Monthly Archives :

Aralık 2020

DÜŞÜNMEYEN İNSAN TOPLULUĞU, EMEĞİ, EGEMENLİĞİ, SÖZ HAKKI ELİNDEN ALINIR, KOYUN SÜRÜSÜ GİBİ GÜDÜLÜR!..

150 150 bakikarakol

Bugün 31 Aralık 2020, günlerden Perşembe.
Berbat “2020 Yılı”nın son günü.
Gece yarısı, saat 24.00’dan sonra “yeni yıl”a, “2021”e gireceğiz.
2020’yi aratmayacak yıl olmasını dileyelim; evrene bu içerikte enerji gönderelim.

Sağlıklı, gerçekçi düşünüldüğünde, doğru öngörüde bulunmanın olasılığını göstermek için “14 Temmuz 2001Cumartesi” günlü yazımı; bir de, emperyalist ABD’nin CIA Ankara Büro Şefinin, ülkemizle ilgili “2006” kayıtlı “rapor”unu bilginize sunmak istiyorum.
“Yılbaşı eğlencesi, yorgunluğu ardından okur, değerlendirmeler yaparsınız” diye düşündüm.

Kısaltılmışı “AKP” olan “Adalet ve Kalkınma Partisi” 14 Ağustos 2001’de kurulmadan tam bir ay önce, 14 Temmuz 2001’de, o yıllarda Türk basının “amiral gemisi”, şimdi ise “emir al” sözcükleriyle tanımlanan, anılan Hürriyet Gazetesi’nde, “Tehlike çanları!” başlıklı yazım çıktı.
Yazımı, meslek büyüğüm Yalçın Bayer, “Yeter Söz Milletin” adlı köşesinde yayınladı.
Sağolsun.
Yaklaşık 19,5 yıl önce öngürdüklerimin gerçekleşmesini istemezdim, öngörülerimde yanılmayı dilerdim.
Okuduğunuzda beni anlayacak, bana hak vereceksiniz.

Buyurun okuyalım:

Tehlike çanları!

KENDİLERİNİ akvaryumdaki balığa benzeten Abdullah Gül, temel ilkelerinin dürüstlük, açıklık, sözüne, özüne güven duyulması olduğunu söylüyor.
Bugün bunlar olmadığı için Türkiye’de krizin olduğunu ekliyor. Sayın Gül, Hürriyet Gazetesi’nde yer alan söyleşisinde (12.7.2001) daha sonra aynen şöyle diyor: ‘‘Bizim, bugün için en büyük farkımız, sözü, özü ve icraatı birbirine uyacak hareket olmamız.”
Dikkatinizi ‘‘… bugün için…” sözcükleri çekti mi? Demek bütün şirin görünüm, ılımlı söylemler vs. hepsi bugün için! Yarın ne olacağı ise ‘‘Kısa değil, uzun vadeli hedefler peşindeyiz. Bizler birey olarak dindar olmanın gayreti içindeyiz” sözleriyle açıkça kendini göstermiyor mu?
Sayın Gül, ‘‘Dinci parti olmayacağız, hatta sadece dincilerin partisi de…” ve ‘‘Laiklik konusunda kesinlikle takıyye yapmıyoruz” derken dahi takıyye yapıyor, farkında değil. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes inancını serbestçe ortaya koymuyor mu ve devlet bütün inançlara eşit mesafede değil mi? Sayın Gül ve arkadaşları daha neyin peşindeler?
Türkiye’nin görünen görünmeyen gerçeklerini dikkate alarak, kafalarına yatan politikaların peşindeler. Bundan daha açık söylem mi olur? Bunlara hálá ‘‘Değiştiler canım. Bunlar Müslüman solcular. Dindar olacaklar ama dindar parti olmayacaklar. Türkiye gerçeklerini görüp, özeleştirilerini yapıyorlar vs.” diyerek iyi niyetlerle yaklaşmak, inanıvermek saflık olur, büyük hata olur.
Kendilerini ne kadar kamufle etseler, ne kadar ‘güzel sözlerin alt alta sıralandığı bir program’ hazırlasalar da, ‘‘inanıyoruz ki laiklik olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da laiklik olmaz” deseler de, onlar değişmemişlerdir ve hala demokrasiyi araç olarak görüyorlar.
Adamlar, bizden gibi görünüp bizi vuracaklar. Ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Söylem ve görünümlerine kanmamalıyız. Yoksa her şey çok geç olabilir!
A.Baki KARAKOL-İSTANBUL

*
Gelelim ikinciye:

Emperyalist USA’nın (ABD’nin) Ankara’da, “Paul Henze” adında, CIA Ankara Büro Şefi var.
Yıl 2006.
Ülkesinin “Başkanlık Yönetim merkezi, Beyaz Saray”a bir rapor sunuyor. Raporunda aynen şunları yazıyor:

Türkiye’nin şu şekliyle Amerikan politikalarının yanında olacağından emin değiliz.
Türkiye’yi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar.
Hükümet’i ikna ettiğimizde, Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza çıkıyor.
Eğer Amerikan çıkarı, Türkiye’de bir federe kurulması ise mutlaka ve öncelikle “Yargı”, “Ordu”, “Meclis” ve “Hükümet”i tek elde toplayan “Başkanlık Rejimi”ne geçilmelidir.
Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.
Eğer o bir kişi, Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddit ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak “Amerika” için sorun olmaz.

Canınızı sıkmak istemedim, düşünmenizi amaçladım.

Düşünen insan topluluğu, olacakları görür, önlemlerini en kararlı biçimde alır, tehlikeyi/tehlikeleri hasarsız ya da en az hasarla atlatır.
Düşünmeyen insan topluluğu ise emeği, egemenliği, söz hakkı elinden alınır, koyun sürüsü gibi güdülür.

Dünya lideri Kemal Atatürk bunları bildiği için, ülkesinde/yurdunda gerçekleştirdiği bir dizi devrimlerine “Düşünme Devrimi”ni de kattı.

Emperyalistler yol alamıyorlar, “Düşünme Devrimi” ile donana, büyük kazanımlar elde eden Türk halkının karşısında planladıkları gibi yol alamıyorlar, geldikleri gibi gideceklerini çok iyi biliyorlar.
Azgınlaşmaları, ekonomimizle, yargımızla vb oynamaları, düşünce yoksunu işbirlikçilerini üzerimize saldırmaları boş, boş!..

ALİ BABACAN ÇARPITIYOR, YALAN SÖYLÜYOR, GİZLİYOR!.. YUTTURAMAZ, UNUTTURAMAZ!..

150 150 bakikarakol

Dün (29 Kasım 2020 Salı); AKP kurucusu, AKP Milletvekili, AKP iktidarlarının Ekonomi ve Dışişleri Bakanı –ilk yıllar ‘Bebecan’ diye de anılan- Ali Babacan’ın “Kurucu Genel Başkan”ı olduğu Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin 1’inci olağan Kurultay’ı –kendileri ‘Kurultay’ demiyorlar, ‘Büyük Kongre’ diyorlar- vardı.

Babacan, Ankara Atatürk Spor Salonu’ndaki Kurultay’da yaptığı konuşmanın bir yerinde dedi ki:
“Biz ezilmenin ne olduğunu iyi biliyoruz. Bunu iyi bilenler başkasını ezmez.”

Ne yalan söyleyeyim, “Bak hele şu ezene! Ayrı düştüklerini şimdi ‘Halkı eziyorlar” sözcükleriyle yeriyor! Üç sene öncesine kadar kendisinin de bir ‘ezen” olduğunu nasıl da unutuyor, unutturmaya çalışıyor” diye söylenmekten edemedim.

