Monthly Archives :

Eylül 2021

SOÇİ’DEKİ DÜNKÜ “İKİLİ GÖRÜŞME” O KADAR “NEDEN” SORULU, O KADAR SIKINTILI Kİ!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, yanılmıyorsam, 20 gün önceden yapılan programa göre, Rusya Devlet Başkanı Wladimir Putin’le “ikili görüşme” için dün Rusya’nın Soçi kentine gitti.

Saat kaçta, hangi havalimanından gitti, -kaçırmış/atlamış olabilirim- bilmiyorum.

Uçuş öncesi basın açıklaması da yapmadı.

Neden?!.

 

En başta sorulması gereken soru:

Görüşme neden ikili?

 

Görüşme “heyetli” değil, “ikili” olduğu için, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanıyla birlikte yalnızca Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve MİT Başkanı Hakan Fidan gitti.

Dışişler Bakanlığı’nın tepesindeki “Bakan” sıfatlı atanmış “yüksek bürokrat” Mevlüt Çavuşoğlu bile yok!

Neden?!

 

Görüşme önce basına, Putin’in -Erdoğan’la- Görüşmelerimiz her zaman sorunsuz geçmiyor. Ancak ilgili kurum ve kuruluşlarımız uzlaşı bulabiliyor” sözü düştü.

 

Bu sözü, görüşmenin şifresi olarak algıladım.

 

Putin, “Görüşme sorunsuz geçmeyecek ama sonunda benim, bizim tarafın dediği gibi olacak” mı demek istedi?!

 

Putin, Türk konuğunu, Soçi’deki sarayında karşıladı.

İçeride yan yana oturduklarında koltuğa, konuk ağırlayan ev sahibine yakışmayacak biçimde yayıldı.

Keyifliydi.

Konuğu ise daha derli topluydu ve keyifsizdi.

 

Baş başa görüşme” daha başlamamıştı.

 

Putin neden keyifliydi, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı neden keyifsizdi?!

 

İnternet basının haberlerine göre, ikili, basına açık bölümde kısa konuştular.

İlk konuşan ev sahibi Putin oldu:

(Erdoğan ile) Görüşmelerimiz her zaman sorunsuz geçmiyor. Ancak ilgili kurum ve kuruluşlarımız uzlaşı bulabiliyor. Türkiye’nin Rusya yatırımları toplam 1,5 milyar, Rusya’nın Türkiye yatırımları 6,5 milyar dolara ulaştı. Büyük projelerin hepsi planlı şekilde devam etmektedir. (Karabağ’da) İş birliğimiz hem ateşkesin sağlanmasında, hem de ilerideki daha sağlam kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik önemli bir unsurdur. İkili ticaret hacmimiz bu yılın ilk 9 ayında yaklaşık yüzde 50 arttı. Pandemi döneminde kaybettiklerimizi telafi etmekle kalmadık, önemli bir artış da sağladık. İş birliğimiz, uluslararası arenada başarılı bir şekilde sürüyor. Burada hem Suriye hem de Libya ile ilgili tutumlarımızı kastediyorum.” https://www.birgun.net/haber/soci-zirvesi-gorusmelerimiz-her-zaman-sorunsuz-gecmiyor-360371?utm_source=webpush

Sonra…

Konuğu AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı konuştu:

“Suriye ile ilişkili birlikte attığımız adımlar büyük önem arz ediyor. Oranın da barışı yine Türkiye ve Rusya ilişkilerine bağlı. Özellikle şuna inanıyorum: Bizim Türkiye-Rusya ilişkilerinde her geçen gün çok daha güçlenerek devam etmemizde çok büyük faydalar var. BM Genel Kurulu’nda malum zevat bazı konuları (S 400’leri) özellikle sordu. Biz de onlara zaten gereken cevabı verdik. Çünkü attığımız adımlardan dönmemiz mümkün değil.” 

 

Basının görüntüler almasının bitiminde, basına kapalı “ikili görüşme”ye geçildi.

Saat 13.25’te başlayan ikili görüşme 2 saat, 45 dakika sürdü.

 

Basına açıklama yapılmadı.

Neden?!

Putin, Türk mevkidaşından, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşmesini ve yaklaşık iki yıl kadar önce Soçi’de, İdlib’deki dinci terör örgütleriyle ilgi verdiği sözü anımsatıp yerine getirmesini mi istedi?

 

Rusya Devlet Başkanı, ziyareti için konuğuna teşekkür edip “Görüşme çok yararlı ve kapsayıcı geçti. Temasta olacağız” demekle yetinirken, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, twitter hesabından “Mevkidaşım Putin ile verimli bir görüşme gerçekleştirerek Soçi’den ayrıldık” diye yazdı.

Yurda dönüşte de bir açıklamada bulunmadı.

Neden?!

 

Soçi’deki dünkü “ikili görüşme” o kadar “Neden” sorulu ki!..

Ve o kadar sıkıntılı ki!..

Yanlış bir düşünce, yanlış bir söylem, yanlış bir eylem ortalığı kan gölüne çevirir!

Aman dikkat!..

AH BENİM SAF, TEMİZ, GÜZEL VATANDAŞIM, GÜÇLÜ OLAN SENSİN, GÜCÜNÜN AYIRTINA VAR!..

150 150 bakikarakol

Dün sabah gene tv ekranlarından vatandaşlar haykırıyorlardı!

 

60 yaşındaki çiftçi tarlasının başında, artan maliyetlerinden katlanan borcunu ödeyemediği için traktörünün haczedildiğinden dert yanıyordu:

“Yöneticilerimize yalvarıyorum, bana traktörümü geri versinler. Traktörüm olmazsa, tarlamdaki mahsulümü kaldıramam. Mahsulümü kaldıramazsam, aç susuz kalırım, sersefil olurum, borç ödeyemem. Kurban olurum, traktörümü geri versinler.”

