Monthly Archives :

Ekim 2021

“29 EKİM 1923! TÜRKİYE’MİZİN DOĞUM GÜNÜ! 98’İNCİ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN!”

150 150 bakikarakol

Önceki gün İstanbul Küçükçekmece’de, adını vermeyeceğim mahallenin İlk Öğretim Okulu’nun yakınından geçiyordum.

Mikrofondan gelen seslerden, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 98’inci yıl kutlamasının provasının yapıldığını anladım.

Sesinden 8-9 yaşlarında olabileceğini öngördüğüm kız çocuğunun, çok güzel bir Türkçe ve her sözcükteki harflerin anlaşılır bir dille yaptığı sunum, sunumdaki üç tümce, usumu (aklımı) başımdan aldı gitti:

“29 Ekim 1923! Türkiye’mizin doğum günü! 98’inci yıldönümü kutlu olsun!”

Adım atamadım.

Başımı, sesin geldiği solumdaki okuldan yana çevirdim.

Dakikalarca alkışladım!

Belki gören “Deli mi? Ne yapıyor öyle?” diyecekti.

Belki de gören oldu, dedi.

Umurumda değildi.

Torunum yaşlarındaki kız çocuğu, o çok güzel sözü ne kadar içten/yürekten, ne kadar tane tane, ne kadar vurgulu sesle söylemişti!

Duygulandığım.

Gözlerimin nemlendiğini belirtmesem olmaz.

Umudumun katlandığını da…

Koşa koşa okula gidip, sunumu yapan kızımızı bulup kucaklamak, alnından öpmek, ona bu metni yazan, okutan öğretmeni/öğretmenleri, okul müdürünü tek tek kutlamak istedim.

Ama…

“Yanlış anlaşılır, sıkıntıya neden olabilirim” düşüncesi ile gitmedim.

Adımlarımı atmaya başladığımda, o yavrunun güzel sesiyle gerçekleştirdiği sunumu kulaklarımda çınladı; “29 Ekim 1923! Türkiye’mizin doğum günü! 98’inci yıldönümü kutlu olsun!” tümceleri de dudaklarımdan döküldü.

Yaklaşık 4 kilometrelik yolu bu halle yürüdüm.

Eve varır varmaz, bugün yazmak için notumu aldım.

 

Bir gün öncesinden (28 Ekim 1923) “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diye gürleyen dünya lideri Kemal Atatürk, Cumhuriyet nedir?” diye soran köylü vatandaşa “Kimsesizlerin kimsesidir” dediği Cumhuriyet, derin karşıtları tarafından, çağdaş kurum ve kuruluşlarıyla birlikte hırpalansa da, 98’inci yılında bile göz kamaştırıcı çekiciliği ile varlığını koruyor.

Sevenleri, sahiplenenleri o kadar çok ki!

Varlığını bütün tazeliği, bütün içeriği ile koruyacak da!

Emperyalist işbirlikçisi derin karşıtlar, bu gerçeği çok iyi bilsinler!

 

Atatürk Türkiye’si Cumhuriyeti, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’un, “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde “Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın” dediği gibidir…

Öylesine kapsamlı, öylesine içerikli, öylesine kucaklayan, öylesine aydınlık yarınlara, çağlara varan!

Anlamak, anlatmak gerek!

Birinci vazifelerimizden biri de bu!

Yapacağız, başaracağız!

Çağdaş yarınlar için, yapmaya, başarmaya mahkumuz!

 

Bölgesindeki ve uzaklardaki ülkelere örnek olmuş “kimsesizlerin kimsesidemokratik, laik Cumhuriyet’imizin 98’inci yıldönümü halkıma, halklara kutlu olsun!

Böyle bir Cumhuriyeti bırakan, başta dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzü, O’nun sivil ve asker arkadaşlarını rahmetle, saygıyla anıyorum.

Cennet mekanlarında ışıklar içinde uyusunlar…

 

Ayrıca…

Yarın (30 Ekim 2021), sevdalısı olduğum Kars’ımın kurtuluşunun 101’inci (30 Ekim 1920) yıldönümü

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANI PAYLAŞMAMALIYDI, ALİYEV SÖYLEMEMELİYDİ, ÇOK MAAŞLILAR YASA ÖNERİSİ RET EDİLMEMELİYDİ!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, Azerbaycan dönüşünde, uçakta, beraberindeki gazetecilere açıklamalarda bulunmuş, ardından onların sorularını yanıtlamış.

Sorulardan biri; Salı (26 Ekim 2021) günkü Kamutay (TBMM) Genel Kurulu’nda, Cumhurbaşkanlığının, Irak-Suriye tezkeresiyle ilgili partisi adına konuşan İstanbul CHP Milletvekili, Emekli Büyükelçi (Azerbaycan, Irak ve Birleşik Krallık) Ahmet Ünal Çeviköz ile ilgiliydi.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının yanıtı şu oluyor:

“Bunlardan biri de geçmişte Bakü’de büyükelçi olarak görev yapmıştı, şimdi CHP’de güya siyaset yapıyor. İlham Bey’le konuşurken o bile ‘Ben bu adamı bir daha bu kapıdan içeri sokmam’ dedi. Çünkü Azerbaycan’a da ihanet etti. Sen önce bir defa büyükelçilik yaptığın ülkenin siyasetine saygılı olmayı öğren. Bunu öğrenmedi ki bu adam. Şu anda da rastgele işte nasıl olduysa siyaset yapıyor. Biz bu tür siyasetçileri cepten çıkarıyoruz. Bunların siyaseti öğrenmeleri için daha çok fırın ekmek yemeleri lazım. Bunlar büyükelçilik yapmış, siyasetçilik değil. Siyasetçilik başka bir şey, büyükelçilik başka bir şey.” https://www.gercekgundem.com/siyaset/309071/erdogan-bahceli-secim-baraji-icin-yuzde-7-teklifimi-aynen-kabul-etti-siz-nasil-uygun-goruyorsaniz-kabul-dediler

İki Cumhurbaşkanı arasında geçen, bu içerikte konuşmaların dışa vurulması doğru mu?

Bence değil.

2001-2004 yıllarında Azerbaycan’ının Başkenti Bakü’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Ünal Çeviköz’ü, o yıllarda Başbakanı olan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına 17 yıl aradan sonra “Ben bu adamı bir daha bu kapıdan içeri sokmam” tümcesiyle bir anlamda şikayet etmesi Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yakışmadı!

Kardeş Azerbaycan halkının pek hoşnut olmadığı İlham Aliyev bu tümcesiyle…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı da aralarında geçen konuşmayı siyasi amaçla basın mensuplarına aktarmasıyla…

Dış ülkeler yönetimlerinin, siyasilerinin, Dışişleri Bakanlıklarının ve diplomatlarının değerlendirmeye alacakları öngörüsündeyim.

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı dün de partisinin grubunda konuştu.

Hedefinde, önceki günkü tezkereye, “Hayır” diyen CHP, CHP Genel Başkanı vardı.

Çok ağır sözler etti.

Sözleri çok ağır olsa da, “Siyasi söylemdir” dedim, geçtim.

Ama…

Şu sözü yaralayıcıydı:

“Kendilerine ‘Mustafa Kemal’in askerleri’ diyenlerin, onlara ‘Mustafa Kemal’in itleri’ diyerek hakaret edenlerin dümen suyuna girdiğini görmek bizim bile ağırımıza gidiyor.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/131150/-ulkemizi-her-karis-topragi-ile-gelistirecek-milletimizin-her-bir-ferdinin-refahini-artiracak-projeleri-hayata-gecirmeye-devam-edecegiz-

 

Hangi it dediyse, itlik etmiştir!

Hangi itler diyorsa, itlik ediyorlar!

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının keşke bu sözü etmeseydi!

 

Böyle çirkin bir sözü, anca ve anca, dünya lideri Kemal Atatürk’ün ve O’nun demokratik, laik Cumhuriyet’ine, ülkesine, devletine düşman olanlar eder!

 

Ve…

Dün sabah saatlerinde www.sozcu.com.tr’de Kamu görevlilerinin birden fazla maaş almasının engellenmesini öngören kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile reddedildi.

Teklifi hazırlayan CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, “Milyonlarca vatandaşımız işsizlikle boğuşurken ve milyonlarcası da asgari ücretle geçinmeye çalışırken Cumhur İttifakı birden çok maaşa evet dedi! Yazıklar olsun” diyerek tepkisini dile getirdi. spotlu, ‘Birden fazla maaş alan bürokratlar engellensin’ teklifi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/birden-fazla-maas-alan-burokratlar-engellensin-teklifi-akp-ve-mhp-oylariyla-reddedildi-6731309/ başlıklı haberi okuyunca, işsizler, aç insanlar gözümün önüne geldi!

İçim yandı!

Nereden nereye!..

“TEZKERENİN OYLMAMA YÖNTEMİ ANAYASA’YA AYKIRI VE OYLAMA GEÇERSİZ”!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min yönetimi dünkü Kamutay (TBMM) Genel Kurulu’nda partisi AKP grubu adına konuşan Sivas AKP Milletvekili İsmet Yılmaz’ın “Türkiye’nin millî güvenliğine yönelik her türlü eylemlere, terör tehdidi ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak; Irak ve Suriye’deki terör örgütlerinden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek; kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı gereken tedbirleri almak; Türkiye’nin hak ve menfaatlerini etkin bir şekilde korumak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olarak yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak?BirlesimSiraNo=23634&BaslangicSayfa=29&BitisSayfa=29&Tur=H

Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması için 7/10/2020 tarihli ve 1266 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile 30/10/2021 tarihine kadar uzatılan izin süresinin 30/10/2021 tarihinden itibaren Anayasa’mızın 92’nci maddesi uyarınca iki yıl uzatılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi” https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak?BirlesimSiraNo=23634&BaslangicSayfa=30&BitisSayfa=30&Tur=H sözcükleriyle tanımladığı tezkereye “Hayır” kararı aldı ve uyguladı.

