Monthly Archives :

Ağustos 2020

“AK İT”LERİN “AK İTLİKLERİ” VE “ATATÜRK DÜŞMANLIĞI”NIN KAYNAĞI!..

150 150 bakikarakol

30 Ağustos Zafer Bayramı nedeni ile “Devletin zirvesi” Anıtkabir’e çıkıyor, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanını seven bir grup slogan anıyor!
Yeni değil, öncesi de var!
Önlem alınmadı!
Dün de (30 Ağustos 2020 Pazar) alınmadı!

Çok yakışıksız bir eylem!

Aynı gün, daha zıvanadan çıkmış bir başka eylem meydana geldi:
Ak itler, gene “ak itlik” ettiler!
“Devletin zirvesi Anırkabir’de” diye yazdılar!

Aslında “anıran” kendileri!

Nedir bunlardaki “Atatürk düşmanlığı?!”

Ben bunlara, “Türk” ve “Müslüman” demiyorum!

Dersem, gerçeği yadsımış, çarpıtmış, halkıma ve çağdaş dinime ihanet etmiş olurum!

Bunlar, bu ülkenin, bu halkın, Müslümanların ve kutsal İslam Dini’nin, insanın, insanlığın gerçek düşmanının yerel ajanları, maşalarıdır!

Üç günlük dünyada şatafatlı yaşam için ülkesine, halkına, kahramanlarına, şehitlerine, gazilerine vb ihanet etmek, düşmanın emir kulu olmak, insan olana yakışmaz!

Ülkesi, halkı, bölgesi, insanlık ve aydınlık yarınlar için düşünen, savaşım veren, “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen “barış insanı”nın istemeyeni, sevmeyeni, düşmanı, düşman belleyeni çok olur!

Çünkü…

Düşmanlığın mayasında, “çıkar” yatar!

Anadolu insanın güzel özsözüdür:
“Arı kovanına çomak sokmak”!

İnsan emeğini emenler, düzenlerine karşı duruş sergilendiğinde deliye dönerler, düşman kesilirler, yitirdiklerini geri alıncaya kadar düşmanlıklarını sürdürürler!
Ya kendilerini ya da düşman bellediklerini yok ederler!

Bunlar, topyekûn “emperyalistler”dir!

Bu emperyalistlerin, düşmanlıklarında kullandıkları insan kaynaklarının başında, parayla, mevki, makam, lüks yaşam vb ile kandırdıkları “yerel işbirlikçiler” gelirler!
Onları öyle bir eğitir, kendilerine öyle bir bağımlı kılarlar ki, her biri “düşmandan beter düşman” kesilirler!

İçimizdeki, Atatürk, Türkiye, Türk halkı, Müslüman vb düşmanların patronlarının ilk sırasında İngiliz emperyalistleri vardır!

Bu “öz düşman”ı halka anlatmaktan kaçınarak, onun yerel işbirlikçileri ile uğraşmak yanlıştır, bir başka biçimde işbirlikçiliktir, düşmana, düşmanın düşmanlığına hizmettir!

İngilizlerin başı çektiği emperyalistlerin iğrenç, insanlık dışı düzenlerine Çanakkale Savaşları’nda, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda ağır darbeler indiren dünya lideri Kemal Atatürk’e düşman kesilmenin kaynağına, vurgulamaya çalıştığım pencereden bakarsak, gerçekleri ötelememiş, halkımızı doğru biçimde bilgilendirmiş, aydınlatmış oluruz!

“Halkın bilgilenmesi, aydınlanması, ülkenin ve halkın dünü, bugünü, yarını güvendedir, kahramanları, şehitleri, gazileri gönüllerdedir” demektir!

Bilinsin ve de kabul edilsin ki:
Ara dönemler, reklam araları gibi kısadır!..

ÖZÜ, SÖZÜ AYNI OLMAYAN SÖZDE GENEL BAŞKAN!..

150 150 bakikarakol

Dün (27 Ağustos 2020 Perşembe), 57’inci Tümen Komutanı Albay Reşat Çiğiltepe’nin şehit oluşunun 98’inci yıldönümüydü.
Partim CHP’min başındaki Soroscu “adı lazım değil”, Ankara’daki Devlet Mezarlığı’na gitti, ziyaret etti.
Sonra da “Anadolu toprağının her karışı insan kanıyla sulanmış. Biz Milli Kurtuluş Savaşını çok zor koşullarda verdik. İnsanlar yaşamlarını bu ülke için, çocukları için, ülkenin geleceği için seve seve feda ettiler. Miralay Reşat Çiğiltepe’yi almakla görevlendirilmişti, Gazi Mustafa Kemal’in talimatı vardı. Çiğiltepe’yi kuşattı, Mustafa Kemal telefon ettiğinde, ‘yarım saat içinde Çiğiltepe’yi alacağız’ dedi. Yarım saat sonra Mustafa Kemal tekrar aradığında Çiğiltepe alınmamıştı ve Miralay Paşa yaşamına son verdi. 45 dakika sonra ise Çiğiltepe alınmış, düşmandan temizlenmişti. Bu gerçekleri acaba devleti yönetenler biliyorlar mı? Milli Kurtuluş Savaşının hangi koşullarda verildiğini biliyorlar mı? Ayağında çarığıyla, kucağında çocuğuyla, omzunda topuyla cepheye silah taşıyan anneleri biliyorlar mı? Bunu şunun için söylüyorum; devleti yöneten erkan ‘keşke Yunan galip gelseydi’ diyenin ayağına gidiyor. Ya tarihi bilmiyorlar, ya ülkeye ihanet etmeyi bir tutum olarak toplumun önüne koyuyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Cumhuriyet kolay kurulmadı. Her karışında acı var, gözyaşı var, Mehmetçiğin kanı var. Nasıl olur da bu gerçekler görülemez” https://www.chp.org.tr/haberler/chp-lideri-kilicdaroglu-turkiyeyi-ve-tarihini-bilmeyen-bir-ekiple-karsi-karsiyayiz diye konuştu.

Bir gazetecinin “30 Ağustos’a kısıtlama getirilmesi hakkında neler söyleyeceksiniz?” sorusuna özetle “30 Ağustos yani Lozan’a başı dik gitmenin en önemli adımıdır. Düşmanın Anadolu topraklarından kovulmasıdır. Ağır bedellerin ödenmesidir. Bu tarih için bırakın pandemiyi, bu tarih için bugün milyonlarca insan hayatını vermeye hazırdır. Dolayısıyla Türkiye’yi bilmeyen, tarihini bilmeyen, Milli Kurtuluş Savaşının hangi koşullarda verildiğini bilmeyen bir ekiple karşı karşıyayız, bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu hepimizi üzüyor. Beni de üzüyor. Umarım onlar Miralay Reşat’ı da, Gazi Mustafa Kemal’i de, Kazım Karabekir’i de, Rauf Orbay’ı da, Mustafa Kemal Atatürk’ü de oturur yeniden okurlar.
Bilin bakalım, bu savaş nasıl verildi, nasıl mücadele edildi, Osmanlı nasıl teslim alındı? Osmanlı teslim alınırken tablo neydi? İşgal altında bir İstanbul, işgal altında bir Samsun, işgal altında bir Erzurum, işgal altında bir Gaziantep, işgal altında bir Kahramanmaraş. Acaba bunlar Sütçü İmam’ı biliyorlar mı? Sütçü İmam’ın hangi koşullarda mücadele ettiğini biliyorlar mı? Onlar biliyorlar mı acaba sıtma ve trahomdan yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiğini? Onlar biliyorlar mı acaba cumhuriyet kurulurken okuma yazma oranının yüzde 8 olduğunu? Onlar biliyorlar mı acaba Millet Mekteplerinin ne zaman kurulduğunu? Onlar biliyorlar mı acaba Köy Enstitülerinin neler yaptığını bu ülkeye? Onlar biliyorlar mı acaba 1940’lı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyaya uçak ihraç eden beş ülkeden birisiydi, onlar biliyorlar mı acaba bunu? Onlar biliyorlar mı acaba kendi denizaltımızı yapan bir Türkiye’yi ayağa kaldıran bir Mustafa Kemal’i ve arkadaşlarını, biliyorlar mı acaba? Kayseri’de 1925 yılında bir uçak fabrikasının kurulduğunu biliyorlar mı acaba? Eskişehir’i, Etimesgut’u biliyorlar mı acaba? Ve bunların nasıl yok olduğunu, kimler tarafından yok edildiğini biliyorlar mı acaba?
Geldiğimiz nokta, ekonomik açıdan Türkiye’nin dışarıya bir anlamda teslim edildiği noktadır. Eğer Türkiye Cumhuriyetinin, 83 milyonu, 21.yüzyılda hala 21.yüzyılda Londra’daki bir avuç tefeciye hizmet eder hale getirilmişse acaba bunu sorgulamayacak mıyız?
Hangi görüşten olursa olsun; bakın hangi görüşten olursa olsun, hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun ‘Bayrak bizim bayrağımız, vatan da bizim vatanımız’ diyorsak oturup bunu sorgulamak zorundayız. Nasıl oldu da Türkiye 18 yılda Londra’daki bir avuç tefeciye teslim edilir hale geldi? Böyle yasaklarla falan olmaz bu, hepimizin oturup düşünmesi lazım. Tarihimizi yeniden okumamız lazım. Türkiye’yi yeniden bölgesinin lideri, Türkiye’yi yeniden dünyanın saygın ülkesi haline getirmek zorundayız” yanıtını verdi.

