Monthly Archives :

Ekim 2022

2’İNCİ SEVR’CİLER, MAHİR ÜNAL ÜZERİNDEN DENEME Mİ YAPTILAR?!. YAPTILARSA, BOYLARININ ÖLÇÜSÜNÜ ALDILAR!..

150 150 bakikarakol

Mahir Ünal…

20 yıldır ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP’nin) Kahramanmaraş Milletvekilidir.

Ekin (Kültür) eski Bakanıdır.

Bir süreden beri de AKP Grup Başkanvekilidir.

“Cumhuriyet Haftası”nın başlamasına bir iki gün kala “gençlik buluşması ve konferans etkinlikleri” çerçevesinde “8’inci Uluslararası Kitap ve Kültür Fuarı”nda “Yerelden Evrensele Şehir Ufku: Kahramanmaraş Örneği” başlıklı konferansta konuşuyor. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/akp-grup-baskanvekili-mahir-unal-cumhuriyet-bizim-lugatimizi-alfabemizi-dilimizi-hasili-butun-dusunmemizi-yok-etmistir-589552h.htm

Diyor ki:

“Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate yani dile dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi MAO’nun Çin’de yaptığı kültürel devrimdir ve o da dile dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir.” 

Sonra da…

Cemil Meriç’in kaleme aldığı “Bu Ülke” adlı kitaptan alıntılar yaparak, şunları söylüyor:

“Bugün konuştuğumuz Türkçe’nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz sadece ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Mesela melül, mahsun, inkisar, keder, hüzün, buhran bunların hepsini tek bir kelimeyle ifade ediyoruz; stresliyim.” 

Sözleri gündeme taşınınca da, @mahirunal Twitter hesabından “Bugün ‘Bir Kitap Okudum’ etkinliğinde gençlerle Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’sini konuştuk. ‘Kamus’ bir milletin hafızasıdır cümlesinden yola çıkarak yaptığım değerlendirme Cumhuriyet’e dönük değil kültür devrimi olarak yapılanlara dair bir tespittir. Buradan bir düşmanlık çıkaramazsınız” paylaşımında bulunuyor. 

 

Paylaşımından başlayayım:

İlahiyat Fakültesi mezunu Mahir Ünal, adı gibi, ağzından çıkan sözlere sahip çıkmıyor, eğip büküyor, argo değimle “kıvırıyor”.

Bunu neden yaptı?

Korkudan mı?

Çok yanlış sözler ettiğinin ayırtına mı vardı?

Kendisine, siyasi düşüncesine, partisine, dava arkadaşlarına sıkıntı yaratacağını mı anladı?

Karşıt bellediği “Cumhuriyet değerlerinin sahipleri”nin tepkisiz kalacağını mı düşündü?

kraldan çok kralcı kesilmeye mi kalktı?

 

Hepsi de olabilir; biri, birkaçı da olabilir; dahası, başka nedenler de olabilir.

 

İlk paragrafa geçelim.

 

Hayır, “Tarihteki en sert kültürel devrim”, yalnızca Türkiye’de yaşanmamıştır, başka ülkeler de var ve Türkiye, o ülkelerden biri.

 

Sözde “çok bilmiş”, özde “hiçbir şey bilmeyen” Mahir Ünal’a sormak isterim:

Türkiye, tarihteki en sert kültürel devrim yapan ülkelerden biri neden olmuştur?

 

Yanıt vermeyeceğini, verse de gerçeklerden çok uzaklarda laf çevireceğini, eveleyip geveleyeceğini öngördüğüm için, kısa, öz ben söyleyeyim:

Türk Dili, ağırlıklı olarak Arap ve Fars; sonra da İngiliz, Fransız, Alman, Rus dilleri altında ufalanıp gitmişti!

“Osmanlı dili” diye bir dil yok; olan, “uyduruk dil”!

Türk Dili’ni, bütün yabancı diller baskısından çekip çıkarmak, tek seçenekti!

 

Mahir Ünal, ilk paragrafın ikinci ve üçüncü tümcelerinde diyor ki:

“Mesela Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate yani dile dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi MAO’nun Çin’de yaptığı kültürel devrimdir ve o da dile dokunmamıştır.”

 

Evet, doğru; çünkü…

Ne Fransız, ne Çin dili, Türk Dili gibi yabancı dillerin baskısı, tehdidi altında değildi.

 

Ve Mahir Ünal, ilk paragrafın son tümcesinde “Ama maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir”; ikinci paragrafın birinci, ikinci tümcelerinde “Bugün konuştuğumuz Türkçe’nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz sadece ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz” diyor.

 

Özgeçmişine baktığımda, Mahir Ünal, Türk ve Müslüman ana, babanın çocuğu; Mahir Ünal’ın kendisi de Türk ve Müslüman.

Kahramanmaraşlı olması, “yurtseverliği”ne kaynaktır, belgedir.

Ama…

Az yukardaki sözleri, Türk, Müslüman ve yurtsever birinin etmemesi, ağzından çıkarmaması/çıkmaması gereken sözlerdir!

Değil midir?!

O sözler nasıl çıkar, nasıl edilir?!

Bir Türk, bir Müslüman, bir yurtsever, Türk Dili’ne, Türk Dil Devrimi’ne bu kadar karşıt, bu kadar düşman kesilir mi?!

