Monthly Archives :

Şubat 2024

ANLAMLANDIRAMADIĞIM ÜÇ GELİŞME!..

150 150 bakikarakol

Varlığına inandığım Tanrıya yemin ederim ki, şu üç gelişmeyi anlamlandıramadım!

 

İlkiyle başlayayım:

Önceki gün (27 Şubat 2024 Pazartesi) “Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem ve Yaya Odaklı Yeni Nesil Ulaşım Projesi açılış töreni”nde, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından “… bu şahıs nasıl olduysa bir yanlışlık oldu bu görevi aldı… Şu anda bu ülkeyi kimler yönetiyor? Biz yönetiyoruz. Şu anda İstanbul’da bulunan bu zat veya zevat, böyle bir imkâna sahip mi? Değil. Fakat 31 Mart’tan itibaren inşallah Murat Kurum kardeşimizle birlikte AK Parti yerel yönetimi ile Cumhur İttifakı, Ankara’da el ele verdiğimiz zaman herhangi bir sarkma söz konusu olmayacak ve yola emin adımlarla yürüyeceğiz. Kaldığımız yerden, yeniden ‘Bismillah’ diyerek işe koyulacak, inşallah aziz İstanbul’un fetret devrini sona erdireceğiz…” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/151331/-cevre-ve-sehircilikte-hayata-gecirecegimiz-yeni-projelerle-istanbul-u-daha-da-guzellestirecegiz-

 

https://www.akparti.org.tr/ana-slider-haberleri/cumhurbaskanimiz-erdogan-sirkeci-kazlicesme-rayli-sistem-ve-yaya-odakli-yeni-nesil-ulasim-projesi-nin-acilisinda-konustu-26-02-2024-14-36-35/ sözlerini duyunca, anlamakta, anlamlandırmakta zorlandım!

Söyleyen, bir önceki “Parlamenter Sistem”deki gibi “Başbakan” olsaydı, bu kadar etkilenmeyecek, “Ülkede Yerel Seçimler var. İktidardaki siyasi partinin Genel Başkanı Başbakandır, söyler” der, geçerdim.

(Aslında, “Parlamenter Sistem”de dahi, iktidardaki siyasi partinin Genel Başkanı hiçbir seçimde böyle bir “ayrıştırma”yı düşünmemeli, böyle bir “ayrıştıran” sözü etmemeli.)

Ama…

Bu ülkede 16 Nisan 2017’de bir halkoylaması (referandum) yapıldı; 9 Temmuz 2018’de de resmen ve hukuken uygulanmaya başladı.

Halkoylamasının içeriğini, yazanlardan -çok değil- 2-3 kişi dışında bilen yoktu!

İçeriği anlayan, “Kabul” veya “Hayır” oyu verecek vatandaşlara anlatacak muhalefet de yoktu!

Halkının, içeriğini kavrayamadan oyladığı, yüzde 51’le de kabul edildiği açıklanan sistemin adı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ydi.

“Parlamenter Sistem” dönemi ve bu sistemin “icra makam”ı “Başbakanlık” son bulmuştu, yerini “Cumhurbaşkanı” almıştı.

Cumhurbaşkanlığı makamında oturan, 24 Haziran 2018’deki seçimde halk tarafından, ilk turda yüzde 52,197 ile seçilen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğandı.

24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi’nde “Cumhurbaşkanı adayı” olan ve Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, seçimden birinci parti çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin Genel Başkanı idi.

Yani…

Aday olurken de, adaylığı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından kabul edilirken de, Cumhurbaşkanı seçilirken de AKP Genel Başkanı idi.

Halkoylamasında, halka sunulan “Anayasa değişikliği” metninde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” yazıyordu, “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” yazmıyordu!

Resmi açıklamalara göre halkın yüzde 51.197’si “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne değil, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne “Kabul oy”u vermişti.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” arasında çok ayırt (fark) vardı, var.

Kaldı ki…

Yürürlükteki 1982 Anayasası’nın 103’ün maddesinde yazılı “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim” andını/yeminini, Kamutay (TBMM) Genel Kurulu’nda etmişti.

Bu ant da, 7 Kasım 1982’de halka oylatılan ve yüzde 91,37 ile kabul edilen –“Kenar Evren Anayasas” diye de anılan- “1982 Anayasası”nın maddelerindendi.

Sistem değişmiş, yürütmenin başı Cumhurbaşkanı olmuş ama bir önceki sistemden kalan yemin metni değişmemişti.

Çünkü unutulmuştu.

Belki de, “kimseler uyanmasın” diye bilerek değiştirilmedi.

Neyse…

Vurgulamalıyım ki, ant/yemin, böylesi ve başka kimi makamlar, görevler için “olmazsa olmaz”dır.

AKP ve MHP bu eksikliği, çelişkiyi gidermelidirler.

“Fiili durum”a “hukuki durum” kazandırmalılar.