“Benim siyasete girdiğim zamanlar da yine böyle acıların yaşandığı günlerdi. Asker vesayeti vardı. Demokrasi, hukuk, özgürlükler ayaklar altındaydı. Ülkemiz yine derin bir ekonomik krizin içindeydi. Ben kendi ailemde o günlerin ızdırabını yaşadım. 28 Şubat’ın ağır ikliminde kız kardeşim Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okuyan kız kardeşim okuldan üç defa uzaklaştırma cezası aldı. Başındaki örtü yüzünden. Üstelik düzenledikleri tutanağa da ‘Ders araç ve gereçlerine zarar vermek’ yazdılar. Gerçek sebep neydi? Başörtüsü. Hiç utanmadan yaptılar bunu. Benim siyasete girmem bütün bu yaşananlara bir isyandı. Bir daha kimse böyle bir yasağı getirmeye cüret edemez.” https://devapartisi.org/parti/e-arsiv/babacan-buyuk-kongrede-konustu-bu-ulkenin-devas-olmak-boynumuzun-borcudur sözlerini de www.devapartisi.org sitesinden okuyunca, bu yazımı yazmaya karar verdim.

Tam da bu sözleri ettiğinde duygusallaşan, gözleri nemlenen Ali Babacan, bir kere daha, gerçek kimliği, siyasi mayası/yapısıyla yakalanmıştır.
AKP’nin, siyaseti dine, dini siyasete karıştıran, alet eden seçmenine şirin görünmek isterken, kendini, siyasi yapılanmasını bitirmiştir.
Şimdi anlayamayacak; kısa süre sonra, “anyayı, Konya’yı” görecek.

“Dinci” Ali Babacan, usta çarpıtmacı, Devrim Yasaları’nın karşıtı olduğunu, Atatürkçü Türk halkına sunmuştur.

Bir kere…
İngilizlerin yeşerttikleri, besleyip büyüttükleri, insanlığın ve özellikle Müslüman ülke halkların başına bela ettiği “Siyasi İslamcılar”ın siyasi simgesi “türban” –ki Hristiyan Rahibelerin giyimlerinden esinlenen- ile Türk kadınının 3 bin, 5 beş bin yıllık “başörtüsü”nü eşleştiriyor!
Ne büyük ayıp!
Ne büyük yanlış!
Türban, başörtü, başörtü de, türban değildir.

Biliyor…
Bilmesine karşın çarpıtıyor, doğru söylemiyor, yalana, kandırmaya başvuruyor.
Böyle birine kim inanır?
Neden inansın?

Devrim Yasaları’na aykırı olarak, kız kardeşinin “türban”ı nedeniyle okuldan uzaklaştırma cezası almasına “isyan” ettiği için siyasete girmiş miş!

Koca yalan!

Atatürk Türkiyesi’nin vatandaşı idiyse, ülkenin Devrim Yasaları’na aykırı olarak, o yasalara karşı gelerek, Siyasi İslamcıların siyasi simgesi “türban”a isyan etmeliydi!

Yok…
Tam tersi…

Neden?!.

Kaldı ki…
Kız kardeşinden yıllar önce -1968’de- Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi “halası” Hatice Babacan, Türkiye’de ilk kez “türban”la derslere girmeyi başarmış; ayırtına (farkına) varılınca da izin verilmemiş.

Yani…
Siyasete girmesine neden olan “türban” olayı(!)nın 28 Şubat 1977 öncesi, -1968’i- var…

Ailece “türbancı”, “siyasi İslamcı”!..
Bu da, “Atatürk, Atatürk Devrim ve İlkeleri, demokrat laik Cumhuriyet karşıtı olmak” demek!

Ali Babacan yutturamaz!
Hele de, unutturamaz!

Siyasete neden, ne zaman, kim veya kimler tarafından sokulduğunun bilinmediğini düşünmesin.
Yalana, dolana gerek yok!

Siyasi yazgı içinde olduğu 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, 11’inci Cumhurbaşkanı iken, 13 Mayıs 2008’de, İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından, İngiltere’nin en önemli nişanlarından “İngiliz Yüksek Şövalye Nişanı”nın neden verildiğinden habersiz ise –habersiz olacağını sanmıyorum- yurt gezilerinde, cadde ve sokaklarda çiftetelli oynattığı yoksul insanlardan varsın öğrensin…

Yargıda “yargılanacaklar” arasında yer aldığını sakın usundan çıkarmasın!..

AÇIKLANAN ASGARİ ÜCRET, TEPKİLER VE İŞÇİ, İŞÇİ SINIFI!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının çok yakınında iken, dört gün önce, partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”in “danışmanı” olan Kamuoyu Araştırmacısı İbrahim Uslu dün gece Halk TV’de “Sözüm Var” programında, Devlet Bahçeli’nin, Meral Akşener’e “Evine dön bitsin bu çile” çağrısını, “Milliyetçi Cephe oluşturmak” için yaptığını söyledi.
Katılmıyorum.
Konuyu, 1 Ocak 2021 Cuma günü, “Tansu Çiller Gülmecesi” ile birlikte yazmayı düşünüyorum.

Nokta koyuyorum, bugünkü konuma geçiyorum.

Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı”nın başına “Bakan” sıfatıyla atanan “Bürokrat” Zehra Zümrüt Selçuk, 2021 yılı için geçerli olacak “asgari ücreti”, -eskilerin değimiyle- “alayla valayla” açıkladı:
“1 Ocak 2021’den itibaren brüt 3 bin 570 lira 50 kuruş, net 2 bin 825 lira 90 kuruş. Bu, bekar ve çocuksuz bir işçi için. 3 bin 313 lira 72 kuruş da evli ve çocuklu bir çalışan için. Asgari ücret desteği ise 75 lira.”

Ortaklarıyla birlikte iktidar ve işverenler dışında, az bulup tepki göstermeyen kalmadı.
Bir sendika temsilcisinin “3 bin küsur TL” beklemesine, bir muhalefetin de “3 bin 150 TL” önermesine güldüm.
“İşçi Sınıfı”ndan söz edip en az 3 bin 800 TL olması gerektiğini söyleyen sendika başkanına ise düşünceli düşünceli uzunca baktım.

Asgari ücret gündeme gelip konuşulduğunda, Liberal Demokrat Parti kurucu Genel Başkanı işadamı Besim Tibuk’un 1990’ların başlarında katıldığı televizyon canlı yayınlarında söylediği sözleri anımsarım.
Tibuk, sendikaların toplu iş görüşmelerinde üyelerine, -o günlerdeki- asgari ücretin 5-6 katı üzerinde net para almadan sözleşme imzalamadıklarına vurgu yaparak, “Önümüzdeki yıllarda böyle bir şey olmayacak. İnsanlar, asgari ücretten iş bulmak için çırpınacaklar; bulanlar sevinecekler” içeriğinde sözler etmişti.
Aynısını yaşıyoruz!
İçim parçalanıyor!

“İşçi Sınıfı” denildiğinde de geçmişe gider, hüzünlenirim!

Adını anmayacağım etkili sendikanın 14 yıllık üyesi Belediye işçilerine, görüşlerine sunulduktan sonra imzalanacak sözleşme metninde “1 Mayıs’ta işçi çalıştırılamaz; çalıştırılırsa yüzde bin beş yüz lira yevmiye ödenir” maddesi olduğu söylenir ve “1 Mayıs nedir?” diye sorulur.
Sendika şube binasında toplanan işçilerin tamamı el kaldırırlar.
Ama söz alanların hepsi de “Bahar Bayramı’dır” der.
Bir tane olsun “1 Mayıs İşçi Bayramı’dır” diyen çıkmaz.
Şundan:
İşçiden her ay düzenli sendikaya “aidat” parası kesilmiş ama o sendika üyesi işçilere “sendika, işçi, 1 Mayıs” eğitimi vermemiş!
“Sınıf bilinci”nden yoksun oldukları/bırakıldıkları için, “aidat”larıyla, “profesyonel sendikacılar”ı yıllarca sırtlarında taşımışlar, krallar gibi yaşatmışlar; iktidarın bir saldırısında ise çil yavrusu gibi dağılmışlar, kazanamamışlar, kazanımlarını koruyamamışlar, vermişler.

