Posts By :

bakikarakol

DEMOKRATİK, LAİK CUMHURİYET’İN İKİ KURUMU “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI” İLE “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI”NIN ŞU YAPTIKLARI!..

150 150 bakikarakol

Bana “YAA BU NE?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2043339380329230803 dedirten “yaşanmışlık”, 12 Nisan 2026 Pazar günlü www.karsmanset.com internet gazetesinde yayınlanan “Miniklerin Kur’an sevinci törenle taçlandı” https://www.karsmanset.com/haber/miniklerin-kuran-sevinci-torenle-taclandi-1675583.htm başlıklı haber ve haberdeki fotoğraftı.

Haberi okuyup fotoğrafa baktığımda, inanamadım “Yaa bu ne?!. Yaa bu ne?!” diyerek, zıpladım.

Anadillerini daha yenini öğrenen/konuşan 04-06 yaşarası çocuklara, “Kuran dilidir” yutturmacasıyla,  “Arapça”yı öğretiyorlar!

Bunu da…

Demokratik, laik Cumhuriyet’in, “Diyanet İşleri Başkanlığı” kurumu yapıyor!

Yetmezmiş gibi…

Haberde kullanılan fotoğraftaki kız çocuğu “türbanlı gelinli” yapmışlar!

Vatandaşın kız çocuklarına bunu yapanlar, kendi çocuklarına aynısını yapıyorlar mı?!

Sanmıyorum.

Böylelerinin çocukları, çocuk yaşlarında akranlarıyla oynayıp çocukluklarını yaşıyor!

Ama…

Garibanın çocuğunu, “hizmetleri”nde böyle kullanıyorlar!

Üstüne üstlük, bir de esip gürler!

Alın işte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yerel kurumlarından “Kars İl Müftülüğü”nün başındaki Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, ilme, bilime aykırı “Ahlaklı ve ihlaslı bir nesil yetiştirmenin ilk adımı bu kurslardır. Çocuklarımızın geleceği burada verilen eğitimle şekillenecektir. Yarının büyükleri bu çocuklar olacaktır. Onları ne kadar iyi yetiştirirsek,  geleceğimizden o kadar emin olabiliriz” sözler ediyor!

Ara vermiyor, hız kesmiyor, dün de (21 Nisan 2026 Salı) 04-06 yaş aralığındaki “Kuran Kursu öğrencileri”ne (Ne öğrencisi, onlar çocuk çocuk!) “Kuran’a geçme töreni”  https://www.karsmanset.com/haber/kars-sultan-alparslan-kulliyesinde-miniklerin-kuran-sevinci-1682081.htm düzenliyor!

Kız ve erkek çocuklarına giydirdiklerine, linki lütfen tıklayıp  bakar mısınız?!

Oysa…

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı “4-6 YAS ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?”* başlıklı makalesinde (Yazının tam metnini, yazımın bitiminde bilginize sunuyorum) “bilimsel doğrular”ı ne kadar güzel yazmış!

 

 

Diyanet’in Kars’taki “sözde etkinlik”leri bitmiyor!

Gençleri, “Umre Ödüllü Yarışmalar”a https://www.karsmanset.com/haber/karsta-umre-odullu-genclik-bilgi-yarismasi-yapildi-1675585.htm sokuyor!

 

Kars’ın Sarıkamış İlçesi’nde, İlçe Müftüsü Dr. Muhammet Divani’nin yaptığına ne demeli?!

Sarıkamış Fen Lisesi’ni “ziyaret” ediyor.

Ziyarette, “eğitim-öğretim faaliyetleri” ele alınıyor; “öğrencilerin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunuluyor ve “kurumlar arası iş birliğinin önemi” vurgulanıyor.   

Yoo, yanlış yazmadım, siz de yanlış okumadınız!

www.karsmanset.com internet gazetesinin 15 Nisan 2026 Çarşamba günlü “Sarıkamış İlçe müftüsü Divani’den fen lisesine ziyaret” https://www.karsmanset.com/haber/sarikamis-ilce-muftusu-divaniden-fen-lisesine-ziyaret-1678851.htm başlıklı haberinde yazılanları özetledim.

Demokratik, laik Cumhuriyet’in iki kurumu Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu yaptıkları doğru mu, etik mi?!

İki kurum da, yürürlükteki Anayasa çiğnenmiyor mu?!

Ve…

Bu olaylar yurdun bütün il ve ilçelerinde olmuyor mu?!

Evet, evet, evet!

 

Ve…

Bu” karşıdevrimler” yeni değil, kurtarıcı-kurucu dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzden sonra olageliyor!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okuluna, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilçe müftüsü, “ziyaret” adı altında “müfettiş” havasında giriyor, adeta “teftiş” yapıyor!

 

“Neden oluyor, nasıl oluyor?!” diye sormuyorum çünkü biliyorum; ucu “Çanakkale Savaşları”na, “Ulusal Kurtuluş Savaşı”na, “Demokratik, laik Cumhuriyet”imize, “düşman emperyalist ülkelerin yenilgilerine, kinlerine, öfkelerine, intikamları”na gidiyor!

Ama yerel işbirlikçiler bilmiyor, göremiyorlar!

Bilip görseler de, “işbirlikçi görevleri”nden ötürü bilmezden, görmezden geliyorlar!

    

Kars’ın DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise Kars’ta düzenlediği basın toplantısında, bu konularda tek sözcük etmiyor!

Türkiye-Ermenistan arasındaki “Doğu Kapı”nın açılmasını önceliyor, Akyaka ilçesinin 27 kilometre ilerisinde olan “Doğu Kapı”nın açılmasının özelde Kars, genelde Türkiye’ye, Türk ekonomisine “büyük yararı”ndan dem vuruyor!

Kapının açılmasına karşı değilim; açılmalı ama Ermenistan geri kalmış, fakir bir ülke; Sovyetler Birliği döneminde etkindi; şimdi, “Doğu Kapı”nın açılması ile Türkiye’den Asya’ya, oralardaki Türk Cumhuriyetleri’ne ulaşım daha kısa ve ekonomik olacak. Bu kadar.

Öyle anlatıldığı boyutta ekonomik katkısı ne Kars’a, ne Türkiye’mize, ne de ekonomimize olması söz konusu değil!

Koçyiğit’in, Kars’ın Milletvekili olarak, bir zamanlar doğunun çağdaş, ekinde (kültürde), sanatta, tiyatroda, balede, gazetede, dergide, sinemada, folklorda, giyim kuşamda, ticarette vb şirin bir kenti olan Kars, tarikatlar ve cemaatlerden beter, Milli Eğitim ile Diyanetnin elinde, “gerici  kent”e dönüştürülüyor, “umuru”nda değil!

 

Bunlara ek olarak…

İlk ve ortaokullarımızda ölümlerle, yaralanmalarla sonuçlanan silahlı baskınların, tam da -yarın 106’ıncı yılını buruk acıyla da olsa kutlayacağımız- “23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı”mızın haftası önünde-içinde olması dikkat çekicidir!  

 

Sonra da…

Demokratik, Laik Cumhuriyet karşıtları çıkıyorlar, okullarda yaşanan silahlı kanlı olayları “maneviyat eksikliği” ile çarpıtıyorlar!

“Maneviyat, maneviyat” deyip duranlar, yazıp duranlar, konuşup duranlar, “maneviyat”ı gerçekten bilselerdi, “maneviyat”a bu kadar zarar vermezlerdi!

 

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan 2026 Çarşamba günü de Kahramanmaraş’ta, silahlı saldırı da –çocuk iki saldırgan dışında- öğrencilerine kendini siper eden başörtülü/eşarplı –türbanlı değil- Aylin Kara öğretmenimize, yaşamlarını yitiren çocuklarımıza rahmetler, yaralanan yavrularımıza da sağlıklar diliyorum.

Bu sosyolojik olay geçiştirilmesin, siyasete kurban edilmesin, bilimsel çalışmaya netleştirilsin.

 

Gülistan Doku cinayetine https://haber.sol.org.tr/haber/gulistan-doku-cinayeti-ortbas-edilmis-donemin-tunceli-valisinin-oglu-dahil-13-supheliye 6 yıl aradan sonra da olsa el atılması umut verici.

El atanları, gerçekleri ortaya çıkarları, çıkaracakları kutlarım.

Bu olay da, bir başka ulusal yara!

Dertlenmemek elde değil…   

        

* 4-6 YAŞ ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?

4-6 yas aralığında, okul öncesi çağındaki çocuklara din eğitimi verilmesi sadece sakıncalı değil; sosyal cinayettir. Bu yaklaşım ve anlayı bir kuşağın ulusal bilincinin sistemli olarak yok edilme projesidir. Bu yaklaşımla verilen eğitim başlangıçta bir kuşağın bilincinin ve bilinçaltının sakatlanması anlamına gelmekte ise de; gelecek kuşakların, gelecek yasam dönemlerinde ruhsal hastalıkların temeli atılmaktadır…

Bu yaştan başlayarak; depresyon, anksiyete bozuklukları gibi yaygın, tedavi edilebilen ama ekonomik yükü çok ağır olan, bireylerin üretkenlik ve yaratıcılığını kaybetmelerine yol açan şekilde kuşakları etkilediği gibi; nevrotik bozukluklar, ağır psikotik bozukluklardan şizofreniye varan bir çok ruhsal hastalığın temeli de bu çağda, yani kişiliğin oluşmaya başladığı dönemde atılmaktadır. Farklı Psikoloji kuramları açısından bu yaş dönemlerini incelediğimizde ortaya çok vahim sonuçlar çıktığı görülecektir.