Çok doğru bir karar.

Kutlarım.

(Yazımın bitiminde, dün Kamutay Genel Kurulu’nda şahsı adına söz alan Manisa CHP Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel “Neden Hayır Kararı aldıkları”nı anlatan konuşmasını bilginize sunuyorum.)

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANI “SİYASİ PROPAGANDA OPERASYONU”NU ÇOK İYİ BİLİYOR!.. https://bakikarakol.com/akp-genel-baskani-cumhurbaskani-siyasi-propaganda-operasyonunu-cok-iyi-biliyor/ başlıklı dünkü yazımda “Oylamada Cumhur İttifakı ortağı AKP, MHP, BBP “Evet” diyecek; İyi Parti de koşullu “Evet” diyecek; CHP ise dünkü toplantısında kararını belirleyecekti” demiş, eklemiştim:

CHP yönetimi, yukarı bıyık, aşağı sakal arasında!

Ürkek siyasa!

(Ayrıntıya girmeyeceğim.)

Ürkek siyasayla nereye ve ne zamana kadar?!

CHP yönetimi, alacağı kararı halka anlatamamaktan kendini kurtarmayı, başarmalı.”

CHP yönetimi, tezkereye Hayır kararı almak ve uygulamakla doğru iş yapmanın yanında, ürkek siyasaya nokta koyduğunu kanıtladı ve Hayır Kararını halka anlatabileceğinin işaretini verdi.

 

Cumhur İttifakı’nın ortakları (AKP, MHP, BBP), Hayır Kararı ve oyundan ötürü CHP’yi, CHP yönetimini, “PKK terör örgütünün siyasi yapılanması” diye tanımladığı HDP ile ilişkilendirecekler, gerçeklerle örtüşmeyecek sözlerle vuracaklar.

Hiç dert değil.

 

CHP yönetiminin ürkek siyasadan sıyrılması çok önemli gelişmedir ve ülke için, halk için yararlı olacak.  

 

Gene Cumhur İttifakı’nın ortakları, CHP’nin başı çektiği “Mille İttifakı” ortaklarından İyi Parti’nin dünkü oylamada koşullu Evet demesinden ötürü, Millet İttifakı’nın çöktüğünü dillerine dolayacaklar ama kısa sürede böyle bir şeyin olmadığı/olmayacağı görülecek.

 

AKP’li İsmet Yılmaz, “Bazı milletvekillerimiz tezkere süresinin iki yıl olarak istenmesine itiraz etmektedirler. Sürenin iki yıla çıkarılmasının ardında başka nedenler aranması gereksizdir. Sürenin iki yıllık istenmesinin amacı Suriye ve Irak’taki mücadelenin devamlılığı gereği olup aynı zamanda kararlılığımızın göstergesidir. Ayrıca, bu tezkereyle bir yetki, bir izin verilmektedir; siz isterseniz Meclisin verdiği bu yetkiyi kullanmazsınız, kaldı ki benden önceki bir hatip de Afganistan’a verilen uzun sürelin iznin kullanılmadığını da ifade etti. Demek ki Meclisin verdiği emir, talimat değil bir yetki iznidir; isteyen hükûmet kullanır, isteyen kullanmaz” https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak?BirlesimSiraNo=23634&BaslangicSayfa=30&BitisSayfa=30&Tur=H sözleriyle inandırıcı olamamıştır.

 

Yılmaz’ın “Tezkerenin amaçlarına matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması hükmü de var. Bu hüküm 2014’ten bu yana Irak-Suriye tezkerelerinde var yeni bir şey değil” sözlerine, şahsı adına söz alan Manisa CHP Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in konuşmasında değinmemesi dikkatimi çekti.

 

19, 20 ve 21’inci Dönem Ankara DSP Milletvekili, 20’inci Dönem’de  Kamutay Başkan Vekili, gazeteci kökenli Uluç Gürkan’ın, Tele 1 TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a anlattıkları gerçekten çok dikkat çekici!

Özetle şöyle:

Tezkere oylaması önemli bir oylamadır; oturumu yöneten Kamutay Başkan Vekili, el kaldırma yöntemine gitmemeliydi.

Anayasa’ya aykırı oylama yapılmıştır ve oylama geçerli değildir.

Bu uygulamayla tezkerenin kaç oyla kabul edildiğini bilmek olanaksız.

Kaldı ki, dünkü oylamada, ne Evet, ne de Hayır için kalkan eller sayılmadı; oturumu yöneten Başkan Vekili İstanbul MHP Milletvekili Celal Adan göz kararıyla “Kabul edilmiştir” dedi.

 

CHP Grup Başkanvekilleri oylamanın Anayasa’ya uygun olmadığına itiraz etmediler ve geçerli sayılamayacağı üzerinde durmadılar.

 

Anayasa’ya aykırı yapılan bu oylama CHP yönetimi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülür mü?

Anayasa Mahkemesi’nden nasıl bir karar çıkar bilemem ama “Götürülmeli” diye düşünüyorum.

 

Önceki gün AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı ile apar topar görüşen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dünkü grup konuşmasında “Anayasa Mahkemesi öyle bir hale gelmiştir ki, nerede bir hain, nerede Türkiye’nin kuyusunu kazmak için faal halde bulunan bir çapulcu varsa onlarla yan yanadır.

Terörist Demirtaş’ın yanında duran bu mahkemedir.

Sorosçu fitnenin yanında konuşlanan bu mahkemedir.

Daha geçtiğimiz günlerde Diyarbakır eski belediye başkanı, bölücülüğün atar damarı Osman Baydemir ile ilgili hak ihlali kararı veren, dahası 30 bin lira da tazminat ödenmesine hükmeden bu mahkemedir.

Anayasa Mahkemesi kapanmasın da hak ve hukukun itibarı mı kaybolsun?

Anayasa Mahkemesi kapanmasın da terörle mücadeleye sünger mi çekilsin?”

http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4900/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_gunu_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_26.html sözlerini, oylamanın,  Anayasa Mahkemesi’ne götürülebileceği olasılığı üzerine mi etti?

Bilmiyorum.

Gazeteci refleksi ile böyle düşünüyorum.

 

Oylamada AKP, MHP, BBP, Memleket Partisi, Zafer PartisiKabul”; CHP, HDP, TİPHayır”; DEVA PartisiÇekimser” yönünde el kaldırdı.

N o k t a . . .

 

MANİSA CHP MİLLETVEKİLİ VE CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ ÖZGÜR ÖZEL’İN KONUŞMASI

 

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Anayasa’nın 92’nci maddesine dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinden silahlı kuvvet kullanmasına ilişkin bir tezkeresi var, bu tezkereyi görüşüyoruz.

Biz bu tezkerenin bütününe Anayasa’ya aykırılık yönünden, süre yönünden, talep edilen yetkinin belirsizliği ve orantısızlığı yönünden, gereklilik ve yerindelik yönünden itiraz ediyoruz. Bu itirazlarımızı gerekçelendirecek olursak tezkere bundan önceki hükûmetlerin yapmadığı, ihtiyaç duymadığı şekilde kalitesiz yasama anlayışında çokça kullandığınız torba yasanın bir benzeri torba tezkere niteliğindedir. Bir an için Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün tez ve taleplerinin doğru, yerinde ve haklı olduğunu düşünecek bile olsak bu tezkerenin 4’e bölünmesi gerekir; Kuzey Irak için bir tezkereye, Kuzey Suriye için bir tezkereye, İdlib’deki misyon için bir tezkereye ve yabancı askerlerin Türkiye’de bulundurulması için ayrı bir tezkereye ihtiyaç vardır. Kaldı ki siz böyle bir tezkereyle birden fazla ülkeye, birden fazla bölgeye… “Süresi altı aydı bir yıl oldu, iki yıla çıkardık.” derseniz, şu önermeye hanginiz doğru diyebilir: İktidara gelinir, Meclise tezkere yollanır, dünyadaki 210 ülkeye beş yıl süreyle savaş açma ve askerlerini bulundurma yetkisi… Anayasa bu yetkiyi münhasıran ve doğru tarif ederek bu Meclise veriyorsa, Anayasa’yı değiştirmek için en az 360 milletvekiliyle halka teklif ya da 400 vekilin oyu gerekiyorsa siz salt çoğunlukla bu yetkiyi sayısı sizin belirlediğiniz ve süresini sizin belirlediğiniz bir şekilde yürütmeye nasıl devredersiniz? Anayasa değişikliği hükmünde tezkere de olmaz, kanun da olmaz. Böyle bir şeyi yapacaksanız dönerler burada Anayasa’yı değiştirecek çoğunlukta bir iradeyi ararlar. Öncelikle bu tutarsızlığınızı milletimize ifade edelim.

Devamında, süre yönünden niçin iki yıl? Niçin sorusunun cevabını arıyoruz ama usulen de burada bir eksiklik var. Böyle bir değişikliğe gidiyorsanız, siz bir demokrasi Parlamentosuysanız ve Dışişleri Bakanınız varsa, bu Dışişleri Bakanınızın hiç değilse Parlamentoda grubu bulunan partilerden, Parlamentoda milletvekili olan partilerin Genel Başkanlarından bir randevu isteyip bu talebin gerekliliğini ifade etmesi gerekmez mi? Konuşmalarda ne Sayın Bakanın ne de yürütmenin başının bu konuda herhangi bir ifadesini görmedik; düpedüz nezaketsizliktir. Yalnız, bu iki yıllık sürenin, seçimler gününde yapılsa bile, seçimlerden sonraki dört ayı da kapsıyor olmasının Anayasa’ya aykırılık ve gelecek Meclisin iradesine ipotek açısından tartışmalı olduğunu ifade ederiz. Ayrıca, iktidarda olmadığınız bir dönem için yerimize niye yetki talep ettiğini de anlamış değiliz. Şimdi, Sayın Bakanın konuşmasında da izleri vardı, bu tezkereye niçin “hayır” denmemesi gerektiği söyleniyor. Zaten Adalet ve Kalkınma Partisini yöneten trol aklı “Bu tezkereye ‘hayır’ demek hainliktir, askerin arkasında durmamaktır.” gibi tuhaf söylemleri sosyal medyaya, liderlerin “prompter”larına ya da bu kürsüye taşıyabiliyor.