Çok doğru sözler…

Ancak…
“…işgal altında bir Erzurum…” sözüne takıldım.

Erzurum işgal altında mıydı?!

Bir de…
“Eğer Türkiye Cumhuriyetinin, 83 milyonu hala 21.yüzyılda Londra’daki bir avuç tefeciye hizmet eder hale getirilmişse acaba bunu sorgulamayacak mıyız?” tümcesindeki “acaba” sözcüğü fazla, gereksiz ve anlam kaydırıyor.

Bütün bunları geçelim…

“adı lazım değil”in kendisi, çok gerçekçi biçimde dile getirdiği doğrulardaki gibi özde, içten biri mi?!

İşte sorun burada!

Karşımızda, özü, sözü aynı olmayan biri var!

https://www.haberler.com/george-soros/biyografisi/ George Soros’un Türkiye’deki vakfı TESEF’in 183 nolu kurucu üyeliğini de eklediğimde, özde değil, sözde yurtsever, Atatürkçü olduğunu söylemek isterim!

Böyle birinin, partim CHP’min başında bulunmasından, Türkiye’mizin, AKP ve Cumhur İttifakı İktidarı’nca yönetilmesi kadar rahatsızım!

Şanlı “Ulusal Günler”imizde, hele de 30 Ağustos ve 29 Ekim’lerde rahatsızlan, yataklara düşen “11’inci Cumhurbaşkanı” sıfatlı Abdullah Gül’ü, “Millet İttifakı”nın “Cumhurbaşkanı adayı” yapmak için çırpınmasına; bir önce de “Ekmeleddin İhsanoğlu” gibi “Atatürk Türkiyesi karşıtı” nı, partim CHP’min adayı göstermesine ne demeli?!

Sicili böylesi bozuk “adı lazım değil”e nasıl inanayım, güven duyayım?!

O, bir “proje genel başkan”dır!

AKP gemi azıya aldı gittiyse, ülkeyi ateş çemberinin içine attıysa, AKP ve MHP kadar sorumludur, suçludur!

Kendini ak göstermeye, aklamaya kalkması, “başını kuma gömen devekuşu”luktan başka bir şey değildir!

Gidecek!
Partim CHP’m işgalden kurtulacak!

Sıra AKP’ye ve Cumhur İttifakı’na, Cumhur İttifakı İktidarı’na gelecek!..

Ulusal şairimiz Akif’in dedi gibi:
“Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın…”

SALGIN GİBİ KONTROLDEN ÇIKMAYAN NEYİMİZ VAR?!

150 150 bakikarakol

Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “Şu anda bulunduğumuz noktada salgın kontrolden çıkmış durumda”
https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/prof-mehmet-ceyhan-kontrolden-cikmis-durumda-6008688/ demiş.

İlkin irkildim.
Sonra düşündüm:
Eğilip bükülmeyen söylenen doğru bir söz!
Ülke gerçeğini içeriyor ve yansıtıyor!

Ve…

“Şu anda, bulunduğumuz nokta, salgın gibi, kontrolden çıkmayan ne var?!” diye mırıldandım.

Öyle ya, “… kontrolden çıkmayan ne var?!”
Hiçbir şey yok!

Baş çevirip göreceğiniz, göz yumup anımsayacağınız her şey kontrolden çıkmış!

Hangi birini sayayım?!

Böyle siyasa (politika), devlet ve siyasa insanı mı olur?!
Böyle iktidar, böyle muhalefet mi olur?!
Böyle sivil örgütleri mi olur?!
Böyle seçmen mi olur?!
Böyle seçim mi olur?!
Böyle ekonomi, böyle planlama, böyle kalkınma, böyle paylaşım mı olur?!
Böyle yarı mı olur?!
Böyle haki hukuk, adalet mi olur?!
Böyle resmi kurum mu olur?!
Böyle Milletvekili, Bakan, Kamutay mı (TBMM’mi) olur?!
Böyle para mı olur?!
Böyle inanç, böyle ibadet mi olur?!
Böyle üretim mi olur?!
Böyle birlik, beraberlik mi olur?!
Böyle ilişki, böyle iletişim mi olur?!

Böyle, böyle, böyle!..

Dedim ya, “Hangi birini sayayım?!”
Saymaya kalksam, arkası gelmez!

Topyekun kontrolden çıkışın tek nedeni, “düşmanın düşmanlığı!”

O düşman, İngiltere’dir!

“İngiltere’dir” derken, İngiltere halkını değil, İngiliz Kraliyet Ailes’nin kanatları altında toplanan bir avuç büyük burjuvayı kastediyorum!

Onlar, Türkiye’mizin, halkımızın, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün, bölgemizin, kutsal ve çağdaş İslam Dini’mizin, halkların ve insanlığın bir numaralı düşmanlarıdır!

Yerel işbirlikçiler edinir, yetiştirirler ve onları kullanarak, amaçlarına adım adım ulaşırlar!

Düşmanlıklarını, yerel işbirlikçilerinin üzerlerine yıkarlar, kendilerini belli ettirmezler, yerel işbirlikçileri hedef yaparlar!

Bana göre, bir anlamda, yerel işbirlikçileri maşa olarak kullanan gerçek gücü, gerçek düşmanı görmezden gelerek, hepten ve her keresinde yerel işbirlikçilere takılı kalmak, o yerel işbirlikçileri yermek, onlarla yatıp kalkmak, “gerçek düşman”ı koruyup kollamaktır, “gerçek düşman”a dolaylı olarak “işbirlikçi” hizmeti vermektir, kendi halkını yanıltmak, kandırmaktır, kendi halkının bilmesi gereken doğruları öğrenmesini engellemek, karartmaktır!

Dünya lideri Kemal Atatürk’ün en usta yanı, en iyi bildiği ve yaptığı, uyguladığı, “gerçek düşman”ı tanımasıdır!

“Gerçek düşmanı”nı tanımayan uluslar, gün gelir yok olurlar!

Dünya lideri Kemal Atatürk’ün en iyi bir diğer yanı, halkına ve halklara “gerçek düşman”ı tanıtması, işaret etmesi, göstermesidir!

Böyle bir “dünya lideri”ne saygısızlık, edepsizlik eden, bilin ki, “gerçek düşman”ın en militan “yerel işbirlikçisi”dir!

Onların yumuşak karınları, “Atatürk düşmanlığı”dır!

Ve kendilerini, ne kadar gizleseler de, çok çabuk ele verirler!

“Gerçek düşman” İngiliz büyük burjuvazisinin, dünya lideri Kemal Atatürk’e düşman kesilmelerinin iki nedeni var:
Birincisi, çok ağır askeri ve siyasi yenilgiyi tattırması; ikincisi, Türkiye’de -bölgeyi de derinden- etkileyen “Düşünce Devrimi”ni gerçekleştirmesi, insanlara düşünmeyi kazandırması…

Düşünce ve düşünen insan, vahşi İngiliz burjuvazisinin olduğu gibi başka emperyalistlerin de zehiri, korkulu rüyası, kâbusudur!