Freud ve psikanaliz teorisine göre bu dönem fallik döneme tekabül etmektedir. Fallik dönem psikoseksüel gelişim evrelerinin üçüncüsüdür. 3’üncü yaşın sonundan 6. ya da 7. yılın sonuna dek süren bu evrede, çocuk karşı cinse yönelir, kendi bedeninin farkına varmasıyla karşı cinse yönelir. Sağlıklı sosyal ilişkiler bu dönemde öğrenilir, kurulmaya başlanır. Oysa katı kurallarla verilen dinsel eğitimde; çocukların haremlik-selamlık olarak ayrışması esas olduğundan bireyler karsı cinsi tanıyamadan, uygarca ilişkiler kurmayı öğrenemeden, bu öğrendiklerini davranışa dönüştüremeden karşı cins için hep öteki olacaktır. Verilen dinsel eğitim nedeniyle “kız ve erkek Çocuklar” yan yana ”Günah” diye oturmak istemeyecekler, suçluluk duygusu minik yüreklerinde kök salacaktır.

“Değerler eğitimi” diye çağdışı bir eğitim anlayışının dini veriler üzerine inşa edilmek suretiyle 4-6 yas grubundaki çocuklara empoze edilmesi çocuklarda anlam/duygu karmaşaları ve korkular yaratacaktır.

Eğitbilim ve psikoloji bilgisi olmayan kişiler tarafından verilen dinsel eğitim sevgi üzerine değil, korku üzerine inşa edileceği için, bu yaştaki çocukların bilinçaltları; ölüm, öteki dünya, ahiret, cennet, cehennem gibi korku ve şiddet ögeleriyle doldurulması, dini buyruklar gibi görünen dogmalara eğer itaat etmezlerse, cezalandırılmalarının kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin sürekli islenmesiyle bu çocuklarda birçok ruhsal davranış bozukluğu sıklıkla görülmeye başlanacaktır. Geceleri ğlayarak uyanma, fobik tarzda korkular yaşamaya başlama, diş gıcırdatmaları, obsesyonlar, gece işemeleri (enürezis nocturna) yaygınlıkla görülecektir. Çocuklar giderek sorgulama yeteneklerini kaybedecekler, Biat etme, itaat etme adı altında yaratıcılıkları üretme becerileri körelecektir.

Yine bu dönem Piaget’in Islem Öncesi Dönemine denk gelmektedir; Ericson’un kuramına göre yaşamın 8 Evresinden 3.Gelisim Evresi: Girişkenliğe karşın Suçluluk Duygusu (3-5 yaş) da bu dönemde yaşanır. Çocuğun, ulaştığı dilsel gelişimle kendini daha rahat ifade edebildiği, dil ve motor becerilerini daha iyi kullanabildiği evredir. Bu evre Freudyen yaklaşımda fallik-ödipal dönem olarak adlandırılır. Dönemin en belirgin özelliklerinden biri cinsel konulara olan meraktır. Bu dönemde çocuklar kendi cinsel organlarına dokunabilir, arkadaşlarının cinsel organlarına dokunabilir ve cinsel oyunlar oynayabilirler. Bunların tamamı meraktandır ancak bilinçsiz aileler bunun bir ahlak bozuklugu oldugunu düsünerek doğrudan çocuğu azarlama ve cezalandırma yoluna gidebiliyorlar. Hatta egitbilim ilkelerinden habersiz ve psikoloji bilgisi olmayan din öğreticileri bu cezalandırma eylemini bizzat kendileri yerine getirmektedirler. Bu dönemde, merakları yüzünden aşağılanan, dövülen veya cezalandırılan çocuklar adeta yıkım yaşarlar. Bunun faturası ilerleyen yaslarda ortaya çıkar. Cinsel problemlerin ve baskılanmışlığın kökleri genellikle 3-5 yaş dönemine dayanır.3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. 3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş  itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. Sağlıklı olan budur.

Ebeveynler, çocukların kavga etmelerini bir suç değil, güçlü bir dürtü olarak değerlendirmeli ve olumlu yaklaşım sergileyerek önlemedirler. Şiddete eğilimi olan çocuğa sözel veya fiziksel şiddet ile terbiye uygulamak, olsa olsa şiddet eğilimini artırır. İleri dönemlerde ise başkalarının hayat görüşüne saygısı olmayan, çevresindekileri kendi görüşlerine uygun davranmaya zorlayan, egosu yüksek bireylere dönüşebilirler. Bu dönem olumlu atlatılırsa, karsısındakine saygılı, sorumluluk sahibi birey olma yolunda güçlü temeller atılır. Dikkat ederseniz evrelerde, yeni bir davranışın açığa çıkması ve bu davranışa gelen çevre (aile) tepkisi söz konusudur.

Mesela, 3. gelişim evresi olan ”girişkenliğe karşılık suçluluk duygusu” evresinde; cinsel merak var, karşılığında cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. Şiddet eğilimi var, karşılığında ise cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. İşte tüm bu yeni

davranışlar ve yeni davranışlara verilen tepkiler çocuğun kişilik kazanımında etkili faktörlerdir. Bu çocuklara eğitici olarak atanacak din eğitimcilerinin çocukları, bir kuşağı; giderek bir ülkeyi nereye götüreceklerinin cevabı buradadır. Bu gruptaki çocukların ulaştığı evre olan

  1. gelişim evresinde; ”Üretkenliğe Karşı Aşağılık Duygusu” (5-11 Yaş) okul öncesi eğitimi ve ilköğretim okul çağını kapsayan dönemdir. Freudyen ekolde 5-11 yas arası olan Bu 4. Gelişim evresine latent dönem adı verilmiştir. Sosyal ilişkilerin geliştiği, öğrenme süreçlerine üretme süreçlerinin eklendiği dönemdir. Rol model belirleme eğilimi bu çağda belirginleşir. Meslek seçimine bu çağda yönelirler. Kendi baslarına bir is başarabildiklerini, gereken yerde nasıl kimden yardım alabileceklerini ve başkalarına nasıl yardımcı olabileceklerini, çocuklar bu dönemde öğrenirler. Başarma duygusunun en çok haz verdiği ve en çok ihtiyaç duyulduğu dönemlerden biridir. Bu dönemi başarılı geçiren çocuklar aşağılık kompleksleri geliştirmeden, kendileriyle barışık ve yeterlilik duygusu içerisinde olurlar. Tam tersi durumda ise (Örnek: Okulda başarısızlık) kendilerini yetersiz bireyler olarak görebilirler. En yaygın ve kabul gören Piaget’in bilimsel gelişim kuramıdır. Bu kurama göre çocukların soyut kavramları edinmeleri, kavraması, anlamlandırmaları günlük yaşamında bunu kullanmaları ancak soyut işlemler dönemine bu da çocukların 12 yaş ve üzerine karşılık geliyor. Bu 12 yas altındaki çocuklara din eğitimi neden verilmemeli sorusunun da yanıtını bize vermektedir. Çünkü 3-5 yaş aralığındaki çocuklar gelişimsel olarak soyut düşünme olgunluğuna erişmemiş, somut ve tamamen duyuları aracılığı ile edindikleri deneyimler bağlamında akıl yürütebilmektedirler.

Bu gerekçeyle gerek çocuk gelişimi kuramcılarınca ve psikologlarca; gerek okul öncesi eğitim yaklaşımlarında duyulara önemle vurgu yapılır. Yani 5 duyuya yönelinmesi gerektiği işaret edilir.

Burada yetişkinlerin ve ülkemizdeki aydınların, laik cumhuriyeti savunanların sorumluluğu ve önceliği bilimsel referanslarla çocuğun gelişimini önceleyen bir yaklaşımı benimsemek ve çocuğun yüksek yararını gözetmektir. Bu nedenle 4-6 yaş aralığındaki çocuklara dinsel eğitim aslsa verilmemelidir, önerilmemelidir. Çünkü bu yas aralığındaki çocuklar algılarını duyuları aracılığı ile inşa eden, akıl yürütme olgunluğu özelden özele olan, somut sınıflandırma ve benmerkezci düşünme becerisine sahip, dikkat süresi kısa olan çocuklardır. Tam anlamıyla bağımsızlığını kazanmamış, bir grubun üyesi olma yetkinliğine henüz ulaşabilen, kuralları üretme ve izlemede tam anlamıyla olgunluğa erişememiş çocuklardır. Ayrıca dil gelişimi anlamında da sözcük dağarcığının yetişkine oranla zayıf, sözcüklerin anlamını bilme ve kavrama olgunluğu tam olarak gelişmemiştir. Çocuğun bu gelişimsel özellikleri dikkate alındığında bu yaş aralığındaki çocuklara okul öncesi eğitimde “din” eğitiminin verilmesi uygun değildir.

Ayrıca okul öncesi eğitimde din eğitiminin verilmesi sadece Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 12. 14 ve 36. maddeleri ile değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. Maddesi ile de çelişmektedir. Bu konudaki incelememizi başka bir yazıya bırakıyorum.

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı

PARTİM CHP’MİN CUMHURBAŞKANI ADAYI NEDEN “S.Ş”?!.

150 150 bakikarakol

Bana “YAA BU NE?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2043339380329230803 dedirten yaşanmışlığı haftaya bırakıyorum…

 

Ailesinin siyasi yapısından ötürü değil, örneğin “laiklik karşıtı” –İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı makamında dua okumak, okutmak gibi- eyleminden ötürü, partim CHP’min Cumhurbaşkanı adayı ve İBB’nin CHP’li Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu, “CHP’li” görmüyorum; merkez sağda görüyorum.

Ancak…

Her seçimde destekledim, oy verdim ve “iktidarın siyasi zulmü”ne uğramasına üzülüyorum.