Sistemin adını netleştirip halkın onayına sunmalıdır; aynı sunumda, “Cumhurbaşkanı yemini” metnini değiştirmelidir.

Yaparlar mı?

Bilemem.

Muhalefet ayıkır, uyanır, yapılmasının yolunu açar, yolun yolcuları milyonları yollara döker mi?

Beklemeden, “Neden olmasın” demeyi çok isterdim.

 

İkinciye geleyim:

Partim CHP’min Genel Başkanı Özgür Özel geçen hafta Kamutay’da, gazetecilerle söyleşisinde, DEM Parti’yi işaret ederek, “Bize kazandırmak değil, gerekirse kaybettirmek üzerine bir strateji var. Bu çok ortada” demişti.

Yanıt bir hafta sonra, Ağrı DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık’tan geldi.

Sakık, partisinin İzmir adaylarını tanıtım töreninde dedi ki:

“Çok doğru söylüyor. Evet size kaybettireceğiz. Size de AKP-MHP faşizmine de kaybettireceğiz. Allah aşkına siz kimsiniz ya? Siz efendi biz köle miyiz? 2019’da size destek sunduk. Bu belediyelerde bir cennet yarattık size. Siz döndünüz Kürtlere cehennem hayatı yaşattınız. İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu seçilir seçilmez ‘Topal Osman’ın torunuyum’ dedi. Biz de Şeyh Sait, Seyit Rıza’nın torunlarıyız. Bunları unutuyorlar. Kürdün oyu ile seçileceksin sonra sırtını Kürtlere döneceksin. Biz bunlarla yol yürüyemeyiz. Genel seçimlerde  hesapsız kitapsız demokrasi ve barış için destek sunduk. Ancak onlar gidip Ümit Özdağ ile protokol imzaladılar. Böyle bir partiye nasıl destek veririz? CHP’ye sormak istiyorum. Kürt illerinde ne kadar oy alıyorsunuz ki buralarda aday çıkarıyorsunuz? Bunların hepsi tekçi ve ırkçıdır.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/dem-partili-sakiktan-ozgur-ozele-evet-size-kaybettirecegiz-2179509#google_vignette

Sözüm, hiç tanımadığını öngördüğüm “Topal Osman”la, çok iyi tanıdığını anladığım “Şeyh Sait” ile “Seyit Rıza”yı karşılaştırmasınadır.

Topal Osman, Kuzey’de, Karadeniz’de, İngilizlerin kışkırttığı azgın Rum çetelerine karşın savaşmış; diğer ikisi Şeyh Sait ile Seyit Rıza, İngiliz’e ajanlık yapmış, Türk’e, Türkiye’ye İngiliz kadar düşman kesilmiş.

Etnik kökenden etkilenerek, ırkçılığın daniskasını yapan “torun” sanki dedelerinin izinde!

“Dedelerinin günceli” bu “torun” okkalı şamarı dün (27 Şubat 2024 Salı) partisinden yiyor!

Şöyle:

www.gazeteduvar.com internet gazetesinin 26 Şubat 2024 Pazartesi günlü, “DEM Parti, İzmit Belediye Başkan Adayı Avukat Gencer Demirkaya’nın adaylığını çekti. Parti, 31 Mart seçiminde CHP’nin adayı Fatma Kaplan Hürriyet’i destekleyeceklerini duyurdu” spotlu “DEM Parti İzmit adayını çekti: Hürriyet’i destekleyeceğiz” https://www.gazeteduvar.com.tr/dem-parti-izmit-adayini-cekti-hurriyeti-destekleyecegiz-haber-1672567 başlıklı haberinde, Kocaeli DEM Parti İl Başkanı Nuri Tan’ın “İzmit adayımız çekildi. Biz muhalefete kaybettirmek istemiyoruz. Muhalefete kaybettirmemek adına almış olduğumuz bir karar. İzmit adayımızın da talebi bu yöndeydi. Tamamen kent uzlaşısı kapsamında yaptığımız değerlendirmenin bir sonucu” diyordu.

DEM Parti, İzmit Belediye Başkan Adayı Avukat Gencer Demirkaya’nın adaylığını çekti.

Torun Milletvekili Sakık şimdi ne yapar?

Bilemem.

Bu arada, şunu da belirtmeliyim:

AKP ve MHP, İzmit’teki bu “çekme” işini, tepe tepe kullanacak, CHP’yi, DEM Parti ile demleyecek.

Ancak…

Sözcü Gazetesi Yazarı Deniz Zeyrek, Sözcü TV’de ne güzel söylemiş, www.gercekgundem.com internet gazetesi de “Deniz Zeyrek’ten AKP’ye: Perde arkasında bir sürü vaatte bulundunuz DEM Parti’ye, bırakın bu hikayeleri”  https://www.gercekgundem.com/siyaset/deniz-zeyrekten-akpye-perde-arkasinda-bir-suru-vaatte-bulundunuz-dem-partiye-birakin-bu-hikayeleri-452583 başlığıyla ne güzel haber hapmış!  

Deniz Zeyrek’i ve www.gercekgundem.com’u kutlarım.

 

Ve üçüncü gelişme geleyim…

Haberi, Cumhuriyet Gazetesi 25 Şubat 2024 Pazar günü “ÇEDES hız kesmiyor: Okulda maket mezar!” başlığıyla verdi.

Olay, sevdalısı olduğum Kars’ımda geçiyor.

Özetle şöyle:

// Dikkat çeken bir başka görüntü de Kars’tan geldi. Kars Merkez İmam Hatip Ortaokulu’nda ÇEDES* projesi kapsamında “sabır” konusunu işlemek için okulda maket mezar kuruldu. Bu etkinlik kapsamında bir öğrencinin maket mezar başında ağıt yaktığı görüldü.

Okulun sosyal medya hesabından paylaşılan gönderide konuyla ilgili şu açıklamalar yer aldı: “ÇEDES projesi değerler kulübü ocak ayı sabır temalı etkinliğimiz gerçekleştirilmiştir. Öğrencimiz vefat eden annesine özlemini sabır temasıyla sahnelemiştir.”

https://www.cumhuriyet.com.tr/egitim/cedes-hiz-kesmiyor-okulda-maket-mezar-2179146 //

Böyle proje mi olur?!

Böyle bir projeyi “ortaçağ karanlığını seven kafa” ya da “kafalar” yapar!

Başkalarının çocuklarına uygulatırlar, kendi çocuklarını böylesi ilkelliklerden uzak tutarlar!

“Ortaçağ karanlığının zebanileri”, çocuk yaştakilerin, mezar maketi de olsa, onun önünde, annesini düşünerek ağıtlar yakarak ağlamanın ne demek olduğunu, çocukta yaratacağı yıkımın ağırlığını çok iyi bildiklerini, bu kepazeliği de bilerek yaptıklarını, yaptırdıklarını düşünüyorum!

Atatürk Türkiye’sine ve demokratik, laik Cumhuriyet’e, “düşman emperyalistler” kadar düşman kesilen “ortaçağ karanlığının zebanileri” başarılı olamayacaklar!

“Atatürk aydınlatması”, her birini, ağababalarıyla birlikte, yağ gibi eritecek!

Eriyip yok olmalılar!

Eriyip yok olmalılar ki…

Dünya apaydınlığa çıksın!

Dünyada sevgi, barış, kardeşlik vb filizlensin, kök salsın, dal budak olsun!

 

Üç gelişmeyi anlamlandıramamakta haksız mıyım?..

 

* Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum

ÖZGÜR ÖZEL’İN, BANA YAZI DEĞİŞTİREN SÖZLERİ!..

150 150 bakikarakol

Bugün…

 

CHP’de İl Başkanı, 2 dönem Milletvekili, bir dönem Genel Başkan Yardımcısı olmuş; sonra, seçim bölgesi İstanbul Kadıköy’den değil de İstanbul Esenyurt’yan Belediye Başkan adayı gösterilince adaylıktan çekilmekle kalmayıp bilmem kaç yıl “üye kimliği”ni taşıdığı CHP’den istifa eden Gürsel Tekin’i “Gürsel Tekin CHP’liliği” başlığıyla…

 

Ardından…

 

“Yapay Zeka Teknolojisi” ile Belediye Başkan adayları belirlediklerini söyleyen, söyleyebilen siyasiye, siyasi parti Genel Başkanına değinip AKP’ye, özellikle AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi gücüne güç katan, kutsal İslam Dini’nin değerlerini kişiliğinin ve yaşamının vazgeçilmezi, “özne”si yapan, gerçek anlamda “dindar kitlesi”nin, Erdoğan’ın, 3 Şubat 2024 Cumartesi günü, partisinin Hatay ilçe belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında “Bir gerçeği şu anda söylüyorum, merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, Hatay mahzun kaldı ve şu anda Hatay’daki mevcut yerel yönetim maalesef şu deprem olayından sonra ‘Ba’de harab’ül Basra’ oldu.” https://www.akparti.org.tr/gundem-haberleri/cumhurbaskanimiz-erdogan-hatay-da-partimiz-aday-tanitim-toplantisi-nda-konustu-03-02-2024-21-11-34/ sözleri etmesinden, aynı içerikte sözleri başka illerde de dillendirmesinden, Sözcü Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’in 19 Şubat 2024 Pazartesi günlü “Vaat kalmadı tehdit verelim” https://www.sozcu.com.tr/vaat-kalmadi-tehdit-verelim-p23624 başlıklı yazısında AKP’deki kaynaklarının “Oy yoksa hizmet de yok” tümcesinde özetlenen söylemlerden ciddi biçimde olumsuz etkilendiklerini, sorgulamaya başladıklarını, kendi aralarında “bunun böyle gitmeyeceği”ni, “gitmemesi”nı  konuştuklarını, gözlemlerime dayanarak…

 

Yazacak, AKP’yi ve Erdoğan’ı böyle bir sürprizin beklediği, bunun da “hiç beklenilmeyen yerden oy alamamak” demek olduğunu işleyecektim.

 

Vazgeçtim…

 

Çünkü…

CHP Genel Başkanı Özgür Özel dünkü (20 Şubat 2024 Salı) grup konuşmasında öyle bir söz etti ki, öyle bir “felaket”in altını çizdi ki!..

 

Öncelik aldı…

 

Özel “31 Mart seçimleri, yerel seçimler olmasının hem demokrasi açısından, hem ülkenin kuvvetlerinin dengesi açısından önemi bir yana 31 Mart akşamının bambaşka bir önemi daha var” dedi, ekledi:

“Yoksullar için, garibanlar için, emekçiler için, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak olur, beklediği desteği görecek olursa ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp ‘Ne oluyoruz yahu, vatandaş bizden desteğini çekiyor’ diye sert bir uyarıyı almazsa bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse, 1 Nisan’dan sonrası felakettir. Ancak emekçiler, emekliler, yoksullar, işsizler kendi geleceklerine sahip çıkacaklarsa, ‘Hükümetin durumu garanti değil. Bizi ezerse onu oradan indiririz’ diye ilk mesajı 31 Mart’ta verirse herkes ayağını denk alacak. Ben vatandaşlarımıza 4 yıl boyunca bir daha seçim olmaması, 4 yıl boyunca zenginin kayrılması, sizin yine sömürülmeniz, 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşına mahkum edilmenizin önünde son silahınız, son çareniz, gücünüz ve kullanırsanız son yetkiniz 31 Mart seçimleridir, gücünüzü bu hükümete gösterin. Sizi buna davet ediyorum.” 

https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-ozgur-ozel-tbmm-grup-toplantisinda-konustu-santajciya-prim-vermeyiz

 

Beni asıl etkileyen, kaygılandıran “… son çareniz”, “… son yetkiniz” sözcükleri!

 

Bu sözcükleri söyleyen, bu sözcüklerle böylesi vurguda bulunan sıradan biri değil, ülkenin 2’inci büyük siyasi partisinin Genel Başkanı!

Genel seçimde partisini iktidara taşıyacak, ülkeyi devlet adına yönetecek biri!

 

Bilgi, belge yığınlarına dayanarak, bu sözcükleri ediyor, bu tümceleri kuruyor, vurguda bulunuyor, halkını bilgilendiriyor, uyarıyor!

 

Yani…

Havanda su dövmüyor!

Önceden, önümüzdeki aylardan itibaren yaşanılacak kaçınılmazlardan haber veriyor!

 

Demek ki…

Anlamalıyız ki…

Eğer…

Cumhur İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin Belediye Başkan adaylarına oy verir, onları kazandırırsak, her birinin partisi de siyasi gücüne güç katacak, ondan sonra bildiğini okuyacak!

 

Böylece…

“Seçme, seçilme hakkı”mız elimizden alınacak, 31 Mart 2024 yerel seçimleri de “son seçim”imiz olacak!

 

Güzel, sevindirici olan, yakında yaşanacak tehlikeden, önceden, yaşanmadan bilgi sahibi olmak!

Geriye, “önlem” veya “önlemler” almak kalıyor.

 

Bilgilendirmenin sahibi Özgür Özel bir önlem sunuyor:

Sandığa gidin, size bu “felaket”i yaşatacak siyasi partilerin Belediye Başkan adaylarına oy vermeyin!

 

Çok doğru, yerinde öneri!

 

Ama…

Tek başına yeterli değil.

 

Vatandaşın, işaret edilen, yaşamsal değerdeki “felaket”i algılaması, kafasında değerlendirmesi, olacakları öngörmesi, kabullenmesi, “felaket”i yaşatacakları tanıması, başka etkenleri görebilmesi, doğru karara varması, doğru yere oy vermesi sağlanmalı.

 

Peki bu nasıl olacak?

 

Başlı başına “söylem”le olmayacak, üretilecek siyasalarla (politikalarla) olacak!

 

Doğru, yerinde, zamanında edilen sözlerin, yapılan bilgilendirmenin sahibi CHP Genel Başkanı Özgür Özel tezden “siyasa üretim yapılanması”nı yaşama geçirmeli; o birimin ilk işi de değindiğim konuda siyasa üretmek olmalı.

 

Özel, “siyasa üretim yapılanması”na gider mi?

 

Bilemem.

Bir CHP’li olarak düşüncemi, önerimi sundum.

 

Gitmezse…

İşaret ettiği, gündeme taşıdığı “felaket”in ilk kurbanı kendisi olur!..

“6 ŞUBAT DEPREMLERİ GERÇEĞİ”NİN, AFAD AÇIKLAMALARIYLA SAKLANMASI, ÇARPITILMASI VE MUHALEFEYİN UYUMASI, YERBİLİMCİLERİN SUSKUNLUĞU!..

150 150 bakikarakol

Kıymetli okur…

Yazacaklarımı çok iyi anlamanız için her birinizden öncelikle istemim, vereceğim şu linki https://www.youtube.com/watch?v=jtq81GWkryM tıklayıp başlardaki “6 Şubat Depremleri” ile ilgili anlatıyı, Yılmaz İzdil’in ağzından dinleyin; sonra da ikinci konuyu dinlemezlik etmeyin.

 

Çok iyi biliyor ve anımsıyorsunuz:

Bir yıl 13 gün önce yani 6 Şubat 2023 günü ülkemizde, 11 ilimizi, 11 ilimizde yaşayan 14 milyona yakın insanımızı etkileyen iki deprem yaşandı.

Afet ve Acil Durum Eğitim Merkezi (AFAD) imzalı resmi açıklamada dendi ki:

Deprem, merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde, saat 04.17’de, 7.7 büyüklüğünde olmuştu; ikinci deprem de gene Kahramanmaraş ilinde ama bu kez Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde saat 13.24’te meydana geldi, büyüklüğü 7.6 idi.

 

İki depremde yitirdiğimiz canlarımızın sayısı, AFAD’lı resmi açıklamayla 50 bin olarak duyuruldu; bir yılın bitiminde ise “53 bin” diye güncellendi.

 

Depremli günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın başında “Bakan” sıfatıyla oturtulan, şimdilerde AKP, MHP ağırlıklı Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı İstanbul AKP Milletvekili Murat Kurum, ilçelerin birinde seçim çalışmaları sırasında, yaşamlarını yitiren canlarımızın sayısının “130 bin” olduğunu söyledi.

Bilerek mi söyledi, ağzından mı kaçırdı, bilmiyorum; ama bir gün sonra, ülkede yaşanan tüm depremlerde yitirdiklerimizi kastettiği açıkladı.

 

İnandık mı?

Ben inanmadım!       

Ve dahası…

Yalnız 6 Şubat Depremleri’nde yitirdiklerimizin sayısı 130 binin iki katı olabileceğini düşünüyorum!

 

Göçük altında kalanları, yaşayıp yaşamadıkları bilinmeyenleri, bir yıldır kaldırılamayan enkazlarda var olan sayısız cansız bedenleri saymıyorum!

 

Bu konuda resmi bir açıklama yok!

 

6 Şubat Depremleri’nde enkazlar altında kalan canlarımız gibi iktidar da enkazlar altında kalmıştır!

Bir yıl 13 gün geçmesine karşın iktidar ne enkazlardaki canlarımızı cansız çıkarabilmiştir, ne enkazları kaldırabilmiştir, ne de kendini enkazdan kurtaramamıştır!

 

Enkaz altında kalan iktidar, depremin başlangıcından, şimdiye değin kimi gerçekleri AFAT üzerinden öylesine gizledi, öylesine çarpıttı, öylesine söylem ve eylemlerde bulundu ki!..

 

Neyse ki…

Bu ülkenin, bu halkın “Yılmaz Özdil” adlı, içten gazetecisi, yazarı, televizyoncusu,  anlatıcısı var!

 

Tıklayıp dinlemenizi ısrarla istediğim linkte, kulaklarınızla ilk kez duydunuz:

AFAD’lı resmi açıklamalarda belirtildiği gibi…

İlk deprem, Kahramanmaraş Pazarcık merkezli değilmiş, Gaziantep’in Şehitkamil ilçesi Sofalıcı (Mahallesi) imiş!

9 saat sonraki ikinci deprem, Kahramanmaraş’ta gerçekleşti ama merkez üssü Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi değil Ekinözü ilçesiydi!

 

Yılmaz Özdil, bu verileri, Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı Kandilli Rasathanesi’nin basın paylaşımına dayandırıyor.

Batı ülkelerinin bu verileri doğruladığını, AFAD verilerini doğrulamadıklarını vurguluyor!

 

Ve…

Neden, niye böyle olduğunu videoda çok güzel özetliyor.

 

Yılmaz Özdil, 6 Şubat 2023 Depremleri ile ilgili Kandilli-AFAD verilerini karşılaştırdığı canlı yayınını 7 gün önce (8 Şubat 2024 Perşembe) yaptı, 7 günden beri hiçbir yerden, h,ç bir kimseden yalanlama gelmedi.

 

Kandilli Rasathanesi ile AFAD’ın kuruluş tarihini, amaçlarını, görev ve sorumluluklarını vb burada uzun uzun anlatmayacağım; arama motorundan bulursunuz.

Ben, şu soruyu soracağım:

AFAD, depremden öncesinden, deprem sonrasından ne anlar?!

 

Ne anladığını gördük!

 

Özdil, sözlerinin bir yerinde, 6 Şubat Depremleri’nde, iktidar, AFAD üzerinden yanlış ve eksik bilgilendirmeler yaparken, muhalefetin uyuduğunun altını kalınca çiziyor!

 

Doğrudur!

 

Muhalefetin uymadığı konu, alan mı var?!

 

Benim burada dikkat çekmek istediğim…

Hemen hemen her sabah, akşam, gece televizyonlarda konuşan, X hesaplarından paylaşımlar atan, söyleşilerde bilgilerine başvurulan, sözleri ve yazdıkları alıntılanan yerbilimcilerimiz neden, canım Yılmaz Özdil’imiz kadar, Kandilli Rasathanesi’nin verilerine bakmadılar, hepimizi doğru bilgelerle donatmadılar, iktidarın AFAT’ının yanlış, eksik  verilerine sessiz kaldılar, onlarla yetindiler?!

 

Bilgeliklerine güvendiğim yerbilimcilerimizin, bilemediğim, anlayamadığım ve anlamlandıramadığım bu eylemlerinden ötürü, kendi ölçeğinde bir şeyler yazmaya çalışan ben de, bir yıl boyunca yanlış yazıp, her birinizi yanlış bilgilendirdiğim ve yanlışlardan bile nemalanan iktidara, bilmeden, dolaylı biçimde katkı verdiğim için sizlerden özür diliyorum!

Göremediğim ve göremediğimiz koca bir yanlışı dile getirdiği, gerçeği gün ışığına çıkardığı için, Yılmaz Özdil’imize teşekkür ediyorum.

Yılmaz Özdil’imizi kucaklıyor, alnından öpüyorum.

 

Şunları da belirtmeliyim:

Ülkemizin deprem gerçeği, ulusal değerdedir!

Düşman emperyalistler, yer üstünde olduğu gibi yer altında da etkin çalışırlar!

Suni/yapay depremler üretebildikleri gibi doğal depremlerin büyüklüğünü de sağlayabilirler!

Örneğin:

3 büyüklüğünde olabilecek doğal depremi, 6 büyüklüğünde yapabilirler!

“Hayır, olamaz” deyip kestirip atmayalım, düşünelim, önlemlerimizi alalım!

 

Yazımı, “6 Şubat Depremleri’nin gerçeklerinin AFAD üzerinden saklanması, çarpıtılması, toplumun eksik ve yanlış bilgilendirilmesi dezenformasyon ve dezenformasyon yasasına qykırı davranmak ve de dezenformasyon suçu işlemek değil midir?! Suçlular, suçlarından ötürü neden yargılanmıyorlar?” sorularımla bitireyim…

ACI AMA GERÇEK, DEPREMLERDEN YANA CANIMIZ DAHA ÇOK YANACAK!..

150 150 bakikarakol

Ülkelerin sayısız gerçeklerinin başlarında “doğa gerçekleri” gelir.

“Deprem” bunlardan biri.

 

Türkiye’mizin, asla yadsınmayacak, göz ardı edilmeyecek, önlemlerin sürekli güncellenerek alınacak, bilinçlice hazır ve hazırlıklı olunacak, her alanda gelişme ve kalkınma kadar yatırımlar yapacak vb şaşmaz gerçeklerinin ilk sıralarında “deprem gerçeği” gelir.

 

Tarihimizde, yurdumuzun hemen her yerinde sıklıkla irili, ufaklı sayısız depremler olmuştur; unutulmazlardan, Erzincan, Varto, Gediz, Erzurum, Bingöl, Gölcük, Kaynarca 6 Şubat depremleri yer alır ve onları sayabiliriz.

 

Hepsinde de yıkıldık, canlar verdik!

 

Hepsinde de iktidardakiler, muhalefettekiler “cek”, “cak” sözler ettiler, umutlandık!

 

Yanıldığımızı, yanıltıldığımızı, bir yeni depremde anladık!

 

Anladık da…

Sanki “aldatılma”ya alışmıştık!

Dahası…

Sanki “aldatılma”yı sevmiştik!

Her konuşanların “cek”, “çek”lerinin yalan olduğunu biliyorduk ama gene de kanıyorduk!

 

Kendimizi kandıra kandıra, 6 Şubat 2023 sabahı ve öğleden sonra 11 ilimizi, 13-14  milyon insanımızı derinden etkiyecek 7,8 ve 7,5 büyüklüğümdeki Kahramanmaraş Pazarcık, Elbistan merkezli depremlere geldik!

 

Gördüğüm manzara, “Bu bir ‘deprem’ olamaz! Bu, ‘deprem’ adı altında düşman saldırısıdır! Düşman sanki yeraltından saldırmıştı! Düşman sanki topu, tüfeği, tankı, uçağı, askeriyle vurmuştu!” biçiminde düşünmeme neden oldu.

 

Ya depremler sonrası?!

 

Hava koşulları gerekçe gösterilerek, 2 gün, 3 gün, bir hafta sonra gidilebildi!

 

Yetmemişçesine, “kurtarma”da deneyimli, bilgili insanların gelmelerine, kurtarma çalışmalarına başlamalarına engel olundu!

 

Çadırlar satıldı!

Yiyecek, giyecekler hem çalındı, hem satıldı!

 

Dakikalar ilerledi, saatler ilerledi, günler geçti!

Binlerce sağ kurtarılacak canlarımız yaşamlarını yitirdi!

 

Kurulabilenler, kurulabildiklerine sevinemediler, perişan oldular!

Canlarından canlar artık yoktu!

Kimi toprağa verilmişti, kimi hala enkaz altındaydı, kimi yitikti!

 

Kurtulabilenler, canlarının acısını yaşarken, öte yandan da beslenme, barınma vb sorunuyla uğraştılar!

Tuvalet sorunu bile sorunlar arasında yer aldı!

 

Sorumluların beceriksizliklerini, duyarlı vatandaşların koşturmaları, yardım etmeleri kapatsa da, gene eksikler çoktu, saymakla bitmiyordu!

 

Ülkenin “deprem gerçeği”nde bir arpa boyu yol alamayan anlayışın “elamanları” bol bol söylem attılar!

 

Ve…

Dün 5 Şubat 2024 Salı günüydü.

Yani…

“6 Şubat depremleri”nin birinci yıldönümüydü!

 

Değişen bir şey yoktu!

Tablo aynıydı!

Hala sorunlar vardı!

Hala insanlar perişandı!

Hala enkazlar kaldırılmamıştı!

Hala enkazlarda “insan bedenleri” vardı!

 

Ayırında (farkında) değiller ama ben söyleyeyim:

O enkazların arasından/altından, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”, “Heey sahiplerim, buradayım” diye bağırıyor!

Duyanı yok!

Baş sahip, Yılmaz Erdoğan’ın dizisi “İnci Taneleri”ndeki Dilber’in dansı ile “meşgul”!  https://www.gercekgundem.com/siyaset/inci-tanlerinin-dilberi-devlet-bahcelinin-de-diline-dustu-alper-gezeravcinin-uzaya-gittigi-su-donemde-dilber-karakterinin-servis-edilmesi-bir-komplo-449982

 

Bir yıl sonraki manzara karşısında kendi kendime sormadan edemiyorum:

“Tanrı korusun, bir düşman saldırısı olursa, ne olur Türkiye’min, halkımın, ülkemde yaşayan yabancıların hali?!”

Korktuğumu, ürperdiğimi, dehşete düştüğümü gizlememeliyim!   

 

Önlemler alınmadığında, büyük depremlerin öncesi, oluş sırası ve sonrası acılarla doludur!

 

Acılarla doludur ama…

3 Şubat 2024 Cumartesi günü, partisi AKP’nin Hatay ilçe belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında konuşan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bir gerçeği şu anda söylüyorum, merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, Hatay mahzun kaldı ve şu anda Hatay’daki mevcut yerel yönetim maalesef şu deprem olayından sonra ‘Ba’de harab’ül Basra’ oldu.” https://www.akparti.org.tr/gundem-haberleri/cumhurbaskanimiz-erdogan-hatay-da-partimiz-aday-tanitim-toplantisi-nda-konustu-03-02-2024-21-11-34/ sözleri bir ilk, diğer yandan da yeni bir başka acı!

Öyle ki…

“Acıların acısı”!

Hiç unutulmayacak, hep konuşulacak, tartışılacak!

 

Ülkenin Cumhurbaşkanı, bu sözleri, yaralı Hatay’da, yaralı Hatay halkının gözlerinin içine baka baka nasıl söyler?!

Anlamlandıramadım!

Anlamlandıramıyorum!

Yoksa…

Hatay Büyükşehir’i, merkez ve bir kısım ilçe belediyelerde adaylarının kazanmasını istemiyor mu?

Ya da…

“Hem böyle söylerim, hem alkış alırım, hem de başkanlıkları kazanırırım” mı demek, gücünü göstermek, kanıtlamak istiyor?!

 

Ancak…

Erdoğan’ın bu sözleri, beklenenin çok üstünde “tepki içerikli” yergiler aldı!

 

6 Şubat depremleri öncesinde, sırasında, sonrasında “Çevre ve Şehircilik Bakanı”, şimdi de İstanbul AKP Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı olan Murat Kurum, Erdoğan’ın yerilen sözleri için “Yerel yönetimlerin ilçe ölçeğinde büyükşehirle uyumlu olması, merkezi idareyle uyumlu olması şehre avantaj sağlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği budur.” dedi; aynı içerikte sözleri, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin en hararetli savunanı, “Cumhur İttifakı”nın AKP’den sonraki etkin ağırlıklı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de etti!

 

Benim tepkim ise KİMİ SÖZLER İÇİMİ SIZLATTI! EVET GENEL YÖNETİMLE YEREL YÖNETİMLER EL ELE VERMEK, UYUM İÇİNDE OLMAK ZORUNDA AMA AYNI SİYASİ KADROLARCA YÖNETİLİR OLMAK ZORUNDA DEĞİL!.. https://twitter.com/BakiKarakol/status/1753996395608990017 oldu.

 

Hatay konuşmasında “Biz, deprem turistleri gibi bölge illerimizi sadece oy sandığı ufukta belirince hatırlayanlardan değiliz. Biz, depremzede kardeşlerimizi oy tercihlerine göre ayıran, oy rengine göre hizmete ve hürmete layık görenlerden de değiliz. Biz, sırf sandıktan istediği sonuç çıkmayınca deprem mağdurlarını kaldıkları misafirhanelerden kapı dışarı eden, yaptığı 3 kuruş yardımı insanımızın başına kakan vicdansızlardan hiç değiliz. Biz, depremzede kardeşlerimizin dertleriyle gerçekten dertlenen, bunların çözülmesi için samimiyetle çaba harcayan bir yönetimiz. Biz, hiçbir zaman ayrım yapmadan tüm fertleriyle milletimizin refahı, esenliği ve geleceği için ter döken bir ittifakız. Bundan sonra da yolumuza aynen bu şekilde devam edeceğiz. Kimsesizlerin kimsesi olacağız, garip gurebanın elinden tutup kaldıracağız. Yolda kalmışların yoldaşlığını yapacağız. İhtiyaç sahiplerinin imdadına koşacağız. Hiçbir insanımızı aç, açıkta bırakmama düsturuyla gecemizi gündüzümüze katacağız. Rabbim yükümüzü hafifletsin, işlerimizi kolaylaştırsın.” sözlerine “31 Mart’ın gerçek belediyeciliğin miladı olacağı”nı ekleyen Erdoğan’ın “Kimsesizlerin kimsesi olacağız” sözcüklerini söylerken, dünya lideri Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” tümcesinden esinlendiğini, “Ba’de harab’ül Basra oldu” değişiyle de Arapça’ya ne kadar yakın, güzel Öz Türkçe’mize ne kadar aralı olduğunu vurguladıktan sonra, dün (6 Şubat 2024 Salı) Kahramanmaraş’ta dillendirdiği şu doğru sözünü sizlerle paylaşmalıyım:

“Beceriksizlik, iş bilmezlik, kendilerine oy vermeyenlere hizmet götürmeyeceklerini ağızlarıyla söyleyenlerin son çırpınışlarını milletimiz görüyor.” https://www.sozcu.com.tr/erdogan-acikladi-caglayan-saldirisinda-can-kaybi-var-p20683

İmzamı atarım!

 

“Görüyor” sözcüğü bitimindeki nokta (.) yerine virgül (,) konup “gereğini yapacak” sözlükleri eklenseydi, tümce “Beceriksizlik, iş bilmezlik, kendilerine oy vermeyenlere hizmet götürmeyeceklerini ağızlarıyla söyleyenlerin son çırpınışlarını milletimiz görüyor, gereğini yapacak.” olacaktı.

Çok da güzel, içerikli/anlamlı olacaktı.

 

Dün Hatay’da çığlık vardı, feryat vardı, figan vardı, haykırış vardı, sitem vardı, hesap sorma vardı, sorunları en yüksek sesle anlatma vardı, isteklerin havada uçuşu vardı, protestolar vardı, yuhalamalar vardı, gerçekleri siyasilerin yüzlerine vurma, kulaklarına tıkama vardı!

 

Dün Hatay’da, yalanlarla doğrular, yalancılarla doğrucular, vatandaşlarla siyasiler yüzleşti!

 

Dün Hatay’da, iktidarla muhalefet, iktidar partileri ile muhalefet partileri kantarda tartıldılar!

 

Kimin, kimlerin, neyin, nelerin neden istenmediği net biçimde söylendi!

 

Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzün “Benim şahsi meselemdir” dediği Hatay’ımızda isterdim ki…

“Deprem kuşağı”ındaki Cennet Türkiye’mizde, ilk ve yüksekokullarımızda, üniversitelerimizde “Depremin ders olarak okutulması, toplumun “deprem” konusunda/konularında ayrıntılarına değin bilgilerle donatılması, planlamaya geçmenin gerekliliği konuşulsaydı, tartışılsaydı, söz ve kararlar birliğine varılsaydı!

Kıyıcığına dahi yanaşılmadı!

Bu da demek oluyor ki:

Acı ama gerçek, depremlerden yana canımız daha çok yanacak!..