Günümüzde işçilerin ve sendikaların durumu ortada!

Sanayileşememiş, toprağa bağımlı ülkelerde, “İşçi Sınıfı Bilimi” tanımına uygun “işçi” yoktur.
“İşçi sınıfı” da yoktur.
“İşçi gibi çalışan” vardır.
Onlar, “yoksul burjuva”lardır; toprak” gibi, “araç, gereç” gibi kendilerine ait “özel mülkiyetler”e sahiptirler.
Mülkiyetlerindekileri geliştirirlerse, çoğaltırlarsa, yoksul burjuvalıktan “küçük burjuva”ya geçerler, oradan “orta ve büyük burjuva” olurlar; ama mülkiyetlerindekileri geliştiremez, çoğaltamaz, yitirirlerse, “emeğinden başka mülkiyeti olmayan” işçi olurlar, İşçi Sınıfı’nda yerlerini alırlar.

“Burjuvazi Sınıfı”nın temsilcileri kapitalistler, emperyalistler, süreç içinde, İşçi Sınıfı’nı parçalamak, safına çekmek için aş, iş, ev, araba, para verirler, bunların sahibi yaparlar, artık onlar da “işçi” değil, birer “özel mülkiyet” sahibi, varlıklı küçük, daha sonra orta burjuvazidirler.

Düşünmekten ve düşünme ürünü “bilgi”den yoksun insanlar, düşünen ve düşündükçe bilgilenen, üreten insanların kölesi olurlar!

Dünya lideri Kemal Atatürk bunu gördüğü, bildiği için, kurtarıcısı ve kurucusu olduğu ülkesinde “Düşünme Devrimi”ni yaşama geçirmiştir.
Geçirmiştir ki, halkı düşünen, sorgulayan, yorumlayan, üreten, önünü ve yarını/yarınları gören vb olsun istemiştir.
Düşman, yerel işbirlikçilerini kullanarak bunu engellemiştir, “Düşünme Devrimi”ni gizletmiş, unutturmuştur!
Başarılı olmuştur!

Başlangıcı buradan yaparsak, düşmanı da, yerli işbirlikçilerini de dize getirmek, alt etmek, aydınlık çağdaş yarınlara bayrak açmak hiç zor ve hayal değil!
Başarırsın halkım!
Sana inanıyorum!..

BİR CHP’Lİ OLARAK, NEDEN DOĞRU PARTİ’Yİ VE GENEL BAŞKAN RIFAT SERDAROĞLU’NU YAZIYORUM?!.

150 150 bakikarakol

Terör saldırısında damatlık oğlunu yitiren ananın kendisine yazdığı mektubu okuduğunda, ananın “Lütfen kalkın ayağa, bir şeyler yapın. Durdurun, ‘Dur’ deyin” diye yakaran istemine, partim CHP’min başındaki “adı lazım değil” –ne yazık ki- “duyarsız” kalırken, yeni kurulmuş bir siyasi partinin Genel Başkanı “Ocak ayından itibaren bu milleti ayağa kaldıracağız” diyordu.
O parti “Doğru Parti” idi; Genel Başkanı da “Hayatta en iyi bildiğim, siyaset” diyen Rıfat Serdaroğlu idi.

Serdaroğlu, önceki gün (26 Aralık 2020 Cumartesi), ilk defa bir siyasi parti Genel Başkanını ağırlayan “Veryansın TV”deydi ve Erdem Atay’ın sorularını yanıtladı.

Dün saat 01.10’da twitter hesabımdan “Özbeöz CHP‘li olarak, dün Veryansın TV’de Erdem Atay’ın sorularını yanıtlayan Doğru Parti Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu’nu, hemen alttaki linki tıklayarak izlemenizi istiyorum.

İzledikten sonra, doğru iş yaptığıma olumlu bakacağınızı düşünüyorum…”
https://twitter.com/BakiKarakol/status/1342956026392440839 diye paylaşım yaptım.
Umarım okumuşsunuzdur.
Neden “Özbeöz CHP‘li olarak” diye yazma gereksinimi duyduğumu ve neden Doğru Parti’yi, Genel Başkan Rıfat Serdaroğlu’nu sık yazdığımı düşünmüşsünüzdür.
Şundan:
Evet, ben CHP’liyim, CHP benim partim; ama üye değilim.
Olsam, üye gibi davranmadığım, parti tüzük ve programının maddelerine dayatılarak, üyelikten çıkarılmam anında gerçekleşecek.
Çünkü…
Partim CHP’min başındaki “Genel Başkan” sıfatlıyla, onun yönetim kadrosunu “CHP’li” görmüyorum, her birini “işgalci” olarak tanımlıyorum, yazılarımla, paylaşımlarımla yeriyorum.
Yani…
Partim CHP’m başka, baştaki ve ekibi başka!

Verdiğim https://www.youtube.com/watch?v=Cm7wyPDLcqY&feature=share&fbclid=IwAR35ra-fXTQhF2s1mjTiLjqTXw1RURHS8uONfzTgM4O1t6q2xI1EGVgwyDs linkten izlediğiniz veya izleyeceğiniz, benim de az aşağıda özetleyerek alıntıladığım içerikteki sözleri söyledikleri sürece, yurdunu, halkını ve aydınlığı, insanlığı seven bir gazeteci olarak, Doğru Parti’yi, Doğru Parti Genel Başkanını, bir başka yetkilisini yazacağım…

Şimdi şu sözleri birlikte okuyalım:

“Doğru Parti, Türkiye’deki bugün çöp olmuş siyasi sistemi yeniden düzenleyip yepyeni bir siyasi sistem milletin önüne koymak için var…
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir siyasi yapı yok, böyle bir sistem yok…
Doğru Parti’nin gerek ittifak ortaklığında, gerek tek başına iktidarında öne süreceği, milletine söz vereceği iki şart vardır. Bir tanesi, devlet yardımının kaldırılması siyasi partilere, diğeri de hesap sormak…
Biz demokratik sağda konumlanmış bir partiyiz. Bizim hedefimiz merkez sağda AKP’ye giden oyları almak, merkezde ve merkez solda bizimle beraber olmak isteyen insanları kucaklamak…
Tek şartımız Anayasa’nın ilk 6 maddesidir…
Hiçbir cemaat, hiçbir tarikat giremez Doğru Parti’ye.
İktidarda, muhalefette her partinin içinde varlar.
Biz asla ve asla cemaat ve tarikatları Doğru Parti’nin içine almayacağız…
Bizim çıkış noktamız Atatürk.
Bunlar ağızlarına Atatürk’ü alamaz.
Varış noktasında birinci durağımız, Atatürk’ün devrimlerinin, ilkelerinin Türk devletine yeniden hakim olmasıdır; devletin yeniden yapılandırılmasıdır…

Türkiye’nin ilk öncelikli meselesi ne salgın, ne ekonomi, AKP’den derhal kurtulmasıdır demokratik yoldan…
Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Erkan Mumcu, Süleyman Soylu merkez sağı berhava ederek, AKP’nin işbaşına gelmesini sağladılar.
Bunlar, siyasi İslam’ı, ihvancı anlayışı, Muaviye kafayı Türkiye’nin başına bela ettiler…

Türk milletinin artık doğru konuşan, yürekli, bilgili yöneticilere ihtiyacı var…
Türkiye’yi yöneten kadroda proje kafası yoktur.
Türkiye’yi yöneten kadro uzun vadeli düşünemez.
Bunların bütün projelerinin sınırı TOKİ müteahhitleri kadardır.
Yandaş değil o müteahhitler, paydaş.
Onlar işin sahibi değil, işin sahibi AKP’nin patronları…