Ana siyasi anlayışından ötürü, emperyalist İngiltere-ABD sarmallı AKP iktidarının yapabileceklerini öngöremedi, çok “tezci” davrandı, kaş yapmak isterlerken göz çıkardı; bir anlamda, AKP’nin eline koz üstüne koz verdi; us (akıl) edip “Nutuk”u okumadı, “Atatürk Yolu”nu yol edinmedi!

 

Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının haksızca iptaliyle başlayan süreç; AKP’nin, İmamoğlu’nu cezaevinden çıkarmayacağı, Cumhurbaşkanlığı yarışına sokmayacağı algısına toplumda yerleştirdi.

Bu yerleştirmeyle “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ‘bayan İmamoğlu’ neden olmasın?” sorusu düşünüldü ve konuşuldu.

Ne Ekrem İmamoğlu, ne eşi Dilek Kaya İmamoğlu, ne de İmamoğlu-Kaya aileleri sıcak bakmadılar; içerde Ekrem İmamoğlu, dışarda eşi ve çocukları, anne-babaları, kardeşleri, yakınları, sevenler dik durdular, daha bir kenetlendiler.

Dilek Kaya İmamoğlu’un, eşi yerine Cumhurbaşkanı adayı düşünülmesine, karşı çıkmıştım.  

Bu konunun kapanmasına sevinenlerdenim.

Ancak…

Konu; 30 Mart 2026 Pazartesi günü, Ekrem İmamoğlu’nun Turpun Büyüğü başlıklı basın toplantısında adını açıkladığı bilirkişi S.B. ile ilgili sözleri nedeniyle yargılandığı dava”nın duruşmasında “İnşallah kadın bir Cumhurbaşkanı da olacakhttps://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/o-sozleri-sosyal-medyada-gundem-oldu-iste-imamoglu-nun-kadin-cumhurbaskani-cikisinin-perde-arkasi-2490831 değince, tekrar gündem oldu.

İlk usa gelen, İstanbul Üsküdar ilçesinin CHP’li Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’tı .

 

Dedetaş’ın adı, Dilek Kaya İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı “istenmezlik”le noktalanınca gündeme gelmişti.

Ben bunu “AKP’nin tuzağı” olarak, tanımlamıştım.  

Ama Dedetaş’ın adı kısa sürede gündemden düşmüştü; ben de sevinmiştim.

Dilek Kaya İmamoğlu adı öne çıktığında, X hesabımdan “S.Ş.”yi yazdığım gibi, Dedetaş’ta da yazdım.

(Söylemeliyim ki, S.Ş’yi bana öneren, eşimdi.)

Ad, soyad açıklamadım; yazarak, partimin yönetiminin bilgisine sundum; dikkate alınmadı.

Hala…

“Partim CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olabilecek, herkesin tanıdığı, sevdiği, Erdoğan’la, AKP ve Cumhur İttifakı ile seçim sürecinde ve sonrasında baş edecek, onlara açık ara seçim yitirtecek, özlemini çektiğim/çektiğimiz “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”i geri getirecek, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni tarihin çöplüğüne atacak, Ekrem İmamoğlu’nu “Güçlü Başbanlık” koltuğuna taşıyacak/oturtacak biri olduğu için “S.Ş.” dedim, diyorum diyorum.
Partim aday göstermeden ve seçim günü netleşmeden, “yıpranmaması”na ve “yıpratılmaması”na duyarlı kalarak, ad ve soyadını açık açık yazmıyorum.

Kendisiyle görüşüp, düşüncesini öğrenemedin, iznini almadım.

 

Bir CHP’liye yakışır çok doğru çıkışlarından gözlemledim ki, Üsküdar CHP Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olma”ya istekli, sıcak bakıyor.

Hakkıdır.

Ülkemin, ülkelerin siyaset ve devlet kadrolarının yarısının kadın, yarısının erkek olmasından yanayım.  

“Kadından Cumhurbaşkanı” neden olmasın?!

Çok da iyi olur.

Ama…

Gerçeklere yönelmek, dalmak gerekir.

Türkiye’miz, 2017’den beri “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” diye ucube sistemle yönetiliyor!

Ve bu ucube sistem, ülkemize-halkımıza hiç uygun bir sistem değildir, “giydirilmiş deli gömleği”dir!

Bir an önce kurtulmalı!

O da çok zor!

“Erdoğan” gibi bir siyasi, “AKP” gibi bir siyasi parti, “Cumhur İttifakı” gibi bir oluşum var!

Siyasallaşmış kurumlar, bürokratlar vb var!

Seçim sürecinde ve seçim sonrası süreçte bunlarla baş etmek kolay değildir.

Seçim sürecinde Erdoğan, çetin mi çetin ceviz olacak; partisi AKP, içinde yer aldığı “Cumhur İttifakı” ortağı siyasi partiler “kızgın boğa”ya dönecek .

 

Bütün bunlarla, Dedetaş baş edebilir mi?

-Hoşgörsün, anlayışla karşılasın- olası görmüyorum.

“Kadın” olduğu için değil, “siyasi lider” düzeyinde, donanımında olmadığı, her tür düzenlere, tezgah ve oyunlara karşın –az aşağıda yazdığın tek “Butlan Davası” dışında- CHP’nin yüzde 55 üzeri oyla kazanacağı seçimde Cumhurbaşkanı seçilse bile “seçim sonrası süreç”i götüremeyeceği üçin…

İçtenlikle belirtmeliyim ki…

Özgür Özel, CHP Genel Başkanları içine, dahası, siyasi parti Genel Başkanları içinde en çalışkan, en hazırcevap ve siyasi rakiplerini zorlayan biri.

Buna karşın…

Cumhurbaşkanı adaylığına –her keresinde “olmayacağını” açıkladı,  “Partisini iktidar yapmış Genel Başkan olmak istediğini” söylüyor- karşıyım.

Seçim sonrası süreçte daha bir yanlışlar yapacağı, tökezleyeceği, CHP’yi ciddi sıkıntılara sokacağı, AKP’yi veya bir başka siyasi oluşumu iktidara taşıyacağı düşüncesi, korkusundayım.

 

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayları arasında adı geçenlerde, Ankara’nın CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır.

Partim CHP’mden aday gösterilir ve adaylığı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından onaylanırsa, oy vermem. ,

Çünkü…

“Atatürk Milliyetçisi” değildir, “Alparslan Türkeş Milliyetçisi”dir.

 

Şuna değinerek, bitireyim:  

AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önceki gün (13 Nisan 2026 Pazartesi) X hesabı @RTErdogan’dan bir paylaşım https://x.com/search?q=Recep%20Tayyip%20Erdo%C4%9Fan&src=typed_query yaptı.  

Son tümcesi şöyleydi:

“Türk demokrasisinin inşallah önümüzdeki dönemde hak ettiği olgunlukta, kalitede ve vizyonda bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz.”

Tümcenin, geniş kitlelerin usuna getirdiği ve hala da konuşulup tartıştırdığı “Butlan Davası”ydı.

CHP’den, Özgür Özel yönetimi uzaklaştırılabir mi?

Uzaklaştırılabilir.

Şundan;

Seçimi CHP açık ara kazanacak.

Bu da “İktidarın elden kayıp gitmesi” demek.

Erdoğan, partisi, ittifak ortakları vb izinin verir mi?

Vermez.

Böylesi olasılığın ayırtına varmak, sonuç alıcı önlemleri belirlemek, aksamadan yaşama geçirecek hale getirmek ve günü geldiğinde yaşa geçirmek, Genel Başkan Özgür Özel’e, ekibine, il-ilçe örgütlerine vb kalmış.

Ben gene “S.Ş” diyorum.

Yoksa…

Yandı gülüm keten helva!..

İÇİMİ ACITANLAR!..

150 150 bakikarakol

Gündem gene içte ve dışta yağmur gibi!

Kimi “düşündürücü”, kimi şaşırtıcı”, kimi “saçma sapan”, kimi “güldürücü”!..

Birkaç örnek:

Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin ürettiği proje olan “emperyalist ABD”nin 45 ve 47’inci Başkanı “kaçık” Donald Trup, savaştığı İran’ı, “taş devri”ne geri götüreceklerini https://www.dw.com/tr/donald-trump-i%CC%87ran%C4%B1-ta%C5%9F-devrine-geri-g%C3%B6t%C3%BCrece%C4%9Fiz/a-76636053; hızını alamıyor, İran’ı bir gecede yok edebileceklerini https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924 söylüyor!

İran da kalkıyor, düşmanı ABD ve İsrail’den, “saldırmayacakları”na https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924 ilişkin “güvence/garanti” istiyor!

“Aman Tanrım!” demekten kendimi alamıyorum!

Emperyalist ABD “taş devri” kafasında; emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki ölümcül vurucu öncü timi İsrail “şımarık kabadayı” havasında; İran “Orta Çağ” anlayışında!

Üçü de, insan, insanlık, aydınlık ve çağdaşlık düşmanı!

 

İstanbul Beşiktaş’ta, İsrail Başkonsolosluğu’na silahlı saldırı oluyor; üç saldırgan teröristlerden biri ölüyor, ikisi yaralanıyor, iki polisiniz de hafif yaralanıyor.

İçişleri Bakanlığından açıklama yapılıyor. https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924

Açıklamanın bir paragrafında “Ölü olarak ele geçirilen Yunus E.S’nin, dini istismar eden terör örgütüyle irtibatı olduğu…” yazıyor.

Dini istismar eden o terör örgütünün adı yok mu?

Mutlaka vardır.

Neden açık açık yazılmıyor?

Neden gizleniyor?

Toplumun, dini istismar eden o terör örgütünü bilme hakkı yok mu?

Var.

Öyleyse…

 

Ve…

Daha neler, neler!..