Sonra da…

İlinin iktidar partisi Milletvekillerinden birinin adını andı:

“Ona söyledim. ‘Yapacağım bir şey yok’ dedi. Yanımdan koşarak gitti. Ben derdimi kime anlatayım? Kim derdime çare olur? Kurban olduklarım, ne olursunuz bana traktörümü verin.”

Her sözcükte ağzından sanki alev çıkıyordu!

Öylesine çaresiz, öylesine tutacak el arıyor, öylesine kapana takılmış kuş gibi çırpınıyordu!

Ve…

Öylesine sitem, öfke doluydu!

 

Semt pazarındaki 45-50 yaşlarındaki kadın, çenesinin altından, burnunun ortasına kadar çektiği maskesinin ardından tepki yağdırıyordu:

“Bu ne kardeşim, bu ne?! El atılmıyor! Fiyatlar başını almış gitmiş. Her şey ateş pahası. Yöneticilerimiz, Allah rızası için el atsınlar, pahalılığı önlesinler. Vatandaş olarak, perişanız. Perişanlığımızı görsünler. Çalıp çırpmalara, çalıp çırpanlara göz yummasınlar. Har vurup harman savurmalara son versinler. İki nüfusuz, tek maaşla geçinemiyoruz. Ayın 10’unda tükeniyor; 20 günde çektiğimiz sıkıntıyı, çileği bir de gelsinler bize sorsunlar. Kış kapıya dayandı. Nasıl ısınacağımızı kara kara düşünüyoruz. Böyle yokluk, böyle zulüm görmedik. Her geçen gün iyiye gitmiyoruz, kötüye gidiyoruz. Elektrik, su faturaları canı yakıyor. Buna doğalgazı ekleyin. Vay halimize.”

Daha neler neler!

 

İçim parçalandı!

 

İçim hala, vatandaşımın çaresizliğine, fakirleşmesine, dert yandıkları konulara neden olanlardan çare ummalarına, yardım beklemelerine paramparça!

 

Ah benim saf, temiz, güzel, düşünmekten yoksun bırakılan vatandaşım!

Yaşadığın sıkıntıların sorumlularını ne zaman ayırt (fark) edecek, onlardan yardım dilenmenin boş/anlamsız olduğunu ne zaman anlayacaksın?!.

 

Benim kızgınlığım…

Ayağına kadar gittiği halka, “Kimseden, hele iktidardan, iktidar vekillerinden, bürokratlarından çare ummayın. Çare sizsiniz, kendinizsiniz. Güç sizde. Başınıza dertler açanlara, başınıza açtıkları dertleri çözmeyenlere, çözmek için kılını kıpırdatmayanlara güç veren, onları iktidara taşıyan sizsiniz. Onlara verdiğiniz gücü, desteği çekin, onları iktidardan indirin, siyaset sahnesinden de silin gitsin. Sizdeki güç, iradenizdir. O iradenizi, sandığa yansıtın. Gerçekten sizden yana olanları Milletvekili yapan, gerçekten sizler için çalışacağına inanacağınız siyasi partilere oyunuzu verin. Vermekle kalmayın, oyunuzun arkasında durun, takipçisi olun. Size verdikleri sözü unutanları kulaklarından tutun siyaset dışına atın…” içeriğinde sözler etmeyen, halkı uyandırmayan, bilgilendirmeyen, halka irade ve oy gücünü anlayacağı dille anlatamayan muhalefetedir!

 

Aynı duyarlılığı göstermeyen, her gelişmenin ayırtında (farkında) olan aydınlarımıza da sitemim var!..

AKP GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANININ DİKKATTEN KAÇAN İKİ SÖZÜ…

150 150 bakikarakol

21 Eylül 2021 Salı günü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, Kırım üzerinden, Rusya Devlet Başkanı Wladimir Putin’e ve yönetimine yergide bulunan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı yarın Rusya’ya gidiyor.

Putin’le gerçekleştireceği ikili görüşmenin bitiminde aynı gün dönecek.

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, BM’deki konuşmasın Putin’in gönlünü, 2 gün sonra (23 Eylül 2021 Perşembe) New York’ta bulunan 34 katlı Türkevi‘nde gazetecilere yaptığı açıklamalarda “Ben oğul Bush ile iyi çalıştım, Sayın Obama ile iyi çalıştım, Sayın Trump ile iyi çalıştım ama Sayın Biden ile iyi başladık diyemem” https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/erdogandan-abd-iliskileriyle-ilgili-aciklama-su-an-gidis-pek-hayra-alamet-degil-6666215/  sözünün ardından ettiği şu iki tümceyle almaya çalışmıştı:“Sayın Putin Azerbaycan’da eğer devlet adamlığını tam manasıyla ortaya koymamış olsaydı, Azerbaycan’dan bu şekilde çıkılmazdı. Ama bunu ortaya isabetli kararlarla koyduğu için Azerbaycan’dan çok çok olumlu bir şekilde çıkma şansını yakaladık.”

Bu sözler, Putin’nin ve arkadaşlarının gönlünü almada etkili olur mu?

Bilemem.

Yarın ya da yarından sonra öğreneceğiz.

 

Bu iki tümcede bir vurgu ve itiraf sezinliyorum.

Şöyle:

Yaklaşık bir yıl öncesine kadar, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesi, 30 yıl boyunca Ermenistan işgalindeydi.

Anlıyoruz ki…

Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtulmasında, Putin’in, “devlet adamlığını tam manasıyla ortaya koyması”nın büyük katkısı olmuş.

Eğer Putinortaya isabetli kararlar koymasaydı”, yanında yer aldığımız Azerbaycan’dan çıkma şansı yakalanmayabilirdi!

 

Ben böyle anladım.

Anladığım gibi de yorumladım.

Yanlış mı, doğru mu bilemem.

Çünkü…

İç siyasa (politika) kadar, dış siyasadan, diplomasinden anlamam.

 

Bu iki tümce edileli 4-5 gün olmasına karşın, dikkat çekmemesi, üzerinde düşünce belirtilmemesi, yazılıp çizilmemesi, konuşulup tartışılmaması beni düşündürdü!

