonraki paylaşımına “Yapılan gazeteciliği gördün, eziliyorsun değil mi Tayyar?!. https://x.com/BakiKarakol/status/2068077664116605298 diye yazdım.

Tayyar ara vermiyor, kaptırmış gidiyor:

“Bu şimdi gazetecilik mi? Kılıçdaroğlu program konuğudur. Yani kanalın misafiridir. Ev sahibi misafirine nezaketli olmalıdır. Saygısızlık, gazetecilik değildir.” paylaşımına karşılık “Gazeteciliğe, gazetecilere hakaret ve saygısızlık ediyorsun Tayyar!.. Kuyruk acını, kuyruk acınızı anlıyorum… Ama… Neylersiniz ki; aparatınız, elinizdeki kumaşınız bu, bu kadar; o da çöktü, bitti tükendi, kepinizi hayal kırıklığına uğrattı!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068215753556324544 tümcelerini yazdım.

Tayyar “Bu soruyu soranı, başka bir meslek için teşvik etmeli. ‘Arınma görevini kim verdi?’ ne demek? Utanç verici.” diye yazdı; ben de “Böyle bir soruyu us (akıl) ve cesaret edip soramayacağın için, eziklik duyuyor, soruya ve soruyu soran gazeteciye kara çalıyorsun Tayyar!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068285114346246241 diye karşılık verdim.

Tayyar “gerçek gazeteci” olmadığı ve de olamayacağı için, “Arınma görevini kim verdi?” sorusunun Kemal Kılıçdaroğlu’na niçin sorulduğunu ve ne amaçla sorulduğunu kavrayamamış.

Yazayım, öğrensin:

Kemal Kılıçdaroğlu, “Mutlak Mutlan” kararından bir gün gönce (20 Mayıs 2026 Çarşamba) bir video yayınladı.  https://halktv.com.tr/turkiye/son-dakika-kilicdaroglu-bu-kez-kendisi-konustu-video-yayinlayip-chpye-savas-acti-1030972h

Diyor ki:

“Partinin kirlilikten arınması lazım. Nokta.”

Parti Meclisi’nde, Merkez Yönetim Kurulu’nda böyle bir karar var mı?

Yok.

Yani, “Mutlak butlan” kararıyla “atanma”dan önce söylenen bir söz; yani ortada PM, MYK üyeleri yok; yani tek başına, kendi kendine karar alıyor; yani o karar, yalnızca “kendi iradesi(!)”!

Etik mi?

Değil.

Hakkı var mı?

Yok.

Yetkisi var mı?

Yok.

Zaten, mahkemenin “hukuku öteleyen” kararıyla atanmış “hukuki geçerliliği” olmayan bir “yetkisiz yetkili”!

Ama Tayyar ve Tayyargiller böyle düşünmüyor, başka düşünüyor, uslarına birileri, bir yerler geliyor!

 

Tayyar az ara verdi, Tayyar gibi AKP eski MKYK üyesi ve AKP’den “ihraç” Avukat Mücahit Birinci “Şimdi de Özgür Özel bir programa katılsın… Soruları Barış Yarkadaş, Gürkan Hacır, Ferhat Murat ve Mehmet Faraç sorsun… Hadi…” paylaşımını yaptı.

“Neden bu kıyaslama Birinci?!. Kaldı k, Özgür Özel her birini kan ter içinde bırakır, terse çevirir!.. İç siyasada varsa bilge gazetecileriniz çıkarın da, öyle yazın, çizin, önerin!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068336558361432117 karşılığında bulundum.

Ama…

Birinci, bir gün sonra (21 Haziran 2026 Pazar günü X hesabından, beni şaşırtan, benim yazacaklarımın hemen hemen aynılarını yazdı:

“Sözcü TV yayını ile ilgili çok fazla konuşuluyor. Ben de fikrimi söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi içeriği izlemeden Kemal Bey’in orada olmasının bir cesaret olduğunu zikretmiştim. Ve fırsat buldum yayının içeriğini izledim: İçerikle de alakalı birkaç söz söylemek isterim: Şimdi arkadaşlar, gazeteciler sıkıştırdı vs. bunları geçin. Bunlar olması gereken şeyler. Biz uzun zamandır bu gerçeklikten çıktığımız için bünye bunu kaldırmadı. Gazeteci bu en istenmeyen soruyu en kışkırtıcı şekilde sorabilir. Biz hariç, dünyanın her yerinde bu iş böyledir. Bu gazetecilere hiçbir şey diyemeyiz. Örnek olarak, Beyaz Saray’da Trump ile gazeteciler arasında bunun yüz katı kavga, hakaret, sert soru, baskı, yönlendirme, kovma ve kovulma sahnelerine şahit olduk. Bu, aslında gazeteciliğin doğasında olan bir durum. Bazen sosyal medyada bundan on sene önceki basın toplantılarına denk geliyorum. İnanılmaz bir değişim var. Bugün aynı gazeteci, aynı soruları rüyasında bile soramaz. Maalesef bu da bizim eksiğimiz… Kabul etmek lazım. Bu bakış açısıyla baktığımızda, içeriği değerlendirdiğimizde aslında burada tek kusurlu, programa çıkan Kemal Bey ve Kemal Bey’i o programa çıkaran danışmanları. Evet medeni bir cesaret, evet Kemal Bey’in cesareti akılda kalacak ama adamı yayın boyunca kum torbası etmişler kardeşim. Buna müsaade edilir mi!? Program günü de dediğim gibi; Özgür Özel de TGRT’de bizim programa konuk olsun, görelim. Sokakta bir söz vardır: Dayak yiyeceğin kesinse, o kavgaya girmezsin. Ha ‘ben korkmam’… O zaman cesaretle dayak yersin. Ama sonuçta dayak yersin… Sevgiler, iyi pazarlar.” https://x.com/birincimucahit/status/2068614123370209374

 

www.cumhuriyet.com.tr’de “AKP’li Mahir Ünal’dan Sözcü TV’nin Kılıçdaroğlu yayınına eleştiri: Gazeteciler hedefte”

https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/akp-li-mahir-unal-dan-sozcu-tv-nin-kilicdaroglu-yayinina-elestiri-gazeteciler-hedefte-2513779 başlıklı haberi gözüme ilişti.

X hesabımdan ilkin, ALIŞKIN OLMADIKLARI, OLMAYACAKLARI “GAZETECİLİK”LE, “GAZETECİLER”LE KARŞILAŞINCA AKP’Lİ MAHİR ÜNAL DA ŞAŞKIN! NEDENİNİ YAZACAĞIM.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068352040284156063; sonra da “MÜ İlahiyat Fakültesi mezunu, İÜ’de “Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” alanında Yüksek Lisans yapan AKP MKYK ÜYESİ VE AKP K.MARAŞ ESKİ MİLLETVEKİLİ MAHİR ÜNAL, GAZETECİLİKTEN NE ANLARSINIZ Kİ, “GERÇEK GAZETECİLERE GAZETECİLİK DERSİ” VERMEYE KALKIYORSUNUZ?!.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068678130139607368 tepkimi yazdım.

 

Bunları böyle sıralayarak, AKP’nin, AKP’lilerin ve yandaşlarının, “gazetecilik ve gazeteci anlayışları”nı sizlerle paylaşmak istedim.

Gazetecilik başkadır, tanıtım, reklamcılık başkadır.

Yani…

Anlayışları çökmüştür!

 

Sözcü TV’deki canlı yayınla, bir diğer çöküş, Kemal Kılıçdaroğlu’nda oldu!

 

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Barış Övgün, Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmesinde “Kılıçdaroğlu psikplojik ve ahlaki olarak çöktü”  https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/siyaset-bilimci-prof-dr-ovgun-mutlak-butlan-kilicdaroglu-nun-aciklamalarini-cumhuriyet-e-degerlendirdi-psikolojik-ve-ahlaki-olarak-coktu-2514005 diyordu.    

www.gazetepencere.com internet gazetesi yazarı Fikret Bulut da, 21 Haziran 2026 Pazar günkü “Malamat olmayı göze alacak ne vardı”

https://www.gazetepencere.com/yazarlar/malamat-olmayi-goze-alacak-ne-vardi-ki-705038h başlıklı yazısında Arapça sözcük “Malamat”ı özellikle kullanmıştı.

Bence de “Malamat” olmuştu.

22 Mayıs 2010 öncesi, CHP Grup Başkanvekili iken AKP Genel Başkan Yardımcılarından merhum Mir Mehmet Fırat’a, Şaban Dişli’ye, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li İ. Melih Gökçek’e yolsuzluk dosyalarından ötürü, televizyon ekranlarında, soğukkanlı duruşuyla, kök söktürmesini anımsadım!

O günlerde adı “sakin güç”e çıkmıştı.

19 Haziran 2026 Cuma gecesi Sözcü TV özel canlı yayında ise çökmüş, “bitik güç” olmuştu!

Konudan konuya geçiyor, terliyordu, sesi titriyordu; “bilmiyorum”, “hukukçu değilim” diyordu; inkar ediyor, iftira atıyor, yalan yanlış konuşuyordu.

Amacının, amaçlarının “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmek” ve “Partiyi kirlilikten arındırmak” olduğunu söylüyordu.

Gel de inan!

Bir ara, karşısındaki ikisi bayan, biri erkek “üç gerçek gazeteci”ye “Bana sorduğunuz gibi Erdoğan’a da sorabilir misiniz?” diyerek çıkıştı.

 

Uzatmayayım… .

Zaten, siyasi yaşamında izlediği siyasalar ak pak değildi, kirliydi!

Önce kendisi “kirli siyasalar”ından arınacaktı!

 

O gece, Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte, “yakın arkadaşları” da çökmüştü.

Onların da hayalleri, umutları tükenmiş, rüyaları kabusa dönmüştü.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Avukatı Celal Çelik //Sakın, Arınma sözünü kullanmayın” “Sakın, Yolsuzluk demeyin, yolsuzluklara karşı çıkmayın” “Sakın, aklanıp gelin demeyin” “Zira içimizde nefsine yenik düşüp yolsuzluk yapanlar, kamu malını çalanlar var. Onlar bizden. O yüzden susun, susalım”!!!! Anlıyoruz, görüyoruz ki ahlaksızlıklara bulaşanlar, bu söylemi bize diretiyorlar, hem de utanmadan sıkılmadan!… Ancak hiç kimse kusura bakmasın, kim yaparsa yapsın sonuna kadar yolsuzluklara karşı duracağız. Mustafa Kemal Atatürk’ ün kurduğu Parti’de kirliliğe geçit vermeyeceğiz…// https://x.com/CelikBaskan06/status/2068356164174172373 diye yazdı.

Ben de, paylaşımın altına şöyle yazdım:

“O zaman, sözünüzün eri olun, içinizdeki ‘kirli siyaset’ yapan “kirli siyasetçiler”den arının!.. Bunu yapabilecek misiniz?!. Yaparsanız, beni yanıltmış olacaksınız… Var mısınız?!. Buyurun…” https://x.com/BakiKarakol/status/2068380567066873971

Bakalım, kendi içlerindeki siyasaları, düşünceleri, ilişkileri, iletişimleri, söylemleri, eylemleri vb kirlileri temizleyecekler mi?!.

Kirlilerinden, kirliliklerinden arınmak, yazılı başvuruyla parti Genel Merkez binasına polis desteği, zoruyla girmek, kapı pencere kırmak, koltuk, sandalye fırlatmak, cam parçalamak, biber gazı sıktırmak kadar kolay değil!

Arının, aklanın öyle konuşun!

Yazımı…

Dünkü (23 Haziran 2023 Salı) Cumhuriyet Gazetesi’nin, “Olayların Ardındaki Gerçek” köşesinde yayımlanan “Siyasi Hayatı Bitiren Konuşmalar” başlıklı yazının linkini verip bitireyim:   https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylarin-ardindaki-gercek/siyasi-hayati-bitiren-konusmalar-2514520  

 

* 19 Haziran 2026 Cuma Sözcü TV’de Kemal Kılıçdaroğlu ile canlı yapılan “Özel Söyleşi”  

https://www.google.com/search?q=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&oq=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOdIBCTQ1Nzk4ajBqN6gCCLACAQ&sourceid=chrome&ie=UTF-8#fpstate=ive&vld=cid:d1aa8700,vid:Bb9NV5DFMcg,st:0  

 

“ÖMERLER” ARANMASI VE İBB ANA DAVASI’NDA “HUKUKUN, ADALETİN YARGILANMASI”!..

150 150 bakikarakol

Önceki gün (15 Haziran 2026 Pazartesi), kontrol için gittiğim hastanede, “mahşeri kalabalık”taki, hastalardan önce ve çok, hasta yakınlarının yüzlerindeki mutsuzluğu, umutsuzluğu, seslerindeki düşüklüğü, titreyişi, gözlerindeki zayıflığı gördüm!

Sanki yaşamları bir işkenceydi!

 

Demek ki, “toplumsal işkence” dedikleri buydu!

 

“Erdoğan sonrasında oğul mu olmalı, damat mı olmalı?” tartışılarını öteleyerek, gözlemlerimi içeren, devlet hastanesinde önceki gün yaşadıklarımı yazacaktım.

Ki…

Dün (16 Haziran 2026 Salı) Sözcü TV’de Senem Tolunay Ilgaz’ın “Öncesi Sonrası” canlı haber programında, eşi “İBB Ana Davası”ndan tutuklu yargılanan genç kadının konuşması ve o konuşması içinde geçen bir tümcesi, bana, yayında olan şu okuduğunuz yazıyı önceledi.

 

O genç kadın…

68’i tutuklu, 414 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ana Davası’ndan tutuklu, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce ile 28 Mayıs 2025’te Silivri Marmara Cezaevinde nikah kıyan Diş Tabibi Filiz Kahveci Gökce idi.

 

Bayan Gökce, “15 aydır ilk kez duvarlara ve ekranlara seslenmek yerine hakimlerden oluşan bir heyete seslenebiliyorum” https://haber.sol.org.tr/haber/ibb-davasi-sanigi-bugra-gokce-emniyete-girisimin-goruntulenebilmesi-icin-uc-kez-disari diyen Buğra Gökce’nin dünkü duruşmasından sonra, Sözcü TV’ye konuştu.

 

Bayan Gökce’nin bana yazı değiştiren tümcesi şuydu:

“Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!”

 

İnanır mısınız, hop oturup hop kalktım!

Bana göre müthiş güzel, içerikli sözdü!

Daha önce başkaları böyle veya benzer biçimde söylemiş miydi, bilmiyordum; ilk duyuyordum.

İçim de darlanıp dağlanmadı değil!

Çünkü…

Bağımsız yargı, benim için yüce değerdir, güvendir, güvencedir, özgürlüktür vb…

Hiç ama hiç kimsenin, kimselerin gölge dahi düşürmesine katlanamam, izin vermem!

2010’yılda yapılan Anayasa değişikliği ile AKP’li Avukatların yargıya yerleştirmelerine kan ağlamıştım, kendimi güvenden yoksun, kimsesiz, sahipsiz, yetim hissetmiştim!

 

Askere yapılanlarla başlayan “hukuk dışılık”i “hukuka aykırılık” süreci, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün “İkinci eserim” dediği partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanlara kadar uzadı geldi!

 

CHP’li Belediye Başkanlarını, Belediye Meclis üyelerini, İl, İlçe Başkanlarını, Milletvekillerini, Atatürkçü bürokratları vb yazmıyorum!

 

Ne yalan söyleyeyim…

Birden, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Ağustos 2019 günü partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 18’incı kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı anımsadım.

Erdoğan konuşmasının bir yerinde diyordu ki:

“… kardeşlerim, bize Ömerler lazım. İşte biz bu Ömerleri bulduğumuz zaman şunu bilesiniz ki şu anda geldiğimiz konumdan çok daha farklı bir konuma Allah’ın izniyle çıkacağız. Hiç endişeniz olmasın.” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kongre-surecimizi-baslatiyoruz-bize-yeni-omerler-lazim-41310472

 

“Bize, Ömerler lazım” derken, herkes gibi benim de usuma (aklıma) Hazreti Ömer ve “Hz. Ömer Adaleti” gelir.

 

Nedir “Hz. Ömer’in Adaleti”?

Genelde şöyle denir:

“Hz. Ömer’in adaleti; yöneticiler, aile ve sıradan vatandaşlar arasında ayrım gözetmeyen, hesap verebilirliği ve liyakati en üst düzeyde tutan evrensel bir devlet anlayışıdır. Makam veya güç fark etmeksizin hukukun üstünlüğünü ve kamu haklarını korumayı temel ilke edinmiştir.”

 

Dini bilgisine güvendiğim yakınıma da danıştım.

 

Yazdı gönderdi.

Şöyle:

“Hz. Ömer, yönetim anlayışının merkezine yerleştirdiği tavizsiz adalet duygusuyla İslam tarihinin en güçlü sembollerinden biri olmuştur. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunu sadece bir söz olarak değil, hayatının her anında bir yaşam biçimi olarak uygulamış; makamı, mevkii veya yakınlığı ne olursa olsun haklının yanında, haksızın ise karşısında durmuştur. Kendisine karşı dahi bir hata yapıldığında hesap sorulmasına izin verecek kadar şeffaf ve hukukun üstünlüğüne bağlı olan Hz. Ömer, tebaasının her ferdini kendi sorumluluğunda görmüş, yöneticiliğin bir ayrıcalık değil, ağır bir adalet yükümlülüğü olduğunu tarihe altın harflerle kazımıştır.”

 

Bu bilgiler ışığında düşündüm:

Aranan “Ömerler” bulunmuş muydu?

Siyasetteki, yargıdaki, bürokrasideki, kültür-sanattaki vb “Ömerler”, bekleneni vermişler miydi?

Hele de, “Yargıdaki Ömerler”?!.

 

Yoksa…  

Filiz Kahveci Gökce’nin “Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!” tümcesiyle dile getirdiğini yapanlar “yargıdaki Ömerler”  miydi?

 

Onların yaptıklarına, yaptırdıklarına baktığımızda, “Hz. Ömer Adaleti”ni görmek olası değil!

 

Ben göremiyorum.

Gören, buyursun anlatsın!

 

“Ömerler” aramak…

“Hz. Ömer Adaleti” yanlısı olmak…

“Hz. Ömer Adaleti”ni sahiplenmek, savunmak, yaşama geçirmek…

Çok güzel, çok gerekli, çok yararlı bir düşünce, bir istem!

Yapana, yaptırana selam olsun!

 

Ama…

Sözde bırakmamak değil!

Unutmak, unutturmak hiç değil!

 

Hele ki…

“Ömerler”e, “Hz. Ömer Adaleti”nin tam tersini yaptırmak, yapmalarına arka durmak, Hz. Ömer’e de, Hz. Ömer Adaleti’ne de, çağdaş evrensel hukuka da, “kardeşlik, dayanışma bağları”na da zararlar verir!

 

Vermesin!

 

Vermesine karşı ciddi önlemler alınsın!

 

İçtenlikli düşüncem, istemim, uyarımdır!..