O nedenle, en başta Kemal Atatürk’ümüze, ülkemize, halkımıza, bölgemize ve çağdaş dinimize düşmanlıklarını hep canlı tutmuşlar, hep canlı canlı tutacaklar!

Uyanık, duyarlı ve hazırlıkta olmak öncelikli görevimizdir!..

“MÜJDE”Yİ GÜNDEMDEN DÜŞÜREN, “MÜJDECİLER”İN KEYFİNİ KAÇIRAN GİRESUN SEL FELAKETİNİN ÖĞRETİLERİ

150 150 bakikarakol

Sel felaketinin yaşandığı Giresun’un ilçelerine giden Diyanet İşleri’nin “Prof. Dr.” unvanlı Başkanı Ali Erbaş’ın şu sözleri ne kadar ilkel, gerici, içi boş, gerçekleri kökünden çarpıtan sözler:
“Birlik ve beraberlik içerisinde büyük bir çalışmayla felakete uğrayan ilçelerimiz inşallah en kısa zamanda eski haline kavuşturulacak. Yıkılması gereken binalar da yıkılacaktır ve yenileri yapılacaktır. Tüm vatandaşlarımız için dua ediyorum, sabır ve tahammül tavsiye ediyorum. Çünkü Allah´tan gelene karşı boynumuz kıldan incedir ama tedbirlerimizi almalıyız. Bizim için dört önemli unsur var. Bunlar da; ibret almak, tedbir almak, tevekkül etmek ve dua etmektir. Afet durumunda bir Müslüman’a gerekli olan bu davranışlardır.” https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/diyanet-isleri-baskani-erbas-selde-hasar-goren-camileri-inceledi-6005903/

Hayır!..
Felakete uğrayan ilçelerimiz tekrar eski haline getirilmesin, yıkılması gereken binalar da yıkılsın ama yenileri yapılmasın.
Çünkü…
Aynı felaket yıllar sonra gene olacak!
Çünkü…
Dere yataklarına yerleşim, us (akıl) işi değildir!
Rant ve siyasi çıkarlar uğruna insanlarımız ölmesin, yaralanmasın, altından kalkamayacakları maddi zararlara uğramasınlar!

Hayır!..
Giresun’un ilçelerinde yaşanan felaket, Allah’tan gelmemiştir!
Rant ve siyasa (politika) babalarının “göz doymazlıkları”nın ürünüdür!
Çarpıtarak, insanları yanıltmanın, kandırmanın, yanlış bilgilendirmenin anlamı yok!

Önlem (tedbir) almanın tek yolu, insanlara “düşümye”yi kazandırmaktır.
Düşünen insan, felaketlere neden olan ve de olacak gelişmelere olanak tanımaz.

Gerçek bir “Müslüman”ın yalnız “afet durumları”nda değil, her durumda yapacağı “davranış” gene tek seçenek “düşünmek”tir.

Halkına düşünmeyi anlatmayan, aşılamayan, kazandırmayan din ve devlet, siyasa insanı olmaz!

Dünya lideri Kemal Atatürk, “düşünme”nin önemini, gerekliliğini gördüğü için, “Düşünmek Devrimi”ni gerçekleştirmiş, halkına armağan etmiştir ve halkını “düşünen halk” yapmıştır.

Ama…
Atatürk’ün, Türk halkının ve Türkiye’nin düşmanları en çok bu devrimden tedirgin olmuşlar, ellerinden geleni –yerel işbirlikçilerini de kullanarak- yapmış, amaçlarına ulaşmışlardır!

Günümüzde, halkımızın yüzde kaçı –vurgulamaya çalıştığım anlamda- düşünebiliyor?
Bilimsel bir araştırmayla karşımıza çıkacak rakam, utandıracak, yüz kızartacak miktarda düşük olur!

Düşük miktarda olmasaydı:
Düşünen insanlar, dere yataklarına yerleşilemeyeceğini bilirlerdi, yerleşime izin vermezlerdi;
Yerleşmeye ve yerleştirmeye kalkanlara en sert biçimde karşı çıkarlardı;
Gözlerinin içine baka baka yalan söyleyen, kandıran siyasilerin ve işbirlikçileri rantçıların “ikna” tuzaklarına düşmezlerdi;
Doğayla inatlaşılamayacağını, savaşılamayacağını iyi kavrarlardı, öngörülerinde yanılmazlardı…

“Müjde”yi gündemden düşüren, “müjdeciler”in canını sıkıp keyfini kaçıran Giresun ilçelerinde yaşanan sel felaketi, bir dizi öğreti ve iletide de bulunuyor.
Diyor ki:
Düşünün.
Düşünmeyi öğrenin, öğretin.
Düşünen insan olun, düşünen insanlar yetiştirin.
Düşünün karar verin, adınıza iş yapacakları belirleyin, seçin; belirleyip seçerken, “düşünen” olup olmadıklarına bakın, gözlerinizi üzerlerinden çekmeyin, yanlışa kayacakları an, adınıza iş yapmalarını sonlandırın…

Üzülerek söylemeliyim ki:
Dünya lideri Kemal Atatürk’ten sonra, “düşünmek”te esneklik gösteren, giderek de “düşünmek”ten kopan “kadrolar” tarafından yönetildik!

Bugünlere geldik!

Aynı anlayıştaki kadrolarla yarınlara yol alıyoruz!

Acı olan bu!

Bir başka acı olan:
“Muhalefet” belediklerimiz de aynı anlayış içinde!
Yani:
Onlar da “düşünmüyorlar”!
Düşünenlerin önünde “dalgakıran”lık yapıyorlar!

Ama…
Sayılarının azlığına karşın, “düşünme”yi bırakmamış “öz Atatürkçüler”, düşünce yoksunu insanları yönetmenin, sömürmenin çok daha kolay olduğu görüşündeki emperyalist düşmanlarımız en başta İngiltere ile ABD’yi ve onların yerel işbirlikçilerini, 30 Ağustos 1922’deki gibi gene yenecek, gene geldikleri gibi gönderecek!..

PANDEMİ BAHANELİ 30 AĞUSTOS YASAĞI VE SIRADAKİLER!..

150 150 bakikarakol

// KİMSE DARILMASIN, “MÜJDE”, KOYUNA TUZ VERMEYE BENZEDİ VE “MÜJDECİLER”E EN AZ YÜZDE 8 OY VE GÜVE YİTİRDİ // başlıklı dünkü (24 Ağustos 2020 Pazartesi) yazımda //“Pandemi bahaneli 30 Ağustos yasağı” konulu yazımı yarına bırakıyorum…// demiştim…
Oradan başlayayım:
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 98’in yıldönümünde, kutlamaların, İçişleri Bakanlığının 81 İl Valisi’ne gönderilen genelgeyle yasaklanması ÇOK ağırıma gitti!

Sonra düşündüm…

Yeni değildi!

İşe, “Ulusal günler”de, rahatsızlanarak ya da bir başka bahaneler üreterek, törenlere katılmamakla başladılar!

Başlayanlardan biri, partim CHP’min başındaki Soroscu “adı lazım değil”in, “Millet İttifakı”nın “Cumhurbaşkanı adayı” yapmak istediği, AKP’li ve 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül!

Uyduruk gerekçelerle katılmamayı, “erteleme”ler izledi!

Şimdi de, “bandemi” bahane edilerek, 23 Nisan, 19 Mayıs ile başlattıkları, 30 Ağustos’la sürdürdükleri, 29 Ekim ve 10 Kasım’la sürdürecekleri “yasaklama”ları gündemde!

“Efendim yasaklama değil…”

Neymiş?!
“Kısıtlama” imiş!

Güldürmesinler!

Öyle bir kısıtlama ki, “yasaklamak”tan ayırtı (farkı) yok!

Bu kadarla kalacaklar mı?!

Hayır!

Sırada “kaldırma”lar var!

“15 Temmuz” dışında hiçbir ulusal kutlama, anma olmayacak!