Oysa…

İki tümcede, 30 yıllık Ermeni işgalini bitiren “sona haksızlık var, gölge düşüyor!

30 yıllık Ermeni işgalini sonlandıran savaşta yaralanan Azerbaycanlıları, şehit düşen Azerbaycanlıların ailelerini, Devlet Başkanı İlham Aliyev’i, yönetimini üzeceği öngörüsündeyim.

 

“Azerbaycan’dan bu şekilde çıkılmazdı” diyerek de kendimize haksızlık edildiğini düşünüyorum!

 

Belki “Azerbaycan’dan bu şekilde çıkılmazdı” ama bir biçimde çıkılırdı!

 

Kafama takılan şu:

Putin, neden böyle bir siyasa, tavır belirledi, 30 yıllık işgalin son bulmasında etkin rol oynadı?!

Bir karşılık, beklenti içinde miydi?!

Olabilirdi.

Ülkesinin, halkının ve yönetiminin etkinliğini, geleceğini, çıkarını düşünmesi çok doğaldı.

 

Usuma (aklıma), yakın tarihe kadar Rusya’ya kan kusturan Çeçen militanlar ve Suriye geliyor.

Vahşi terör örgütü IŞİD’e katılan Çeçen militanların, çıkıp Rusya’ya gelmemeleri ve kanlı eylemlere imza atmamaları için ya bir yerde kontrol altında tutulmaları, ya da yok edilmeleri Rusların kırmızıçizgilerinden biridir; bir diğeri ise Suriye’de ve bölgede etkinlikleri, çıkarlarıdır.

 

Putin, iki konuda, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanın ciddi biçimde elini taşın altına koyması beklentisinde olabilir.

Beklentide olmakla kalmaz, diplomatik dille de söyleyebilir ve istemde bulunabilir.

 

Yarın veya yarından sonra biz de, dünya da, ikili görüşmenin içeriğini, , izlenecek rotayı öğreneceğiz.

 

Umarım ve dilerim…

Suriye’de sıkıntılı gelişmeler yaşanmaz; sağlıklı düşünülür, hareket edilir…

UCUBE “PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ” DE KÜRT SORUNU AĞIRLIĞINDA BİR SORUNDUR!..

150 150 bakikarakol

Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın sözcülüğünü de üstlenen, ittifakın “özgül ağırlıklı ortağı” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 21 Eylül 2021 Salı günü yaptığı yazılı açıklamada Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur” http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4877/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_Bahceli__nin___CHP_Genel_Baskani_Kemal_Kilicdaroglu__nun_Sozde_Kurt_S.html dedi, ekledi:

“Var diyen, olduğunu ısrarla dayatıp iddia eden kim varsa kalbi Türk milletiyle bir atmayan namertlerdir.”

 

2 gün sonra (23 Eylül 2021 Perşembe)…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, New York’taki Türkevi’nde gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de, bir süreden beri tartışılan ve gündemde olan “Kürt Sorunu” ile ilgili özetle şunları söyledi:

“Biz diyoruz ki: Bu ülkede, şu anda Cumhur İttifakı, bu işin tek çözüm noktasıdır ve Cumhur İttifakı olarak da biz bu çözümün mücadelesini sürdürüyoruz.

Çünkü bizim şu anda kitabımızda birlik var, beraberlik var, kardeşlik var ve bununla da bu yolda devam ediyoruz. ‘Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur.’ Türkiye’de böyle bir sorun yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik.” https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/erdogandan-abd-iliskileriyle-ilgili-aciklama-su-an-gidis-pek-hayra-alamet-degil-6666215/

Kalbi, her solukta Türk halkıyla atan, Türk halkının derdini dert edinen, aydınlık yarınları için düşünen, gerici, yobazlara ve emperyalist yerel işbirlikçilerine karşı savaşım veren biri olarak diyorum ki, Türkiye’de Kürt sorunu vardır, çözülmemiştir; çözüm noktası da, ucube Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tek destekçisi Cumhur İttifakı değildir, Kamutay’dır, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir!

 

Kürt sorunu gibi bir sorunun çözüm yerinin Kamutay yerine Cumhur İttifakı’nin gösterilmesini yanlış; “Cumhur İttifakı olarak da biz bu çözümün mücadelesini sürdürüyoruz” tümcesini ise “Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” tümcesiyle çelişkili buluyorum.

 

Ülkelerde var olan her şeyin bir sorun yanı vardır.

Devlet denen oluşum, yapılanma, o sorunların her biriyle bilimsel ve planlı bir biçimde ilgilenmek, çözmek için çalışmak, çözüm sonrası süreçlerde de gene uğraşmak için vardır.

Var olan sorun için “Yoktur” demek, kaçıştan, sorunu dağ gibi büyütmekten başka bir şey değildir.

Ve bu davranış, başlı başına bir sorundur.

Hem de…

Büyük sorundur!

 

Bana göre…

Yadsınamayacak sorunlardan biri olan Kürt sorunu kadar ağır sorun, dünyada tek ülkemizde ilk kez uygulanan ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir!

Uygulanmakta olduğu 3 yıldan beri içte ve dışta ülkeye, ülke halkına, bölge ülkelerine, bölge ülke halklarına verdiği zarar görmezden mi gelecek?!

Gelinmemeli!

 

Zaten gelinmeyecek.

Duyarlı, bilge Türk halkı, üç yılda, ucube sistemin ne olduğunu, ne sorunlar yarattığını yaşayarak gördü, öğrendi!

Ve…

Kararını verdi:

“Ucube sistem ilk seçimde sana güle güle” diyecek, sandığa gömecek.

Öyle bir gömecek ki!

Bir daha geri gelmeyecek, getirilemeyecek!

 

Aslında…

Ülkesinin, halkının sorunlarına duyarsız her birey, her bürokrat, her siyasetçi vb bir sorundur!