Peki, çok değerli milletvekilleri, partiniz hep iktidarda sanıyorsunuz; partiniz hep iktidarda olmayacak ama hep iktidarda da değildiniz. Partinizin 3 Kasım 2002 günü sonlanan bir yılın biraz üzerinde bir muhalefet partisi deneyimi var. O muhalefet partisi 10 Ekim 2001’de Afganistan’a asker yollarken “hayır” oyu kullandı, hep beraber ve sözcünüz burada çıktı “Kapsamı, sınırı, zamanı, süresi belirsiz böyle bir yetkiyi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesini doğru bulmuyoruz.” dedi, ret oyu kullandınız; size “hain” diyen yoktu. Ayrıca, Kuzey Irak’ta ne yaptınız? 25 Aralık 2001 ve 18 Haziran 2001’de Kuzey Irak tezkereleri geldi. O zaman altı ay istiyordu koalisyon hükûmeti, sözcüleriniz çıktılar ve dediler ki: “Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine özen gösterilmiyor. Önümüzdeki dönem bu yetki bu bölgeye kan ve gözyaşı getirir. Türkiye’nin bu bölgenin zararına gelişecek gelişmeler olabilir. Parti grubumuz ve partimiz kuzeyden keşif harekâtının uzatılmasından rahatsızdır.” Ret verdiniz Sayın Bakan, hep beraber. Muhalefetteyken Kuzey Irak tezkeresine ret verenlerin, Afganistan’a ret verenlerin bugün çıkıp tezkereye ret verenin millîliğini sorgulayacak hakkı da yoktur, haddi de yoktur. Gelelim gereklilik noktasına; Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de bir taraftaki, her iki taraftaki terör örgütlerine atıf var. Beyler, bayanlar; Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesi net; bir ülkeye sınır ötesinden bir örgüt, bir terör örgütü ya da diğer ülkeye saldırıda bulunursa buna meşru müdafaa hakkı ve saldırının kaynağına kadar sıcak takip hakkı vardır. Sayın Bostancı hatırlayacaktır, Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidarının ilk altı yılında bazı anayasacılar, bazı hukukçular, bazı siyasetçiler “Ya, bu Kuzey Irak operasyonları için tezkere lazım.” dediğinde ısrarla “Hayır, terör örgütüne sıcak takip ve https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak?BirlesimSiraNo=23634&BaslangicSayfa=34&BitisSayfa=34&Tur=H meşru müdafaa hakkı Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesinden gelir, gerek yok.” dediniz; tutanaklar onlarca beyanınızla dolu. Demek ki neymiş? Bu tezkerenin derdi terörle mücadele değilmiş; yoksa IŞİD’i, PKK’yı, saydığınız terör örgütlerini sıcak takipte meşru müdafaa hakkını da kullanırmışsınız, kimse de bir şey demezmiş. Peki, bu tezkere neymiş? İdlib misyonunu karşılayan bir tezkere mi? Bakarsanız, İdlib’de yapmaya çalıştığınız işlerin bir bütünü, zaten meşru bir devlet karşınızdaysa savaş sebebi sayılır. İdlib’e savaş açmak için, İdlib’deki misyonu tamamlamak, orada hastaneler kurmak, inşaatlar yapmak, doğrudan egemenlik kullanmak için bir yetki talep ediyor musunuz? O da tezkerenin içinde yok.

Ne var tezkerenin içinde? Türkiye’de yabancı askerlerin bulunması. Vallahi, bu torbanın etrafındaki göstermelik terörle mücadele yaklaşımları falan milleti kandırmaya çalışır başaramaz da bu madde size karşı arkadaşlar. Bu madde, 1 Martta Amerikan askeri Irak’a gitmesin diye Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve Genel Başkanının bir saatlik konuşmasıyla, 99 AK PARTİ milletvekilini ikna etmesiyle, Coni’nin postalını Türkiye topraklarına değirmediğimize kızan Recep Tayyip Erdoğan’ın size aldığı tedbirdir, size aldığı tedbirdir, bize değil. O yüzden herkes ne konuştuğunu, ne savunacağını düşünecek. Partisinde tek adam olabilir, yürütmede tek adam olabilir, bunun verdiği güçle gözü bir başka şekilde dönmüş bakıyor olabilir ama kimse Suriye’deki evlatlarımızı bir felakete sürüklemek, maceracı dış politika yapmak, yaklaşmakta olan seçimde savaş ilanıyla belki seçimleri biraz daha öteye atmak için iç politikaya yönelik bu hedeflerle tasarlanmış bu oyunda arkanıza dizilecek, size meşruiyet kazandıracak durumda değiliz. Sesi olan, gücü olan, kendine güvenen, çıkacak, gelecek buraya. İdlib’de 34 evladımız şehit edildiğinde altı saat susup açıklamayı Hatay Valisine yaptıranlar, iki gün susup “İlk ne diyecek.” denildiğinde Trump’la arasındaki hikâyenin komikliklerinden bahsedenler, 34 evladımızı kimin vurduğunu çıkıp da… Cumhuriyetin kuruluşundan beri, Kurtuluş Savaşı’ndan beri bir seferde verdiğimiz en fazla şehitte “Bunu şunlar vurdu, Türkiye de böyle cevap verdi, böyle hesap sordu.” diyeceğiniz yerde olağan şüphelinin kapısında oturup da iki dakikalık sayacın Rus televizyonundaki yayınına susanların bize millîlik dersi verecek ne hakkı vardır ne haddi vardır!

Genel Başkanımız, grubumuz, hepimiz, kendimiz, evladımız; kuramızı çekeriz, askere gideriz, görevimizi yaparız ama evlatlarını, çocuklarını askere yollamak yerine bedelli askerlikleri, çürük raporlarını tercih edip başkasının evladının şehadeti üzerinden siyaset kuranlara Cumhuriyet Halk Partisinin cevabı “hayır”dır, “hayır” olacaktır. Son sözüm Sayın Başkan, tezkerenin Anayasa’ya usuli ve esasi aykırılıklarından, süresinden, istenen yetkinin genişliğinden, yetki isteyenin yetersiz, dengesiz ve beceriksiz dış politikasından, terörle mücadele için ihtiyaç duyulmadığı hâlde buna millî duygu istismarı katanlara itirazdan ve kuvvetler ayrılığını ayaklar altına almış bir iktidarın emrine bize milletin emanet ettiği bu yetkiyi vermeyeceğimiz için hayır diyoruz, hayır diyoruz, hayır diyoruz. https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak?BirlesimSiraNo=23634&BaslangicSayfa=35&BitisSayfa=35&Tur=H

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANI “SİYASİ PROPAGANDA OPERASYONU”NU ÇOK İYİ BİLİYOR!..

150 150 bakikarakol

Dün, Halk TV’de yayınlanan Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi programının konuğu, Ali Babacan’ın Genel Başkanı olduğu Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin Kurucular Kurulu Üyesi, asker kökenli Metin Gürcan’dı.

10 Büyükelçi’nin ortak “Osman Kavala açıklamaları”nı, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının Büyükelçileriİstenmeyen adam’ ilan edilmesine ilişkin sözlerini yorumluyorlardı; başkanlığında toplanacak “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Toplantısı” sonrası AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının yapacağı konuşmaya dikkat çekiyorlardı.

Çünkü toplantıda, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanını, Büyükelçilerle ilgili kararında iknaya çalışılacağı Ankara kulislerinde konuşulduğunu irdeliyorlardı.

 

Bu arada…

Ayşenur Arslan, “Kabine toplantısı” dedi, Metin GürcanCumhurbaşkanlığı Hükümet Toplantısı” diye tanımladı.

 

Tam bu sırada, Cumhur İttifakı ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın küçük ama özgül ağırlıklı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Saray’da, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı ile görüşeceği bilgisi rejiden Arslan’ın kulağına geldi.

Arslan da, konuğu Gürcan ve seyircileriyle paylaştı.

 

Metin Gürcan “Asıl Kabine Toplantısı bu” diyerek, iki ortağın bir araya gelmesine işaret etti.

 

Gürcan, Kamutay Genel Kurulu’nda bugün Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da 2 yıl süreyle daha asker bulundurmayla ilgili “Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi”nin görüşüleceğini anımsattı, “Bir yıldı, 2 yıla neden ihtiyaç dudular?” diye sordu.

 

Oylamada Cumhur İttifakı ortağı AKP, MHP, BBPEvet” diyecek; İyi Parti de koşulluEvet” diyecek; CHP ise dünkü toplantısında kararını belirleyecekti.

CHP yönetimi, yukarı bıyık, aşağı sakal arasında!

Ürkek siyasa!

(Ayrıntıya girmeyeceğim.)

Ürkek siyasaya nereye ve ne zamana kadar?!

CHP yönetimi, alacağı kararı halka anlatamamaktan kendini kurtarmayı, başarmalı.

HDP’nin kararı ret.

 

Ben de, 2 yıl süreli tezkerenin kabul edilmemesi yanlısıyım.    

 

Bahçeli ile AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı ne görüştüler?