Ülkeye ihanet etmiş iktidar ve Bakanlar var…
Tayyip Bey neden 65 yaş üstünü sevmiyor.
Biz Türkiye’nin hafızasıyız.
Her olayı biliyoruz. Özellikle takip eden insanlarız, her şeyi biliyoruz.
Bizi yok etmek istiyor.
Bu mikrop kanalıyla bizleri yok etmek istiyor. Çünkü bizler Türkiye’nin hafızasıyız.
Gençler, bunları bilmiyorlar, okumuyorlar.
Yakın tarihimizi bilen gencimiz çok az.
Siyaseti, Erdoğan tipi veyahut Bilal oğlan tipi veyahut Berat Albayrak tipi zannediyorlar…

AKP her geçen gün Türkiye’ye zarar veriyor…
Önümüzdeki süreç çok zor bir süreç…
Asla Anayasal çizginin içine girmeyen bir iktidar var…
Bu ihvan kafalı, Muaviye anlayışlı insanları siyasi tarihin derinliğine demokratik yolla gömmek için varız biz…
Demokratik muhalefet hakkımızı en ciddi, en sert şekilde kullanacağız…
Kadınlar ve gençler Türkiye’yi bizden bin kat iyi yönetirler…
Bizim hatalarımız olmasaydı, Tayyip Erdoğan gibi bir adam gelip Türkiye’nin başına oturamazdı, mümkün değildi…

“PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ” ÇÖKTÜ, BAHÇELİ ZORDA!..

150 150 bakikarakol

Partisinin il başkanları toplantısında, buram buram “Türk İslam Sentezi” kokan konuşmasına “Tarih, insanları umutsuzluğa iterek, karamsarlığa sevk ederek hiçbir şeyin kazanılmayacağını göstermektedir” tümcesiyle başlayan, Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın küçük ama etkili etkin ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Hamd olsun mahcup olmadık, mağlup düşmedik” dedi, ekledi:
“Bizim için siyaset çıkarların at gibi yarıştığı, üzerine bahislerin oynandığı, ‘ne kazanırım ne kaybederim’ çetelesinin tutulduğu bir hipodrom değildir. Bizim içim siyaset koltuk, makam ve para aracı değildir. Siyaset milli yükselişin, milliyetçi silkinişin, demokratik irkilişin, fertten topluma, buradan da millete kadar uzanan sosyal ve ekonomik toparlanışın ağırlık merkezidir.”
Arkasından, eylemleriyle çelişen şu sözleri etti:
“Biz ne söylediğimizi bildiğimiz kadar ne istediğimizi de biliyoruz.
Halkı dinleriz, Hakkı söyleriz, hakkımızı isteriz.
Tutarlıyız, tedbirliyiz, temkinliyiz, ama heybedeki turpları ceviz diye satmaya çabalayan, cüceliklerini dikkate almadan dev aynasında poz veren sahtekârların da tam karşısındayız.
Yıkıcı eleştiri muhalefet değildir.
Yalana kul köle olmak onurlu bir siyaset hiç değildir.
Bilinmelidir ki, el atına binen tez inecektir.”
Ve Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener için kalktı “Memleket masası kuramayanlar, mihnet masası kurmanın peşindedir. Aslında nazlana nazlana bulundukları muhitten kirişi kırmanın arayışına girmişlerdir. Bizim nazarımızda masa kurma teklifi ciddiyetsiz ve itibarsız bir tekliftir. Masalar boştur, oturacak masa pek çoktur. İsteyenin istediği masaya günün 24 saati oturmasında bizce bir sakınca yoktur. Buna engel olan da yoktur. Dur diyen yoktur, niye oturuyorsunuz diyecek yoktur. Buyursunlar otursunlar, fiskos yapsınlar, olmadı birbirlerini çekiştirsinler, bu da olmazsa kısır yiyip keyfilerine baksınlar. HDP’ye zeytin dalı uzatıp terörist Demirtaş ile kahvaltı programı rezervasyonu yapanlar masa kurmadan önce içine düştükleri zillete kafa yorsunlar. Tavsiyemiz, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarıyla vakit kaybetmesinler. Millet kararını vermiştir. İş bitmiştir. Perde kapanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin geleceğidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi parlak Türk asırlarının yol haritası, milli birlik ve kardeşliğin, devletin istikrar ve dengesinin yegane güvencesidir” sözlerini etti, sonra da, “Muhatabına masa kur demedik, evine dön dedik, hala zaman vardır, bu önerimiz geçerliliğini korumaktadır. Diyorum ki, dön evine, bitsin bu çile” dedi, yakardı, çağrı yaptı!

Ama aferin Meral Akşener’e…
Araç içinde çektirdiği fotoğrafın altına “Genel merkezdeki çalışmaları bitirdik, evime dönüyorum” diye yazdı, twitter hesabından paylaştı, tiye aldı, güzel bir ironi yaptı.

Bahçeli ve severleri, konuşmasından alıntılar yaptığım şu linki tıklasınlar http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4748/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin___Il_Baskanlari_Toplantisi__sonrasinda_yaptiklari_bas_.html okusunlar veya videodan izlesinler; “Cumhur İttifakı, Türkiye’dir. Cumhur İttifakı, Türk milletidir. Cumhur ittifakı, Milli Mücadele’dir. Cumhur İttifakı zulme hasım, mazluma hısımdır. Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Irak Başbakanı’nın onuruna verilen resmi bir yemeği propaganda malzemesi olarak şerefsizce CHP’ye ulaştıran kriptoların can düşmanıdır. Cumhur İttifakı tarlasında çiftçi, tezgahında işçi, dairesinde memur, kalan ömründe emekli, dükkanında esnaf, fabrikasında iş adamı, sınırda Mehmetçik, sokakta bekçi ve polistir…” sözcükleriyle anılan “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin beklenilenden kısa sürede çöktüğünü görsünler.

Aslında Bahçeli herkesten önce görmüş, kabullenmiş.
Şimdi de korkuyor ve zorda…

Korktuğu, zorda olduğu için, “FETÖ’cü” bile dediği Akşener’e “… dön evine, bitsin bu çile” diyerek dil döküyor.
Çünkü “iktidar” elden gidiyor.
Çünkü Türkiye ve bölgedeki çıkarları için “iktidar”a taşıyan/taşıtan emperyalist Britanya Krallığı (İngiltere) ve vitrini, kankası emperyalist USA (ABD), Türk halkının desteğinin yüzde 30’lara indiğini gördü, kullanım sürelerine nokta koydu.

İki emperyalistin ilk başlarda istediği “Güçlü Başkanlık Sistemi” idi; ama el altında tuttukları “Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi” projelerine Bahçeli balıklama atlamıştı.
Dünyada ilk olan “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni, “Siyasi rejim ve sistem laboratuvar”ı yaptıkları Türkiye’de deneyeceklerdi.
Denediler.
Olumlu sonuç alamadılar.
Faturanın, iki emperyalistin projelerinden “Ülkücü Kuşak Projesi”nin de temsilcisi Bahçeli’ye kesilmesi doğaldı.
Bu da, “Bahçeli’nin iktidardan olması, siyasi yaşamının bitmesi” demekti.
Bahçeli kaldırır mı?
Bilemem.
Dileğim…
Yazılanların, çizilenlerin, resmi kayıtların ötesindeki “Devlet Bahçeli”nin “özü”nün açığa çıkması, Fevzi Çakmak gibi gizleriyle gitmemesidir…

İNSANLAR BAZEN BAŞKALARI İÇİN SÖYLEDİKLERİ SÖZLERLE KENDİLERİNİ ANLATIRLAR!..