Hem de…

Sorunların ana üretim merkezidirler!..

BAHÇELİ’NİN KORKUSU!..

150 150 bakikarakol

Devlet Bahçeli gene açıklamada bulunmuş.

Dünkü açıklamasında, hakaret, tarihi çarpıtma, gerçekleri çarpıtma bir tık daha artmış!

Örneğin:

“CHP artık HDP’dir, HDP zaten PKK’dır, nihayetinde İP ile CHP de PKK’nın mandası altına girmiştir” https://www.gercekgundem.com/siyaset/301019/devlet-bahceli-hdpyi-mesru-gormek-aym-uzerinde-fiili-baski-kurmak-anlamina-gelecektir tümcesi…

 

Bu ve gibi başka tümceler, beni aldı, 1919 sonrası yaşananlara götürdü!

 

Ulus kurtarıcısı, demokratik, laik devlet kurucusu dünya lideri Kemal Atatürk için, Padişah veya Saray çevresi de benzer sözler ederdi; yüz yıl sonra şimdi Devlet Bahçeli, Atatürk’ün partisi CHP’ye aynı içerikte sözler ediyor!

 

Rastlantı olduğunu düşünmüyorum!

Bir planın süreci olarak görüyorum!

 

Bahçeli neden her açıklamasında siyasi seviyeyi düşürüyor, ayrımcılık yapıyor, gerginlik yaratıyor?!

Bana da, 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerinde kardeşi kardeşe vurdurarak, ülkeyi kan gölüne çeviren karanlık elleri anımsatıyor!

 

Sorunun yanıtını vereyim:

Bahçeli, Cumhur İttifakı ve Cumhur İttifakı İktidarı olarak sonlarının geldiğini görüyor.

Kendisinin de siyasi yaşamının ve devlette etkinliğinin biteceğini biliyor.     

Onun korkusu, telaşı içinde!

 

Bir de…

Başına yargı işi açılırsa!

Ki…

Açılacak.

Ayırtında (farkında).

 

Çok dahası…

Sıraya dizilenleri, el öpenleri, ön ilikleyip eğilenleri olmayacak.

Sağında, solunda, arkasında kimseler bulunmayacak.

Aranıp sorulmayacak.

Yalnızlığa terk edilecek, unutulup gidecek.

 

Yüksekten boşluğa, varlıktan yokluğa düşmek gibi bir yaşam!

 

Katlanılmaz.

 

Sonu bu yaşamı Bahçeli’nin kendisi seçti.

Katlanmaktan başka seçeneği yok.

 

Gitme korku ve telaşı tek Bahçeli’de yok, iktidarda olanların, iktidar olanaklarından yararlananların tamamında var!

Öyle de bir korku ve telaştalar ki!

Görenlerin “Aman Tanrım!” dememeleri olası değil.

 

İyisi mi…

16 Aralık 2019 Pazartesi gecesi yaşanan korkunun linkini vereyim, tıklayın, okuyun:

https://www.cumhuriyet.com.tr/video/cem-kucuk-erdogan-karsiti-biri-secilirse-hepimiz-yargilaniriz-seri-tutuklamalar-baslar-1708620

Ödleklere güler misiniz, içinizden bir şeyler söyler misiniz, size kalmış…

ALİ ERBAŞ’TAN SONRA, HULUSİ AKAR’A DA BİR SORU!..

150 150 bakikarakol

Ankara kulis haberlerine dayanılarak verilen/yazılan haberlerde, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, eğer bir biçimde 3’üncü kere Cumhurbaşkanı adayı olamazsa, yerine, adları geçenlerden biri de, Genelkurmay eski Başkanı, Milli Savunma Bakanlığı’na “Bakan” olarak atanmış sivil yüksek bürokrat Hulusi Akar’dı.

İnandırıcı bulmadım, üstünde durmadım.

Şundan:

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, 15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişiminde, karargâhında -Genelkurmay Başkanlığı’ndaki makamı-, FETÖ’cü general, subay, astsubay ve askerler tarafından etkisiz hale getirilmiş birini, asla yerine Cumhurbaşkanı adayı ve partisinin Genel Başkanı yapmaz, yaptırmaz.

Denebilir ki…

“Bir gecede, Genelkurmay Başkanlığı’ndan alıp sivil elbiseler giydirdi, Milli Savunma Bakanlığı gibi bir Bakanlığın tepesine getirdi?!”

Doğru.

Ancak…

Atanmışla, tek adam konuma gelme aynı değil.

Kaldı ki…

Bakan olarak atanmış büyük bürokrat sıfatıyla ele avuca sığabilir, kenarda ürkek bakışlarla hazırolda durabilir, saygıda kusur etmeyebilir.

Ama…

“Tek adam” olduğunda, “astığı astık, kestiği kestik” olmayacağının, saygıda kusur etmediklerine diklenmeyeceğinin, onları tanımayacağının, onlardan hık mık edecekleri içeri tıkmayacağının garantisi var mı?!

Yok.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, böyle bir olasılığı düşünmez mi?

Düşünür.

Düşünmesi de doğaldır.

 

Önceki gün (21 Eylül 2021 Salı), www.korkusuz.com.tr’de, Ahmet Takan’ın Erdoğan, “Kardeşim Hulusi” der mi?.. https://www.korkusuz.com.tr/erdogan-kardesim-hulusi-der-mi.html başlıklı yazısını okuduktan sonra durakladım.

Çünkü…

Takan’a güveniyorum.

Kaynaklarından aldığı bilgiler yanlış, yanıltıcı çıkmamıştır.

 

“Tayyip Erdoğan’ın da iktidar içinde en dikkate aldığı isimlerin başında Hulusi Akar gelir. (Bu ifade bana değil saray kaynaklarıma ait)” diye yazması, arkasından “Kusuruma bakmayın, nedenlerini sorsanız bile açık açık yazamam, çünkü, başım yeterince belada ve daha fazlasına da ihtiyacım yok!..” demesi, bana çok anlamlı geldi!