Görüşme istemi kimden geldi?

Belli değil.

Bahçeli bugün grup toplantısı yapar, orada konuşursa, ipuçları yakalayabiliriz.

 

Derken…

Osman Kavala’nın serbest bırakılması konusunda ortak açıklama yapan 10 Büyükelçiden biri Amerika’nın Ankara Büyükelçisiydi.

Büyükelçilik Twitter hesabından paylaşımda bulundu, “ABD, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine riayet etmeyi teyit eder”  https://www.youtube.com/watch?v=xSavkKPuDzw dedi.

(Bazı yorumcular, İngilizceden Türkçeye çeviride küçük bir ayırt olduğunu savladılar: “ABD, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine riayet etmeyi sürdürür.”)

 

Bu tivit üzerine Cumhurbaşkanlığından, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının olumlu yaklaştığı açıklandı.

 

Ardından…

Kalan diğer 9 Büyükelçilikler de Twitter hesaplarından aynı tümceyi “ABD, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine riayet etmeyi teyit eder”  paylaştılar.

 

İktidar yanlısı gazetelerin internet siteleri, internet gazeteleri, televizyon kanalları, radyolar “10 Büyükelçi geri adım attı”, “10 Büyükelçi özür diledi” başlıklarını attılar, bu başlıklarda haberler yaptılar.

 

Sonra…

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Toplantısı” bitiminde AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı konuştu.

Konuyla ilgili söyledikleri özetle şöyleydi:

“Dünyada nice acılar yaşanır, zulümler yapılır, adaletsizlikler sergilenirken Türkiye’yi dillerine dolayanların amaçlarının hak, hukuk takibi olduğuna kimse bizi inandıramaz. Bağımsız ve tarafsız yargımız ile yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimizdir.

Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır işte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür. Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesi ne yani ülkelerin kanunlarına ve nizamlara uygulayacağı, içişlerine karıştırılmayacağı taahhüdüne bağlılıklarını ifade eden bu büyükelçilerin artık Türkiye’nin egemenlik hakları konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz.

Ülkemizin bağımsızlığına ve milletimizin hassasiyetlerine saygı duymayan hiç kimsenin sıfatı ne olursa olsun bu ülkede barınamayacağını da ayrıca ifade etmek istiyorum.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/131109/-bizim-niyetimiz-asla-kriz-cikarmak-degil-ulkemizin-cikarlarini-ve-egemenlik-haklarini-korumaktir-

 

Bu olayından şunu çıkardım:

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, iç siyasaya yönelik “siyasi propaganda operasyonu”nu çok iyi biliyor!..

NE DERSİNİZ, YANLIŞ MI OKUDUM, DOĞRU MU?!.

150 150 bakikarakol

1 Kasım 2017 tarihinde tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne konulan, berat etmesine karşın hala tutukluluğu süren iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması için, 10 ülkenin Ankara Büyükelçileri, 18 Ekim 2021 Pazartesi gecesi –duruşma öncesiaçıklama yaptılar.

Açıklamalarında “Osman Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden dört yıl geçti. Davanın, farklı dosyaların birleştirilmesi ve beraat kararından sonra yeni davaların yaratılması yoluyla sürekli geciktirilmesi, Türk yargı sisteminde demokrasiye saygıyı, hukuk devleti ve şeffaflık ilkelerini gölgelemektedir. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Büyükelçilikleri olarak Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle ve milli kanunlarıyla uyumlu şekilde, bu davanın adil ve hızlı biçimde sonuçlandırılması gerektiği kanısındayız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu husustaki kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasının sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunuyoruz.” https://www.haberturk.com/osman-kavalanin-serbest-birakilmasi-cagrisi-yapan-10-ulkeye-tepki-3225659 diyen Büyükelçiler, ertesi gün (19 Ekim 2021 Salı) erken saatte Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldılar.

Dışişleri Bakanlığı aynı gün şu açıklamayı yaptı:

“Ülkemizde devam eden bir davayla ilgili olarak, diplomatik teamüllere aykırı bir şekilde dün akşam ortak bir açıklama yayımlayan Ankara’daki bir grup Büyükelçi bu sabah Dışişleri Bakanlığına çağrılmıştır. Bu ülkelerin Büyükelçileri/Maslahatgüzarlarına, sosyal medya üzerinden yapılan ve bağımsız yargı tarafından yürütülen hukuki bir süreçle ilgili bu hadsiz açıklamanın kabul edilemez olduğu, hukuki süreçlerin siyasallaştırılmasına ve Türk yargısına baskı yapmaya yeltenen bu açıklamanın reddedildiği, söz konusu açıklamanın Büyükelçilerin savunduğunu iddia ettikleri hukukun üstünlüğü, demokrasi ve yargı bağımsızlığına da aykırı olduğu iletilmiştir. Adı geçenlere, Anayasamızda da kayıtlı olduğu üzere, Türkiye’nin insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış ve Türk yargısının bu tür sorumsuz açıklamalardan etkilenmeyeceği hatırlatılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, bazı ülkelere yönelik verdiği ve yıllardır uygulanmayan kararlarını görmezden gelenlerin, sadece Türkiye ile ilgili davalara odaklanmalarının ve özellikle Kavala davasını sürekli ve ısrarla gündemde tutmaya çalışmalarının samimiyetsiz ve çifte standartlı bir yaklaşım olduğuna dikkat çekilmiş, Büyükelçiler/Maslahatgüzarlar Viyana Sözleşmesi kapsamında görevlerinin sorumlulukları içerisinde kalma konusunda uyarılmışlardır.” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/10-ulkenin-buyukelcisi-disisleri-bakanligina-geldi-1877908

 

 

Afrika gezisi dönüşünde, uçakta, beraberindeki gazetecilerin sorularından birine verdiği “AİHM bir karar almış. Bu Kavala denilen Soros artığıyla ilgili olarak Türkiye’yi adeta burada mahkum etmek istiyorlar. 10 tane büyükelçi bu açıklamayı niye yapar? Dışişleri Bakanımıza söyledim: ‘Bizim bunları ülkemizde ağırlamak gibi bir lüksümüz olamaz.’ Bu Soros artığını savunanlar, ‘Bunu nasıl bıraktırırız’ gayreti içindeler. Türkiye’ye böyle bir ders vermek haddinize mi sizin? Kimsiniz siz? Neymiş: Kavala’yı bırakın.” https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/10-buyukelciye-tepki-bunlari-ulkemizde-agirlamak-gibi-bir-luksumuz-olamaz-6720195/ biçimindeki yanıtı 21 Ekim 2021 Perşembe günü basınımızda yer alan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı önceki gün (23 Ekim 2021 Cumartesi) Eskişehir’de toplu açılış törenindeki konuşmasında şunları söyledi:

“Yatıyorlar, kalkıyor, Kavala, Kavala. ‘Kavala’ dediğin Soros’un Türkiye şubesi. 10 tane büyükelçi onun için Dışişleri Bakanlığına geliyor. Bu ne terbiyesizliktir? Siz burayı ne zannediyorsunuz? Burası Türkiye, Türkiye. Burası öyle zannettiğiniz gibi bir kabile devleti değil. Burası Türkiye, anlı şanlı Türkiye. Burada kalkıp Dışişleri Bakanlığı’na gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim. Ne yapması gerektiğini söyledim. ‘Bu 10 tane büyükelçi bunların bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz’ dedim. Zira bunlar, Türkiye’yi tanıyacaklar, anlayacaklar, bilecekler, bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/131087/-salgin-doneminde-yeniden-yapilanan-kuresel-uretim-ve-lojistik-sisteminde-ulkemizi-en-ust-seviyeye-cikartmayi-hedefliyoruz-

 

“Buraya kadarkileri yanlış mı okudum?!” diye kendi kendime sordum.

 

Burada, vurgulamak isterim:

Metin yazarları, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına gene yanlış söz ettiriyorlar!

Şöyle ki:

10 Büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı’na, baskın yaparcasına, kendiliklerinden gelmiyorlar, Dışişleri Bakanlığı’nın çağırması üzerine gidiyorlar.

(AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının diğer sözlerinin satır aralarına baktığımda, hemen “İstenmeyen adam ilan etmek” yok; 10 Büyükelçi, Türkiye’yi tanıdıklarını söylerlerse, yani açıklamalarından geri adım atar, özür dilerlerse terk etmeyecekler.

Ancak, 10 Büyükelçinin ülkelerinden gelen açıklamalar böyle bir gelişmenin olamayacağı içeriğindeydi.)

 

Eskişehir’deki aynı açılışta, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının ağzından çıkan “Neymiş? İktidar olurlarsa, dostlar alışverişte görsün, devletin uçaklarını satacaklarmış. Ya zaten sizin işiniz, gücünüz bu. Siz ülkeye bir şey kazandırmakla uğraşmıyorsunuz, bu devletin neyi var, neyi yok, bunları nasıl bir an önce elimizden satar, çıkarırız bununla uğraşıyorsunuz” sözlerini www.tccb.gov.tr‘den okuyunca, “Yanlış mı okudum?!” diye ikileme düştüm.

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı “Bir ara hâkimleri, polisleri, daha sonra öğretmenleri tehdit ettiler. Neler demediler memurlara, öğretmenlere hatırlayın, neler. Tehdit ettiler açıkça, niye? Sen kimsin de benim memurumu tehdit ediyorsun, sen kimsin de benim polisimi tehdit ediyorsun, sen kimsin de bu ülkede alnının akıyla gelip bir kariyer almış memuru tehdide yelteniyorsun. Ben de buradan milletimin memuruna sesleniyorum, sakın bu oyunlara gelmeyin. Siz memur olarak görevinizi yaptığınız sürece bunların hiçbirisi sizin kılınıza dokunamaz.”

https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/131079/-turk-ekonomisini-yatirim-uretim-ihracat-ve-istihdam-sutunlari-uzerinde-yukseltmek-icin-yurt-icinde-ve-yurt-disinda-gayret-gosteriyoruz- sözleri de, aynı gün Eskişehir’de, partisi AKP’nin Genişletilmiş İl Danışma Toplantısı’nda etti.

 

“Sen kimsin?” dediği, partisi AKP’den sonra Kamutay’da (TBMM’de) ikinci büyük ve iktidara en yakın siyasi partinin Genel Başkanı…

Ve…

“… benim memurum…”dan, “… milletin memuru…” geçiş!

Bunları da mı yanlış okudum?!

 

Partim CHP’min ne yazık ki başındaki “adı lazım değil”, Perşembe (21 Ekim 2021) günü, sevdalısı olduğum Kars’taydı.

Sevdalısı olduğum Karslıma konuştu.

Erken seçim çağrısı neden yaptığını anlatırken ettiği “Biz çağrıyı ‘Erdoğan gitsin’ diye yapmıyoruz. Biz çağrıyı ‘Milletin sırtına daha ağır yükler gelmesin’ diye, Erdoğan’ı kurtarmak için yapıyoruz” https://www.gazeteduvar.com.tr/kilicdaroglundan-erken-secim-yorumu-her-gecen-gun-bizim-lehimize-haber-1539196 sözleri 22 Ekim 2021 Cuma günü www.gazeteduvar.com.tr internet gazetesinden, başarılı gazeteci Nergis Demirkaya’nın kaleminden okuyunca “Yanlış mı okudum?” demekten kendimi alamadım!

 

Tamamı için…

Ne dersiniz?

Yanlış mı okudum, doğru mu?!.

A BENİM KURBAN OLDUĞUM HALKIM, NE OLURSUN AĞLAMA, AZICIK DÜŞÜN, AZICIK SORGULA, AZICIK SENİ KANDIRANLARI TANI!..

150 150 bakikarakol

Merkez Bankası’nın, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının istemi ile faiz indirimine gideceği bekleniyordu.

Dün gitti:

2 puan!

Yüzde 18’den, yüzde 16’ya indirdi!

Beklentinin çok çok üstündeydi!

Herkes şaşkındı!

Tahtakale’deki döviz büroların, döviz panolarını 15 dakika kapattı, işlem yapmadı; açılıp işleme başladığında Dolar 9 Lira 49 Kuruşu (yani 9 milyon 490 TL’yi), Euro 11 lira 50 Kuruşu (yani 11 milyon 50 TL’yi) gördü.

(Bu rakamlar, önümüzdeki saat ve günlerde çok daha yukarılara çıkacak!)

Kimi şaşkın ekonomistler, bunun adını “Arabanın devrilmesi” koydu!

 

Ekonomist değilim ama bu faiz indiriminin zamları nasıl da tetikleyeceğini düşündüğümde, yüzde 10-12 gibi bir devalüasyon yaşadığımızı öngördüm.

Gene…

Ekonomi ilgi alanım dışında olmasına karşın, Merkez Bankası’nın 23 Eylül 2021’den 28 gün sonra 2’inci kere faiz indirimi kararı, ülke gerçekleriyle hiç örtüşmüyor!

Bu nedenle…

Ekonomik değil, “Ben ekonomistim” diyen AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının siyasi kararlarıyla birebir örtüştüğü için “siyasi” bir karardır!

 

Saygın ekonomist Emin Çapa’nın “Dolar, Euro ve diğer yabancı paralar, hele de Dolar, değer kazandıkları için paramız değer yitirmiyor, TL’miz yabancı paralar karşında değer yitirdiği için dövizde artışlar oluyor” içeriğindeki saptaması, vurgusu içime mıh gibi saplanıyor!

 

Emperyalist ABD merkezli Bloomberg, haberinin başlığına “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” sözcükleri yerine, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının soyadını yazarak “Erdoğan Merkez Bankası” https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/bloombergden-dikkat-ceken-faiz-haberi-erdogan-merkez-bankasi-6720541/ sözcüklerini atması da içime mıh gibi saplandı!

 

Ve…

Akşam saatlerinde gelen “Uluslararası Mali Eylem Görev Gücü, Türkiye’yi, kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele konusunda yeterince çaba göstermeyen ülkelerin bulunduğu ‘gri liste’ye aldı” https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/turkiye-kara-para-aklama-ve-terorizmin-finansmani-ile-mucadele-konusunda-gri-listeye-alindi-6721097/ haberi de içime mıh gibi saplandı!

 

Aslında…

Ekonomide, iç-dış siyasada, ekinde (kültürde), ticarette vb…

Ülkenin rotası…

“ABD projesi” tanımlamalı AKP’nin siyasi yaşamımıza girip umut ve 3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde yüzde 34,3 oy alarak birinci parti olması, bu yüzdeliğe karşın 363 Milletvekili çıkarması, tek başına iktidara gelmesi…

12 Eylül 2010’da yapılan yargı bağımsızlığını alıp götüren –Yetmez ama Evet”çilerin çok çalıştıkları- halkoylamasının kabul edilmesi…

16 Nisan 2017’de ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin oylanması ve kabul edilmesi…

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri ile AKP Genel Başkanının Cumhurbaşkanı seçilmesi, partisi AKP’nin Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin desteği ile iktidarını sürdürmesi i ile

d e ğ i ş t i !

 

Gelinen nokta ortada!

 

Hepimiz sorumluyuz, hepimiz suçluyuz!

Anlayabildiklerimizi halka anlatamadık!

Anlayıp da anlatabildiklerimizi halkımızın bir kısmı anlamamakta inat etti!

Şimdi de…

Caddede, sokakta, çarşıda pazarda “İş yok. Nasıl geçineceğiz. Karakışı nasıl geçireceğiz. Her geçen gün kötüye gidiyoruz” deyip gözlerinden sicim gibi yaş döküyor!

 

Diyorum ki…

A benim kurban olduğum halkım, ağlama, sızlanma, yakarma, yardım dilenme!

Çare sende!

Güç sensin!

Azıcık düşün!

Azıcık sorgula!

Azıcık olup bitenleri gör, olup bitecekleri öngör!

Azıcık seni kandıranları, sana yalanlar söyleyenleri tanı!

Azıcık iradenin, oy’unun öneminin, etkisinin ayırtına (farkına) var!..

O zaman ülken özlediğin ülke olur, özgürce, sağlıklı, varlıklı, mutlu, sevgi, barış ve kardeşlik içinde yaşarsın!

Ne olursun bu yazdıklarımı not et!

Ve…

Ne olursun ağlama!..

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANINA “PUTİN’E O HARACI ÖDEMEYİ AKLINDAN GEÇİRME” DİYE SESLENEN AKŞENER’DEN BAHÇELİ’YE YANIT!..

150 150 bakikarakol

Partisinin dünkü grup konuşmasında “Sayın Erdoğan, Partili Cumhurbaşkanı olarak göreve geldiğinden bu yana, ülkemizin dış borcu, tam 2 trilyon lira arttı. 2018’de aldığı yetkiyle sefa süren de, milletimizin kendisine gösterdiği güveni boşa çıkartan da, bizzat Sayın Erdoğan’dır” tümcelerinin ardından “İşte o nedenle” deyip sözlerini “Vakit Türkiye Vakti diye, iş başına gelenlerin, artık bu milletin yakasından düşme vakti, geldi de çattı. Haydi Sayın Erdoğan, vakit tamam. Çırpınmanın, çamura yatmanın, alemi yok. Milletimizin bu gidişe daha fazla tahammülü kalmadı. Artık vakit hesap vakti. Artık vakit sandık vakti. Artık vakit seçim vakti” https://www.yenicaggazetesi.com.tr/iyi-parti-lideri-meral-aksener-5-maasli-danismanlar-gelinler-damatlar-ve-yegenler-sarayda-sefa-suruyor-481565h.htmt diye sürdüren İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bana, önceki gün partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Demokratik hükmün icra günü geldiğinde, yani sandık er meydanına çıktığında bunlar dünyanın kaç bucak olacağını Allah’ın izniyle görecekler, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklardır. Birbirlerine güvenmeyen bir ittifaka bu millet hiç güvenir mi? Birbirlerine çalım atmak için fırsat kollayan fikirsiz, hedefsiz, ruhsuz ve samimiyetsiz curcuna ittifakına Türkiye teslim edilir mi? Cumhur buna asla ‘Tamam’ demez. Millet, kökü dışarıda, özü yabancı başkentlerde olan CHP’sinden İP’ine, HDP’sinden diğerlerine kadar zilletin bütün ortaklarına demokrasiyle direnir, geldikleri gibi de yollamasını mutlaka bilir”

http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4898/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_19_Ekim_2.html sözlerini anımsattı.

Bahçeli, içinde yer aldıkları Cumhur İttifakı seçimden yenik çıkarsa, kazanan da Millet İttifakı olursa, iktidarı bırakmayacaklarını mı söylemek istiyor?!

“Demokrasiyle direnmek” ve “Geldikleri gibi yollamak” ne demek?!

Neyi, neleri vurguluyor?!

Yoksa, halkın kararına, iradesine karşı çıkacaklarını, direneceklerini, darbe yapacaklarını mı anlatmaya çalışıyor?!

 Akşener, bunları öngörmüş olacak ki, Sayın Erdoğan’ın uykularını da, fena hâlde kaçırdığımızı biliyoruz. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dilerim. Ama Sayın Erdoğan, hiç merak etmesin. Az kaldı, sandık ufukta göründü. Kendisini ilk seçimde emekli edip, çektiği bu çileye son vereceğiz. Bu vesileyle kendisine, şimdiden, emeklilik planlarını yapmaya başlamasını tavsiye ediyorum” sözlerinin bitiminde, sanki Bahçeli’ye yanıt niteliğinde şu sözleri etti:

“Elbette önümüzü kesmek isteyenler, karşımıza dikilenler olacak.

Buradan, onlara seslenmek istiyorum: Elinizden geleni ardınıza koymayın!

Ne yaparsanız yapın, durduramayacaksınız! Ne söylerseniz söyleyin, yolumuzdan saptıramayacaksınız! 4 değil, 40 yıl da uğraşsanız, bizimle baş edemeyeceksiniz! Ve size rağmen iktidara gelip size rağmen başaracağız! Ve o kutlu gün geldiğinde, siz utanacaksınız. Biz başardıkça, siz utanacaksınız. Türkiye büyüdükçe, milletimiz zenginleştikçe, siz utanacaksınız. Bize attığınız iftiralardan utanacaksınız. Bize ettiğiniz kötülüklerden utanacaksınız. Türkiye’yi öyle yöneteceğiz ki, yarın, “Peki siz ne yaptınız?” diye soracak olan torunlarınızdan utanacaksınız. Çünkü bizim yolumuz, hak yoludur, hakikat yoludur. Bizim yolumuz millet yoludur. Bizim yolumuz Ömer’in yoludur!”

Bu arada…

Akşener’in “Putin’e o haracı ödemeyi aklından geçirme” tümcesi ve bu tümceyle biten, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına şu seslenişi öneli ve dikkat çekiciydi:

“Geçmişte, sırf iç politikada rüzgar olsun diye yaptığın, dış politika giderlerinden sonra, her defasında verdiğin, tavizlerden yola çıkarak, seni şimdiden uyarmak istiyorum: Bu milletin parasını, daha fazla sokağa atamazsın. Eğer Afrin’de kalmak için, her iki senede bir, Putin’e, 2 buçuk milyar dolar ödeyeceksen, sana, ‘Ev sahibi değil, kiracı’ derler. Toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye, Türkiye’nin lehinedir. O nedenle, ya Esad’la masaya otur ve Şam Hükûmeti’nin egemenlik tesis etmesine yardımcı ol, ya da bölgedeki Mehmetçiğimizi korumak için gereken tedbirleri bir an önce al. Ama sakın, günü kurtarmak ve kamuoyunu oyalamak için Putin’e o haracı ödemeyi aklından geçirme.

BAHÇELİ, İMAMOĞLU’NU YERERKEN, ORTAĞININ İBB BAŞKANI İKEN İL İL DOLAŞTIĞINI GÜNDEME TAŞIDIĞININ, SORGULADIĞININ AYIRTINDA MI?!.

150 150 bakikarakol

KENDİ DE “ATANMIŞ BÜROKRAT” OLAN CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI OKTAY, DEVLETİN MEMUR VE BÜROKRATINA “ÇALIŞANLARIMIZ” DEDİ!.. başlıklı yazımı, yazımdaki “Oktay’ın, devletin bürokratları, memurları için ‘çalışanlarımız’ demesi ve bir atanmış olmasına karşın, Kamutay’ın 2’inci büyük siyasi partisinin -seçilmiş Milletvekili- Genel Başkanına ‘hodri meydan’ çekmesi, sizin de dikkatinizi çekmiştir!” https://bakikarakol.com/kendi-de-atanmis-burokrat-olan-cumhurbaskani-yardimcisi-oktay-devletin-memur-ve-burokratina-calisanlarimiz-dedi/ tümcemi, partim CHP’min başındaki “adı lazım değil” okumuş olmalı ki, dünkü grup konuşmasında özetle şunları söyledi:

Hafta sonu bir video paylaştım. Devlet memurlarına, “Görevinizi iyi yapın” dedim. “Siz saray ve şürekasının, Erdoğan ve ailesinin memurları değilsiniz. Siz şerefli Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin memurlarısınız” dedim. “Buna göre hareket edin” dedim. “Pazartesi günü, 18 Ekim; kim yasa dışı talimat verirse orada durun ve yapmayın.” Ben bunları söyledim. Bremen Mızıkacıları harekete geçti, saraydan başlayarak en aşağıya kadar. Vay efendim, neymiş? Devlet memurlarını ben tehdit ediyormuşum. Neymiş? Vesayet özlemi içindeymişim. Neymiş? Efendim bir darbeci zihniyetmiş. Allah akıl fikir versin. Bari usturuplu bir şey söyleyin ya. Yahu arkadaş, “Ben hırsızlığa bulaşmayın, hırsızlık için kim talimat veriyorsa ona uyumayın” diyorum. “Hayır” diyorlar. “Bunu niye söylüyorsun? Hazır malı götürürken böyle bir lafı niye ettin?” Edeceğim. Efendim savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarmış. Bulunmazsanız namertsiniz, bulunun. Sarayın avukatları, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacakmış, Erdoğan’a hakaret içeren ifadeler varmış. Lafa bakın: “Hırsızlık yapmayın” diyorum. Demek ki “Hırsızlık yapın” desem hakaret içermeyecek, hiçbir şey olmayacak. Bir de sarayın baş memuru var; Fuat Bey, baş memur. O da diyor ki: Vesayet ve paralel yapı algısı oluşturmaya çalışıyormuşum ben. “Çalışanlarımızın -altını çiziyorum- her kesimini tehdit eden ve şaibe altında bırakan bırakanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.Çalışanlarımızın diyor. Kimsin sen? Devlet memuru ne zamandan beri senin çalışanların oluyor? Ne demektir bu? “Bizim talimat verip de malı götürdüklerimize dokunma, onlar bizim çalışanlarımız”; öyle diyor. Bu lafı kullandığın andan itibaren, toplumu bölüyorsun sen. Devletin memuru, devletin işini yapar, milletin hizmetindedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu(…)“Milletin hizmeti için, devletin geleceği için, devletin bekası için çalışmak zorundadırlar” diyor. Biz ne diyoruz? “Size yasadışı kanun dışı talimat verenlere uymayın, orada durun” diyoruz. “Hayır durmasınlar” diyor; “Biz talimat verince malı götüreceğiz.” Gideceksin, Erdoğan ailesinin vakfından torpil yapacaksın, devlete yerleşeceksin, ondan sonra “Bu yanlıştır” dediğimiz andan itibaren kıyamet kopacak. “Nasıl bunu söylersin?” diyor. Bazı bürokratlar şunu söyleyebilirler: “Emir aldık, o nedenle biz bunu yaptık.” Olmaz, kanun dışı emre uymayacaksın. Anayasa diyor, ben demiyorum.

Millet için çalışacaksın. Adı üstünde devlet memuru; “Sarayın memurları demiyorlar, “Devletin memurları” diyorlar. Sarayın memurları ayrı, devletin memurları ayrı. Mafyatik ilişkiler içine girenler sarayın memurlarıdır; talimatı oradan veya onların çocuklarının kurduğu vakıflardan alırlar. Şunu söylüyorlar: “Efendim siz devlet memurlarını tehdit mi ediyorsunuz?” Söyledim. Hiç kimseyi, yasal ölçüler içinde çalışan hiç kimseyi tehdit etmek benim haddim değildir. Kim devletine, milletine hizmet ediyorsa benim başımın üstünde yeri vardır. Ama mafyatik ilişkilere girenler, “Onları tehdit mi ediyorsun?” diyorlarsa, evet onları tehdit ediyorum. Kimsenin hakkını yedirmeyeceğim. Kul hakkı yiyecek, her türlü rezilliği yapacak, mafyatik ilişkilere girecek, malı götürecek; “Efendim Kılıçdaroğlu buna hiç ses çıkarmasın.” Niye ses çıkarmayayım? Sen ses çıkarmıyorsun zaten, sen malı götürenlerin sırtını sıvazlıyorsun, ben bunu gayet iyi biliyorum.

https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-19-ekim-2021

 

Ayrıca…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 21 Eylül 2021 Salı günü grup konuşmasında “Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur”; 2 gün sonra da (23 Eylül 2021 Perşembe) AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, New York’taki Türkevi’nde gazetecilere açıklamalarda bulunurken, Türkiye’de böyle bir sorun yok” dediler.

Ben de 27 Eylül 2021 Pazartesi günlü UCUBE “PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ” DE KÜRT SORUNU AĞIRLIĞINDA BİR SORUNDUR!.. https://bakikarakol.com/ucube-partili-cumhurbaskanligi-hukumet-sistemi-de-kurt-sorunu-agirliginda-bir-sorundur/ başlıklı yazımda “Ülkelerde var olan her şeyin bir sorun yanı vardır” diye yazdım.

Bahçeli dünkü (19 Ekim 2021 Salı) grup konuşmasında  http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4898/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_19_Ekim_2.html, İnsanın olduğu her meskûn mahalde, yaşadığı her zemin ve saha içinde ya bir sorun ya da bir talep vardır. Bu da son derece doğal ve beklenen bir durumdur” diyerek, kendi tezini çöpe attı, doğruda buluştu, beni de doğruladı.

Bahçeli, dünkü grup konuşmasında özetle nalına da vurdu, mıhın da; uyardı da, tehdit de etti:

Millet ne diyorsa onu yapacağız. İnsanımız neyi istiyorsa onu sağlayacağız. Çünkü biz Cumhur İttifakı’yız. CHP istismar eder, İP inkar eder, HDP ise mayasına ve meşrebine uygun şekilde ihanet üstüne ihanet eder. Demokratik hükmün icra günü geldiğinde, yani sandık er meydanına çıktığında bunlar dünyanın kaç bucak olacağını Allah’ın izniyle görecekler, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklardır. Selamsız ve sevimsiz bir siyaset devşirmesi şahsıma yönelik, ”‘Bahçeli krizlerin ortağıdır demiş, halt etmiş, küçük aklının dibini sergilemiş. Ortada bir kriz yoktur. Velev ki olsa bile, bundan memnun olamayız. Eğer Cumhur İttifakı’nın bir ortağı olarak hesap vermemiz gerekiyorsa da seve seve veririz.

Biz krizlerin ortağı değiliz, insanımızın dert ortağıyız, Cumhur İttifakı’nın yılmaz ortağıyız, milletimizin can beraberiyiz.

Siyasetteki adını, sanını, unvanlarını ve müktesebatını borçlu olduğu partisine ve liderine vefasızlık yapan biliniz ki her türlü kepazeliği yapar, her türlü satışı yapar, her türlü dönüşü yapar, bugüne kadar da yapmıştır. Kılıçdaroğlu utanmadan, sıkılmadan sormuş: Osman Kavala neden hapiste? Selahattin Demirtaş neden hapiste? Osman Kavala Sorosçu’dur, Selahattin Demirtaş teröristtir. Teröristin yeri de hukukun üstün olduğu tüm demokratik ülkelerde demir parmaklıkların arkasıdır. Kılıçdaroğlu terörist Demirtaş’ın CHP’nin başına çökmüş gölgesidir. Bir siyasetçinin ilk başta duruşu olacak, dengesi olacak, tavrı açık olacak, çizgisi berrak olacak, ya milli olacak ya da zilletin çukurunda olacak. Arası yoktur, ortası yoktur, orası burası yoktur.

Tıpkı Humeyni gibi, Türkiye’ye gelmesini bekledikleri Fetullah Gülen’e fazla umut bağlamasınlar, çünkü teröristbaşı Gülen’in geldiği gün öldüğü gün olacaktır. İkazla söylemek isterim ki, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bürokratlara değil İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na kafa yormalı, onu fazla serbest bırakmaktan sakınmalıdır. Sadece boş zamanlarında belediye binasına ve İstanbul’a uğrayan bu şahsın gezmediği, gitmediği yer neredeyse kalmamıştır. Gözümüzden kaçtığı sanılmasın, sipariş bir senaryo devrededir. Görev sahası İstanbul’la sınırlı olan bu belediye başkanının il il, ilçe ilçe gezmekteki amacı nedir? Varmak istediği yer neresidir? Hatta Yunanistan ziyaretine niye ihtiyaç duymuştur? Neyin hazırlığı içindedir? Kimlerin dolduruşuna gelmiştir?

Birbirlerine güvenmeyen bir ittifaka bu millet hiç güvenir mi?

Birbirlerine çalım atmak için fırsat kollayan fikirsiz, hedefsiz, ruhsuz ve samimiyetsiz curcuna ittifakına Türkiye teslim edilir mi? Cumhur buna asla “Tamam” demez. Millet, kökü dışarıda, özü yabancı başkentlerde olan CHP’sinden İP’ine, HDP’sinden diğerlerine kadar zilletin bütün ortaklarına demokrasiyle direnir, geldikleri gibi de yollamasını mutlaka bilir.”

 

Kriz gerçeğini yok sayan, seçim sonrası için tehlikeli sözler eden Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yererken,  AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, 1999 öncesi İBB Başkanı iken il il, ilçe ilçe Türkiye’yi dolaştığını gündeme taşıdığının ve sorguladığının ayırtında (farkında) mı?!.

KENDİ DE “ATANMIŞ BÜROKRAT” OLAN CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI OKTAY, DEVLETİN MEMUR VE BÜROKRATINA “ÇALIŞANLARIMIZ” DEDİ!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min başındaki “adı lazım değil” 16 Ekim 2021 Cumartesi günü sosyal basın hesabından bir video yayınladı. https://www.gercekgundem.com/siyaset/306669/halkimizi-sahit-olmaya-davet-ediyorum-diyen-kilicdaroglundan-burokratlara-cagri-18-ekim-pazartesi-itibariyle

Videosunu “Bu ülkenin bürokratlarına sesleniyorum; halkımızı da şahit olmaya davet ediyorum” notuyla paylaştı.

“Sevgili halkım, bugün devletimize hizmet eden memurlarımıza, yani bürokratlarımıza önemli bir hususta seslenmek istiyorum. Sizi de buna şahitlik etmeye davet ediyorum” tümceleriyle başladığı sözlerini özetle şöyle sürdürdü:

“Unutmayın; Türkiye Devleti’ni, şahıs devletine dönüştürmüş bir kişi ve ailesi var. Bu şahsın ve ailesinin, kişisel çıkarlarına hizmet etmeye zorlanmış bir kısım devlet memurları var. Bazıları çok baskı altında. Ancak unutulmamalıdır ki; devlete değil, şahsi çıkarlara hizmet etmenin sorumluğu var. Bu sistemde Erdoğan ve şürekasının kurdukları vakıfların tezgahından geçmeyenlerin, memur olmalarının neredeyse imkansız hale getirildiği görülmektedir. Daha önce memur olanların da görevde yükselmeleri TÜGVA tezgahından geçmelerine bağlanmıştır. Böylece kamuda yapmak istedikleri ne kadar illegal iş, rant, mafyatik çıkar varsa, bunları yapacak memur militanlar düzene eklenmiştir. İktidarın değişmesine az kaldı. İktidar değiştiğinde, soruşturmalar başlayacak ve eminim ki bu bürokratların bir kısmı eminim ki; ‘Efendim, emir aldık, uygulamak zorunda kaldık’ diyecekler. İşte bunu diyerek ‘Sıyrılırım’ diye düşünen, sarayın baskısına boyun eğerek kanun dışına çıkmış o devlet memurlarına buradan seslenmek istiyorum: Vazife namına mafyatik düzene hizmet edemezsiniz. Kanun dışı işleri emir olarak telaki edemezsiniz. Siz Erdoğan ailesinin değil, bu devletin şerefli memurlarsınız. Kamil akla gelmeniz için Kılıçdaroğlu abinizin, amcanızın bu size son çağrısıdır. 18 Ekim Pazartesi itibariyle bu düzenin illegal isteklerine verdiğiniz tüm desteğin sorumluluğu size de ait olmaya başlayacaktır. ‘Emir almıştım’ diyerek bu kirli işlerden sıyrılamazsınız.

Size kanun dışı her ne yaptırılıyorsa Pazartesi itibariyle durun. Bu illegal paralel sistemlerden elinizi eteğinizi çekin. Size bunu yaptıranlara farklı bir muamele olacak elbet.”

 

Bu sözler, özetlenerek, bir gün sonra (17 Ekim 2021 Pazar), Angola, Togo, Nijerya gezisi öncesi Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği basın açıklaması bitiminde AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına soruldu.

Yanıt özetle şu oldu:

“Bu açıklama tabii CHP zihniyetinin vesayet zihniyeti olduğunun açık bir itirafıdır. Bürokrasiyi özellikle seçilmiş hükûmete karşı çıkmaya davet etmek vesayet çağrısından başka bir şey değildir. Bu hukuk dışı çağrı kamu düzenine ciddi bir tehdittir. Bunlar ne devlet yönetiminin, ne millî iradenin, ne de demokrasinin ne olduğunu biliyorlar. CHP zihniyeti her zaman bürokrasiyi, seçilmiş iradeyi sınırlandıracak bir enstrüman olarak kullandı ve bundan artık milletçe de tabii ki bıktık. Milletimiz de bütün bunlardan bıktığı içindir ki başkanlık sistemini tercih etti. Yeni sistem ise bürokrasinin siyaset yapmasının millet hilafına adım atmasının önüne geçti. Yeni sistem bürokrasisinin siyasi olma özelliğini ortadan kaldırdı ve bürokrasiyi gerçek anlamda idari bürokrasi hâline getirdi. Biz CHP’nin özlemini çektiği vesayet düzeninin defterini çoktan dürdük. Bay Kemal’e hatırlatıyorum: Burası bir hukuk devletidir. Bir kabile devleti değildir. Kılıçdaroğlu’nun kamu görevlilerine yönelik bu tehdidi, siyasi garabetini bir kenara bıraktım aynı zamanda açıkça bir suçtur. Sen nasıl olur da bu ülkenin memurlarını tehdit edersin? Sen kimsin ya? Böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Bugüne kadar AK Parti zihniyetinden şu 19-20 yıl içerisinde böyle bir şey duydun mu? Yerel seçimlerde iş başına geldiniz. Belediyeleri boşaltıyorsunuz. Ve bütün bunlar olurken AK Parti iktidarı elindeki gücü size karşı bu şekilde düşündü, böyle bir adım attı mı? Hayır. Kılıçdaroğlu’nun, kamu görevlilerini, hatta genel olarak milletimizi ilk tehdidi de bu değildir. Daha önce, yine söylüyorum, hâkimlerden başladı, polislere, öğretmenlere kadar pek çok kamu görevlisine kendi aklınca tehditler savurdu. Şimdi bir de tarih veriyor. Ve yarın pazartesi. Pazartesiden itibaren bu ülkede memurların vay hâline. Hadi bakalım. Göreceğiz. Ne yapacağını göreceğiz. Bay Kemal, bu alan boş değil. Ve bu ülkede memurunun, hâkiminin, polisinin, öğretmeninin, bütün bunların haklarını savunan bir iktidar vardır.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/130964/-afrika-kitasiyla-iliskilerimizi-kazan-kazan-ve-esit-ortaklik-temelinde-ilerletmek-istiyoruz-

 

Aynı gün, İstanbul CHP Milletvekili Gürsel Tekin, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, AKP Genel Başkanı olarak, 2001 yılında, AKP grubunda yaptığı konuşmanın videosunu yayınladı.

Güncel tartışı konusunda, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı olarak 20 yıl önce AKP grubunda şunları söylüyordu:

“Devletin imkanları, belli bir siyasi parti veyahut da siyasi maksatlı operasyonlar için kullanılıyor. Devletin bürokratlarına suç işlettiriliyor. Bütün bunlardan sorumlu olan hükümet üyeleri, kendileriyle görüşen arkadaşlarımıza, olaylara el koyacaklarını söylemelerine rağmen, gözaltında bulunan vatandaşlarımıza kötü muamele günlerce sürmüştür. Buradan açıkça ilan ediyorum, bu işleri yapanlar, yaptıkları hukuksuz ve ahlaksız her türlü faaliyetin altında ezilecekler” https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/erdoganin-burokratlar-icin-soyledigi-bu-sozler-sosyal-medyada-gundem-oldu-6712620/

 

Aynı kişinin, aynı konuda 20 yıl önce söylediği ile 20 yıl sonra söylediği arasındaki zıtlığa…

Gene aynı kişinin, aynı konuda, Afrika uçuşundan önce yöneltilen soruya verdiği yanıtlarındaki yaşamla örtüşmeyen çelişki yığınına bakar mısınız?!

 

Dün de (18 Ekim 2021 Pazartesi)…

Atanmış bürokrat Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, resmi twitter hesabından paylaşımlarda bulundu.

“Bugün 18 Ekim 2021; Kılıçdaroğlu’nun kamu kurumları ve görevlilerini şaibe altında bırakarak ‘ahır, lağım, pislik, mafyatik düzen, militan’ gibi hastalıklı ruh hallerini yansıtan ifadelerle vesayet özlemli tehditleri için verdiği tarih” dedi, sürdürdü:

“Cumhurbaşkanımızdan en alt kademedeki çalışanına kadar tüm kamu görevlileri hukuk düzeni içerisinde ve yasal çerçevede büyük bir özveri ile görevlerini yerine getirmektedirler. Aksi ile ilgili elinde bilgi ve belgesi olanlar bunları hemen yargıya taşır. Şayet gecikir veya geciktirir ise yukarıda kullandığı seviyesiz ifadelerin tamamının altında kalır. Buradan, vesayet ve paralel yapı algısı oluşturmaya çalışarak vatandaşlarımızın ve çalışanlarımızın her kesimini tehdit eden ve şaibe altında bırakanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. Bu paralel yapılara hesap sorulmalıdır. Zalimleri bağışlamak milletimize cefadır. Bugünden itibaren Kılıçdaroğlu’nun vesayet özlemli tehditlerine karşı her bir kamu çalışanımız ve bürokratımız milletimize olan hizmetine performansını katlayarak cevap verecektir. Hodri meydan.”

https://www.gercekgundem.com/siyaset/307111/fuat-oktaydan-kemal-kilicdaroglu-hakkinda-suc-duyurusu

Oktay’ın, devletin bürokratları, memurları için “çalışanlarımız” demesi ve bir atanmış olmasına karşın, Kamutay’ın 2’inci büyük siyasi partisinin -seçilmiş Milletvekili- Genel Başkanına “hodri meydan” çekmesi, sizin de dikkatinizi çekmiştir!

 

Dün ayrıca…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının avukatları, bürokratlarla ilgili sözlerinde Cumhurbaşkanına hakaret ettiği savıyla “adı lazım değil” hakkında suç duyurusunda bulundular! https://www.birgun.net/haber/erdogan-dan-kilicdaroglu-hakkinda-suc-duyurusu-362547?utm_source=webpush

 

Konunun geneliyle ilgili başka da yoruma gerek yok!

Her yaşanan, her gelişme kendi içinde yorumunu ayrıntılı taşıyor!

Okura, okumak kalıyor!..

DEMİREL’İN, SİYASİLERE DERS, ÖĞÜT NİTELİĞİNDEKİ SÖZÜ!..

150 150 bakikarakol

“Ak” dediğine “kara”, “kara” dediğine “ak” demeye başlayan…

10 dakika, 10 saat, 10 gün, 10 hafta, 10 ay, 10 yıl önce söylediklerinin tam aksini 10 dakika, 10 saat, 10 gün, 10 hafta, 10 ay, 10 yıl sonra söyleyen…

Yıllar boyu izlediği siyasi çizgiden aniden 180 derecelik dönüş yapan…

Etmediği hakaret, etmediği ağır söz kalmayan adamın bir anda yanında yer alan, en has adamı olan…

Yanından ayrılmadığı, söz söyletmediği, toz kondurmağı insandan anlaşmazlığa düşüp ayrıldığında ağzına gelen çirkin sözcükleri sıralayan…

Siyasileri görünce…

Cuma (15 Ekim2021) günü yazdığım GÜNÜMÜZDE 9 (MİLYON) TL’Yİ AŞAN DOLAR, DEMİREL’İN ÜLKEYİ 70 SENT’E MUHTAÇ ETTİĞİ 1978’DE 24 LİRA 5 KURUŞTU!..

https://bakikarakol.com/gunumuzde-9-tlyi-asan-dolar-demirelin-ulkeyi-70-sente-muhtac-ettigi-1978de-24-lira-5-kurustu/ başlıklı yazımda yerdiğim, “Bu ülkeye, bu ülke halkına 9 dokuz doğurtan” dediğim, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, öncelikle yukarıda sıraladığım, sonra da tüm siyasilere ders, öğüt niteliğindeki sözünü anımsadım.

Onu sizinle paylaşmak istedim.

 

Ama ondan önce…

İki anımı paylaşayım:

 

Merhum Turgut Özal, Cumhurbaşkanı (8’inci), merhum Süleyman Demirel, Başbakan (DYP-SHP koalisyonu)…

Çırağan Sarayı’nda, Türk Cumhuriyeti Devletleri’nin, kimi Cumhurbaşkanı/Devlet Başkanlarıyla, kimi de Başbakanlarıyla katıldıkları bir toplantı vardı.

Demirel birinden çıkıyor, birine giriyordu.

Demirel’i, arkasında Türk heyetiyle birlikte merdivenlerden inerken yakalandım.

Ceketinin önü açıktı.

Demirel, fotoğrafını çekeceğimi anladı, ceketinin önünü ilikledi.

Rahat çekeyim diye de azıcık ağırlaşmış, adımlarını daha yavaş atmaya başlamıştı.

Çok güzel kareler çektim.

Günaydın Gazetesi’nde çalışıyordu.

Genel Yayın Yönetmenim Rahmi Turan manşete çıkarmıştı.

Yıllar sonra…

O gün, Demirel’in arkasındaki heyette olan, adını şimdi anımsayamadığımla İstanbul DYP İl Başkanlık binasında karşılaştık.

“Hiç düşündünüz mü, Sayın Demirel ceketinin önünü niye ilikledi?” diye sordu.

Yanıtımı beklemeden konuştu:

“O fotoğraf gazetede basılacaktı, Türk okuru gazeteyi alıp o fotoğrafı görecekti. Sayın Demirel, Türk halkının karşısına, fotoğrafla da olsa, ceketinin önü açık çıkmak istemedi. Bundan. Bir de, basına olan saygısından…”

 

İkinci anım da şöyle:

Gelibolu’da büyük bir orman yanı olmuş, bir orman mühendisi kurtarma çalışmalarında yaşamını yitirmişti.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hem şehit orman mühendisinin ailesine taziyede bulunmak, hem de şehitlikleri ziyaret etmek için Gelibolu’ya gidecekti.

Rahmi Turan yönetimindeki Meydan Gazetesi’nin Haber Koordinatörü rahmetli Behiç Kılıç, Demirel’in Gelibolu gezisini izlemeye beni görevlendirmişti.

Şehitliklerin birinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, çapraz ayaklı büyük “sahra dürbünü”ne yaklaştı, fötrünü eline aldı, sahra dürbünü”nden bakmaya başladı.

İzleyen gazeteciler fotoğraf makinelerinin deklanşörüne bastılar.

Arkası gelmek bilmiyordu.

Birkaç kare çektim, Demirel’in yanına sokulmaya çalıştım.

Kafamda, Demirel’e soracağım “Ne görüyorsunuz?” sorusu vardı.

Gazeteci arkadaşlara çaktırmadan sorumu sormak, bir iki tümce almak, özel haber yapmak peşindeydim.

Fırsat kolluyordum.

Bu tür haberler yaptığım için arkadaşların adeta gözetimindeydim.

Ben Demirel’e sokuldukça, onlar da bana sokuluyorlardı.

Ne yazık ki sorumu soramadım!

Hala Demirel’in vereceği yanıt içimde derttir!

 

Gelelim başlıktaki konuya…

1979’da “Kars Kalesi’ne kızıl bayrak asıldı” diyerek, sevdalısı olduğum Kars’ıma, Karslıma iftira atan, birçok il gibi Kars’ımı da “kurtarılmış bölge” ilan eden Süleyman Demirel, 9’uncu Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’nde oturduğu sürede, ülkeye ve halka 9 doğurtan Siyasetçi Süleyman Demirel gibi değil, Demokrat Devlet Adamı Süleyman Demirel gibi davrandı!

O yıllarda, örnek alınacak şu sözü etmişti:

“Siyaset, satranç oyunudur. Siyasetçi, usta satranç oyuncusu olmak, üç-beş değil en az 7 hamle sonrasını düşünmek, görmek zorunda. Yoksa mat olur. Siyasette mat olan siyasetçinin siyasi hayatı artık yoktur, biter.”

Siyasasını (politikasını) hep yerdiğim, hep yereceğim Süleyman Demirel’in bu sözünü doğru buluyor, önemserim.

Bu sözü, her siyasetçinin, her devlet insanının kulağına küpe olsun; küpe olmakla kalmasın, söylem ve eylem geliştirmesinde, yaşama geçirmesinde özne görevi yapsın.

Çok mutlu, çok umutlu olurum…