150 150 bakikarakol

İlk defa, bir konuşmayı, kimin konuştuğunu, nerede, ne zaman, neden konuştuğunu, kaynak veya link vermeden, özetleyerek ve böyle bir biçimle bilginize sunmak istedim.

Değerlendirmek, yorumlamak vb size kalmış.

Buyurun okuyalım:

// *… tartışmaların ahlaki, adil, yapıcı bir zeminde yürümesidir. Hakaretten, iftiradan, yalandan, çarpıtmadan uzak her eleştiriye, katılmasak da saygımız vardır.
*Fikri olan fikrini söyler, fikri olmayan ise yalanla, iftirayla, hakaretle kendini göstermeye çalışır.
*Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar.
… ahlak ve nezaket sınırlarını aşarak saldıranların yaptıkları, içlerindeki kini, nefreti, cürufu dışa yansıtmaktan ibarettir.
*Üslub-u beyan, ayniyle insan. Bunların da üslupları kişiliklerinin yansımasıdır.
… üzüldüğümüz husus, ülkemizde vizyoner politika ortaya koyan, program ve proje üreten, halkın kafasını karıştırmaya değil gönlünü kazanmaya çalışan (…) anlayışının eksikliğidir. ‘Çamur at, tutmazsa da izi kalır.’ mantığıyla her gün yeni bir yalan söyleyen, yalanı yüzüne vurulduğunda ise hiç utanıp sıkılmadan hemen bir sonraki yalana geçen, bazen dönüp eski yalanları yeniden tekrarlayan bu zihniyetle hiçbir yere varamayız.
… yalanları milletin gözünün içine baka baka ve kendilerinden gayet emin şekilde söylüyorlar. Bir doğrunun yanına dokuz yalan katarak çizdikleri resme herkesin de inanmasını bekliyorlar.
… bu zatlara Türkiye’nin 70 yıldır demokrasiyle yönetildiğini sık sık hatırlatmak gerekiyor. Demokraside asıl olanın, sağa sola tehditler yağdırmak değil, ülkeye ve millete hizmet etmek olduğunu da bu hatırlatmanın üzerine eklemeliyiz.
*Hepsini bir kenara bıraktık, hiç değilse, bu toplumu millet yapan hasletlerin başında gelen dayanışma, yardımlaşma, paylaşma ruhumuza saygı gösterseler, ona da razıyız.
*Kendilerinden bu üstün gayretin en azından bir kısmını, ülkenin hayrına işlere hasretmelerini bekliyoruz.
*Proje üretmek yerine başkalarının projelerine payandalık etmek, kendi hayalini kurmak yerine başkalarının hayalinde figüran olmak bizim asla itibar veya takdir edeceğimiz bir siyaset tarzı değildir. Kendi partilerinin içini bir ur gibi sardığı anlaşılan taciz, tecavüz, hırsızlık vakalarına karşı erdemli bir duruş sergilemek yerine, yalan ve iftira çıtasını yükselterek gündem saptırmaya çalışanlar beyhude yere çırpınıyor.
*… dün söyledikleri her şeyi bugün inkar edenlere ne desek boş, onun da farkındayız. Ama milletimize olan saygımız gereği, bu gerçekleri her fırsatta ifade etmek mecburiyetindeyiz. Bu zihniyetin geçmişteki faşizan uygulamalarını da tacizden tecavüze, hırsızlıktan iftiraya varan tüm çarpıklıklarını da bıkmadan, usanmadan yüzlerine vurmayı sürdüreceğiz. Ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar, tepeden tırnağa her yerlerini saran taciz, tecavüz, hırsızlık rezilliklerinin hesabını vermekten kurtulamayacaklar.
*Aradan geçen bunca yıla rağmen demokrasiyi hala hazmedememiş olanların, tek parti faşizminin özlemiyle yanıp tutuştukları anlaşılıyor.
*… inancınızı, ibadetinizi, zikrinizi yaşarsınız, yaşatırsınız. Şayet inanmıyorsanız da böylesine hassas bir konuda inanç sahiplerini rencide edecek yollara başvurma hakkınızın olmadığını bileceksiniz.
*… kimsenin kökeniyle, inancıyla, meşrebiyle, kültürüyle, hayat biçimiyle uğraşmadık, uğraşmayacağız.
*… milletimizin değerlerine, tarihine, kültürüne yönelik hiçbir terbiyesizliği, hiçbir saldırıyı da hoş göremeyiz. Geçmişte uzunca bir süre ülkemizin enerjisini ve vaktini bu tür konularla heba edenlerin, bir kez daha aynı oyunu oynamalarına izin vermeyeceğiz. Önceleri cehaletlerine verdiğimiz sözlerinin ve davranışlarının, aslında bilinçli ve kasıtlı olduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde gördüğümüz için kendilerine hak ettikleri şekilde mukabele etmeyi sürdüreceğiz. Elbette bu demokrasi, kalkınma, hak ve hukuk düşmanlarına en büyük dersi, sandıkta milletimiz verecektir.
*Tarihleri faşizmle, darbecilikle, milletin değerlerine husumetle, bugünleri ise taciz, tecavüz, hırsızlık iddialarıyla dolu olanların bu hazdan habersiz şekilde siyasetten silinip gidecek olmaları ne acı. //

Demek o ki:
İnsanlar bazen başkaları için söyledikleri sözlerle kendilerini anlatırlar!

Özünde…
Yok birbirlerinden ayırtları (farkları)!..

HAYIR EFENDİ HAYIR!.. SEN VE DEVŞİRME EKİBİN “CHP” DEĞİLSİNİZ, “CHP’Lİ” HİÇ DEĞİLSİNİZ!.. OLAMAZSINIZ!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”, dün parti grup konuşmasının https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-22-aralik-2020 ortalarında, Türk Hava Yolları’nda çalışan oğlunu terör saldırısında yitiren annenin, kendisine yazdığı mektubunu okudu.
Duygulandı, boğazı düğümlendi, sesi titredi, gözleri doldu.
Beni de etkiledi.
Ağladım!

“Değerli arkadaşlarım; bakın bir anneden geçen gün bir mektup aldım. Okumak isterim onu ve sizin de dikkatle dinlemenizi isterim” dedi, okumaya başladı:
“Ben Ak Partiye gönül vermiş, oğlunu terör saldırısında kaybetmiş bir anneyim. 5 yıldır CİMER’e, BİMER’e, bakanlara, vekillere, vesaire yazmadığım kimse kalmadı. Oğlum şehit sayılsın diye hepsine köpekler gibi yalvardım. Kimse ilgilenmedi ama kendi kızına bir laf söylendi diye ortalığı birbirine kattı. Bizim evlatlarımızın canı yok muydu? Size yazdım. Şehitlere yapılan haksızlığı dile getirdiniz. Belgeyi gösterdiğiniz halde bakanlar ve Fuat Oktay hâlâ ‘şehit ailesine bağlanmış 121 TL maaş yok’ diyorlar. O dekonttan bizde de var. Hatta şehit oğlumun GSS Genel Sağlık Sigortası primini bile ödettiler. Zehra Bakan bir şeyler konuşuyor ama ben bir şey anlamıyorum, anlayana da aşk olsun.
Sayın Başkanım, ilk önce Ak Partiyi desteklediğim için sizden özür diliyorum. Evlenecekti, öyle mutluydu ki ayağı yerden kesilmişti. Memur emeklisi anne-baba olarak kıt kanaat evini hazırlamıştım. Türk Hava Yolları’nda çalışırken katlettiler. Yavrum toprakta yatıyor, o üşüyor diye ben de balkonda üşüyorum. Kalbim çok acıyor. Evlat kaybedince yaşam bitiyor. Dünya yansa umurumuzda olmuyor. Mezarına gittim, tüm gücümle ‘Kalk’ diye haykırdım. Çiçekler solmuş, resimleri solmuş. Ölüm, giden için mi, kalan anne için mi? Yaşamak gücüme gidiyor. Kendimden kurtulmak istiyorum. Bu hayattan bıktım. Oğlumun katillerini her gün görmekten yoruldum. Oğlumun canını feda ettiği bu vatanda bir şeyler oluyor. Lütfen kalkın ayağa, bir şeyler yapın. Durdurun, ‘Dur’ deyin. Seçimler yakın gibi. Şehir şehir dolaşın. Şimdi de mal varlıklarını donduracaklarmış. 64 yaşındayım ben böyle bir şey duymadım.”