Sanki başka başka iletiler taşıyor!

 

Hulusi Akar’ı güçlü kılan bir güç var mı, yok mu, bilmiyorum.

Varsayalım ki, böyle bir güç var ve o güç ağırlığını koydu, Akar’ı, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanından sonra Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı, Cumhur İttifakı ortaklarından AKP’nin de Genel Başkanı yaptı/yaptırdı.

Akar, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanır mı?

Kazanamaz.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, Cumhur İttifakı’nın ortakları AKP, MHP, BBP, DSP, Vatan Partisi geceli gündüzlü çalışsalar da; sandıklarda, il, ilçe seçim kurullarında, YSK’da katakulliler yapsalar da, yaptırsalar da, Akar gene kazanamaz!

Halk, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nden ve bu sistemin Cumhur İttifakı İktidarı’ndan, bu sistem öncesi AKP iktidarlarından hiç hoşnut değil, ilk seçimde, açık arayla nokta koyacak, muhalefeti Kamutay (Meclis) ağırlığıyla da iktidara taşıyacak!

Bunda kararlı.

 

Bir yıl gibi veya bir yıldan iki ay fazla süre sonra, tası tarağı toplayıp gidecekler!

Ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin Cumhur İttifakı İktidarı’nın bir numarası AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, atadıkları içinde dikkate aldıkları arasında yer alan “güçlü Hulusi Akar’a da –Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’tan sonra- gitmeden, bir soru soracağım:

“Çanakkale’de, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda, her şeyden yoksun ve yoksul Türk Ordusu’nu zafere götüren özne neydi?

 

Akar yanıt verir mi?

Bekleyeceğim.

Gelmezse, yazacağım…

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALİ ERBAŞ’A BİR SORU!..

150 150 bakikarakol

Milyonlarca üniversite öğrencisi yurt, kiralayacak ev –çok yüksek kira ücretlerinden ötürü- bulamazken, emperyalist ABD’nin New York kentinde 291 milyon 260 bin 400 Dolar’a (2 milyar 488 milyon TL’ye) mal olan 32 katlı Türkevi’nin https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/new-yorktaki-turkevi-binasinin-parasiyla-500er-yatakli-23-ogrenci-yurdu-insa-edilebilirdi-6661416/ açılışında da dua okuyan, demokratik, laik Cumhuriyet’imizin güzide kurumlarından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başındaki Prof. Dr. Ali Erbaş, her konuşmasında, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüze olduğu gibi Türkçe’mize de karşıtlığını, Arapça’ya ise düşkünlüğünü hissettirir, dile getirir!

Oysa…

Atatürk’ümüze, Türkçe’mize karşıt, Arapça’ya düşkün olmak, Anayasal ve yasal görevi değildir, “olmamak” görevidir.

Neden böyle yapıyor?

Şunda:

Diyanet İşleri Başkanlığı’na Başkan olarak atamasını ikinci kez yapan iktidardaki siyasi anlayışın iradesi altına girmiş, onunla aynı yolun yolculuğunu yapıyor!

Zaten, aynı anlayıştan geliyor!

Bir diğer nedeni de…

Anlayışınin gereğini yerine getiriyor!

Nedir o?

Şu:

Kuran’ın dili Arapça’dır, dinimizi Arapça’dan öğreneceğiz!

Onun için…

Arapça önceliğimiz!

Dinimizi, anadilimiz güzel Türkçe’mizle değil, Arapça’yla öğreneceğiz!

Ne zorumuz var?!

Kutsal dinimizi neden güzel Türkçe’mizle öğrenmiyoruz, öğrenmeyelim?!

 

Bu yüz yıllık, bin yıllık engel ne ve neden?!

 

Hemen söyleyeyim:

Amaç…

Kuran’ın, Arapça dışındaki anadillerde okunup anlaşılır olmaması!

Anlamadan okunsun, ezberlensin!

Ortaya da, din bilgisinden yoksun kalmış, sürüden ayırtsız (farksız) toplumlar çıkıyor!

Düşünmeden yoksun, bir takım tiplerin, cemaat ve tarikat ağalarının söylediklerine bakan, “Yat” denildiğinde yatan, “Kalk” denildiğinde kalkan insan yığınları daha çok işlerine yarar!  

 

Ne yazık ki…

Arap’tan çok Arap kesilen, anlayıştaki kişilerden biri de “Prof. Dr.” unvanlı Ali Erbaş’tır!

 

Dün yaptığı yazılı açıklamada “Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Var diyen, olduğunu ısrarla dayatıp iddia eden kim varsa kalbi Türk milletiyle bir atmayan namertlerdir”

http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4877/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_Bahceli__nin___CHP_Genel_Baskani_Kemal_Kilicdaroglu__nun_Sozde_Kurt_S.html diyen Devlet Bahçeli’ye, önümüzdeki günlerde veya Cuma hutbesinde edeceği sözlerle arka çıkacağını öngördüğüm Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a bir soru soracağım:

Araplar, kendi dillerinde okudukları Kuran’ı neden anlayamamışlar,  emperyalist ülkelerin –yerel işbirlikçileri ve iktidara taşıdıkları siyasi kadroların katkılarıyla- köleleri olmuşlar?!

 

Erbaş yanıt verir mi, verebilir mi?!

Olası görmüyorum!

Ama biran verebileceğini varsayalım.

Yanıtının içeriksiz, gerçekçilikten ve inandırıcılıktan yoksun olacağını söyleyebilirim.

Yanılacağımı da sanmıyorum!..

ARINÇ, YAŞTAN MIDIR, “DİNDAR”LA “DİNCİ”Yİ KARIŞTIRDI!..