2023’e geldiğimizde, “demokratik, laik cumhuriyet”e de “veda” ettirecekler, yerine “Hilafet”i oturtacaklar!

Bir süre sonra da, bu siyasi kadro, “kullanım süre”leri dolacağı için “tasfiye” edilecekler.

Edecek kim?

İngiliz burjuvazisi!

(Bu arada, emperyalist İngiltere ile emperyalist ABD –İngiltere’nin, ABD’yi, vitrin gibi kullandığını unutmayalım- arasındaki “derin kavga”yı gözden ırak tutmayalım.)

Bütün bunlar olurken, muhalefet yapıyor?!

Söylem yoluyla tepki vermekle yetiniyor!

Halkı yanına/arkasına alarak, iktidarın karşısına aslanlar gibi çıkıp ulusal konulardaki yanlışlarından vazgeçirecek hiç bir şey yapmıyor!

Yapmayacak da!

Çünküüü…

Muhalefet de, İngiliz burjuvazisinin bölgesel ve evrensel çıkarları için, iktidara “yardım ve yataklık” ediyor!

Ulusal gününü, günlerini kutlamayan, anmayan ulus olur mu?!

Olmaz!

Olmamalı!

Olursa, o ulus tarihten silinmeye mahkumdur!

Böyle sonucu kim ister?

O ulusal günde, günlerde “yenilmek” gibi ağır anıları olan ister!

O da, bir zamanlar dünyanın jandarması olan ama dünya jandarmalığını kontrolündeki emperyalist ABD’ye bırakarak, vitrin gerisine çekilen emperyalist İngiltere’dir!

Dünyaya hükmettiği yıllarda Çanakkale’de, 30 Ağustos Zaferi ile taçlanan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda tattığı “sicilindeki ağır yenilgi”, içinde ve tarihinde kanayan yaradır!

İntikamını, düşmanının, kandırmayı veya türlü türlü olanaklarla yanına çekmeyi başardığı çocuklarını, torunlarını kullanarak alıyor, kin ve öfkesini kusuyor!

İstediğini yapsın, yaptırsın!
Bu yurdun evlatlar gene “yenilgi tadını tattıracak”!

Türkiye’nin, Türk halkının, İslam Dini’nin, Müslümanların, emeğin, barışın, özgürlüğün, insanlığın bir numaralı düşmanı öncelikle İngiliz emperyalizmi, emperyalistleri, sonra da emperyalist kankaları olduğunu çok iyi biliyoruz!
Bu bilgi ışığında duyarlı, kararlı ve hazırız!..

KİMSE DARILMASIN, “MÜJDE”, KOYUNA TUZ VERMEYE BENZEDİ VE “MÜJDECİLER”E EN AZ YÜZDE 8 OY VE GÜVEN YİTİRDİ

150 150 bakikarakol

21 Ağustos 2020 Cuma günü saat 08.23’te “ÜZGÜNÜM, İNTERNET SORUNU NEDENİYLE BUGÜN DE YAZAMIYORUM.
YARIN GECE YARISI GİDERİLECEKMİŞ.
TÜRK TELEKOM SENİ ÖPÜYORUM…”, aynı gün saat 17.58’de de “TÜRK TELEKOM BİLGİLENDİRDİ:
‘İNTERNET VE TELEFON KESİNTİSİ, KABLO HIRSIZLIĞI KAYNAKLI…’
KABLO HIRSIZLARINA LANETLER OLSUN…
K.ÇEKMECE YARIMBURGAZ MAHALLESİ’NİN CADDE VE SOKAKLARINA ‘GÜVENLİK KAMERALARI’ ARTIK TAKILMALI…
KAPAKLAR DAHA GÜVENLİ HALE GETİRİLMELİ..” diye twitter hesabımdan yazdım.
20 Ağustos 2020 Perşembe günü erkenden giden internet, 22 Ağustos 2020 Cumartesi günü akşam saatlerine yakın geldi..
Kablo hırsızlığından kaynaklan sorun nedeniyle Cuma günü yazımı yazamadım.
Aynı gün saat 15. 07’de, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan “müjde” ile ilgili düşüncelerimi twitter hesabımdan gerçekleştirebildiğim kısa paylaşımlarla dile getirmeye çalıştım.
AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının 20 Ağustos 2020 Çarşamba günü “Müjde” sözcüğü ile yaptığı açıklaması üzerine, aynı gün twitter hesabımdan şu paylaşımda bulundum:
“ESKİDEN GÜNEY BÖLGEMİZDE PETROL BULUNDUĞU SİYASİ İKTİDARLAR VE KADROLAR TARAFINDAN AÇIKLANIRDI, TOPLUMA UMUT AŞILANIRDI…
ŞİMDİ DE KARADENİZ’DE GAZ YATAKLARI!..
AH KEŞKE BULUNSA!
KİM SEVİNMEZ?!.
AMA…
HİÇ UMUDUM YOK…
O NEDENLE DE İNANDIRICI BULMUYORUM…
HAP YUTTURMAK GİBİ…”
Yanılmadım…
“Müjde”nin, “AKP’nin klasik algı operasyonu” olduğu ilk dakikalarda açığa çıktı.
20 Ağustos 2020 Çarşamba akşam saatlerindeki twitter paylaşımlarımdan birinde “ANIMSAYACAKSINIZ: 2010’DA BAŞBAKAN OLAN AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANININ, 3 EYLÜL 2010’DA DİYARBAKIR’DA GERÇEKLEŞTİRECEĞİ MİTİNGTE YAPACAĞI KONUŞMA, GÜNÜMÜZÜN MÜJDESİ GİBİ MERAK EDİLDİ, GÜNLERCE KONUŞULDU.
MİTİNG GELDİ ÇATTI VE ‘DİYARBAKIR’A BÜYÜK BİR CEZAEVİ YAPACAĞIZ’ DEDİ” diye yazdım.
“Pandemi bahaneli 30 Ağustos yasağı” konulu yazımı yarına bırakıyorum, bu yazımı şu twitterlarımla bitiriyorum:

* “MÜJDEM VAR AMA İKİ- ÜÇ GÜN SONRA SÕYLECEĞİM” DİYEN, KENDİNE OLAN İLGİNİN AZALMASINI DERLEYİP TOPARLAMAK, ESKİ DÜZEYE GETİRMEK AMAÇ VE UĞRAŞI İÇİNDEDİR… (21 Ağustos 2020 Perşembe)

*HADİ HAYIRLI OLSUN…
HEDEF DE, 2023’TE KARADENİZ GAZINI TÜRK HALKINA SUNMAK…
UMARIM VE DİLERİM, KONUŞULDUĞU GİBİ OLUR, PERDE ARKASI YA DA KAPALI KAPILAR GERİSİ OLMAZ…
https://twitter.com/BakiKarakol/status/1296784859252305920 (21 Ağustos 2020 Cuma)

* DAMAT BAKAN BERAT ALBAYRAK BİRAZ UZUN KONUŞMASINDA,
İKİ SÖZCÜKLE:
A B A R T T I ,
S A Ç M A L A D I . . . https://twitter.com/BakiKarakol/status/1296787765439463424 (21 Ağustos 2020 Cuma)

* AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANI “HEDEF, 2023’TE KARADENİZ GAZINI MİLLETİMİZE SUNMAKTIR” DERKEN, CUMHURBAŞKANLIĞI VE MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMİ’NİN 2023’TE OLACAĞININ İŞARETİNİ DE Mİ VERDİ?.. https://twitter.com/BakiKarakol/status/1296791693249916932 (21 Ağustos 2020 Cuma)

* ANADOLU’DA “KOYUNA TUZ VERMEK” DİYE BİR SÖZ VE EYLEM VAR.
KİMSE ALINIP DARILMASIN:
ŞU “MÜJDE” OLAYINI ONA BENZETTİM.
VE…
“KARADENİZDE DOĞALGAZ BULDUK” HABERİNİ EN AZ 15 KERE DUYDUĞUMUZU SÖYLEYEBİLİRİM.
HER KERESİNDE DE “MÜJDE” DİYE VERİLDİ.
BU DEFAKİ MÜJDEDEN ÇIKTI, TUZA DÖNDÜ. (21 Ağustos 2020 Cuma)