Dikkatinizi çekerim:
Damatlık oğlunu teröre kurban vermiş anne “Oğlumun canını feda ettiği bu vatanda bir şeyler oluyor. Lütfen kalkın ayağa, bir şeyler yapın. Durdurun, ‘Dur’ deyin. Şehir şehir dolaşın” diyor.
“Diyor” ne sözcük, yakarıyor, yakarıyor!

“Adı lazım değil” bu yakarışa ne yanıt veriyor?!
Şunu:
“Evet bu anneye selamlarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz. Hiç meraklanmasın; bu ülkeye barışı getireceğiz, bu ülkeye huzuru getireceğiz, bu ülkeye kardeşliği getireceğiz. Farklı düşüncelerde oldu diye hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel misyonuna uygun olarak, 83 milyonu kucaklayacağız. Yine tarihsel misyonumuza uygun olarak, her eleştiriyi dikkate alacağız ve mutlaka ama mutlaka gereğini yapacağız. Biz insanımızı seviyoruz. Farklı düşüncesi olabilir, farklı kimliklere de olabilir ama hepimizin bu coğrafyada huzur ve barış içinde yaşaması lazım. Bu anneye sevgilerimizi, saygılarımızı, hürmetlerimizi gönderiyoruz.”

Tanrı aşkına, “Oğlumun canını feda ettiği bu vatanda bir şeyler oluyor. Lütfen kalkın ayağa, bir şeyler yapın. Durdurun, ‘Dur’ deyin. Şehir şehir dolaşın” diyerek yakaran anneye verdiği yanıta bakar mısınız?!

“… her eleştiriyi dikkate alacağız ve mutlaka ama mutlaka gereğini yapacağız” da ne demek?!

Bu sözü ve benzeri sözleri kaç yıldan beri söyleyip duruyor!
“Söylemek”ten başka yaptığı bir eylemi yok!
“Ayağa kalkmak” ve “bir şeyler yapmak” sanki beynin ve düşüncelerinin içinde yer almıyor!

Şu sözleri de etmez mi?!:
“Asla ve asla moralinizi bozmayın, asla bozmayın. Her şeyi düzelteceğiz, her şeyi. Türkiye’ye bütün ilişkilerin insani bazda gelişmesini sağlayacağız ve bunun sözünü veriyoruz. Türkiye’ye ahlaklı bir siyaseti getireceğiz ve bunun sözünü veriyoruz.”

Bu sözlerine söylenecek öyle okkalı sözlerim var ki!..
Hadi neyse!..

Tövbe tövbe!
Şu sözleri de etmez mi?!:
“Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, bizim yüreğimizde insan sevgisi var. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, biz yolsuzluklara karşı kul hakkını savunmak için elimizden gelen her türlü çabayı gösteririz. Biz Cumhuriyet Halk Partiyiz, biz bütün düşüncelere saygı gösteririz. Biz Cumhuriyet Halk Partiyiz, bu topraklarda yaşayan her çocuğun karnının doymasını isteriz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, bu coğrafyada yaşayan bütün çocukların akşam huzur içinde yatmalarını isteriz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, bütün çocuklarımızın en güzel okullarda okumasını isteriz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, demokrasimizi ve cumhuriyetimizi seviyoruz ve 21 inci Yüzyıl’da güzel cumhuriyetimizi gerçek anlamda bir demokrasi ile taçlandıracağız.”

Hayır efendim, hayır!..
Sen ve devşirme ekibin, Cumhuriyet Halk Parti değilsiniz!
Cumhuriyet Halk Partili hiç değilsiniz!
Olamazsınız!
Sen ve devşirme ekibin, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, sözde değil özde Cumhuriyet Halk Partililere, Türkiye’ye, Türk halkına, işbirliği içinde olduğun/olduğunuz Macar Yahudi’si, emperyalist ABD vatandaşı para babası George Soros kadar ve her daim değirmenine su tadığın/taşıdığınız AKP kadar zarar veriyorsunuz!
Gerçeğinizi görün, yakında çıkaracağınız dönüşsüz yolculuğunuz için valizlerinizi hazırlayın!..

HAMZA YERLİKAYA, ATATÜRK’ÜN “BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK VE AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERİM” SÖZÜNÜ BİLİR MİSİN?!.

150 150 bakikarakol

Hamza Yerlikaya!..
Her…
Bayrağımızı göndere çektirdiğinde, İstiklal Marşımızı çalıp söylettirdiğinde, altın madalyaları boynuna taktırdığında…
Seninle onur duyduk, gurur duyduk.
Duygulandık, ağladık.
Avuçlarımız kızarıp patlayıncaya kadar seni alkışladık.
Sana “Milli Güreşçimiz” dedik, kalbimizde yer verdik…
Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzün ünlü “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim” sözünü söylerken seni işaret ettik.

Sen ne yapmışsın!
“Sahte lise diploması” almışsın!

Kahrettin bizi!
Ulusal onurumuzu, gururumuzu yaraladın, parçaladın!
Ata’mızın, seninle özleştirdiğimiz “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim” sözüne kara çaldın!

Halkının seni bağrına basmasını, Ata’nın sözünü hiç mi anlamadın, anlayamadın?!

Değer miydi?!

Yetmezmiş gibi, bir de “sahteciliğin”i savunur, gündeme taşıyanlara saldırırsın!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı, Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, AKP seki Milletvekili Hamza Yerlikaya!..
Kemal Atatürk’ümüzün sevdiği “… zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı…” sporcu olsaydın, sahteliği mahkeme kararıyla belgelenen “lise diploman”la ilgili siyasi yergide bulundu diye Sakarya CHP Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili –baban yaşındaki- Engin Özkoç’a, resmi twitter hesabından şunları yazmazdın:
“CHP’deki taciz ve tecavüz olaylarının üzerini kapatmak için her gün farklı bir yalana sarılarak iftira ve yalan kampanyası düzenliyorsunuz. Kaset kumpası mimarları!! Bu yazdıklarını ispat et edemezsen adisin, alcaksın, müfterisin, bilesin. Hodri meydan.
Tasması kimin elinde olduğu belli olmayan @enginozkoc ! Şimdi iyi dinle; eğer benim diplomasız olduğumu ve 4 maaş aldığımı ispat edersen ben herkesten özür dileyip siyaseti bırakıyorum. Aksi durumda sen ne yapacaksın? İspat edemezsen milletvekilliğinden istifa edecekmisin. Hodri meydan.” https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hamza-yerlikaya-diplomayi-ozkoctan-istemeye-devam-ediyor-1800295

“Meydan okuyacak” durumda değilsin!
Aldığın veya birilerinin verdiği, verdirdiği “sahte lise doploman”la, -spor diliyle söyleyeyim- tuş olmuşsun!
Sicilinde “Lise diploması sahte” kaydı var!
Kendi kendine özyergi (özeleştiri) yapacağına, “sahte lise diploması” işini başına kimin, kimlerin ne amaçla, amaçlarla açtıklarını, açtırdıklarını sorgulayacağına, araştıracağına, zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyorsun!