 

Ama…

Benim içimi hala, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Nisan 2026 Çarşamba günü partisi AKP’nin Grup Toplantısı’nda “AKP Genel Başkanı” sıfatı/şapkasıyla yaptığı konuşmada, ağır yergilerde bulunduğu, videolar gösterdiği partim CHP’m için “CHP bu ülkede darbeciliğin vücut bulmuş, somutlaşmış, tecessüm etmiş halidir. Nasıl tenekeyi sarıya boyamakla altına dönüşmezse CHP’nin genlerine işlemiş darbeci zihniyeti de değişmez. Eğer değişirse geriye CHP diye bir yapı kalmaz.” https://www.akparti.org.tr/gundem-haberleri/cumhurbaskanimiz-erdogan-partimizin-tbmm-grup-toplantisi-nda-konustu-01-04-2026-14-40-15/ acıtıyor!

Metin yazarı/yazarları gene tarihi gerçekleri çok fena çarpıtmışlar!  

Bana öğretilen, anlatılan, okutulan ve de benim bildiğim “Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)” sadece sıradan bir siyasi parti değildir; kurtarıcı ve kurucu dünya lideri Kemal Atatürk Türkiyesi’nin, demokratik, laik, Cumhuriyet’in öz tarihidir; Türk halkının da değeridir!

 

Dün (6 Nisan 2026 Pazartesi) @_ahsenIIminrhha hesabından “PARLA” imzasıyla yapılan paylaşım da içimi çok acıttı!

Okuyalım:

CHP mitingine katılan bir teyze,

‘‘Kanserden öldü çocuğum, eşim kanser, mide kanseri. Ben kanserim, göğüs kanseri. Üzüntüden kanser olduk. Yeter, yeter. Bir oğlum kaldı, bir oğlum. Yaşamak istiyorum, yaşamak. Başka bir şey istemiyorum.’’ https://x.com/_ahsenIIminrhha/status/2041062410363052203

Öylesi etkilendim, duygulandım ki, “diyecek” tek söz bulamıyorum!

O “bir teyze”yi, paylaşımcıyı kutlarım.

 

3 Nisan 2026 Cuma günü, www.gazetepencere.com internet gazetesinde okuduğum “BB Davası’nda ortaya çıktı: Hakim ‘Özür dilerim tutuklamak zorundayım’ diyerek tutuklama kararı verdi” https://www.gazetepencere.com/gundem/ibb-davasinda-ortaya-cikti-asliye-ceza-ozur-dilerim-tutuklamak-zorundayim-695518h başlıklı haber de içimi acıttı!

Hala acıtıyor!

“Yargı” benim ve herkes için”hava”dır, “su”dur, “özgürlük”tür, “güven”dir, “güvence”dir, “hak koruyan”dır, “aydınlık yarınlar”dır, “kaynaşma”dır, “birlik”tir, “paylaşım”dır vb…

Yargıçlar, Savcılar, saygın ve kutsal işlerinden ötürü birer evrensel değerlerdir.

Onları daha bir özenli koruyup kollamak, sıkıntılara sokmamak, hele ki “… özür dilerim, kusura bakmayın Ömür’ü tutuklamak zorundayım” deme zorunda bırakmamak gerek!

 

Üniversite yıllarında, yoksul ailesine yük olmamak için ders notlarını arkadaşlarına para karşılığında satan Akın Gürlek’in “Bakan” sıfatıyla başına atandığı “Adalet Bakanlığı”ndan ise “yargıcın özür dilemesi” olayına yalanlama geldi.

Umut ederim, yalanlamaya, “yalanlama” gelmez.

Ama…

“İçimdeki acı” hala var ve dipdiri!

Üçünde de!..

 

Bu arada…

Akın Gürlek’in, 3 Nisan 2026 Cuma günü, Diyarbakır’da bir dizi programı varmış.

Birinde yaptığı konuşmada “Türkiye Yüzyılı’nda demokrasimizi darbe anayasasından kurtararak sivil ve özgürlükçü bir anayasa ile taçlandırmak istiyoruz.” https://www.gercekgundem.com/guncel/akin-gurlekten-diyarbakirda-turkiye-yuzyilinda-yeni-anayasa-mesaji-demokrasimizi-darbe-anayasasindan-kurtarmak-istiyoruz-569123 demiş.

Alıyorum ki…

“… üstünlerin hukukunun egemen olduğu dönemler geride kalmıştır” tümcesini de eden Akın Gürlek, “darbe” ve “anayasa yapma” konularında bilgi -“satma” değil- sunma donanımından yoksun!

Yoksun olmasaydı, “darbe anayasaları”nı destekleyen, “kabul oyu” veren, verdiren siyasi kadroları bilirdi.  

İleride ayrıntılı yazacağım.

 

İzninizle yazımı, “kaçık” Trump’ın kocaman bir yalanı/uydurmasıyla bitireyim:

Evlerinin yakınlarına bombalar düşen İran’lılar, Trump’ı arıyorlarmış, “Aman ne olur, bomba atmayı kesme, hep at. Yeter ki, rejim değişsin” diyorlarmış.

 

Bu kadarı da olmaz be ya “kaçık”!

Onlar, senin hesabına çalışan “işbirlikçiler”in olmasınlar?!.

AH ÖZGÜR ÖZEL!.. AH YILMAZ ÖZDİL!..

150 150 bakikarakol

21 Ocak 2026 Çarşamba günlü “Bir süre yazamayacağım…” https://bakikarakol.com/bir-sure-yazamayacagim/ başlıklı yazım “Şekerle başlayıp yüksek tansiyon ve ameliyatlarla süren hastalıklarıma şimdi de denge yitimi (kaybı), baş dönmesi, ayakta duramama, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman kısa sürelik unutkanlık eklendi.” tümcesiyle başlamış, “Düşündüm, bir süre yazmama kararı aldım.” tümcesiyle sürmüştü.

 “O süre ne zaman biter?” de diye sormuştum.

Bugün bitti.

Sağlığım izin verdiği/vereceği sürece, gene Çarşamba günleri yazmaya çalışacağım.

 

….

 

Yazmadığım günler içinde birbirini bastıran olaylar, gelişmeler oldu; birçoğunu not aldım.

Ama…

23 Mart 2026 Pazartesi günü, www.cumhuriyet.com.tr’de, namuslu, gerçek gazeteci Barış Terkoğlu’nun “Bakanlıktan doğrulattığım bilgiler”  https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/bakanliktan-dogrulattigim-bilgiler-2488786 başlıklı yazısını okuyunca, bütün notlarımı öteledim.

Linki tıklayıp okuduğunuzda, beni anlayacak, bana hak vereceksiniz.

 

Tam bir hafta sonra (30 Mart 2026 Pazartesi) aynı sitede, spotu “Millî Savunma Bakanlığı, önceki gün, İstanbul’da bir Deniz Unsur Komutanlığı konuşlanmakta olduğunu açıkladı. Bu gelişmenin, Türkiye’ye bir NATO Kolordu Karargâhı kurulmakta olduğunun duyurulması sonrası paylaşılması dikkat çekti. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre bu komutanlık, Türkiye-Romanya-Bulgaristan’ın Karadeniz’deki mayın tedbirleri girişimiyle bağlantılı. CHP ise kamuoyuna daha şeffaf bir açıklama yapılmasını istedi, ‘Montrö aşındırılmamalı’ dedi.” olan “NATO Kolordu Karargâhı’nın ardından İstanbul’a ‘Deniz Unsur Komutanlığı’ konuşlanıyor” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/nato-kolordu-karargahi-nin-ardindan-istanbul-a-deniz-unsur-komutanligi-konuslaniyor-2490672 başlıklı haber, duyarlılığımı tetikledi, heyecanlandırdı, soluğumu kesti.

 

31 Mart 2026 Salı günü, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı, Konya CHP 25 ve 26’ıncı Dönem Milletvekili, emekli asker Dr. Hüsnü Bozkurt’un “Uyarıyoruz!” https://x.com/HsnBozkurt/status/2038697249790902656 ve CHP Parti Meclis Üyesi, Hukukçu Prof. Dr. Bahadır Erdem’in “Tarihi Uyarı!” https://x.com/BBahadirErdem/status/2038660005214437656 başlıklarındaki X paylaşımları içime su serpti, umutlandırdı.

 

Başka paylaşım ve haberler de oldu.

Ancak…

İzlediğim bir-iki televizyonun haberlerinde denk gelmedi.

 

Evet; içte ve dışta yığınla gelişmeler oluyor; gündem bombalarla taşıyor, altüst oluyor…

Ne var ki…

Böylesi “ulusal konu”, gündemde yok gibiydi; kimse konuşmuyordu, tartışmıyordu; sanki herkes habersizdi!

Haberleri olması gerekenler de!..

 

“Vatan, asker, Atatürk” denince usa (akla) ilk gelenlerden kabul ettiğim gazeteci-yazar Yılmaz Özdil bile “Uşak” https://www.sozcu.com.tr/usak-p305986 başlıklı dünkü (31 Mart 2026 Salı) yazısında değinmemiş; CHP’yi, Özgür Özel’i işlemiş.

X hesabımdan yerdim.  https://x.com/BakiKarakol/status/2038928910595834282

“Özdil, aynı günün akşamı, Sözcü TV’de canlı yayınlanan ‘Kırmızı beyaz’ https://www.youtube.com/watch?v=QF6d9qP4tCY programında değinir”  diye umutlandım, bekledim.

Tek sözcük etmedi!

Orda da, CHP ve Özgür Özel’den konuştu.

Yayının bitimine doğru; AKP’nin, Özgür Özel’le ilgili “tuzağı” anlattı.

 

Televizyondan fotoğrafını çektim, anlatısını özetleyerek X hesabımdan paylaştım. https://www.youtube.com/watch?v=QF6d9qP4tCY

 

Doğrusu, böyle bir bilgiye, öngörüye bu kadar ayrıntılı varmasını anlamlandıramadım.  