*”SIKIŞTIKÇA GAZ ÇIKARIYORSUNUZ” SÖZÜNÜ PEK TUTTUM…
SAHİBİNİN DÜŞÜNCESİNE, EMEĞİNE SAĞLIK… (21 Ağustos 2020 Cuma)

*”MÜJDE” AÇIKLANMASINDA BEKLEDİĞİNİ BULAMAYAN HALKTA, AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANINA, AKP’YE, CUMHUR İTTİFAKI’NA, CUMHUR İTTİFAKI İKTİDAR’NA OLAN GÜVENİ EN AZ YÜZDE 8 AŞAĞIYA ÇEKTİ…
YANİ…
“MÜJDE”, “MÜJDECİLER”E PAHALIYA MAL OLDU…
ANKET YAPILDIĞINDA, GÖRÜLECEKTİR… (22 Ağustos 2020 Cumartesi)

*”KARADENİZ’DE DOĞALGAZ KEŞFİ” DİYORLAR!.. GALİBA BU BEYLER ” K E Ş İ F “İN NE OLDUĞUNU B İ L M İ Y O R L A R !.. BİLSELER, SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAZLARDI!.. ANLAYIŞ, İLKEL VE GERİCİ, KANDIRIKÇI “KOYUNA TUZ VERMEK” ANLAYIŞI!.. KANMA, UYANIK VE DUYARLI OL HALKIM!.. (22 Ağustos 2020 Cumartesi)

*KARADENİZ’DE BULUNAN DOĞALGAZ, YABANCÍ GAZDAN DAHA UCUZ OLMAYACAĞI HALKA NEDEN SÖYLENMİYOR?!
SÖYLENECEK Mİ?!
MUHALEFET NEDEN EN GÜR BİÇİMDE GÜNDEME TAŞIMIYOR?! (22 Ağustos 2020 Cumartesi)

“CUMA GÜNÜ ÜLKEMİZE BÜYÜK BİR MÜJDE VERECEĞİZ” SÖZÜNÜ DUYAN PAPATYA FALI AÇMAYA BAŞLADI

150 150 bakikarakol

Son üç günde, AKP’yi, AKP ve MHP ortaklı “Cumhur İttifakı”nı, “Cumhur İttifakı İktidarı”nı köşe sıkıştıran, ciddi biçimde hırpalayan dış –emperyalist ABD- kaynaklı gelişmeler, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının üç tümcelik söylemi ile gündemden düştü; düşmekle kalmadı, unutuldu gitti.

Gündemi böylesine altüst eden, köşeye çok kötü sıkışanı o durumdan çekip çıkaran düşünceye bayıldım, düşüncenin üreticisine ve pazarlamacısına hayran kaldım.

İşte bu!..

Efendim…
AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı dün (19 Ağustos 2020 Çarşamba) bir Güneş Teknolojileri Fabrikası’nın açılışındaydı.
Konuştu.
Sözlerini şu üç tümceyle bitirdi:
“Cuma günü ülkemize büyük bir müjde vereceğiz. Türkiye’de yeni bir dönemin açılacağına inanıyorum. Açıklarsam bu işin heyecanı kaybolur.” https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/cumhurbaskani-erdogan-onemli-aciklamalar-5996058/

Ne müthiş “propaganda projesi”!..

Söylendiği andan itibaren, “Acaba Cuma günü vereceği müjde ne olabilir?!” diye yediden yetmişe herkes sormaya, meraktan düşünmeye, “Cuma gün vereceği müjde”nin ne olabileceğini öngörülerde bulunmaya başladı.
Basında birinci haber oldu.
Radyo ve televizyonlarda da tartışılan birinci konu…
Yazılı ve internet basınının yazarları bugün bunu yazacaklar.
Biri ben!
Yazılacak onca konuyu kenara ittim, yarınki/Cuma günkü “müjde”yi önceledim.

Herkesin usunda, herkesin dilinde, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının üç tümcelik sözleri ve “müjde”nin ne olabileceği merakı.

Dün saat 15.30’dan itibaren toplum, açlığı, işsizliği, altın ve döviz ederlerinin (fiyatlarının) tavan yapmasını, emperyalist ABD Başkanı ile Başkan adayının, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına yönelik çirkin sözlerini vb unuttu, papatya falı açmaya başladı.

“Müjde şu olacak…” öngörüleri cirit atar oldu.

Toplum hipnozlanmış gibi!

Yarına/Cuma’ya ve Cuma günü söylenilmesiyle öğreneceğine –müjdeye- odaklanmış.
Öyle odaklanmış ki, gözü hiçbir şeyi görmüyor, kulağı hiçbir şeyi duymuyor!..

Toplum Bilimcileri bu durumu incelemeli.

Ülkesinin bir numarasından “Cuma günü ülkemize büyük bir müjde vereceğiz. Türkiye’de yeni bir dönemin açılacağına inanıyorum. Açıklarsam bu işin heyecanı kaybolur” sözlerini duyan hangi halk gündemden kopmaz, büyülenmiş olmaz?!

Halkımızın büyülenmesi, gündemden kopması, Cuma gününe odaklanması çok doğal…

Kaldı ki…
AKP ve AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, geçmişte, benzer söylemlerde bulunmuş, benzer durumlar yaratmış, toplumu alıştırmış da…

AKP genel Başkanı Cumhurbaşkanı yarın ne açıklar, nasıl bir “müjde” verir?
“Türkiye’de yeni bir dönemin açılacağına inanıyorum” tümcesinin açılımı ne?
Üzerinde durmuyorum.
Biliyorum ki, algı operasyonu dolgulu bir proje söz konusu.
Zaten…
“Açıklarsam bu işin heyecanı kaybolur” sözü her şeyi çok güzel, anlatıyor, açıklıyor.

Türkiye’mizde, benzerlerinin zaman zaman yaşanmasına karşın, siyasi propagandanın böylesi ivme kazanması düşündürücüdür ve analiz ister.

Böylesi “siyasi operasyonlar”, özde doğru değildir.

Bu siyasi anlayışın mayasında yalan, kandırma var!

Gel gör ki, Türkiye’mizde ve Türkiye’miz gibi ülkelerde yalan söyleme, kandırma siyasanın olmazı!..

“SARAY”A GİDEN “ÖNEMLİ CHP’Lİ”Yİ, “KANDIRIKÇI, SİYASİ PALYAÇO, ŞAKLABAN” MUHARREM İNCE AÇIKLADI: KENDİSİ!

150 150 bakikarakol

13 Ağustos 2020 Perşembe günlü “İKİSİNİN DE BİRBİRİNDEN AYIRTI (FARKI) YOK, İKİSİ DE PARTİM CHP’M VE CHP’LİLERİM İÇİN ZARARLI!..” başlıklı yazımda //“Herkes eteğindeki taşları döksün” sözünün sahibi M.İ. –yapılan açıklamaya göre- bugün saat 10.30’da Ankara’da eteğindeki taşları dökecek.
Dökecek mi?!
Ne kadarını dökecek?!
Ve neden “Ne kadarını dökecek”?!
İzleyip görelim.
Bu konudaki yazımı yarına bırakıyor, Saymaz’ın ikinci twitterındaki şu iki “Şimdilik parti kurma fikrim yok. Ben Anadolu’yu dolaşacağım” tümcesine dönüyorum.// diye yazdım ama “yarına” yani 14 Ağustos 2020 Cuma gününe bıraktığım yazımı yazamadım.
Çünkü Telekom’un altyapı çalışması vardı; 13 Ağustos 2020 Perşembe günü saat 18.00’da kesilen internetin 16 Ağustos 2020 Pazar saat 00.00’da verileceğini öğrendim. Saat 18.30’da twitter hesabımdan şu paylaşımda bulundum:
“BÖLGEMİZDEKİ İNTERNET ARIZADAN ÖTÜRÜ İNTERNETE GİREMİYOR, GÜNLÜK YAZIMI YAYINLIYAMIYORUM. ARIZANIN ÜÇ GÜN SÜRECEYİNİ ÖĞRENDİM. BU DURUMDA, 17 AĞUSTOS 2020 PAZARTESİ GÜNÜNDEN İTİBAREN YAZILARIMI YAYINLAYABİLECEĞİM. GÖRÜŞMEK ÜZERE…”
Sorun giderilemedi, ben de 17 Ağustos’ta yazımı yazamadım.
Twitter hesabımdan “BUGÜN (17 AĞUSTOS 2020 PAZARTESİ) YAZIMI https://bakikarakol.com SİTEMDE YAZACAĞIMA İLİŞKİN SÖZÜMÜ, İNERNET HATTIMDAKİ SORUN TEKEKOM TARAFINDAN GİDERİLMEDİĞİ İÇİN YERİNE GETİREMİYORUM. ÖZÜR DİLİYORUM. BİLDİRİMDE BULUNDUM, SORUN BUGÜN GİDERİLİR Mİ BİLMİYORUM. BEKLİYORUM…” diye yazdım.
Sorun, dün (18 Ağustos 2020 Salı) saat 13.30 sıralarında giderildi, 5 gün aradan sonra yazımı yazabildim ve yazımı bugün yayınlayabildim.