150 150 bakikarakol

Ucube Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Cumhur İttifakı ve Cumhur İttifakı İktidarı çizgisinde son günlerde siyasi söylem ve eylemlerde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı gibi güzide resmi kurumun başında Başkan sıfatıyla bulunan Prof. Dr. unvanlı Ali Erbaş’a soracağım tek soruyu içeren yazıma hazırlanırken, gazetelerin internet sitelerine, yakın zamanda partisi AKP’deki “özgül ağırlığı”nı gündeme getiren, “Şeyini şey ettiğimin şeyi” sözünün de sahibi AKP eski Milletvekili, Kamutay (Meclis) eski Başkanı Bülent Arınç’ın haberi düşünce, yarına bırakmaya, Arınç’ın dün TV5’te 4. Güç programında söylediklerini https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/bulent-arinctan-akpye-sert-sozler-dindarlarin-gazabindan-korkmak-lazim-1870408 yazmaya karar verdim.

 

Hasan Basri Akdemir ile Mustafa Deniz’in sorularını yanıtlarken, Tokat AKP eski Milletvekili Resul Tosun’un laikliğin anayasadan kaldırılmasına ilişkin sözlerine karşılık “Bu kimseye yaramaz. Ne bu tartışmayı başlatanlara yarar, ne bunların temsil ettikleri kurumlara yarar. Sadece mevcut kamplaşmaların karşı karşıya gelişlerin ayrışmacı bir siyaset takip etmenin daha da keskinleşmesine yarar” diyen, ardından, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş için “Sayın Diyanet İşleri Başkanı da bir süredir bir tartışmanın içerisinde. İkinci defa atandığına göre o da bu tür konuşmalar yapmanın uzağında kalacaktır diye tahmin ediyorum” sözlerini eden Arınç, siyasadan (siyasetten) kalan bir deneyimini (tecrübesini) şöyle anlattı:

“Bizim dindar insanlarımızın bile tamamen tersine döneceğini bir gün göreceksiniz. 

Çünkü onlar dini böyle hamaset kokulu konuşmaların yanında cebine giren ve cebinden çıkan paraya bakar. Eğer onda bir eksilme görüyorsa, din, iman, vatan, millet bunlar bir kenarda durur, onlara saygısını eksik etmez ama değer yargıları tamamen değişebilir. 

88 yılında ilk defa hacca gidiyordum. Bütün kafilemiz havalimanına geldi. Dediler ki ‘Vizelerin bir kısmı yetişmedi sizi bir gün veya en fazla iki gün İstanbul’da misafir edeceğiz.’ Ben eşimle beraber anlayışla karşıladım ama kafiledeki insanlar o kadar büyük tepki gösterdiler ki, ağızlarından küfürler çıkmaya başladı. ‘Siz ne yapıyorsunuz?’ dedim.

Ondan sonra koktum ve dedim ki ‘Eyvah, dindarların gazabından korkmak lazım.’ İşlerine gelmeyen bir şeyle karşılaştıkları zaman ne aslandı ne kaplandı hiç birisini dinlemez bu insanlar. 

Biz 2002’de iktidara geldiğimiz zaman siyaset bu durumdaydı. Millet siyasetin dip yaptığını görüyor, siyasetçiden kaçıyordu. Öyle bir ortam bizim işimize yaradı. 2020 tüm varlığımızı ortaya koyduğumuz ve milletin bizi kabullendiği bir dönemdi ki 20 yıldır devam ediyor.”

 

Benim bildiğim, anladığım, gördüğüm, gözlemlediğim, tanıdığım dindarlar, Arınç’ın tanımına uymuyor!

Hiç uymuyor!

Arınç, dindarlarla dincileri karıştırıyor olmasın?!

Çünkü…

Arınç’ın anlattıkları, dindarlarımız değil, dincilerimiz!

 

Öncelikle…

Arınç’ın, dindarla dincileri karıştıran sözlerini düzeltmesi gerek.

Sonra da…

AKP’ye mi, muhalefete mi, Atatürkçülere mi laiklere mi, kime/kimlere ne ileti (mesaj) vermek istiyorsa, eğip bükmeden, kıvırmadan söyleyeceğini söylesin!

 

Gözdağı vermek amaç ve niyetindeyse, bilsin ki, cebine giren ve cebinden çıkan paraya bakan o dinciler, cürümleri kadar yer yakarlar!

 

25 Mayıs 1948 Bursa doğumlu Hukukçu Bay Arınç…

Siz, sizinkilerin gazabından korkun ama korku algısı yaratma oyunu oynamayı bırakın!

Oynasanız da sonuç elde edemezsiniz!

Biz sizi, sizinkileri çok iyi bilir, iyi tanırız!

Sözünüz AKP’ye ise buyurun karşılarına çıkın, aslan, kaplan kesilin!   

Yoksa…

Yaştan mıdır, dindarla, dinciyi karıştırdınız!

Doktora görünün…

“SELAMÜN ALEYKÜM” BİZİM DEĞİL, ARAP’IN!.. “ALLAH’IN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN” VE “GÜNAYDIN” BİZİM!..

150 150 bakikarakol

“Türkiye demokrasi tarihinde önemli mücadeleler vermiş ve sonrasın haksızlığa uğramış, Başbakanlık yapmış rahmetli Adnan Menderes’in köylülerisiniz. Sizinle benim aramda önemli bir bağ var. Benim ailem de Demokrat Partiliydi. Dedem Demokrat Partiliydi, babam Adalet Partiliydi ama ben hep CHP’liydim. Yani yalan yok, ben hep CHP’liydim. Ama şunu söyleyeyim Demokrat Parti ile CHP’nin ortak noktaları var. Demokrat Parti’nin Cumhuriyetle sorunu yoktu, Atatürk ile sorunu yoktu. Yaşam şeklimizle bir sorunu yoktu. Farklı düşüncelerimiz oldu, mücadele ettik. Nazmiye Hanım vefat etikten sonra Bülent Tezcan ile birlikte rahmetli Süleyman Demirel’e başsağlığı ziyaretine gittik. Bize şunu söyledi: ‘Çocuklar hayatım CHP ile mücadeleyle geçti ama bugün CHP’nin büyük bir mücadele ettiğini görüyorum. Size tarihi bir sorumluluk düşüyor’ dedi.” *

 

Bu nabza göre şerbet sözler, 5 Haziran 2018 Salı günü eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in Aydın Çakırbeyli Köyü’nde veya Mahallesinde söylendi.

 

Söyleyen, yaklaşık 3,5 yıl sonra -18 Eylül 2021 Cumartesi günü- şunları da haykırıyordu:

“Bir sözde din adamı, yakasında bir tek iktidarın rozeti eksik, her gün meydanlarda fetva veriyor. Karidesi konuşuyor, kalamarı konuşuyor, günaydını konuşuyor ama yurtlarda tecavüze uğrayan çocukları konuşmuyor. Haramı konuşmuyor. Muhalefet de seyrediyor.

Kompleks içerisinde. Niye seyrediyor? Ona laf ederse dindarları kızdırırmış… Dindarlarla bir derdimiz yok. Dindar geçinenler ve dinden geçinenlerle derdimiz var bizim. Hiçbir kompleksimiz yok.

Sen ‘günaydın’ denmesine laf ediyorsun. Sen, Tayyip Erdoğan’ın Şeyhülislam’ı mısın, Diyanet İşleri Başkanı mısın? ‘Selamın Aleyküm‘ de bizimdir, ‘Günaydın‘ da bizimdir. Fatih Sultan Mehmet de bizimdir, Atatürk de bizimdir. ‘Günaydın’ mı diyeceğiz, ‘Selamın Aleyküm’ mü diyeceğiz, sana soracak halimiz yok. İşine bak, önüne bak. Git, yurtlarda çocuklara yapılan tacizleri, tecavüzleri, haramı, helali anlat yüreğin varsa…” **

 

Tanıdınız mı?

 

Evet, bu nabza göre şerbet içeriğindeki sözü de söyleyen “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce!

 

Her iki nabza göre şerbet sözü, kurduğu Memleket Partisi’nin 18 Eylül 2021 Cumartesi günü yapılan 1’inci Olağan Kurultay’da etti.

 

Partili 12 bin 783 üyenin oyu ile Genel Başkan adayı gösterilen ve 750 delegenin oyunun tamamını alarak Genel Başkan seçilen “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce için tırnak içinde yaptığım tanımlamalarda haklı olduğumu anladınız mı?!

Adalet Partili Kamyoncu Şerif’in oğlunun gerçek bir CHP’li olmadığını, nabza göre şerbetçi biri olduğunu gördünüz mü?!

 

5 Haziran 2018’de, Menderes’in köyü/mahallesi Çayırbeyli’de ve Çayırbeylilerin önünde ettiği nabza göre şerbet sözleri üzerinde durmayacağım; 2 gün önce Ankara’da söylediği nabza göre şerbet sözlere ufacıktan değineceğim.

 

Bir de eğitimci!

Böyle eğitimci olmaz olsun!

Böyle eğitimciler olmaz olsunlar!

 

“Kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” ve nabza göre şerbetçi Muharrem İnce kalktı Selamın Aleyküm de bizimdir, Günaydın da bizimdir” dedi.

 

Hayır efendim!..

Selamün Aleyküm bizim değildir, Arap’ındır!

Türkçe karşılığı Allah’ın selamı üzerinize olsun’dur.

 

Allah’ın selamı üzerinize olsun denilsin, “Bizimdir” derim.

Çünkü…

Günaydın gibi Allah’ın selamı üzerinize olsun da bizimdir!

Ama…

Güzel Türkçe’miz yerine Arapçası “Selamün Aleyküm” söylenirse, olmaz, “Bizimdir” demem, diyemem, denilmesine karşı çıkarım!

Ve…

Güzel Türkçe’miz dururken, Arapça niye?!

Kutsal dinimizi, kendi ana dilimizde neden öğrenmeyelim?!

Arpça öğrenmek zorunda mıyız?!

Vay efendim, “Kuran, Arapça” imiş!

Geçiniz!..

 

Hadi, kutsal dinimizi siyasalarına (politikalarına), çıkarlarına katık yapan Türk ve Türkçe karşıtı Arapçılarımızı bir kenara koyalım; Atatürkçü, CHP’li –eski- geçinen, yetmez ama evetçigillerin başka versiyonu  “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” ve nabza göre şerbetçi Muharrem İnce’ye, onun gibilere ne demeli?!.

 

  * https://www.haberler.com/muharrem-ince-ailem-demokrat-partiliydi-10918977-haberi/

** https://odatv4.com/siyaset/adam-degil-210645

1960’LARDAKİ CAMİ İMAMI AHMET HOCANIN GERİSİNDE KALAN YOBAZ DİNCİLER SİZ KİM OLUYORSUNUZ BİZE DİN AYARI ÇEKİYORSUNUZ?!.

150 150 bakikarakol

Mevki, makam, şaşaalı yaşam uğruna, kutsal dini, kutsal din görevini, işbirlikçi anlayışlı siyasanın, siyasacının hizmetine sunan, dünyadaki şarlatan din görevlileri, 1960’lardaki cami imamı Ahmet Hoca’nın, Cuma hutbesinde cemaate şu anlatısını okusunlar, din görevlisi olmadıklarını, olamayacaklarını görsünler, kabullensinler.

 

Olay, yaşadığım anıdır.

 

1960’lı yılların başıdır.

 

Saraç (hayvan koşumu) işiyle uğraşan -7 Ağustos 2013’de rahmetli olan- babam, o yıllarda bucak, 1992’den beri ilçe olan Kars Akyaka’da işyeri açtı.

4 kişilik aile, İncedere Köyü’müzden, 4 kilometre uzaktaki Akyaka’ya taşındık.

İlkokula Akyaka’da, Akyaka İlkokulu’nda başladım; oradan da mezun oldum.

Bilge, şık giyimli öğretmenlerimiz vardı.

Birinci sınıftaki öğretmenim, kısa boylu, kilolu, Çanakkaleli –soyadını anımsayamadığım- Yahya öğretmenimi, diğer öğretmenlerimizi hiç unutmadım.

Öyle öğretmenlik yaptılar, öyle eğitim verdiler ki!..

Bugünün üniversitesi ayarında!..

 

Dinlemeyi, dinletmeyi…

Anlamayı, anlatmayı…

Düşünmeyi, düşündürmeyi…

Kavramayı, kavratmayı…

Tanımayı, tanıtmayı…

Yapmayı, yaptırmayı…

Vb…

Biz çocuklara öyle bir güzel öğrettiler, aşıladılar ki!..

Hele de dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzü!..

Çünkü onlar, bu yurdun aydınlanmasının karşısında olan düşmanların ve o düşmanların yerel işbirlikçilerinin “Komünist yuvaları” belledikleri, yaygarasını kopardıkları, iktidara gelince de kapattıkları, “aydınlanma ocağı” Köy Eğitim Enstitüsü mezunlarıydılar!

30 yaşın üstündeydiler.

İçlerinde daha ileri yaşlarda olanlar vardı.

Bu nedenle, şimdi hiç birinin yaşamadığı öngörüsündeyim.

Hepsini, tek tek, rahmetle, saygıyla anıyor, manevi huzurlarında eğiliyorum.

Hepsi, ışıklar içinde uyusun.

 

4 ve 5’inci sınıfta öğretmenim Kıyas Karakurt’tu.

Kars’ın Selim ilçesindendi.

3 yıl önce yaşamını yitirdiğini öğrendim.

Rahmetle, saygıyla anıyor, manevi huzurunda eğiliyorum.  

Öğretmenliği kadar, çok iyi karakalem resim yapardı.

Okulumuzun resmini öyle bir güzel çizmişti ki!..

Hala gözümün önünde…

 

Bir gün önceden dedi ki:

“Yarın yazılı yapacağım.”

 

Bir gün sonra Cuma’ydı.

 

Biz öğlenciydik.

 

Zil çaldı, sınıfımıza girdik; yazılıda kullanacağımız boş kağıdı, kalemi, silgiyi, kalem açacağını sıramızın üstüne koyduk, Kıyas öğretmenimizin gelmesini, sınıf başkanımızın gözetiminde beklemeye başladık.

 

Bu arada, her sırada, iki öğrenci oturuyorduk; sıralarımız, yeni ve tertemizdi.

 

Yanılmıyorsam, on dakika geçti.

 

Sınıf kapısının önünde dikelen sınıf başkanının “Öğretmen geliyor, öğretmen geliyor” deyip aralı tuttuğu kapıyı açmasıyla, daha bir toparlandık.

 

Kıyas öğretmenimiz soluk soluğa girdi.

Sınıf olarak, aynı anda, birlikte ayağa kalktık.

Öğretmenimizin el işaretiyle de “Oturun” demesiyle oturduk.

 

Işıklar içinde uyusun, Kıyas öğretmenimiz, sınıftaki masasına geçerken “Çocuklar, kağıdınızı, kaleminizi kaldırın. Yazılı yapmayacağım. Size, bugün Cuma namazında, Merkez Cami İmamı Ahmet Hoca’nın vaazını özetle anlatacağım. Babanız, amcanız, dayınız, abiniz, başka bir yakınız dinlemiş olabilir” dedi, sustu.

Bizim, yazılı için sıra üstüne çıkardıklarımızı çantalarımıza koymamızı bekledi.

Dediğini yaptığımızı görünce de anlatmaya başladı:

“Dikkatli dinleyin… Bir gün, bir baktınız, bir arkadaşınız, çok güzel bir cetvelle geldi. O cetveli çok sevdiniz; öyle bir beğendiniz ki, aynı cetvelden sizin de olmasını istediniz. Okuldan evinize giderken, kafanızda hep o cetvel var. Evde annenize, babanıza, büyük abinize, ablanıza söylediniz; onlardan, o cetvelden bir tane almalarını istediniz. Sizi dinlemediler. Almadılar. Amcanıza, dayınıza, halanıza, teyzenize söylediniz; onlar da almadılar. Çaresiz vazgeçtiniz. Ama içinizden bir arkadaşınız vazgeçmedi. Tek çarenin kaldığını, onun da ‘Çalmak’ olduğunu aklından geçirdi.  Ve kararını verdi. Çalacaktı! Ertesi gün sınıftasınız. Teneffüs zili çaldı. Hepiniz dışarı çıktınız. Sınıfta tek o arkadaşınız kaldı. Gözü, arkadaşınızın sırasının üstüne defteri, kalemiyle birlikte koyduğu cetvelinde! Çalmak için yaklaşıp elini uzattığı an durdu, düşündü ‘Bu cetvel benim olsaydı, benim şimdi yapmak istediğimi yapsaydı, teneffüsten döndüğümde cetvelimin çalındığını görseydim, ne düşünürdüm, ne yapardım?’ sorusunu iç dünyasında kendine sordu. Şimdi size ev ödevi veriyorum: O arkadaşınızın vereceği doğru karar ne olmalıdır?  Evde kimselerden yardım almak yok. Cevabı kendiniz bulacaksınız, Pazartesi günü ilk derste bunu anlatacaksınız.”

 

İşte bu olay, kişiliğimin belirlenmesinde ana etkenlerden biri oldu.

 

Bizi, bu öğretmenler yetiştirdi!

Biz, bu yollarla da din eğitimimizi aldık!

Biz, Akyaka Merkez Cami imamı Ahmet Hocanın -soyadını anımsayamadım- böylesi anlatıları ve öğretileriyle kutsal dinimizi öğrendik!

 

Ve siz…

1960’lardaki Cami İmam Ahmet Hocanın ve onun gibilerinin bugün çok gerisinde kalan, dincilik oyununu oynayan ilkel, yobaz dinciler…

Kim oluyorsunuz da, bize, dini anlatmaya, din ayar çekmeye kalkıyorsunuz?!

 

Yürüğün gidin!..