Battıkça batıyorsun!
Ayırtında (farkında) mısın?!

Şu yazdıkların dahi, lise mezunu olmadığını, olamayacağını gösteriyor:

Tümce kuramıyor, sapla samanı karıştırıyor, grameri hançerliyorsun ve doğruları, gerçekleri çarpıtıyorsun!
“CHP’deki taciz ve tecavüz olaylarının üzerini kapatmak için her gün farklı bir yalana sarılarak iftira ve yalan kampanyası düzenliyorsunuz. Kaset kumpası mimarları!!” diyorsun; “sahte lise diploman” olayı ile ne alakası var, nasıl ilişkilendiriyorsun?!
Hele de “Kaset kumpası mimarları” konusu!..
O konuya girersen, altından kalkamasın!
“Bu yazdıklarını ispat et edemezsen adisin, alcaksın, müfterisin, bilesin” tümcenden yola çıkılarak, “Lise diplomanının sahte olmadığını sen kanıtlamazsan… –(o sözcükleri kullanmak istemiyorum BK.)- Hodri meydan” denilse iyi mi olacak, ne yanıt vereceksin, gene “Hodri meydan” çekebilecek misin?!.
“Tasması kimin elinde olduğu belli olmayan @enginozkoc !” ne demek?!
Hiç yakışır mı?!
Aynı söz senin için söylense, ne yanıt vereceksin?!
Kurduğun şu tümcelere bakar mısın?!:
“Eğer benim diplomasız olduğumu ve 4 maaş aldığımı ispat edersen ben herkesten özür dileyip siyaseti bırakıyorum. Aksi durumda sen ne yapacaksın? İspat edemezsen milletvekilliğinden istifa edecekmisin. Hodri meydan.”
Neden “… benim diplomasız olduğumu…” diyorsun?!
Neden “… benim lise diplomamın sahte olduğunu…” demiyorsun?!
Neden “… siyaseti bırakacağım…” diye doğru yazacağına, “… siyaseti bırakıyorum…” diye yazıyorsun?!
Neden “… edecekmisin.” yazıyorsun, doğrusunun “… edecek misin?” olduğundan habersiz misin?!
Ve…
“Hodri meydan”!
Yanıt ver!..

DOĞRU PARTİ GENEL BAŞKANI RIFAT SERDAROĞLU SAKIN O SÖYLEDİĞİNİ YAPMASIN!..

150 150 bakikarakol

“Çoban Ateşi Hareketi”ni “Doğru Parti” adı altında siyasallaştıran eski Milletvekili, eski Bakan Rıfat Serdaroğlu, Youtube’den yayın yapan Bizim TV’de idi.
Genel Yayın Yönetmeni Şaban Sevinç’in sorularını yanıtladı.
Sorular da, yanıtlar da tek sözcükle “harika”.
19 Aralık 2020 Cumartesi günü saat 13.46’da twitter hesabımdan “Doğru Parti Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu, Bizim TV’de Şaban Sevinç’i sorularını yanıtlıyor. https://youtube.com/watch?v=JQKq0pbl4NI&feature=share&fbclid=IwAR1pXu0l5AjIXFt372TExG_HDSaICWKiFEqcpXitUkqjXT_lSZLWFixZaVw… Linki tıklayıp izlemenizi, kendi kulaklarınızla duymanızı istiyorum…” yazarak, paylaştım.
Dün saat 00.13’e kadar 2 bin 821 tıklanarak okundu.
Siz de okudunuz mu bilmiyorum.
Okumuş olsanız da, bir defa da, okumayanlarla birlikte buradan (özel sitem www.bakikarakol.com‘daki köşemden) okumanızı istiyorum.
Arkasından, başlıktaki konuyu bilginize sunacağım.

Serdaroğlu, Sevinç’in sorularına verdiği yanıtta, gerçekçi, açık sözlüydü, anlattıklarını kafalara mıh gibi sokuyordu.
Birkaç örnek vereyim:
“Doğruları söylemeye geldik” sloganıyla yola çıkan Doğru Parti’nin, en çok da AKP’den oy alacağını vurguluyor.
Deva ve Gelecek partilerini, “AKP’nin larvaları” sözcükleri ile tanımlıyor, Babacan ve Davutoğlu’nun büyük paralar harcadıklarını söylüyor, “Ne yaptınız da bu paraları kazandınız?” diye soruyor.
Sarıgül’e ve İnce’ye, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının siyasi parti kurdurduğu savında bulunuyor.
“Türk milletinin hesap sorması lazım. Türk milleti susarsa, çok daha kötü günler görecek… Türk milletinin kendine gelmesi lazım. Soyulan sensin kardeşim… AKP’nin oyu yüzde 20’nin altında; daha da düşecek… Ocak ayından itibaren biz bu milleti ayağa kaldıracağız” diyor.

Son tümcesine takılıyorum.
Halkın bilinçlenmesini, bilinçlice silkelenip kendine gelmesini, olup bitenleri, olup bitecekleri görmesini istiyorum.
“Çoban Ateşi Hareketi” mayalı siyasi hareket, ben özbeöz CHP’liye, “içtenliği”, “kararlılığı” ile güven veriyor; beni, özlemini çektiğim “yurttan ve halktan yana muhalefet” yapacağı umudunda gezdiriyor.

Bu konuyu fazla uzatmayacağım…

Anımsayacaksınız:
www.bakikarakol.com sitemde 1 Aralık 2020 Salı günü ÇOK DOĞRU SÖZLER EDEN DOĞRU PARTİ GENEL BAŞKANI RIFAT SERDAROĞLU BANA “ESKİ TÜRKİYE’NİN SİYASASI”NI TATTIRDI… https://bakikarakol.com/cok-dogru-sozler-eden-dogru-parti-genel-baskani-rifat-serdaroglu-bana-eski-turkiyenin-siyasasini-tattirdi/ başlıklı yazımı yayınladım.
“Eski Adalet ve Doğru Yol Parti’li Milletvekili, Devlet Bakanı, Sağlık Bakanı, 25 Ağustos 2020’de resmi olarak siyasi yaşamımıza katılan Doğru Parti’nin Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu, dün gece (30 Kasım 2020 Pazartesi) Tele 1 TV kanalında Tunca Mollaveisoğlu’nun canlı yayınlanan ‘Anında Manşet’ programındaydı.
Halkın çok rahat anlayacağı, unutmayacağı, düşünüp yorumlar yapacağı, kararlar alacağı ‘doğru sözler’ etti.
İzlerken, ‘Eski Türkiye’min siyasasının, siyasetçisinin kokusunu, tadını aldım!” tümceleriyle başlayan yazımı şöyle bitiriyordum:
“AKP ve tek adam baskısından korkmadıklarını, merkez sağda gençlerle siyaset yapacaklarını, ‘Genel Başkanlığı’ onlardan (kız veya erkek) birine bırakacağını vb sözlerine ekledi…”

Yazımın yayınlandığı günden beri, son paragrafta vurgulanan olayı Serdaroğlu’nun yapmamasını, yaparsa “büyük yanlış”a imza atmış olacağını düşündüm.
Yazmak bugüne denk geldi.

Genel Başkan Serdaroğlu, özlemi çekilen “yurttan, halktan yana zorlu muhalefet”i başarıya taşıması için, ilk kurultayda “Genel Başkan adayı olmama” yanlışına sakın düşmemeli, hiç değilse bir dönem, Kurultay’da Genel Başkan seçilip partinin başında bulunmalı, siyasa (politika), muhalefet yaptıklarını sananlarla mücadele etmeli.
Yok, eğer Genel Başkanlığı, ilk Kurultay’da bir gence bırakırsa, sonuç “hüsran” olur.