İnternet kesintisinin gerçekleştiği 13 Ağustos 2020 Perşembe günü saat 12.47’de, gene twtter hesabımdan “Dün www.haberturk.com. İnternet gazetesindeki köşesinde “Dağ fare doğuracak mı?” https://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/2770372-dag-fare-doguracak-mi başlıklı yazı yazan Nagehan Alçı’nın haberi olsun:
Dağ fare doğurdu…” paylaşımımda bulundum.

“Kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban Muharrem İnce (M.İ.) Ankara’da lüks otelde basın toplantısı düzenlemiş, açıklama yapmış.
Açıkladıkları, diş aralarındaki kürdanlık kırıntılar kadar bile değil…
İzlediniz, dinlediniz, okudunuz.

Sorusuz ve yanıtsız basın toplantısı mı olurmuş?!

Ama M.İ. söyleyeceklerini söyledikten sonra soru almamış, çekmiş gitmiş.

Bir de, basın özgürlüğünden, basının önem ve değerinden dem vurur!

Hadi oradan!..

AKP ve “Cumhur İttifakı İktidarı” yanlısı “besleme basın”ın ilgisi olağanüstüydü.
Neden acaba?!

Usuma (aklıma), “Saray”a giden “önemli CHP’li”ye, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanın söylediği, basında genişçe ve günlerce yer alan “Senin CHP Genel Başkanı olman gerekir. Ben de yardımcı olurum” https://www.yenicaggazetesi.com.tr/rahmi-turan-saraya-giden-chpli-iddiasinin-devamini-yazdi-257263h.htm sözü geldi.

Yandaş besleme basın, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının “olur”u olmadan, M.İ.’nin basın açıklamasına öylesi ilgi gösterir mi?!
Göstermez…

Galiba söyleyen bir gazeteci yazardı:
“Muharrem İnce değil de, sanki AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan canlı yayındaydı, basın açıklaması yapıyordu. Canlı yayınlamayan televizyon yoktu.”

Çok doğru, çok yerinde bir saptama…

AKP’nin, en yakın siyasi rakip bellediği CHP’ye karşı siyasa (politika) üretmesi, CHP’yi parçalamak istemesi siyasa olarak olağandır.
“Parçalama” işinde, çocuk yaştan itibaren CHP’de olmasına karşın CHP’li olamamış “naylon CHP’li” M.İ.’yi kullanması da…

Sözcü Gazetesi yazarı Rahmi Turan “Kaynağımın bana söylediğine göre, Saray’da Erdoğan’la görüşen CHP’li isim Muharrem İnce’ymiş. Hatta kaynağım İnce’nin hangi araçla geldiğini, saat kaçta Saray’a girdiğini, kaçta çıktığını dakika dakika söyledi” https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/rahmi-turan-sarayda-erdogan-ile-gorusen-o-ismi-acikladi-5467594/ diye açıklayınca, M.İ. “Eğer benim görüştüğüme dair bir belge varsa Taksim’de kendimi yakarım” https://www.cumhuriyet.com.tr/video/muharrem-inceden-canli-yayinda-mesaj-taksimde-kendimi-yakarim-1703783 diyor.

“Eğer benim görüştüğüme dair bir belge varsa…” öyle mi?!

Anımsayalım:
Rüşvet veren işadamı, rüşvet verdiği Banka Genel Müdürüne ne demişti?:
“Rüşvetin belgesi mi olur ulan?!.”

Ben “ulan” sözcüğünü kullanmayacağım, “Gizli kapalı işin belgesi mi olur?!.” diyeceğim.

Yandaş besleme basının AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının “olur”u olmadan, CHP’li bilinen “Muharrem İnce” adlı birinin basın açıklamasına, beklenin üstünde ilgi göstermesi, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanın “saray”a çıkan “önemli” CHP’liye ettiği “CHP Genel Başkanlığına aday ol, yardımda bulunurum” sözüyle harmanlandığında, “belge” olmuş olmuyor mu?!.

Hem, M.İ. “Eğer benim görüştüğüme dair bir belge varsa Taksim’de kendimi yakarım” tümcesini neden ediverdi ve “belge” arar oldu?!

Belge mi?!
İşte belge!

Belgeleyen de kendisi!

Ha, “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce, kendini Taksim’de falan yakmasın.
Varsın, ait olduğu yere gitsin, orada siyasa yapsın.

Gitmese de, gönderilecek.
Biliyor…
Bilmezden gelmesi komik!

CHP’den, öz be öz bir CHP’li götüremeyeceğini usuna soksun.

13 Ağustos 2020 Perşembe günü gerçekleştirdiği basın toplantısıyla, bekleneni veremediği, bu nedenle “yalnız bırakılacağı”nı da benden duysun…

İKİSİNİN DE BİRBİRİNDEN AYIRTI (FARKI) YOK, İKİSİ DE PARTİM CHP’M VE CHP’LİLERİM İÇİN ZARARLI!..

150 150 bakikarakol

“Muharrem İnce, CHP’nin 7’inci okudur” gibi saçma sözü eden gazeteci İsmail Saymaz, “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce’nin (M.İ.’nin) özel kalem müdürü gibi yazıyor, konuşuyor.
Kim bilir, Cumhurbaşkanlığı seçimini bu kez kazanırsa M.İ.’nin “Sözcü”sü, veya “İletişim Daire Başkanı” olur.

Saymaz, 11 Ağustos 2020 Salı günü twıtter hesabından ilkin şu paylaşımda bulunuyor:
// Önceki gün Kılıçdaroğlu ile görüşen eski CHP ve SHP genel başkanları Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın, bugün saat 17’de Ankara’da Muharrem İnce ile buluşacak. Çetin bana şunları söyledi: “Görüşmeyi biz istedik. İnce’ye ‘Ayrılma, partide kal, mücadeleni partide sürdür’ diyeceğiz.” // https://twitter.com/ismailsaymaz/status/1293180772535291904

Üç saat 21 dakika sonra da şu twitterı atıyor:
// Çetin ve Karayalçın’ın Muharrem İnce ile görüşmesi bitti. İki ağabey, İnce’ye şöyle dedi: “Perşembe günü basın toplantısı yapma. Yapacaksan da masayı devirme. Partide kal, bu süreçte ayrılmak olmaz.” İnce şöyle dedi: “Şimdilik parti kurma fikrim yok. Ben Anadolu’yu dolaşacağım.” // https://twitter.com/ismailsaymaz/status/1293220791862136833

Her iki twitter, yazılı, sözlü, görsel ve internet basında genişçe yer alıyor.
“Köşe yazısı” olarak da…

Köşesinde yer verenlerden biri, yandaş Hürriyet Gazetesi’nden, AKP’ye ve Cumhur İttifakı’na, Cumhur İttifakı İktidarı’na “çok yakın” Abdülkadir Selvi’dir.

Selvi, // Çetin ve Karayalçın’dan Muharrem İnce’ye: ‘Masayı devirme’ // başlıklı bugünkü yazısında https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/cetin-ve-karayalcindan-muharrem-inceye-masayi-devirme-41584949 Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’ın, M.İ.’ye “5 öneri”sini, “Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın, görüşmede İnce’ye şu mesajları veriyorlar” tümcesinin ardından sıralıyor:
// 1- Partiyle köprüleri atma. Partiyle ve genel başkanla köprüleri atacak ifadelerden kaçın. Perşembe günü yapacağın basın toplantısında partiyle ipleri koparacak beyanlarda bulunma. Tansiyonu düşür.
2- Masayı devirme. Masayı devirecek açıklamalar yapma. Masanın kurulu olması her zaman değerlendirilebilir.
3- Disipline sevk edilmeyi gerektirecek ifadelerden kaçın.
4- Genel başkanlar ve parti yönetimleri geçicidir. Cumhuriyet Halk Partisi kalıcıdır. O nedenle partiyle bağlarını koparma.
5- Geçmişin olaylarına çok takılma. Geleceğe bak. Gelecekte de senin yerinin CHP olduğunu aklından çıkarma.
Muharrem İnce’nin eski genel başkanların önerilerini dikkatle dinlediği ve Perşembe günü yapacağı basın toplantısında Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi zan altında bırakacak ifadeler kullanmayacağını ifade ettiği öğrenildi. İnce’nin, “Seçim gecesi yaşananları anlatacağım” dediği ifade edildi. Muharrem İnce’nin görüşmede, “Önümüzdeki günlerde Türkiye’yi dolaşacağım. Gittiğim yerlerde Türkiye’nin geleceğine dair düşüncelerimi paylaşacağım” dediği öğrenildi. //

“Herkes eteğindeki taşları döksün” sözünün sahibi M.İ. –yapılan açıklamaya göre- bugün saat 10.30’da Ankara’da eteğindeki taşları dökecek.
Dökecek mi?!
Ne kadarını dökecek?!
Ve neden “Ne kadarını dökecek”?!
İzleyip görelim.
Bu konudaki yazımı yarına bırakıyor, Saymaz’ın ikinci twitterındaki şu iki “Şimdilik parti kurma fikrim yok. Ben Anadolu’yu dolaşacağım” tümcesine dönüyorum.

M.İ. bu iki tümceyi Saymaz’a mı, eski Genel Başkanlara mı söylüyor?
Anlayamadım.
Önemli de değil.

İlk tümceden başlayayım:

M.İ., 8 Ağustos 2020 Cumartesi günü www.haberturk.com internet gazetesinden yazar Fatih Altaylı’nın köşesinde yayınladığı söyleşi de Altaylı’ya “Bakın, ben parti kuruyorum falan demedim hiç” diyor.
Altaylı “Yani parti kurmuyor musunuz, kuruyor musunuz?” sorusunu sorunca da “Ben bir parti kurmuyorum. Ben yola çıkıyorum. Yüzde 31’le bıraktım. Şimdi onu yüzde 51’e çıkarmak için yola çıkıyorum” yanıtını veriyor.
Altaylı “Nereye, yeni bir partiye doğru mu bu yol?” diye üsteleyince, şunları söylüyor:
“Bu yol Diyarbakır’da karpuz tarlasına gidiyor. Diyarbakır’da kardeşlerimle karpuz toplayacağım, Sümbül Deresi’nde işçilerle olacağım, Rize’de çay toplayacağım. Yollara çıkıyorum, halka emanet edeceğim kendimi. Parti kurmuyorum. Halkla beraber yola çıkıyorum. Harekete geçiyorum. Bir hareket başlatıyorum. Halkla beraber.” https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2766947-muharrem-ince-parti-degil-hareket-baslatiyorum

Üç gün önce, parti kurmayacağını kesin bir dille söyleyen M.İ. üç gün sonra “Şimdilik parti kurma fikrim yok” diyor.
“Şimdilik” sözcüğü, sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Haklı olarak, “Bu ‘şimdilik’ sözcüğü nereden çıktı?!” sorusu usunuza gelmiştir.

Tek bir sözcük, bir insanın düşüncelerini, kişiliğini vb ele veriyor.

“Şimdilik” sözcüğü de M.İ.’yi ele veriyor.
Şöyle:
İki sözü birbirini tutmayan, içten olmayan, çok kolay yalan söyleyen, kandıran, bencil vb vb…

Geçelim…

Diğer tümcesi “Ben Anadolu’yu dolaşacağım”.

Dolaşır mı?

Dolaşmaya çıkar, ama halkla kucaklaşamaz.

Örneği var:
24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra 81 il’e “Teşekkür ziyareti” yapacaktı. 4 Temmuz 2018’de Erzurum’a, 5 Temmuz 2018’de de Kırklareli’ne gitti; halktan yüz bulamadı, “Teşekkür ziyareti” projesini bitirmek zorunda kaldı.
Üstelik partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”, CHP teşkilatına “Karşılayın, yardımcı olun” talimatına vermişti.
Şimdi bu olmayacak.
Olursa, etiksizlik yani ahlaksızlık olur.

Kaldı ki…
Hala CHP üyesi M.İ.’nin parti yönetiminden izin almadan “yollara düşmesi”ne sessiz kalınırsa, “ahlaksızlığa” imza atılmış, başka ahlaksızlıklara kapı açılmış olur.
Bunun bir diğer anlamı, “parti suçu işlemek”tir.

“adı lazım değil” ve yönetimi buna olanak sağlar mı?
Göreceğiz.

Sağlarsa: CHP’nin yüzde 25-28 bandındaki oy oranı en az yüzde 10 puan düşer.
Sağlamazsa: M.İ. ilk aşamada, il, ilçe, belde ve köylerde, partililer tarafından karşılanmayacak, onlarla olamayacak…
M.İ.’nin yanında görünecek çok az sayıdaki partililer de, teşkilat, ardından genel merkez yönetimi tarafından aforoz edilecekler.
Yani…
CHP tabanıyla CHP tavanının arası açılacak, tabandan çok küçük çapta kopmalar yaşanacak.

Eğer ki, M.İ. gideceği her yerde görkemli karşılanırsa, bilinecektir ki, o karşılamalarda, o kalabalıklarda CHP’liler yok, CHP’yi parçalamak ateşiyle yanıp tutuşan AKP’liler, MHP’liler ve başkaları var.

“Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal’ın başlattığı, kendisi gibi “CHP eski Genel Başkan”ları Hikmet Çetin ile Murat Karayalçın’ın sürdürdüğü görüşmelerin özünde “Tamam parti suçu işliyor ama ‘ihraç’
istemiyle Disiplin’e göndermeyin, ihraç etmeyin; tamam Anadolu’yu gez ama ihraç edilmene neden olacak söz ve davranışlarda bulunma” önerisi, çabası var.
Öyle sezinliyorum.

Partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”i alın M.İ.’ye, M.İ.’yi de al “adı lazım değil”e vurun!
İkisinin de birbirinden ayırtı (farkı) yok.
İkisi de partim CHP’m ve CHP’lilerim için zararlı!
İkisi de gerçek anlamda CHP’li ve Atatürkçü değil!
İkisinin de gerçekleri süreç içinde gün ışığına çıkacak!
İkisi de yok olacak ama “vatan kurtaran, devlet kuran, halkına demokratik, laik Cumhuriyet armağan eden” partim CHP’m var olacak!
Ne mutlu…

Yazımı, www.cumhuriyet.com.tr ‘nin “Karayalçın ve Çetin, İnce görüşmesini detaylarını Cumhuriyet’e anlattı” başlıklı haberinin linkini https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/karayalcin-ve-cetin-ince-gorusmesini-detaylarini-cumhuriyete-anlatti-1757888 sizlerle paylaşarak, bitirmek istiyorum.

HAKAN BAYRAKÇI’NIN, “KANDIRIKÇI, SİYASİ PALYAÇO, ŞAKLABAN” MUHARREM İNCE’Lİ ANKETİNDEKİ AYRINTI

150 150 bakikarakol

“Kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce’nin (M.İ.’nin) dün (11 Ağustos 2020 Salı) Ankara’ya gitmek için Yalova’nın Elmalık Köyü’nden yola çıkması da haber oldu!
Yarın (13 Ağustos 2020 Perşembe) sabah Ankara’da yapacağı basın toplantısında söyleyecekleri önemseniyor, merak ediliyor.
Açıklamasının genel çerçevesi, içeriği; partim CHP’min başındaki “adı lazım değil” ve onun A takımından kimileriyle ilgili olacak.
CHP ile “adı lazım değil”i ve A takımından birilerini karıştırır mı?
Karıştıracak.
Özde “CHP’li” olmadığı, olamayacağı için, konuşma heyecanı numarasıyla partim CHP’mi de doğrayacak.
Zaten, yarınki basın toplantısında, hep “Ben, ben”, “Bana yapılan”, “Uğradığım haksızlıklar”, “Yalnız bırakıldım” vb diyecek.
Bir “siyasi sorumlu”, yurtsever, partili, elerki (demokrasi) ve laiklik tutkunu gibi davranmayacak, sözler etmeyecek.

Sonar Araştırma şirketinin sahibi Hakan Bayrakçı’nın, önceki gece (10 Ağustos 2020 Pazartesi) CNN Türk TV’de, Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge” programında açıkladığı anket sonuçlarıyla da havalara girecek, ego patlaması yaşayacak olmasını vurgulamak isterim.

Anket sonucunu en anlaşılır biçimde Hürriyet Gazetesi’nden Ahmet Hakan dün köşesinde “Hakan Bayrakçı’nın son anketinin sonuçları” başlığıyla paylaşmış:
“Hakan Bayrakçı’nın yaptırdığı anket, fırından yeni çıktı.
Sıcacık yani… İşte anketten bazı temel sonuçlar… Yorumsuz aktarıyorum:
*
Sizce korona konusunda hükümet başarılı olmuş mudur? Başarılı: Yüzde 60.2 Başarısız: Yüzde 26.8 Ne Başarılı Ne Başarısız: Yüzde 10.1 Fikrim yok / Cevap yok: Yüzde 2.9
*
Sizce hükümet, Türkiye’nin dış politikasında (Suriye, Libya ve diğer konular) başarılı mıdır, başarısız mıdır? Başarılı: Yüzde 52.8 Başarısız: Yüzde 33.5 Kısmen başarılı: Yüzde 8.6 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 5.1
*
Ülkemizdeki muhalefet partilerinin performansı, sizce başarılı mıdır? Başarısız: Yüzde 62 Başarılı: Yüzde 19 Kısmen başarılı: Yüzde 13 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 6
*
Bu pazar günü seçim olsa (milletvekilliği seçimi) hangi partiye oy verirsiniz? (Kararsızlar dağıtılmış) AK Parti: Yüzde 39.8 CHP: Yüzde 27.2 MHP: Yüzde 11.3 İYİ Parti: Yüzde 10.4 HDP: Yüzde 8.3 Diğer: Yüzde 3
*
Bu pazar günü bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa, isim olarak düşündüğünüzde Cumhurbaşkanı olarak kime oy verirsiniz? (İsim verilmeden açık uçlu sorulmuştur.) Tayyip Erdoğan: Yüzde 41.5 Ekrem İmamoğlu: Yüzde 9.1 Meral Akşener: Yüzde 7.2 Muharrem İnce: Yüzde 6.8 Selahattin Demirtaş: Yüzde 6.4 Mansur Yavaş: Yüzde 6.3 Diğer: Yüzde 4.8 Kararsız: Yüzde 5.1 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 12.8
*
Muharrem İnce parti kurarsa oy verir misiniz? Hayır: Yüzde 72.3 Evet: Yüzde 15.8 Kararsız: Yüzde 7.8 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 4.1” https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/hakan-bayrakcinin-son-anketinin-sonuclari-41584079

Anket sonucunu yayınlamayan kalmamış. Örnek amaçlı bir link vereyim: https://odatv4.com/bugun-parti-kursa-yuzde-kac-alacak-11082036.html

Anket çalışmasında vatandaşa “Ülkemizdeki muhalefet partilerinin performansı, sizce başarılı mıdır?” sorusu soruluyor ama “Cumhur İttifakı” ortakları AKP’nin, MHP’nin ve onların “Cumhur İttifakı İktidarı”yla ilgili soru sorulmuyor, “Sizce korona konusunda hükümet başarılı olmuş mudur?” ve “Sizce hükümet, Türkiye’nin dış politikasında (Suriye, Libya ve diğer konular) başarılı mıdır, başarısız mıdır?” soruları soruluyor!
Neden?!
Hakan Bayrakçı açıklık getirir.

Muhalefetle ilgili soruya olumsuz yüzde 62 yanıt verilmesi, bana göre, muhalefet adına bir başarıdır.

“Kandırıkçı, siyasi palyaço, şarlatan” Muharrem İnce dışı sonuçları kenara koyuyorum, son ikisine odaklanıyorum.
Sondan bir öncekinde “Bu pazar günü bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa, isim olarak düşündüğünüzde Cumhurbaşkanı olarak kime oy verirsiniz? (İsim verilmeden açık uçlu sorulmuştur.) Tayyip Erdoğan: Yüzde 41.5 Ekrem İmamoğlu: Yüzde 9.1 Meral Akşener: Yüzde 7.2 Muharrem İnce: Yüzde 6.8 Selahattin Demirtaş: Yüzde 6.4 Mansur Yavaş: Yüzde 6.3 Diğer: Yüzde 4.8 Kararsız: Yüzde 5.1 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 12.8” deniyor.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının yüzdesi 41.5, M.İ.’nin yüzdesi 6.8.
Aradaki ayırt (fark) tam 34.7!
Dövizin, altının, işsizliğin, enflasyonun vb vb tavan yapmasına karşın, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı 41.5 yüzde ile açık ara önde!
24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı yüzde 52.6, “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce yüzde 30.6 https://www.hurriyet.com.tr/secim/24-haziran-2018-secimleri/ alıyor.
Aradaki ayırt yüzde 22.
İktidarda yıpranmış AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı yüzde 52.6’dan yüzde 41.5’e; köşesine çekilmiş, yıpranmamış “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” M.İ. ise yüzde 30.6’dan yüzde 6.8’e geriliyor.
Yani…
İktidarda yıpranmış olan yüzde 11.1 yitirirken, köşesinde yıpranmamış olan yüzde 23.8 yitiriyor.

Denebilir ki:
“Biri resmi seçim sonucu, diğeri araştırma şirketinin anketi…”
Evet, kabul ediyorum…
Gene de, çarpıcı ipuçları veriyor.

Bu konuda daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim, “Muharrem İnce parti kurarsa oy verir misiniz?” sorusuna ve “Hayır: Yüzde 72.3 Evet: Yüzde 15.8 Kararsız: Yüzde 7.8 Fikrim yok/Cevap yok: Yüzde 4.1” yanıtına geçeceğim.

M.İ., www.haberturk.com internet gazetesinden Fatih Altaylı’ya “Hayır parti kurmuyorum, siyasi hareket başlatıyorum” diye konuşmasına karşın,
“Muharrem İnce parti kurarsa oy verir misiniz?” sorusunu “amaçlı” buldum.
Geçeyim…
Soru yanıtı çarpıcı:
“Vermem” diyenlerin oranı yüzde 72.3, “Veririm” diyenlerin oranı yüzde 15.8.
Diğerlerini irdelemiyorum.

Anketi yapan şirketi sahibi Hakan Bayrakçı, CNN Türk’teki canlı yayında, yüzde 15.8’i öyle bir abarttı, öyle bir yüksek bulduğunu anlattı ki!..
Şaştım kaldım.

M.İ. siyasi parti kurar, seçime girerse, “yüzde 15.8”, Hakan Bayrakçı’nın inanırlığına ve güvenirliğine ciddi, kalıcı darbe vuracak, belki de meslek kariyerini bitirecek.

Oysa…
Yılların anketçisi Bayrakçı, benim az yukarıda yaptığım “karşılaştırmalı hesaplama” üzerinde çalışsaydı, çok sağlıklı sonuca ulaşırdı.

Geç kalmış sayılmaz.
Öneririm…

Bu arada…
“Kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce “Şimdilik parti kurma fikrim yok. Ben Anadolu’yu dolaşacağım” demiş.
Dolaşsın, boyunun ölçüsünü alsın.
Ayrıntılı yarın yazacağım.

  • 1
  • 2