Kafam karıştı!

Kuşku yüklü düşünceler beynimi kemirdi!  

 

Dün Özgür Özel, Genel Merkez’de basın toplantısı yaptı.  https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-chpde-yangin-cikiyor-diye-bakanlara-soyluyorum-komsuyuz-bizim-ev-yanarsa-apartman-yanar

Önemsediğim konuyla ilgili konuşacağının umuduna kapıldım.

Baştan sona kadar izledim.

Yanıldım!

İşte, özetle:

“Dış dünyada demokrasinin olmadığı, adaletin olmadığı, riskli muhaliflerin içeri tıkıldığı bir ülke olarak algılanıyorsunuz. Bunu Avrupa da görüyor. Trump da görüyor. (…) Trump’ın adamı şöyle diyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu üzerine sorulan soruya. ‘Üçüncü dünya ülkeleri böyledir. Muhalifleri içeri tıkarsın, ondan kurtulur, yoluna bakarsın. Erdoğan da öyle yaptı’ diyor. Türkiye’ye üçüncü dünya ülkesi diyor. Yapılan işlemi muhalefeti içeri tıkma ve ondan kurtulma diye görüyor. (…)Mafya mısınız lan siz? Bu millete böyle bir diklenme nedir? (…) Buradan açıkça söylüyorum. Yaşadıklarımız bir CHP meselesi değildir. Bu darbe, milletin seçme ve seçilme hakkına yapılmış bir darbedir. Çok partili demokratik sistem, hukukun üstünlüğü ve Atatürk’ten emanet olan Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandık tehlikededir. (…) Türkiye’de Trump desteği ile Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmaya, yerine Trump kimi istiyorsa onun yönettiği bir rejim dayatılmaya çalışılmaktadır. (…) Hedef bugün CHP, çünkü müesses nizama itirazın cisimleştiği yer burası. (…) Bugün yapılan iktidarın CHP’nin başına çorap ördüğünü söyleyenlere söylüyorum; milletin başına çuval geçiriyor. Kuzey Irak’ta Amerika nasıl Türk askerinin başına çuval geçirip hepimize mesaj verdiyse bugün ‘Biz Cumhuriyet rejimini sürdüreceğiz, seçilenin iktidarda kalmasını savunuyoruz’ diyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına örülen çorap, milletin kafasına geçirilen çuvaldır. Talimat yine Amerika’dandır. Amerika olur verdiği için yapılabilmektedir bunların hepsi. Her darbenin arkasından çıktıkları gibi bu darbenin de arkasındadırlar. (…) 28 Şubat’ın mağduriyetini hem hocaya ve dava arkadaşlarına ‘Biz o gömleği çıkardık’ deyip askere göz kırparak, Amerika’dan icazet alarak, 1 Mart tezkeresinin sözünü vererek, acil bir erken seçimle bütün partiler baraj altı bırakılarak siyasi mühendislikle gelmiş; buralara kadar gitmiş, şimdi bu millete bunu yapan birisin sen. O yüzden milletin başına çuval geçirir Amerika, geçirtir askerin başına. Ama bu millet, bunun hesabını eninde sonunda görür. O yüzden ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin evinde yangın çıkıyor’ diye bakanlara şunu söyleyeyim; komşuyuz, bizim ev yanarsa apartman yanar. Bu ulu çınar yanarsa orman yanar. O yüzden herkes kimin ateşle oynadığına, kimin elde tiner çakmak çaktığına dikkat etsin. Biz yangınlardan çıkmış, bu ülkeyi küllerinden doğurmuş partiyiz. (…) Teslim olmayacağız. Bizi teslim alsan bu milleti teslim alamazsın. (…) CHP, son mermi kalana kadar, son asker ölene kadar teslim olmamanın adıdır. (…) Bir tane güvencemiz var; o da bu milletin elinden neyi alırsan ‘Vatan sağ olsun’ der, sandığı alırsan ‘Allah belanı versin’ der. Bu milletin belasını alanın daha da ahretliği olmamıştır.”

 

Yerilecekler yanında doğrular da var.

Fakat…

www.cumhuriyet.com.tr sitesinin çok doğru, çok güzel manşet haber başlığı “NATO Kolordu Karargâhı’nın ardından İstanbul’a ‘Deniz Unsur Komutanlığı’ konuşlanıyor”da işlenen ulusal konu yoktu!

 

Yılmaz Özdil’in yazısında ve canlı yayındaki sözlerinde de yoktu!

 

N e d e n ?!

 

Ah Özgür Özel!

Ah Yılmaz Özdil!

Söyleyecek o kadar çok okkalı sözüm var ki!

Söylemeyeceğim!

Söylemeyerek, anlamanıza yardımcı olacağım!..

BİR SÜRE YAZAMAYACAĞIM…

150 150 bakikarakol

Şekerle başlayıp yüksek tansiyon ve ameliyatlarla süren hastalıklarıma şimdi de denge yitimi (kaybı), baş dönmesi, ayakta duramama, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman kısa sürelik unutkanlık eklendi.

Erken yaşlarda aşırı sigara, alkol içemeye başlarsam, olacağı buydu.

Eee yaşta 70’i geçerse…

Bakılmayan, kollanmayan yıpranmış beden daha ne hastalıklar çıkarır,  bilemiyorum.

Bu halimle, siz okurlarıma yararlı olamayacağımı kabullendim.

Düşündüm, bir süre yazmama kararı aldım.

O süre ne zaman biter?

“Şu gün, şu hafta, şu ay” diyemiyorum.  

Olumlu gelişmeler olmazsa, haftalık yazılarımı sonlandırabilirim.  

Ama…

@BakiKarakol.com X hesabımdan zaman zaman kısa paylaşımlar yapmaya çalışacağım.

Olumlu gelişmeler olursa, haftalık yazılarıma başlarım.

Bilgilendirmek istedim.

Anlayışınız ve hoşgörünüz için teşekkür ederim.

Sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla kalın…

ÖZGÜR ÖZEL, ATATÜRK’Ü KAVRASAYDI!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min 8’inci Genel Başkanı, Manisa Milletvekili Özgür Özel, 8 Ocak 2026 Perşembe gecesi, CHP Genel Merkezi’nde, Sözcü Gazetesi’nin Genel Müdürü Güney Öztürk’ün, Sözcü TV’nin Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey’in ve Sözcü TV’nin Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtladı. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ekrem-baskanla-birbirimize-soz-verdik-bu-ktidari-degistirecek-chpyi-ktidar-yapacagiz 

 

Bana göre, içerikli soruları eğip bükmeden soran Güney Öztürk’ün sorularından biri “Türkiye’nin yanlışlıkları neler? Halkın yanlış beklentileri, alışkanlıkları neler?” sorusuydu.

 

Özgür Özel yanıtına “Halka eleştiri getirmek benim işim değil. Doğru da olmaz.” Tümceleriyle başladı; arkasına “Ama hepimizin hatırlaması gereken bir şeyi ifade edebilirim.” Dedi, ekledi:

“Bu ülke, bir tek adam rejimi ile yönetiliyordu zaten. Bütün kararları o veriyordu.”

Kimden söz ediyordu?

“Çanakkale’de biz ‘Çanakkale’ye geçilmez’ diye işte üç kurşunun birbirine geçeceği muhârebeler yaşayıp, kefensiz koyun koyuna yatan 100 binlerce şehidimizi verip sonra bir tek adamın kararıyla o donanma Çanakkale’den geçti İstanbul Boğazı’na demirledi. O gemiyi karşılayanlar vardı. O geminin karşılanmasına itiraz edip ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenler vardı.” tümcelerinden anladım ki, 17 Kasım 1922 günü Dolmabahçe Sarayı’ndan bindiği tekneyle, Boğaziçi’ne demirlemiş işgalci emperyalist İngiltere’nin HMS Malaya zırhlısına binip Malta’ya kaçan “Osmanlı’nın son Padişah”ı Vahideddin’den söz ediyordu.

 

Özgür Özel soruya yanıtını şu uzun anlam kargaşası içeren bozuk “O günlerde rejimle uzlaşmak, düşmanla uzlaşmak bilmem ne imkanları varken, Paşayken, Anadolu’ya geçip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen birisi önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütledi o kadrolar.” tümcenin bitiminde şöyle sürdürdü:

“Sonra sordular. ‘Evet savaşı kazandınız. Şimdi saraydan padişahlığa devam mı, İngiliz tipi krallık mı, Amerikan tipi başkanlık mı?’ O zaman Amerikan tipi başkanlık da revaçta, Amerika örnek oluyor dünyaya falan. Dedi ki ‘Biz bir Meclis kurduk. Savaşı da Meclis yönetti. Ne vazife verirse o görevi yaparız.’ Ebedi başkumandanlığı reddetti, seçimsiz Cumhurbaşkanlığını reddetti. Hep çok partili rejimin, demokrasinin peşinde koştu. İki kere denedi olmadı, ömrü vefa etmedi. Ama iki tane en yakın arkadaşına vasiyeti vardı. Birisi Hatay, o ölümünden önce – sonra. Sonrasında hemen devamında çok partili rejim.”

 

Son tümceye takıldım.

Özgür Özel’in söylediği gibi, dünya lideri Kemal Atatürk’ün, “Çok Partili Rejim vasiyeti” var mıydı?!

Hafızamı yokladım.

Beynimdeki bilgileri depreştirdim.

Evet, böyle bir amacı vardı, iki kere de denemişti ama vasiyeti yoktu!

 

Düşündüm, taşındım, konu çok iyi bilen, Cumhuriyet Tarihi bilgesi birinin bilgisine başvurmamın doğru olacağına karar verdim.

 

O bilgeyi üç-beş dakikada belirledim.

İleti yazdım, bekledim.

Dönüş olmayınca, cep telefonundan aradım.

“Derse giriyorum. Buyur Baki abi” dedi.

Prof. Doktor’du, … Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi idi.

Konuyu bir çırpıda özetledim.

“Biliyorsun, Atatürk, Hatay için “Benim şahsi meselemdir’ demiştir.”

Sözünü kestim:

“Sayın Profesörüm, biliyorum; benim, sizden öğrenmek istediğim, Kemal Atatürk’ün, ‘Çok Partili Rejim vasiyeti” diye bir vasiyeti var mıdır?”

Kestirip attı:

“Hayır, yoktur. Kim ‘Vardır’ diyorsa, buyursun, belgelesin.”

 

Öğrenmek istediğimi öğrenmiştim.

Derse girecekti…

“Teşekkür” ettim, kısa kestim.

 

Doğru bilgiye ulaşmış, rahatlamıştım.

Mutluydum.

Ama mutluluğum kısa sürdü.

Çünkü kafama…

“Dünya lider, Kemal Atatürk’ün koltuğuna oturan, partim CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, olmayan vasiyetten nasıl ‘Var’ diye söz eder?!

Neden araştırmaz, belgesini görmez?!

Neden iki kişinin tanıklığıyla, söylemiyle yetinir?!

Ve o iki kişi kim?!” soruları takıldı.

 

Kendi kendime dedim ki:

“Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavrayamamış! Kavrasaydı, böyle bir söz etmezdi.”

 

Yanılmıyordum.

Gerçekten Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavramış olsaydı, Atatürk’ün böyle bir vesayette bulunmayacağını bilirdi.

Neden etmeyeceğini de…  

Neden etmeyeceğinin nedenini de “Atatürk, toplum bilip kabullendikten, hazır olduğunu ve yaşama geçireceğini, yaşatacağını anladıktan sonra gerçekleştirmenin, yaşama geçirmenin bilinceydi” biçiminde özetleyebilirdi.

Kaldı ki…

Kemal Atatürk’ün, iki kere denemişliği vardı; toplumun hazır olmadığını gördü, toplumun hazır olmasına yani zamana bıraktı.

Özgür Özel, bu kadarcık bilgilerden nasıl yoksun olabilir?!

 

Acı gerçek net biçimde ortaya çıkmış:

Özgür Özel, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzü, O’nun düşüncelerini, O’nun demokratik, laik Parlamenter Sistemi’ni ve Cumhuriyetini, O’nun Cumhuriyet Halk Partisi’ni anlayamamış!

O’nun “iz”inde değil!

O’nun “iz”inden gitmiyor!

Bu nedenle mitinglerinden ve eylemlerinden sonuç alamıyor!

Gene de, halkımız soğuk- sıcak, yağmur, kar-tipi demeden meydanları dolduruyor, tepkisini bas bas bağırarak, sloganlar atarak gösteriyor, dile getiriyor.

 

En son…

11 Ocak 2026 Pazar günkü Denizli mitingi!

Muhteşemdi!

Şarıl şarıl yağan yağmura karşın, meydan dolup taştı!

 

Özgür Özel’in ve ekibinin, bu Denizli mitinginden alacağı çok ders, çok ileti var.

 

Özgür Özel ve ekibi…

Atatürkçülük oynayarak yol katedemezler!

İktidara ve emperyalistlere, o emperyalistlerin işbirlikçilerine hizmet eden olurlar!

Atatürkçülük oynamayan gerçek Atatürkçüler ise Atatürk Düşünceleri ışığında, inançla yürürler, sonuçlar alır, amaçlarına ulaşırlar!

O amaç, demokratik laik Parlamenter Sistem ve Cumhuriyet’le kalkınmış, güçlenmiş, dünya ülkelerinin örnek olmuş Türkiye’dir!

Zor olacak ama o l a c a k !

Ne mutlu, Atatürk gibi bir değere sahip Türk halkına!..

TRUMP VE EKİBİ, MADURO’YU MADARA EDERKEN!..

150 150 bakikarakol

Sözcü Gazetesi’nden iki yazar; Naim Babüroğlu önceki gün (5 Ocak 2026 Pazartesi) “Sana ait olan, bana aittir” https://www.sozcu.com.tr/sana-ait-olan-bana-aittir-p281159, dün de (6 Ocak 2026 Salı) Yılmaz Özdil “Venazuela” https://www.sozcu.com.tr/venezuela-p281462 başlıklı yazılarıyla; emperyalist Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin üretimi, vitrini ve “öncü vurucu güç” olarak kullandığı Amerika Birleşik Devleri (ABD)’nin “Donald Trump” adlı 45 ve 47’inci “kaçık” Başkanının, yeraltı ve yerüstü zenginliğe sahip Venezuela’nın Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu eşiyle birlikte “haydut”ça ele geçirip Amerika’ya götürmesinin önünü, arkasını çok güzel işlemişler.

(Emeklerine sağlık.)

O nedenle…

Yazacaklarımın iyi anlaşılması için, öncelikle iki yazının verdiğim linklerini tıklamanızı ve yazıları okumanızı isteyeceğim.

 

Bilindiği gibi…

Emperyalistlerin, “emperyalizm görüş ve anlayışından kaynaklanan”, böyle bir “olmazsa olmaz”ı, yani “haydut yanı” vardır; bu da, “korkaklık”tan ürer/türer; çünkü karşılarında, azınlık değil kitlesel çoğunluk vardır.

Onun için…

“Satın al, böl, parçala, yönet, sömür” taktiğini uygularlar…

Parayla, makamla satın aldıkları yerel işbirlikçileri zora düştüklerinde, askeri veya sivil darbeler yaptırırlar…

Yerel işbirlikçilerinin ihanetine uğrarlarsa ve onlara söz dinletemez durumlar düşerlerse, askeriyle, topu tüfeğiyle, tankı, uçağı, füzesiyle vb dalarlar…

Kimi yerde sonuç alırlar, kimi yerde ağır yitiklerle/kayıplarla çekilirler…

Ama…

Yenilgilerini unutmazlar, kinlerini ve düşmanlıklarını diri tutarlar, 50 yıl, 100 yıl sonra da olsa gene saldırırlar.

 

Emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Trump’ın ve ekibinin, 3 Ocak 2026 Cumartesi günü Venazuela’da gerçekleştirdiği “haydutluk” yeni değildi, geçmiştekilerin bazılarından biraz ayırtlıydı/farklıydı.

İzletildi, gördük.

 

Ülkemizde olsun, dünya basınında olsun, Maduro’dan söz ederken hep “Venazuela lideri” denildi.

Hayır!

Yanlış!

Doğrusu, “Venazuela Devlet Başkanı” olacaktı.

Maduro “lider” değil!

Maduro “lider” olsaydı, ABD askerlerine teslim olmazdı, savaşırdı…

Ya ABD askerleri tarafından öldürülürdü ya da kendisi kafasına sıkardı.

“Liderlik”te böyle bir “yapılması gereken” var.

 

Lider; dünü bilen, bugünü anlayan, yarını öngören, paylaşımcı, ayrım yapmayan vb olmalıdır.

Bu ve başka değerlerden yoksundan “lider” olmaz; olsa olsa, emperyalistlerin yerel işbirlikçisi olur.

Yeraltı, yerüstü zenginlere çokça sahip ama halkı açılık, yokluk, sefalet içinde kıvranıyorsa, ona, bırakın “lider”, “Devlet Başkanı” bile denmez!

Denilmemeli!

Çünkü o, halkından yana görünen; özündeyse, güçlü görünen ödlek emperyalistlerin işbirlikçisidir!

 

Trump ve ekibi “haydutça”; yatağından, eşiyle birlikte çekip aldığı Maduro’yu, madara ederken, başka ülkelerdeki yerel işbirlikçilerinin de yüreklerine korku salmıştır.

Dünyayı iyi izleyin; onlar, bundan sonra, daha baskıcı olacaklar, halklarını fakirleştirecekler, aç susuz bırakacaklar, ayrımcılık, kayırmacılık, paylaşımda derin ayrık/uçurum, hak-hukuk vb tavan yapacak!

(Aç, dışlanmış, haksızlığa uğramış insanı, insanları satınalmak, ispiyoncu, işbirlikçi yapmak emperyalistlerin işine çok yarar.)  

 

Ödlekliklerinden saldırganlaşan emperyalistleri ve onların yerel işbirlikçilerini durdurmanın tek seçeneği, tek yolu, dünya genelinde bilinçli, donanımlı örgütlü toplum olmak, ortak hareket etmektır.

O zaman dünyamız ve insanlar, Ortaçağ karanlıkçıları emperyalistlerin sömürü düzeninden kurutulur, gezegenimiz yaşanır olur.

 

Hayal değil, yüz yıllar sonra yaşama geçecek bir düşünce!.. 

GEÇMİŞTE YAPTIKLARI TARİHTE KAYITLI BİRLEŞİK KIRALLIK/İNGİLTERE ŞİMDİ NEYİN, NELERİN PEŞİNDE!..

150 150 bakikarakol

Tarih, toplumsal yaşanmışlıkları yazar, kaydeder.

Geriye, yüz yıllar geçse de açıp bakmak, okumak kalır.

Yararlı olur.

Çünkü…

Geleceğin geçmişi, bütün gerçekçiliği orada!

Alınanlar alınır, geleceğin yolu döşenir.

O zaman, günümüzdeki güncellerden birinin geçmişine gidelim:

//Mustafa Kemal’in Milli Mücadele Yolculuğu, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlar.

Aynı dönem, Kürt ayaklanmalarının artış sürecinin de başlangıcıdır.

“İngilizlerin amacı, para ile memleketimizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurmak sözü vererek, aleyhimize ve bize karşı suikast düzenlemeye yöneltmek olduğu anlaşılmış, karşı önlemler alınmıştır.”

Ne diyor, Atatürk?..

İngilizlerin, “Kürdistan” kurma sözü vererek, Kürtleri ayaklandırdığı anlaşılmıştır…

İngiltere, Anadolu’da Kürt isyanı çıkartmak için özel çaba sarf eder.

Kürtleri, Türklere karşı kullanmak için elinden geleni yapar.

Sonunda…

İngiltere başarılı olur.

Çünkü..

İstanbul’daki Osmanlı Devleti’nin padişahı ve sadrazamı, İngilizlerle işbirliği halindedir.

Padişah Vahdettin’in de desteğiyle, 1920-1921 yıllarında 60 gerici ayaklanma çıkar.

Mayıs 1919’da, ilk Kürt ayaklanması ortaya çıkar.

Ali Batu Ayaklanması…

Ardından, Mart 1921’de Koçgiri ayaklanması…

Ağustos 1924’te, Nasuri Ayaklanması…

Ardından, Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı…

Kürt isyanlarının ortak hedefi, Türkiye’yi parçalayan Sevr Anlaşması’nın uygulanmasıydı.

Mesela…

İngiltere, Musul sorunu için Milletler Cemiyeti’ne başvurur.

Tesadüfe bakın, bir gün sonra 7 Ağustos 1924’te, Hakkari’de Nasturi Ayaklanması patlak verir.

İngiltere, Musul’u almak için Nasurileri silahlandırmış ve isyanın koşullarını hazırlamıştı.

Nasuri ayaklanmasından sadece dört ay sonra, 15 Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı çıkarılır.

Ve Türkiye, Musul-Kerkük’ü kaybeder.//

Özetleyerek alıntıladığım bu satırlar, Sözcü Gazetesi’nin yazarlarından, Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu’nun, “Komisyon ve İmralı” başlıklı, 22 Kasım 2025 Cumartesi https://www.sozcu.com.tr/komisyon-ve-imrali-p261322 yazısından.

Her yazısını beğeni ile okuduğum, gerçek Atatürkçü Babüroğlun’a içten teşekkür ederim.

 

Bir süredir, Türkiye’mizin bir numaralı gündemi olan/yapılan konunun geçmişini, özünü bu kadar net anlatan yazı, olanları ve olacakları çok güzel ortaya seriyor, gözler önüne getiriyor; unutanlara, anımsatıyor; bilmeyenleri, bilgilendiriyor.

 

Okuyan herkes, benim gibi; Ortaçağ kalıntısı “Kilise Yönetimi anlayışı’nın sahipleri Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin, İslam, hele de Türkiye, Türk halkı ve Atatürk düşmanı emperyalistlerinin şimdi neyin, nelerin peşinde olduklarını, ne ve neler yapacaklarını, Türkiye’ye, Türk halkına nasıl zararlar vereceklerini düşünüyor!

Söylemesi acı, yürek dağlayıcı ama böyle bir durumla karşı karşıyayız!

 

Ufku ufak “Ufuk Uras” diye biri var!

X hesabından yazıp duruyor.

Paylaşımlarından birinde, İmralı’da hükümlü A.Ö’nün ayağına, Kamutay (TBMM) üyelerinin gitmesinin yerilmesini kastederek, “İmralı’ya sıkışıp kalmamak lazımı” diye yazdı.

Ufku ufak, gerçeklerden ve gerçeklerin özünden kopuk usunu kendine saklasın!

 

İmralı’daki hükümlünün ayağına gitmeme kararı alan, başta partim CHP’min yönetimini kutluyorum.

Aynı düşüncede ve eylemde kararlılık gösteren herkesi de…  

 

Türkiye’mizde “Kürt sorunu” yok mudur?!

Vardır!

Ancak…

Gerçekçi olalım ve kabul edelim ki, Türkiye’mizde, Kürdün sorunu olduğu kadar, Türk’ün de, başkalarının da sorunu var!

 

Ortaçağ’ın “Kilise Yönetimi anlayışı”nın günümüzdeki temsilcileri emperyalistlerin, bölgedeki çıkarlarına hizmet etmiş İmralı hükümlüsünün ayağına gitmekle sorun, morun çözülmez!

Adres ve yöntem yanlış!

 

İmralı’daki hükümlünün ayağına gitmeyerek, çok doğru duruş sergileyenlerin şimdi yapacakları iş, bir araya gelmek, İngiliz emperyalistlerinin bu kez yapacaklarını öngörmek, bunu halka anlatmak, halkla birlikte geri teptirmek!

 

Birileri varsın şirinlikler yapsınlar, taklalar atsınlar!

 

Dış düşmanlara, yerel işbirlikçilere karşın, Çanakkale’de ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızda başardık, gene başaracağız!

Çünkü…

Kurtarıcımız ve kurucumuz, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüz, bizi, başarmakla görevlendirmiş, dahası başarmaya mahkum etmiştir!

Ne mutlu “Türk’üm” diyene!..

 

NOT: Atlatamadığım rahatsızlıklarımdan ötürü, Aralık 2025 ayı içinde yazamayacağım; 7 Ocak 2026 Çarşamba günü görüşmek dileğiyle…

AYM BAŞKANININ GÖZYAŞLARI, KORKULARI VE ANAYASASINDA “LAİKLİK” YAZAN MÜSLÜMAN ÜLKEDE ŞU OLANLAR!..

150 150 bakikarakol

4 Kasım 2025 Salı günü, Malatya’daki İnönü Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı açılış törenine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya da katılıyor, bir konuşma yapıyor. https://www.sozcu.com.tr/anayasa-mahkemesi-baskani-kursude-agladi-ben-bu-lafa-geldiginde-korkuyorum-p258826

“Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir kavram değil. Hayatın her alanında, insanın varoluşunda, toplumun düzeninde ve devletin işleyişinde yön gösterici bir değer, ahlaki bir pusuladır.” diyor.

Doğru.

Ve ekliyor:

“Unutmayın; azim, sabır ve doğru yön bir araya geldiğinde, hiçbir hedef ulaşılamaz değildir. Yeter ki kalbinizle inanın, aklınızla planlayın, emeğinizle sürdürün. O zaman yolunuz her zaman aydınlık, geleceğimiz her zaman, her daim umut dolu olacaktır.” diye ekliyor.

Bu da doğru.

Tam bu sırada gözleri doluyor.

www.sozcu.com.tr’nin haberine göre, AYM Başkanı Özkaya “Öyle bir yaşayalım ki, vakti geldiğinde, Hazreti Allah bizi kimsenin hakkıyla..” sözcüklerinin ardından gözyaşlarını tutamıyor, boğazı düğümleniyor.

Sözlerini “Yani bir tarafı Cennet, bir tarafı Cehennem. Ben, bu laf geldiğinde, korkuyorum. Evet, Cenabı Allah, bizi kimsenin hakkıyla huzuruna seslemesin.” tümceleriyle tamamlıyor.

 

Duygusal biri olarak, duygu seline kapılıp ağlayan AYM Başkanı Özkaya’nın duygusallığını anlıyorum.

Başkan Özkaya, “din inancı”, yaşamında, işinde, iletişiminde, ilişkilerinde vb öncelik alan biri.

Ve…

Din önceliğini, başkalarına da öğütlen biri.

Oysa…

İnsanoğlu, bu içerikteki öğütleri çoktan aşmıştır.

Ama…

“Ölüm” gerçeği sonrasını düşünüp değerlendirirken, “biri veya birilerinin hakkı” ve Yaradan’ın huzuruna çıkmak korkusu”yla yaşamı biçimlendirmek, bunu da başkalarına öğütlemek, günümüzde güncelliğini koruyor.

 

“Ben, Allah’tan korkarım” çokça söylenir.

Kızarım.

Azıcık düşünen, Yaradan’ından korkar mı?

İnsan, içten inanarak, seveceği, sevmesi gereken Tanrı’sından, Allah’ından, Yaradan’ından korkması kadar bir ilkellik olmaz, olamaz, olmamalı.

Doğum ve ölüm arasını insanca öylesi yaşayacaksın ki, kendini olumsuz yargılamayacaksın, korkuya, evhama kaptırmayacaksın.

Bunun da yolu, önce kendini tanıyacaksın, kendinle tanışacaksın; ardından yaşamına içerik ve biçim (şekil) vereceksin, kararlılık göstereceksin, yalpalama yapmayacaksın, “yanlış”ın seni etkisi altına almasına kapı açmayacaksın.

Bunu yaparken de, “korkunun kölesi” olmayacaksın.

Olursan, en başta “kendini tanımamış, kendinle tanışmamışsın” demektir.

 

“Korku köleliği”, toplumsal düşünmeyen bencillerin, emperyalistlerin, “din”i, iş ve siyasalarına bulayanların işine çok yarar; en büyük darbeyi ise insana, insanlığa vurur.       

   

“Cenabı Allah, bizi kimsenin hakkıyla huzuruna seslemesin” sözünden -her edildiğinde- korktuğunu dile getiren AYM Başkanı Kadir Özkaya, dini öğütleri yanında, sanki birilerine, bir yerlere ileti (mesaj) gönderiyor.

 

Başkan Özkaya’nın, yaşama ve dini inanca “bakış”ı penceresinden bakarsak; Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesinin 15 Kasım 2025 Cumartesi günlü, spotu “AKP’nin iki hafta önce Hakim Savcılar Kurulu (HSK) üyeliğine aday gösterdiği ancak kurada seçilemeyen İsmail Ergüneş, AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı’na atandı.” olan “AKP’den tepki çeken atama: HSK adayı İsmail Ergüneş ilçe başkanı oldu” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/akp-den-tepki-ceken-atama-hsk-adayi-ismail-ergunes-ilce-baskani-oldu-2452875 başlıklı haberdeki yaşanmışı; Sözcü Gazetesi’nin internet sitesinin de 16 Kasım 2025 Pazar günlü “TOKİ projesi için İsmailağa’dan icazet alınmış!” başlıklı ve “TOKİ’nin üreteceği ‘500 Bin Sosyal Konut’ projesi için İsmailağa Cemaati’nin ‘Fetva Kurulu’ndan ‘uygundur’ görüşü alındığı iddia edildi.” https://www.sozcu.com.tr/toki-projesi-icin-ismailaga-dan-icazet-alinmis-p259452 spotlu haberini nasıl yorumlamalı, tanımlamalı?

 

Yürürlükteki Anayasasında “laiklik” yazan Müslüman ülkede şu yaşanmışlıkların olması; insanı, sürece ve sürecin derinliklerine alıp götürüyor, düşünmeye, sorgulamaya zorluyor.

İç sızısı, geleceği, geçmişin karanlığıyla harmanlıyor.

Çırpın dur…

ÜLKEMİZDE BİR “İLK”İ ERDOĞAN’DAN SONRA İKİNCİ YAPAN SİYASİ “ÖZGÜR ÖZEL”!..

150 150 bakikarakol

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 5 Kasım 2025 Çarşamba akşamı, İstanbul Ümraniye’de “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”nin sonlarına doğru; dün (11 Kasım 2025 Salı) “İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Davası”nı düzenlediği basın toplantısında açıklayan ve İBB’nin tutuklu Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 828’le 2 bin 352 yıl arası hapis cezası istendiğini  

https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-bassavci-akin-gurlek-aylardir-beklenen-ibb-iddianamesini-acikladi-p257927 belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’le ilgili konuya giriyor, “Başsavcılık oldukça iyi maaş alınan bir yer. 168 bin lira, 10 emekli maaşı kadar maaş alınıyor.” diyor, özetle şöyle sürdürüyor:

“Ama bir bakıyorsunuz 2 Ekim 2024’te bu göreve atanıyor, ardından 29 Kasım 2024’te Eti Maden Şirketi’nin Lüksemburg’daki Eti Maden Anonim Şirketi’ne Akın Gürlek Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanıyor. Ekrem Başkan’ı tutukladığı günün de içinde olduğu dokuz ay boyunca buralardan maaşları alıyor. Ne zaman ki Özgür Özel 2 Ağustos günü çıkıp da dedim ya, ‘Hollanda, Lüksemburg taraflarında neler olduğunu biliyorum.’ Apar topar 6 Ağustos 2025 günü Yönetim Kurulu Üyeliğinden ayrılıyor. Soruyorum HSK’ya, soruyorum Adalet Bakanı’na, soruyorum Sayın Cumhurbaşkanına. Eti Maden’in Lüksemburg’daki şirketinden buna maaş bağlandığını biliyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Biliyorsanız nasıl görevde tutuyorsunuz? Bilmiyorsanız şimdi bundan sonra ne yapacaksınız? Ey Erdoğan sen de ‘Bu çocuk bu kadar ağır işi, bu kadar haksızlığı bu maaşa yapmaz. Eti Maden’den Euro bazında maaş bağlayalım’ mı diyorsun? https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-akin-gurleke-eti-madenin-luksemburgdaki-sirketinden-maas-baglandigini-bilmiyor-musunuz

 

Bir gün sonra (6 Kasım 2025 Perşembe)…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Beştepe Millet Kütüphanesi’”nde düzenlenen “Kütüphane 5.0 ve İnsan Merkezli Dijital Dönüşüm Uluslararası Konferansı’”ndaki konuşmasın bitiminde özetle şöyle diyor:

“Dün ana muhalefet partisi genel başkanının hezeyanlarını hem kendi partisi, hem de ülkemiz siyaseti adına inanın hicap duyarak takip ettim. Konuşan, Türkiye’nin ikinci büyük partisinin genel başkanı mı yoksa ayarları bozulmuş hakaret otomatı mı maalesef belli değil. Türkiye böyle bir siyasi üslubu, böyle bir çiğliği asla hak etmiyor. Öte yandan şunu da hepimiz çok iyi biliyoruz. Zihin fukara olunca akıl ukala olur, dilin de freni boşalırmış. Bakın gerçekten üzülerek söylüyorum. Zihni ile dili arasındaki bağ tamamen kopmuş, ağzından çıkanı kulağı duymayan zavallı bir şahıs var. Bu zat gün aşırı söylediği yalanlarla, önüne gelene attığı iftiralarla, meydanlarda savurduğu hakaretlerle giderek saldırgan hâle geliyor. Yerel yönetimleri ahtapot misali saran suç örgütünün yolsuzlukları ortaya döküldükçe bu zat da panikliyor, çirkinleşiyor, kontrolü iyice kaybediyor. Biz elbette, günden güne daha da seviyesiz ve sevimsiz bir hâl alan bu dile, siyaseti enfekte eden bu zehirli söylemlere milletimizi mahkûm etmeyiz. Kendisine tavsiyem: Biz az söyledik, o çok anlasın.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/162937/-kutuphanecilik-mirasimizi-yasatmaya-devam-ediyoruz-

 

Ertesi gün (7 Kasım 2025 Cuma)…

Özgür Özel, Ankara Çankaya’daki “İhsan Doğramacı Cami”sinde kıldığı Cuma Namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-bassavci-herkese-sorusturma-aciyor-diye-kendisi-sorusturmalardan-muaf-mi-bu-ayricalikli-adam-mi

Sorulardan biri, Erdoğan’ın, 6 Kasım 2025 Perşembe günü, kendisine yönelik sözleriyle ilgiliydi.

Özel’in yanıtı özetle “Cuma mübarek gün, o ağzını bozduğunda neler söylediğini saysam akşam haberde kullanamazsınız. Canlı veren arkadaş varsa, yayından çıkmak zorunda kalır. Erdoğan’ın konuşmasında esas itiraz ettiğim nokta, ‘Ülkemizin ikinci büyük partisinin’ diyor. Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Bir kere bunu içselleştirecek. Ondan sonra çıkacak bana ‘Onu söyle, bunu söyleme’ diyecek. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir.” oluyor.

 

Yanılmıyorsam, ikincisine ya da üçüncüsüne tanık olunca, şaşkınlık içinde kaldım, kendi kendime konuşarak, sorgulamaya başladım:

Özgür Özel bunu neden yapıyor?!

Özgür Özel’den önceki CHP Genel Başkanlardan, dahası merkez sağ ve merkez sağın da sağındaki siyasi partilerin Genel Başkanlarından da yapan oldu mu?!

AKP Genel Başkanı Erdoğan’a kadar olmadı.

Merhum Necmettin Erbakan bile yapmadı.

Ama…

Genel Başkan, Başbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra ikinci yapan,  demokratik, laik Cumhuriyet’in kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 8’inci Genel Başkanı Özgür Özel oldu!

 

Nasıl olur?!

Olmaması gereken, neden ve  nasıl olur?!

 

Siyasi çizgisi, kurucu Genel Başkanı dünya lideri Kemal Atatürk tarafından belirlenmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Özgür Özel, Cuma Namazı çıkışı, cami bahçesinde/avlusunda, önünü kesen basın mensuplarına, siyasi açıklamalarda nasıl bulunur?!

(Özgür Özel’in dini inancına, ibadetine, camiye gitmesine, Cuma namazı kılmasına zerre sözüm yok; yergim, namaz çıkışı, cami ortamında siyasi söylemlerde bulunmasına, siyaset yapmasına…)

Gazeteciler, her yerde, her fırsata sorular sormak, yanıtlar almak için siyaset ve devlet insanlarının, kimi bürokratların, ilgililerin, çalıuşanların, sıradan vatandaşların önlerini kesebilirler; karşılarına dikildikleri de, camiye siyaseti sokmamaya özen gösterecek, cami dışında bir yerde sorulara yanıt vereceğini söyler, yürür gider,  uygun yerde de durur, soru alır ve soruları yanıtlar.

Olması, yapılması gereken bu!

Ama Özgür Özel, bu olması gerekeni yapmıyor!

Neden?!

Yaptığı, “yapmaması gereken” kendi usu mu (aklı mı)?!

Yoksa başkalarının usu mu?!

Kendisinin veya bir başkasının/bir başkalarının usu olsa da, çok yanlış ve çok tehlikeli olduğunu neden düşünmez?!

Demek kiii!..

Özgür Özel’de “ciddi bir CHP boşluğu, eksiği” var!

 

Yazımı uzatmayayım, şöyle bitireyim:

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin 5 Kasım 2025 Çarşamba günkü grup toplantısı çıkışında gazetecilerin, Edirne’de tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili AİHM’nin yeni kararını içeren sorusunu “Burası yargı ülkesi, yargı ne derse o olur ve ona uyarız.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/erdogan-dan-demirtas-yaniti-yargi-ne-derse-o-olur-2450007 biçiminde yanıtlarken; CHP’liliğini, siyasetçiliğini sorguladığım, yererdiyim ama çalışkanlığını, koşturmasını yadsımadığım, alkışladığım Özgür Özel, 8 Kasım 2025 Cumartesi günü Ordu’daki “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”nde Erdoğan’a “Burası güya senin deyiminle: Hukuk devleti, kanun devleti.” https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-alin-terini-somurerek-bir-ulke-ayakta-kalamaz-emekli-ve-emekci-cin-direnecegiz diye sesleniyor.

Çok pardon, Özgür Özel, “Hukuk Devleti” ile “Yargı Devleti”nin ayırtını (farkını) bilmiyor mu, ikisini aynı mı sanıyor?!.