Gençlere güvenmiyor değilim; erken buluyorum.
Hele bu zorlu ortamda; “çok erken” buluyorum.
Lider Rıfat Serdaroğlu’nun yanında iki yıl pişmeleri gerekir.
Serdaroğlu’nun değerlendirmeye almasını öneriyorum.
Kendisine, ilerleyen günlerde başka önerilerim de olacak.
Partim CHP’min yönetimine değil, Serdaroğlu ve arkadaşlarına güveniyorum…

USTAM YALÇIN BAYER’İN BUGÜNKÜ “BÖCEK’İN GELGİTLERİ!” YAZISI VE KÖŞESİNDE 2001 YILINDA ÇIKAN YAZIM

150 150 bakikarakol

Yalçın Bayer, meslek büyüğümdür.
Üzerimde emeği vardır.
1978-81 yıllarında Kars muhabirliğini yaptığım Cumhuriyet Gazetesi’nde haber merkezindeydi.
Yurt Haberleri Şefi rahmetli Barbaros Gençak yoğunken ya da o an, o gün yokken, kaç kere ödemeli telefondan haberimi almıştır.
Konuştuğu gibi de hızlı yazardı.
Çok şey öğretti, öğrendim.
Sağ olsun.
Zaman zaman İstanbul’a geldiğimde, Cağaloğlu’ndaki Cumhuriyet’in merkez binasında görüşür, konuşurduk.
Ama kısa.
Çünkü hep koştururdu.

Hürriyet Gazetesi’ne geçmişti.
Ben de Kars’tan ayrılmış, İstanbul’a yerleşmiştim.
Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’le kavgalı olduğum için Cumhuriyet’te işe girememiştim.
Günaydın, Meydan gazetelerinde çalışıyordum.
Emekli olmama az zaman kalmasına karşın, işsizler ordusuna katıldığım süreçte, hep “Yalçın abi” dediğim Yalçın Bayer’e, “Yeter Söz Milletin” köşesinde yer vermesi için yazılar gönderirdim.
Bir kaçını yayınladı.
Onlardan biri 14 Temmuz 2001 Cumartesi günlü “Tehlike çanları!” başlıklı yazımdı.
Şöyle:
// KENDİLERİNİ akvaryumdaki balığa benzeten Abdullah Gül, temel ilkelerinin dürüstlük, açıklık, sözüne, özüne güven duyulması olduğunu söylüyor.
Bugün bunlar olmadığı için Türkiye’de krizin olduğunu ekliyor. Sayın Gül, Hürriyet Gazetesi’nde yer alan söyleşisinde (12.7.2001) daha sonra aynen şöyle diyor: ‘‘Bizim, bugün için en büyük farkımız, sözü, özü ve icraatı birbirine uyacak hareket olmamız.”
Dikkatinizi ‘‘… bugün için…” sözcükleri çekti mi? Demek bütün şirin görünüm, ılımlı söylemler vs. hepsi bugün için! Yarın ne olacağı ise ‘‘Kısa değil, uzun vadeli hedefler peşindeyiz. Bizler birey olarak dindar olmanın gayreti içindeyiz” sözleriyle açıkça kendini göstermiyor mu?
Sayın Gül, ‘‘Dinci parti olmayacağız, hatta sadece dincilerin partisi de…” ve ‘‘Laiklik konusunda kesinlikle takıyye yapmıyoruz” derken dahi takıyye yapıyor, farkında değil. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes inancını serbestçe ortaya koymuyor mu ve devlet bütün inançlara eşit mesafede değil mi? Sayın Gül ve arkadaşları daha neyin peşindeler?
Türkiye’nin görünen görünmeyen gerçeklerini dikkate alarak, kafalarına yatan politikaların peşindeler. Bundan daha açık söylem mi olur? Bunlara hálá ‘‘Değiştiler canım. Bunlar Müslüman solcular. Dindar olacaklar ama dindar parti olmayacaklar. Türkiye gerçeklerini görüp, özeleştirilerini yapıyorlar vs.” diyerek iyi niyetlerle yaklaşmak, inanıvermek saflık olur, büyük hata olur.
Kendilerini ne kadar kamufle etseler, ne kadar ‘güzel sözlerin alt alta sıralandığı bir program’ hazırlasalar da, ‘‘inanıyoruz ki laiklik olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da laiklik olmaz” deseler de, onlar değişmemişlerdir ve hálá demokrasiyi araç olarak görüyorlar.
Adamlar, bizden gibi görünüp bizi vuracaklar. Ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Söylem ve görünümlerine kanmamalıyız. Yoksa her şey çok geç olabilir!
Baki KARAKOL-İSTANBUL // https://www.hurriyet.com.tr/tehlike-canlari-4061

Böylece geçmişe de bir yolculuk yaptık.
Umarım yararı olmuştur.
Gene umarım, 2001 tarihli paylaşımımla Yalçın abime zararım dokunmaz!

Yalçın Bayer üstadımın dünkü (17 Aralık 2020 Perşembe) yazılarından biri “BÖCEK’İN GELGİTLERİ!” başlıklı olandı.
Okuyalım:
// ABB Başkanı Muhittin Böcek, kamuoyuna yaptığı açıklamada öyle ifadeler kullanmış ki kimse bir netlik bulamadı. Böcek CHP’de görevine devam edecek mi, AKP’ye mi geçecek? Her şey olabilir diye düşünülebilir.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile sıcak ilişkileri var. Nitekim oğlunun bir internet sitesinde yer alan “Biz AKP’ye geçeceğiz, Mevlüt amcam yakın dostumuz” demesi bu konudaki ‘söylentileri’ güçlendiriyor.
Bu cümlesi ile ne demek istiyor? “Çalıştığım partimizin çatısı altında bulunan bazı menfaat gruplarının insan olmayı unuttuklarını gördüm. Ahlaki ve etik olmayan bir şekilde gelecek hesapları yaptıklarına şahit oldum” demesi, meclis üyelerini kızdırmaz mı?
Bazı partili arkadaşlarının “Böcek’ten her şey beklenir” demesi bir sürpriz beklentisi doğurur mu?
Bu kızgınlığı mıdır Böcek’in “CHP çatısı altında hizmet verdiğim 18 yıl boyunca, duyduğunuz güvene ve verdiğiniz sorumluluğa hiç ihanet etmedim. Gücümü Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten aldım” demesinin sebebi?
Ama şöyle bir cümlesi de var:
“Dün nasılsam, bugün de öyleyim. Ve yarın da, sizin bildiğiniz o insan olarak kalacağım. Aynı azim ve kararlılıkla, size ve Antalya’mıza hizmete devam edeceğim.”
Böcek’in açıklamasında genel sekreterin değiştirilmesi konusunda ayrı düştüğü Kılıçdaroğlu’ndan hiç söz etmemesi, esas dikkat edilecek nokta bizce.
Ne derler, en iyi savunma saldırma veya eleştiridir. Bu açıklamada bunu da görüyoruz. Yoksa günah mı çıkartmak istiyor? Bekleyeceğiz.
Halk sanatçısı Himmet Canız, Böcek için yazdığı şiirinde “Artık sizi Mevlüt seçer” dedi.// https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/cekciler-akpden-mujde-bekliyor-41690652

Bu alıntıyı şunun için yaptım:
Muhittin Böcek de “devşirme CHP’liler”den!
Yani…
Özde değil sözde CHP’lilerden!
Ve…
O kadar çoklar ki!..
Oldukları kadar da tehlikeli, zararlılar!
CHP’nin bunlardan, bunları CHP’ye taşıyan “amaçlı, özel atanmış”tan, onun kadrolarından tezden arınması, kurtulması gerekir!

Partim CHP’deki böylesi bir olumsuz gerçeğe parmak bastığı, onu gündeme taşıdığı için meslek büyüğüm, ustam, üstadım Yalçın Bayer abime teşekkür ediyorum, sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum…