Monthly Archives :

Ağustos 2022

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANININ SÖZLERİ VE TAKILIP KALDIĞIM SÖZÜ!..

150 150 bakikarakol

Önceki gün, yani 29 Ağustos 2022 Pazartesi günü Kütahya’da bir fabrikanın açılış töreninde yaptığı konuşmasındaki “Bir de utanmadan sıkılmadan ‘işsizlik var’ diyorlar. Ne işsizliği ya… Yeter ki iş istesin vatandaş iş. Ama ‘Benim istediğim gibi iş yok…’ diyor. (…)Ana kademesiyle, kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla 2023’e hazır mıyız? Kapı kapı yeni bir FETHE HAZIR mıyız? ” 

https://www.gercekgundem.com/siyaset/354961/krizi-gormezden-geldi-gelismis-ulkeleri-anlatan-erdogan-issiz-yurttasi-sucladi?utm_source=share-twitter sözleri beni dehşete düşüren…

Ve…

22 Ağustos 2022 Pazartesi günkü “Kabine Toplantısı” bitimindeki açıklamasında https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/139188/-ulkemiz-buyuk-ve-guclu-turkiye-hedefi-dogrultusunda-kararlilikla-yurumektedir- “Unutmayınız, hepimiz de aynı Türkiye gemisinin içindeyiz” tümcesinin hemen sonra dillendirdiği şu iki “Bu gemi hızla yol alırsa kazanan hepimiz olacağız. Bu gemi güvenlik gibi ekonomi üzerinden açılan deliklerden de su alarak batarsa hepimiz boğulacağız” tümcesiyle beni “Demek ki, Türkiye gemisi hızla yol almıyor; güvenlik gibi ekonomide de açılan delikler var; demek ki, Türkiye gemisinin deliklerden su alması, batması ve boğulması yüksek olasılık!” biçiminde düşündüren…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı

25 Temmuz 2022 Pazartesi gecesi TRT1, TRT Haber, TRT Türk, TRT Avaz, TRT Kürdi, TRT Radyo1 ve TRT Radyo Haber ortak canlı yayınındaydı.

Canan Yener Reçber’in sunumundaki “Cumhurbaşkanı Özel Yayını”nda, gazeteciler diye tanımlanan Hale Kaplan, Nuriye Çakmak Çelik, Okan Müderrisoğlu ve Mehmet Acet’in sorularını yanıtladı. https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/138835/cumhurbaskani-erdogan-trt-ortak-yayinina-katildi

Birinin “Bir tarafta Saadet Partisi var, hani Millî Görüş’e bir şekilde sahip çıkıyor. Bir tarafta bir dönem sizinle yol yürüyen ve önemli makamlara gelmiş isimler var. Ayrı partiler kurdular” anlatısı ardından yönelttiği “Şöyle geriye dönüp bakınca onlar için ya da bu süreç için bir tanımınız ya da bir değerlendirmeniz oluyor mu?” sorusuna “Yani o tür bir değerlendirmeye girmeyi zait addederim çünkü onu onların düşünmesi lazım. Onların nasıl bir ihanetin içinde olduklarını kendilerinin düşünmeleri lazım. Onlar o makamlara kendi layık oldukları için gelmediler, o makamlara getirildiler. Eğer onlara bakanlık, başbakanlık verildiyse hepsini de onlara bir irade o makamları verdi ama onlar bunun kadri kıymetini ne yazık ki bilemedi. Öbür tarafta diğeri hakeza o da aynı. Şu anda masanın etrafında dönüp dolaşıp bir şeyler yapmaya gayret ediyorlar. Dolayısıyla biz milletimizin ferasetine inanıyoruz. Benim milletim feraset sahibidir, kimin ne olduğunu net görür” yanıtını verdi.

 

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik sözleri günlerce konuşuldu, tartışıldı, yerildi.

Özellikle “Onlar o makamlara kendi layık oldukları için gelmediler, o makamlara getirildiler. Eğer onlara Bakanlık, Başbakanlık verildiyse hepsini de onlara bir irade o makamları verdi ama onlar bunun kadri kıymetini ne yazık ki bilemedi” sözleri…

 

Ben, bu iki tümcedeki “bir ayrıntı”ya takıldım.

Şöyle:

İlk tümcenin son sözcüğü “getirildiler” sözcüğüne ve ikinci tümcedeki “onlara bir irade o makamları verdi” sözcüklerine…

 

Konuşmalarda, tartışılarda, yergilerde hep AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının “getirildiler” , “bir irade” sözcükleriyle kendisini kastettiği vurgulandı.

Olabilir.

O zaman da usa (akla) şu soru gelir:

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı neden “Ben” ve “Benim iradem” demiyor, –değim yerindeyse– “diplomatik dil” kullandı, kullanma gereksinimi duydu?

 

Gazetecilik refleksi ile 5 N, 1 K kuralımız ışığında şöyle düşündüm:

İçte, esip gürleyen, sözünü esirgemeyen AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, “Getirildilersözcüğü yerine, çok rahatlıkla “Ben getirdim” diyebilirdi.

“Onlara bir irade, o makamları verdi” sözcükleri yerine, yine çok rahatlıkla “Onlara o makamları veren irade benim, benim irademdir” diyebilirdi.

Demedi.

Neden?!

Acaba…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, bir “vurgu”da mı bulunuyor ve ya bir başkasını mı, bir başkalarını mı işaret ediyor?!

 

Soruya “Evet” ya da “Hayır” diye yanıt veremiyorum.

 

Usumda kaldığı kadarıyla, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, Başbakanlık yıllarında, paylaşamadığı, açık açık konuşamadığı çok yaşanmışlıklarının olduğunu, onları ileride yazacağı kitapta anlatacağını söylemişti.

Yanıtını veremediğim az yukarıdaki soruya, biraz da bu nedenle takılıp kaldım…

“ADI LAZIM DEĞİL” VE 6’LI MASADAKİ DİĞERLERİ, 17 AĞUSTOS DEPREMİ’Nİ 23’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜNDE ANIMSAMADI, ANMADI!..

150 150 bakikarakol

17 Ağustos 2022…

17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de, merkez üssü Kocaeli Gölcük olan 45 saniyelik 7.4 büyüklüğündeki depremin 23’üncü yıldönümüydü.

Depremden ağır etkilenen yerlerden biri de “Yalova” idi.

Kamutay (TBMM) tatilde olduğu için, 2 Ağustos 2022 Salı günü Erzurum’dan başlattığı “Grup Toplantısı”nı, Edirne ile sürdüren partim CHP’min -ne yazık ki- başındaki “adı lazım değil”, 3’üncü grup toplantısını 17 Ağustos 2022 Çarşamba günü saat 13.35’de Yalova’da yaptı. https://www.youtube.com/watch?v=jSzq4yZNnO8

Televizyon karşısına geçip oturdum. 

23 yıl önce koca Marmara’yı sallayan, binlerce insanın ölümüne, yitimine (kaybına), yaralanmasına, binanın yıkılmasına neden olan “Gölcük Depremi”…

Ve de…

Aynı büyüklükte beklenen “İstanbul Depremi”…

İle ilgili…

AKP’nin 20 yıllık iktidarlarında “duyarsız” ve “ “ilgisiz” kaldığını, bir “Deprem ülkesi” olan Türkiye’mizde “deprem” konusunda bir arpa boyu dahi yol almadığını anlatarak, “güzel muhalefet” yapacağını, AKP ve Cumhur İttifakı’na görkemli bir gol atacağını, bu gölle de seçmeni etkileyeceğini, seçimin yazgısını değiştireceğini vb umdum.

O da ne!

Yaklaşık 40 dakikalık konuşmasında, tek sözcük etmedi!

Eti de, ben mi kaçırdım!

Arandım, tarandım…

Yok, etmemişti!

Hiç yapmadığımı ilk kez yaptım:

Tırnaklarımı yedim!

 

Bir gün önce (16 Ağustos 2022 Salı) Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenlerinde olduğu için “Salı” günleri gerçekleştirdiği “Grup Toplantısı”nı ve Grup Konuşması”nı bir gün sonraya (17 Ağustos 2022) kaydırdığı Çarşamba günü saat 14.24’te Twitter hesabımdan YUH!.. MERKEZ ÜSSÜ GÖLCÜK OLAN 17 AĞUSTOS 1999’DAKİ 7.4 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DEPREMDEN EN AĞIR ETKİLENEN YERLERDEN YALOVA’DA GRUP TOPLANTISI YAPTI, 23’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜNDE DEPREMİ AĞZINA ALMADI!.. USU BAŞINDA BİR YARDIMCISI, DANIŞMANI, MİLLETVEKİLİ VB ANIMSATMAMIŞ Kİ, TEK SÖZCÜK ETMEDİ!..  https://twitter.com/BakiKarakol/status/1559863684503150594 diye yazdım, paylaştım.

Bu paylaşımımı bakikarakol@hotmail.com sayfamdan da gerçekleştirdim.

Arkasından, partim CHP’min Genel Merkez’ini aradım.

Santraldaki bayandan “Basın Birimi”ni bağlamasını istedim.

Adını sorduğum “Necati” Bey çıktı.

Kendimi tanıttım; “Genel Başkan”ın, Yalova’daki grup konuşmasında, ne “17 Ağustos 1999’daki depremin 23’üncü yıl dönümü”nden, ne “AKP’nin, beklenen İstanbul Depremi”ne ve ne de “Türkiye’nin deprem gerçeğine ilgisiz, duyarsız kaldığı”ndan tek sözcük etmemesi, bir CHP’li, bir gazeteci, duyarlı bir yurttaş olarak, beni fena yaraladığını anlattım.

Partim CHP’mden açıklama ve özyergi (özeleştiri) beklediğimi vurguladım.

Beklemedeyim…

 

Aynı gün saat 13,31’deTwitter hesabımdan ve Facebook sayfamdan gerçekleştirdiğim paylaşımla, diğer muhalefet partilerini, özellikle ve öncelikle “6’lı Masadakiler”i yerdim.

Şöyle:

MUHALEFET NEDEN, MERKEZ ÜSSÜ GÖLCÜK OLAN 17 AĞUSTOS 1999‘DAKİ 7.4 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ “MARMARA DEPREMİ”Nİ, 23’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜ BUGÜN “ETKİN” BİÇİMDE “ANMADI” VE NEDEN “AKP İKTİDARI”NIN, BEKLEN “7.4 ÜSTÜ İSTANBUL DEPREMİ”NE DUYARSIZLIĞINI/İLGİSİZLİĞİNİ ANLAŞILIR DİLLE “HALKA ANLATMADI”?!.

 

(21 Ağustos 2022 Pazar günü, Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde Saadet Partisi Genel Merkezi’nde, 1’inci turun 6’ıncında bir araya geldiler.

6 saat süren toplantıların bitiminde yayınladıkları ortak açıklamada https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/son-dakika-altili-masadan-ortak-aciklama-cumhurbaskani-adayimiz-1972237 23’üncü yıldönümünde “17 Ağustos Depremi” yoktu!

Ama gerçekten kutlarım, “30 Ağustos Zafer Bayramı” unutulmamış, anılmıştı.

Saat 12.52’deki BU “6’LI MASA”DAKİLER… “17 AĞUSTOS DEPREMİ”Nİ 23’ÜNCÜ YILINDA NEDEN UNUTTULAR, NEDEN AKP’NİN YUMUŞAK KARNI OLAN “TÜRKİYE’NİN DEPREM GERÇEĞİ”Nİ GÜNDEME TAŞIMADILAR?!. paylaşımımla tepkimi dile getirdim.)

 

Bitmedi…

18 Ağustos 2022 Perşembe günü Twitter hesabımdan ve Facebook sayfamdan saat 12.32’de şu paylaşımı yaptım:

AAAH MERAL AKŞENER AH!.. 23 YIL ÖNCEKİ (17 AĞUSTOS 1999) 7.4 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DEPREMİN MERKEZ ÜSSÜ, SEÇİM BÖLGENİZ KOCAELİ’NİN GÖLCÜK İLÇESİYDİ… DEPREMİN 23’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ OLAN DÜN (17 AĞUSTOS 2022) NEREDEYDİNİZ?!. NEDEN GÖLCÜK’TEN AKP’NİN YUMUŞAK KARNI “DEPREM”İ DİLLENDİRMEDİNİZ?!.

 

Gene bitmedi…

Aynı gün (18 Ağustos 2022 Perşembe) saat 17.19’da, Bursa CHP Milletvekili, MYK üyesi ve Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık’ın bir gün önce (17 Ağustos 2022 Çarşamba) saat 19.48’de yayına koyduğu, dört fotoğraflı “Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun önemli açıklamalarıyla haftalık Grup Toplantımızı bu hafta Yalova’da gerçekleştirdik…”

Altına // Bursa CHP Milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyik’a…

Sayın Karabıyık; dün, 17 Ağustos 1999’daki merkez üssü Gölcük olan 7.4 büyüklüğündeki depremin 23’üncü yıl dönümüydü. CHP’nin “Grup Toplantısı”da tek sözcükle dahi olsa değinilmedi. Oysa güncel bir konuydu; 20 yıl iktidarda olan “AKP’nin de Yumuşak karnı”ydı. Grup toplantısında değinilseydi, hem 23 yıl önceki deprem anılmış olacaktı, ülkenin bir “deprem ülkesi” olduğu gerçeği anımsatılacaktı, hem de böyle bir ülke gerçeği karşısında AKP’nin duyarsızlığı, vurdumduymazlığı vurgulanacaktı, özlenen bir muhalefet yapılacaktı. Bu da seçmeni etkileyecekti. Bu etkileme de sandığa yansıyacaktı. 23’üncü yıl çok önemli, çok anlamlıydı; çünkü 24’üncü yılda, yani önümüzndeki yıl ve sonrasında AKP olmayacak… Bir özyergi (özeleştiri) zamanı. Bekliyorum. Saygılarımla… //

diye yazdım.

“Siyasi duruşu”nu, “Milletvekilliği”ni beğendiğim/taktir ettiğim Karabıyık saat 17.41’de yanıt verdi:

Baki bey merhaba

Genel Başkanımızın Yalova ziyareti zaten sabah ilk önce Deprem Anıtı’na ziyaret ve orada yaptığı basın açıklamasıyla başladı, sonrasında ziraat odalarıyla buluştu, sonra da grup toplantısı ve esnaf ziyareti yaptı.

Yani deprem ile ilgili mesajını depreme özel düzenlenen ilk programda verdi.”

13 dakika (17.54) sonra şöyle yazdım:

“Sayın Karabıyık, galiba yazdıklarımı iyi okumadınız, beni anlamadınız. Lütfen tekrar okuyun. Ve şu soruma yanıt verir misiniz: Grup Toplantısı’da dile getirilmesinde bir sakınca mı vardı? Anıt ziyareti ve orada edilen sözler gündem olmadı; ama Grup Toplantısı gündem oldu… Saygılarımla…”

3 dakika (17.57) sonra şu iki tümceyi ekledim:

“Bu arada… Sayın Karabıyık, duyarlılığınıza ve ilginize teşekkür ederim…”

 

B e l i r t m e l i y i m  ki :

Başta, “6’lı Masa”daki  “6 siyasi parti” (CHP, İyi Parti, Saat Partisi, Demokrat Parti, DEVA, Gelecek Partisi) 17 Ağustos 1999’daki –“Marmara Depremi” diye de anılan- 45 saniyelik 7.4 büyüklüğündeki, merkez üssü Kocaeli Gölcük olan, AKP’nin/AKP iktidarlarının ve Cumhur İttifakı’nın/iktidarı’nın, ekonomi, hayat pahalılığı, işsizlik, dış siyasadaki (politikadaki) çıkmazlar gibi “yumuşak karnı deprem”i, 23’üncü yıldönümünde -tam da gününde- dört dörtlük anmamış, dört dörtlük gündeme taşımamış, dört dörtlük muhalefet yapmamıştır!

Öngörebiliyorum:

Yanlışlarını şimdi görmüşlerdir, “24’üncü yıl dönüm” olan 17 Ağustos 2024’te görkemli anacaklar!

İyi de…

24’üncü yıldönümünde (önümüzdeki 2023’de) AKP, iktidarda ve siyasi yaşamımızda olmayacak ki!

23’üncü yıldönümü, siyasi açıdan ve gelişmelerden ötürü anlamlıydı, önemliydi!

Neden öngöremediler?!

Çıkıp özyergi (özeleştiri) yapmalılar, halktan özür dilemeliler!..

CHP’MDEN ARANDIM… RTÜK BUNA DA CEZA KESERSE… BİLGİLENDİRME…

150 150 bakikarakol

CHP’MDEN ARANDIM

 

12 Ağustos 2022 saat 14.00’da cep telefonum çaldı.

Tanımadığım telefondu.

Açtım.

Telefondaki gür erkek sesi, adımı, soyadımı söyleyip benden “Evet, benim” yanıtını alınca kendini tanıttı:

“Oğuz Kaan Salıcı Beyin danışmanı Eşref Karaibrahim…”

Arkasından, niçin aradığını özetledi.

3 Ağustos 2022 Çarşamba günlü ÜÇ YAZI: YETER, HADDİNİ BİL!.. / TÜRBANLIDAN, MUHALEFETE “TÜRBAN DAYATMASI”!.. / NE YÜCE DÜŞÜNCE, ÖĞRETİ!.. https://bakikarakol.com/uc-yazi-yeter-haddini-bil-turbanlidan-muhalefete-turban-dayatmasi-ne-yuce-dusunce-ogreti/ başlıklı yazılarımdan ilki –HADDİNİ BİL!..- ile  ilgili aramış.

23’üncü Dönem Giresun CHP Milletvekili de olan Karaibrahim’e, linkini verdiğim üç başlıklı yazımın ilkinde yazdıklarımı, CHP Genel Başkan Özel Kalem’inden Buket Hanıma söylediklerimi ve diğer düşüncelerimi, önerilerimle birlikte aktardım.

Karaibrahim, dinledi; sanırım notları aldı, teşekkür etti.

Ben de “ilgileri”nden ötürü teşekkür ettim.

Umarım, bundan sonra partim CHP’m ve CHP’li düşündaşlarım günah keçisi yapılmazlar.

Yapılırlarsa…

Bu kere çok daha ağır yazacağım, yereceğim.

Hele de seçimden sonra!

Kazan kaldıracağım!

Toz duman edeceğim!..

 

 

RÜTÜK’ÜN MASALLIK İZLENİMİ

 

Şimdi de var mı, anlatılıyor mu, bilmiyorum.

Ben çocukken, özellikle anneannemden ve başka büyüklerimden masallar dinlerdim.

Masala her başladıklarında şu tekerlemeyi yaparlardı:

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”

 

Elli, yüz, belki yüz elli, iki yüz yıl sonra Adalet ve Kalkına Partisi (AKP) ve bu partinin iktidarları, hele de içinde en büyük parti olarak yer aldığı “Cumhur İttifakı iktidarı” döneminde usun (aklın), mantığın alamayacağı, kabul edemeyeceği “yaşanmışlıklar”ın anlatımına, az yukarıda okuduğunuz tekerlemeyle başlanacak!

 

O süreçlerde anlatılacak “yaşanmışlıklar”a örnek olması için –elbette ki gerçekleştiğinde-, 11 Ağustos 2022 Perşembe gecesi “yaşadığım ürperti”yi özetle anlatayım:

Bilindiği gibi…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, 8 Ağustos 2022 Pazartesi akşamı, Başkent Ankara’mızın Mamak ilçesindeki “Hüseyin Gazi Cemevi”ne gitti.  https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/huseyin-gazi-cemevini-akpli-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogana-gore-degistirdiler-1967218

Linki tıkladığınızda, haberi okuyacağınız gibi, birkaç da fotoğraf göreceksiniz.

En alttaki fotoğraf, Cemevi’nin, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, Cemevi’ne gitmeden önceki; bu fotoğrafın bir üstündeki fotoğraf ise AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, Cemevi’ne gittikten sonraki fotoğraf.

“Atatürk”, “Hacı Bektaş Veli” ve “Hazreti Ali” fotoğraflarının, Cemevi Dedesi’nin oturduğu “Post”un arkasından alınıp yan duvara kaydırılmalarına, yerlerinin, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına göre dizayn edilmesi ve de “Post”a, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının oturması/oturtulması çokça yerildi.

Yazacağım konu bu değil; şu:

11 Ağustos 2022 Perşembe gecesi, Halk TV’de canlı yayınlanan “Liderler Özel” adlı canlı program vardı.

Saat 20.00’da başladı ama ben saat 21.00’dan sonraki 2’ikinci bölümü izleyebildim.

Programın konuğu, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’ydu.

Programın sunumuncusu, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’tı.

Programda, Halk TV Programcısı İpek Özbey ile hem Halk TV Programcısı, hem de www.halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz da sorularıyla yer alıyorlardı.

2’inci bölümün başlamasıyla Toktaş, konuk Karmollaoğlu’na, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, Cemevi ziyaretini ve Cemevi’nde yapılan dizaynı sordu.

Toktaş’ın arkasında kalan dev ekrandan da, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, “Post”a oturduğu görüntüsü yayınlandı.

Birden…

“Eyvah!” dedim

“RTÜK ceza kesecek!” diye adeta inledim.

İnsanda bırakılan izlenime bakar mısınız?!

Hemen, RTÜK’ün bahanesini/gerekçesini söyleyeyim:

“Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, kendini dakikalarca, Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde göstermiştir.  Sayın Cumhurbaşkanımızı, arkasında göstererek, yayın yoluyla, Sayın Cumhurbaşkanımıza hakaret suçunu işlemiştir.”

Olur mu?

Olur!

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) böyle “masallık”, “uyduruk” g e r e k ç e  üretir mi?

Üretir!

Para ve yayın cezaları keser mi?

Keser!

Bugüne kadar kesmediyse, yarın, öbür gün keser mi?

Beklemedeyim!

Dilerim kesmez.

Keserse…

İşte o zaman tam “masallık” ve “mizahlık” olur.

 

“Liderler Özel Programı” bitti; 12 dakika sonra, Gökmen Karadağ sunumundaki “Açıkça Programı”  başladı.

A aaa!

O da ne!

Aynı görüntü, Karadağ’ın arkasından yayınlanmaz mı?!

Yemin ederim, soluğum kesildi!

O günden beri diken üstündeyim!..

 

  

BİLGİLENDİRME

 

Sağlığımla ilgili üç aylık devrenin/döneminin sonuncusu yarın doluyor.

Doktorumun izlenimi, gözlemi ve kararı şöyle:

Haftada bir gün yazmam yıl (2022) sonuna kadar sürecek.

Haftada iki veya üç kere yazama yeni yıl (2023) başlarında belirlenecek.

Bilginize…

İKİ YAZI: “TÜRBAN MAĞDURİYETİ”NE KARDEŞ GELDİ!.. / ZAYIF YANIMIZ!..

150 150 bakikarakol

“TÜRBAN MAĞDURİYETİ”NE KARDEŞ GELDİ!..

 

Eveeet, sonunda beklenen oldu, “türban mağduriyeti”ne kardeş geldi!

 

Danıştay 12’inci Dairesi, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 5!inci Maddesi’nin birinci fıkrasının (b) bendinde (erkek personel için) yer alan “Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz…” ibaresinin iptal etti.

www.haberler.com internet gazetesinin 29 Temmuz 2022 Cuma günlü,

“Kamuda çalışan memurlar artık sakal bırakabilecek” https://www.haberler.com/guncel/kamuda-calisan-memurlar-artik-sakal-birakabilecek-15119355-haberi/ başlıklı haberine göre, Danıştay 12’inci Daire’nin 20 Nisan 2022 tarihli 2021/7000 esas, 2022/2247 nolu kararıyla, kamu kurumlarında çalışan erkek memurların sakal kesme zorunluluğu ortadan kalktı, artık erkek memurlar sakal bırakabilecekler!

Böylece…

Söz konusu karar, Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “Mevzuat Bilgi Sistemi”ne de işlendi.

 

Kamuoyunda tepki uyandırmadı.

Sessiz sedasız, fiilen ve hukuken uygulanmaya geçildi.

Tepki vermesi gerekenler de “dut yemiş bülbül” oldular.

Çünkü…

Tepki almaktan, şimşekleri üzerlerine çekmekten çekindiler, korktular.

Bunların başında da –sözde- “muhalif siyasiler” geliyor!

Siyasi zararlara ve yitiklere uğramak istemediler!

Zaten…

Kadınlarda “türban”, erkeklerde “sakal” m i m a r ı simsarlar olacakları, olması gerekenler çerçevesinde düşünmüşler, yaşama geçirmişler; artık inandırıcılığını ve siyasi getirisini yitiren “türban mağduriyeti”nin yerini “sakal mağduriyeti”nin etkili biçimde almasını/alacağını hesap etmişlerdir!

Gene de…

Beklentileri doğrultusunda gelişme olmazsa, “sakal mağduriyeti”ni körükleyecekler!

Sinmiş, bekliyorlar!

Önümüzdeki günlerde, hele de seçim sürecinde, ipin ucu kaçmış boyutlarda görecek,  tanık olacağız.

 

Şimdiden söylemiş olayım:

Eğer böyle giderse…

(Ki, gitmeyecek ve gitmemeli.)

Türban, tesettür giyim de, sakal da bu kadarıyla kalmayacak!

Türban, yüzü tamamen kapatan peçeye; tesettür giyim, bedeni içine alan çember kafese dönüşecek, sakal –örneğin- İŞID, Taliban sakalı gibi uzayıp gidecek!

 

Merak ediyorum:

Askeriyede, Emniyette, Yargıda, Sağlıkta, Milli Eğitimde vb çalışan erkekler “sakal” bırakacaklar mı, kadınlar “türban” takacaklar mı, “tesettür giysi” giyecekler mi?!

 

Böyle bir gelişme/sonuç olursa…

İşte o zaman “demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti” –Tanrı korusun- bitmiş demektir!

Ama…

Böyle bir ilkellik, gerilik asla olmayacak!

Daha biz ölmedik!..

 

 

ZAYIF YANIMIZ!..

 

Meslek büyüğüm gazeteci-yazar, “Abi” dediğim biri vardı.

Yaşıyor.

Hala yazıyor.

Ama benim için “b i t t i”!

Onun için “… vardı” dedim, diyorum, diyeceğim.

Şimdi de, eskisi gibi güzel yazıyor mu, yazabiliyor mu?

Artık okumadığım için bilmiyorum.

Önceleri günlük yazılarını kaçırmaz, büyük bir beğeni ve zevkle okurdum.

Kimi yazılarını birkaç kere okuduğumu iyi anımsarım.

Her yazısından bilgilenirdim.

Çağdaş, aydın bir yazardı.

Elerkiye (demokrasiye) inanan, yargıya güvenen, yargının bağımsızlığını savunan, çağdaş düşünce, çağdaş eğitim yanlısıydı.

Dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzü seven, O’nun devrim ve ilkelerini sahiplenen biriydi.

Bir gün…

-Ah, o gün!..-

Yazısını okumak için köşesinin olduğu sayfayı açtım.

Ne göreyim!

Traşlı, gülen yüzlü fotoğrafının yerinde, çember sakallı, tanımakta güçlük çektiğim karanlık bir yüz var!

Başında da fötr!..

Dikkatli baktıktan sonra tanıyabildim.

İçimde tuttuğum nefesimi dışarı saldım; rahatladım, yoksa patlayacaktım.

Oturduğum koltukta, geri yaslandım.

“Bu da mı?!” ve “Neden?!” sözcükleri dudaklarımdan döküldü.

Hani bu zihniyete, bu zihniyettekilerine köpürüyor, meydan okuyordu?!

Hani bu zihniyeti, bu zihniyettekileri ilkel, gerici, çağdışı, Atatürk ve Atatürk düşünceleri karşıtı bulurdu?!

Ne oldu da kimi kişi ve kişilikler –hele de kimi siyasiler- gibi 180 derece değişim, dönüşüm -argo deyişle de döneklik- yaptı?!

Köşesinin elinden alınacağından, parasal kazançtan olacağından, yaşam standardının aşağılara düşeceğinden mi korktu, çetindi, yoksa özüne, gerçek düşüncesine mi kavuştu?!

 

Aslında…

AKP iktidarlarının ve de Cumhur İttifakı’nın bir yararı, hayrı oldu.

Şöyle:

Bu ve benzeri “sızmalar”ı, “yerleşmişler”i açığa çıkardı!

Onları ve onları sızdıranları, yerleştirenleri tanımamızı sağladı!

 

Belki içinizden birileri, beni “şekilcilik”le yerebilir.

İnanır ve bilirim ki:

Her “şekil”in, “sembol”ün bir “anlam”ı, “yüklem”i, “özne”si, “amac”ı, “ereğ”i, “iletişim”i, “tanıtım”ı vb var.

İçtenlikli (iyi niyetli), duyarlı olmak kadar, dikkatli de olmak gerek.

Olmadık!

“Sizdenim” diyene, bizden çok bizden kesilene kandık, inandık, içeriden kuşatıldığımızı ayırt (fark) edemedik, yenildik!

Bu, en büyük zayıf yanımız!

Şimdi gördük.

İlk işlerimizden biri, bu zayıf yanımızla savaşmalıyız, onu yenip söküp atmalıyız, ondan kurtulmalıyız.

Bunu yapacak, başaracak donanımımız, yüreğimiz, cesaretimiz, kararlılığımız var…

ÜÇ YAZI: YETER, HADDİNİ BİL!.. / TÜRBANLIDAN, MUHALEFETE “TÜRBAN DAYATMASI”!.. / NE YÜCE DÜŞÜNCE, ÖĞRETİ!..

150 150 bakikarakol

Bugün yayına koyacağım iki yazımı alta alıyorum, partim CHP’min ne yazık ki başındaki “adı lazım değil”in ettiği kimi tümcelere değineceğim.

 

Canlı yayını izleyemedim, haberi www.sozcu.com.tr’den okudum.

Habere TBMM’nin 1 Ekim tarihine kadar tatile girmesinin ardından CHP her salı günü bir ilde grup toplantısı yapmayı kararlaştırdı” tümcesiyle giriş yapılan “Kılıçdaroğlu ‘beşli çeteye’ seslendi: O paraları söke söke alacağım sizden” https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/son-dakika-kilicdaroglu-bu-bay-kemal-sizin-hakkinizi-teslim-edecek-7284047/ başlıklı haberde “Bir dönem bölgenin Paris’i olarak adlandırılıyordu. Bu kadim şehrimiz Milli Kurtuluş Savaşı’nın odak ve başlangıç noktasıydı. TBMM’nin ilk başkanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Erzurum milletvekiliydi. Erzurum’un hem bizim hem CHP tarihinde özel bir yeri var. Madem bu kadar önemli acaba neden CHP’ye sempati göstermedi? Neden tek bir milletvekili bile uzun süre çıkarmadı?” deniyordu.

Hemen belirtmeliyim ki, diyen “adı lazım değil” çok doğru diyordu.

Ama sonra “Bu işin sorumlusu, kabahati Erzurumlularda değil CHP’lilerde yani bizlerde” tümcesini etmiş, eklemiş:

“İğneyi önce kendimize batıracağız. Gelmedik, sofranıza oturmadık. Erzurumlularla helalleşmeye geldik.”

 

Kabullenemedim, HADDİNİ BİL! CHP, ERZURUM’DA MİLLETVEKİLİ ÇIKARAMIYORSA, BUNUN “SEBEBİ” CHP’LİLER DEĞİL, EMPERYALİSTLER VE YEREL İŞBİRLİKÇİLERDİR! ÖĞREN!..” diye yazdım, Twitter hesabım ve Facebook sayfamdan paylaştım.

Duramadım, CHP Genel Merkezi’ni aradım.

Santralcı beyden, Genel Başkanlık Özel Kalem’ini istedim.

Buket Hanıma, Genel Başkan’ın, Erzurum’daki konuşmasında ettiği “Bu işin sorumlusu, kabahati Erzurumlularda değil CHP’lilerde…” sözünün, bir CHP’li, bir Atatürkçü olarak beni yaraladığını, “muhafazakar kesimden ol alacağım” diye CHP’yi, CHP’lileri “harcama”ya, “karalama”ya hakkının olmadığını söyledim “Yeter artık, bıraksın bunları” dedim.

Buket Hanım, Genel Başkana ileteceğinin sözünü etti.

 

Buradan bir kere daha dile getireyim:

68 yaşın içindeyim.

Atatürkçüyüm, CHP’liyim.

CHP’ye üye değilim.

Şundan:

Emekli de olsam gazeteciğim; olaylara, gelişmelere, sözlere, kişilere, söylemlere “gazeteci görüşü”yle bakarım, yorumlar, düşüncelerimi belirlerim; partimin yöneticileri yanlış yaptıklarında “Yanlış yaptınız” derim.

Üye olsam, parti yönetimini yermekten, “partiye zarar vermek” uydurmasını da ekleyerek, aynı dakikada, partimden atılırım.

Böyle bir gelişmeye katlanamam, meydan da vermemek için üye değilim; olmayacağım da.

Zaten ben, gerçek gazetecilerin siyasetçi olmalarına karşıyım.

Gazeteci kökenlilerin “siyasetçilikleri”ni, “Milletvekilliklerini” gördük, görüyoruz!

O nedenle…

“Gerçek gazeteciden siyasetçi, Milletvekili olmaz” diyorum.

 

Bu vurgudan sonra…

“Adı lazım değil”in “Bu işin sorumlusu, kabahati Erzurumlularda değil CHP’lilerde yani bizlerde. İğneyi önce kendimize batıracağız. Gelmedik, sofranıza oturmadık. Erzurumlularla helalleşmeye geldik” sözlerine geleyim:

Belli ki “adı lazım değil” gerçeği/gerçekleri bilmiyor!

Çıkmış “cahilce” konuşuyor!

Ve…

Partim CHP’mi, saygın/saygıdeğer CHP’lilerimi “karalıyor”, “harcıyor”!

Bilmiyor olabilir.

Öğrenir, olur biter.

Hem bilmeyecek, hem öğrenmeyecek, işin kolayına/“üç kağıdı”na kaçacak, CHP’lileri suçlayacak!

“Bay adı lazım değil”!..

Kim olursan ol!.

Haddini bil, orda dur!

Kendi değiminle, iğneyi önce “kendimize” değil, “kendine” batıracaksın!

Evet Erzurumluların kabahati yok; ama koca Türk halkı nasıl yanıltıydıysa, inandırıldıysa, kandırıldıysa, CHP’ye oy vermemekte, CHP’nin Milletvekili çıkarmamasında Erzurumlular da aynen yanıltıldılar, inandırıldılar, kandırıldılar, özel operasyonlara tabi tutuldular!

Erzurumlular bu gerçekleri ayrıntılarına kadar bilirler.

“Bay adı lazım değil”, Erzurum CHP İl Başkanına veya sıradan CHP’li bir Erzurumluya sorsaydı, doğruları öğrenirdi. 

Yapmadı.

Neden?!

CHP’yi, CHP’lileri karalamak, “harcamak” için!..

 

Erzurum’u, Erzurumluları CHP’den, CHP’lilerden koparan, Türkiye ve bölge üzerinde gözü olan, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızda yenilmenin kinini taşıyan düşman emperyalistlerdir, düşman emperyalistlerin “yerel işbirlikçileri”dir!

 

Şu geçiş sürecinde dokunmayayım, yergilerde bulunmamayım, AKP’nin değirmenine su taşımayayım, ekmeğine sağ sürmemeyim diyorum, pek yazmıyorum, “bay adı lazım değil”, partim CHP’mi, partili düşündaşlarımı “harcıyor” da harcıyor, “karalıyor” da karalıyor!

Benim de içim sızlıyor!

Beni de kışkırtıyor, tahrik ediyor!

Yeter artık!

 

Ve…

“Bay adı lazım değil”, “Hak, hukuk, adalet” diyorsun ama bu sözünü nasıl katlettiğini, ayaklar altına aldığını, seçim sonrası yazacağım!..

 

TÜRBANLIDAN, MUHALEFETE “TURBAN” DAYATMASI!..

 

Youtube kanalı “Sokak Kendisi” muhabiri genç kadın, türbanlı ve tesettür giyimli kıza mikrofonu uzatıyor, ülke konusunda ne düşündüğünü, oyununu kime vereceğini soruyor.

Türbanlı, tesettürlü “Memnun değilim. İlk defa oy kullanacağım. Muhalefete oy vermeyi düşünüyorum ama muhalefet, bana, iktidarlarında, başörtüme dokunmayacağının sözünü vermeli ve bu sözünün arkasında duracağına beni inandırmalı” diye konuşuyor.

Koşula, koşul adı altında “dayatma”ya bakar mısınız?!

Bi kere…

Bana göre, özde bu sözler, bu düşünce o türbanlı, tesettürlünün değil!

Ona da şırıngalanmış, ezberletilmiş, dayatılmış!

Seçim ortamına girildi ya, “türban mağduriyeti”, “siyasi propaganda” amaçlı kullanıma sokuldu!

 

İlkinde “yedirdiler”, başarılı oldular, siyasi çıkar elde ettiler; bu kez umdukları bulamayacaklar.

Çünkü…

Aydın, çağdaş, Atatürkçü Türk halkı kanmayacak/yemeyecek, duyarlı davranacak, tepkisini koyacak, “Haydi yallah” diyecek, yollayacak!

“Türban mağduriyeti”nden nemalanan “siyasi cambazlar” o kadar korkak, o kadar ödlekler ki, türbana “Türban” demiyorlar/dedirtmiyorlar, “başörtüsü” diyorlar/dedirtiyorlar!

 

Sözde bunlar karşıtı kimi muhalifler de, aynı ağızla konuşmazlar mı, “Türban” diyeceklerine “Başörtüsü” demezler mi!

İşte buna üzülür, yanarım!

Emperyalist işbirlikçilerinin çarkına neden su akıtırlar?!

Bunların da, onlardan ayırtları (farkları) olmadığını yazdığımda, yergiler alıyorum.

Alayım, sorun değil.

Önemli olan, içe sızmışları işaretlemek, o sızmaların ipliklerini pazara çıkarmak, sonrasında da içten kazıyıp atmak!

Yanlış mıyım?..

 

NE YÜCE DÜŞÜNC, ÖĞRETİ!

 

Eşim Nevriye Hanım gene bana bir yazı konusu kazandırdı.

Yazmadan, sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.

 

O sabah (29 Temmuz 2022 Cuma) elinde, Saatli Maarif Takvimi’nden iki yaprak vardı.

Anladım ki, bana okuyacaktı.

(Belirtmeliyim:

Eline, okunacak ne geçse, okur; süzgecinden geçirdiklerinden bazılarını benimle paylaşır.)

O sabah aynısını yaptı.

27 Temmuz 2022 Çarşamba ve 28 Temmuz 2022 Perşembe günlü Saatli Maarif Takvimi yapraklarının arkasındaki “Etkileyici hikayeler” başlığı altında yer alan, yazarının ad ve soyadı olmayan yazıyı okudu:

// Benim zamanımda kol saati çok önemliydi; öyle herkesin olmazdı.

Arkadaşlardan birisine babası kol saati almış. Tam hayalimdeki gibi. Koluma takmış, okula geldi. Çıkardı hepimize gösterdi, sonra sırasına koydu. Çocukluk işte, benim asla böyle bir saatim olmayacaktı. Saati çaldım, cebime koydum. Arkadaşım saatin çalındığını anladı. Durumu öğretmenimize anlattı. Öğretmenimiz “Saati kim aldıysa sahibine versin” dedi. Pişman olmuştum. “Ben aldım” diyemedim. Bu sefer öğretmen farklı yöntem denedi. Hepimizi tahtaya dizdi ve gözlerimizi kapattırdı. Bu benim hayatımın en utanç verici sahnesiydi. Ceplerimizi teker teker arayarak saati buldu ve sahibine verdi. Hepimiz gözlerimizi açtık, öğretmen bana hiç bakmadan derse devam etti. Yıllar geçti, ben de öğretmen oldum ve öğretmenim ile karşılaştım. Kendisine o günü hatırlattım; “Hocam o gün saati çaldığım halde tek bir kelime etmediniz, yüzüme bakmadınız, beni incitmediniz. Neden?” bana hayatım boyunca unutamayacağım şu cevabı verdi; “Siz gözlerinizi kapattığınızda ben de gözlerimi kapattım.” //

 

Öğretmenin yanıtı –yazıdaki son tümce- beni öyle bir etkiledi ki!

Kendimi tutamadım duygulandım, ağladım.

Ne yüce bir düşünce!

Ne yüce bir anlayış!

Ne yüce bir eylem!

Ne yüce bir yanıt!

Ne yüce bir öğreti!

Günümüzle karşılaştırdım.

Hüzünlendim!

Halkım ve halklar hüzünlü, mutsuzsa, ben de hüzünlü, mutsuzum, mutlu, şen şakrak olamam!

Azıcık, insan ve insanlık için düşünsek, uğraş versek vb kıyamet mi kopa?!

Kahrolsun, insan ve insanlık düşmanı lanet emperyalizm ve emperyalistler, o lanet emperyalistlerin lanet yerel işbirlikçileri!..