 

Dil Devrimi öncesi Türk Dili’nin perişan hali ortadaydı!

Lügatimiz, alfabemiz, dilimiz yoktu!

“Lügatimiz, alfabemiz, dilimiz” bildiğimiz bizim değildi, yabancılarındı!

 

Tanrı aşkına “Bugün konuştuğumuz Türkçe’nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz sadece ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz” ne demek?!

Böyle bir şey olabilir mi?!

Doğrular, gerçekler böyle nasıl çarpıtılabilir?!

Ve bu, neden, ne uğruna yapılabilir?!

 

Mahir Ünal ve Mahir Ünal gibi düşünenler, bir başka ülkeyi, o ülkenin, dini, dilini sevebilirler; o ülkenin vatandaşı olabilirler, o ülkenin dinine geçebilirler ve o ülkenin lügatini, alfabesini benimseyebilir, dilini konuşabilirler.

O Ülkelere yerleşebilirler.

Anlayışla karşılanır.

Ama bu yola, Türk Dili’ni, güzel Türkçe’mizi karalayarak çıkmasınlar!

Kendi isteklerini Türk topraklarında gerçekleştirmeye kalkmasınlar, Türk halkına dayatmaya çalışmasınlar!

Dünya lideri Kemal Atatürk Devrimleri ile mayalanıp donanmış Türk halkı izin vermeyecektir!

Verirse…

Bu ekin işgali, ekonomi, siyasi, askeri işgalin izleyeceğini, sonucun “bitiş”, “haritadan silinme” olacağını çok net görüyor, biliyor!

AKP’li Mahir Ünal’a ve gibilerine duyurulur!..

 

Bu arada…

Mahir Ünal’a tepki dinmiyor.

Dün Grup Toplantısı yapan CHP ve MHP’den çok sert tepkiler geldi.

MHP Genel Başkanı, Mahir Ünal’ın ve partisi AKP’nin adlarını anmadan https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5076/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_25_Ekim_2.html “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını şuurla idrak edemeyenler için hataya düşmek, çelişkide bocalamak, değişime ve gelişime direnç göstermek kaçınılmazdır” dedi, özetle şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet’in Türk kültürüne, Türk diline, düşünme setlerimize zarar verdiğini iddia edenler talihsiz, tarifsiz ve temelsiz bir yanlışın pençesindedir. Önyargıların hükmüyle, ideolojik katılıklarla Cumhuriyet’in anlaşılması ve anlatılması mümkün değildir. Bugünkü Türkçe’mizle düşünce oluşturamayacağımızı söylemek gerçekleri çarpıtmaktır, nesnel gelişmelere aykırıdır, dilimizi karalamaktır, nihayetinde özgüven eksikliğidir.”

 

Twitter hesabımdan ve Facebook sayfamdan gerçekleştirdiğim paylaşımda

// SEN DE “… talihsiz, tarifsiz, temelsiz yanlışların pençesindedirler” DEDİKLERİNLESİN! SÖZÜNLE EYLEMİNİN ÇELİŞTİĞİNİN AYIRTINDA (FARKINDA) MISIN MUHTEREM?!. // diye yazdım.

 

CHP Genel Başkanı da özetle “Tarih bilmiyorlar. Hurafelerle tarih öğrenilmez. Halkın ne konuştuğunu dahi bilmiyorlar. Ya sen hiç Karacaoğlan’ı dinlemedin mi kardeşim. Bu insanlar tertemiz Türkçeyle ne yazdılarsa bugün biliyoruz ya. Sen Yunus’u bile bilmiyorsun. Bugün parantez açalı Bahçeli buna sözde çok kızmış. Ne olacak koşa koşa gidecek yine kucaklayacak. Bu anlayış ne anlayışıdır biliyor musunuz? Bu anlayış SADAT kafasının anlayışıdır. TC devletini kaldıracağız ASRİKA diye bir devlet kuracağız, başkenti İstanbul olacak, dili de Arapça olacak. Aynı kafa. İtiraz mı ettiler? Etmediler”  https://www.gercekgundem.com/siyaset/361793/kilicdaroglu-erdogana-meydan-okudu-cik-karsima-korkma-adam-yemem dedi.

 

Tamam, “SADAT kafasının anlayışıdır”, anladık.

Pekiii…

“SADAT kafası anlayış”ın üretim merkezi İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Amerika mı?

Üretenler de, Osmanlı’yı Sevr’e götüren emperyalistler mi?

Şimdi de Türkiye’yi 2’inci Sevr’e götürmek için Mahir Ünal üzerinden deneme mi yaptılar?

 

Yaptılarsa, boylarının ölçüsünü aldılar!

 

Ve…

100’ümci Yılı’nda, çağdaş, demokratik, laik Cumhuriyet’imizi yok edemeyeceklerini, Atatürk Türkiye’sini Araplaştıramayacaklarını çok iyi anladılar!

Atatürkçü halkımın önünde saygıyla eğiliyorum…

“ALLAH SİZİ BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN REİSİİİM”!..

150 150 bakikarakol

Dün yürürlüğe giren https://www.gercekgundem.com/guncel/360848/resmi-gazetede-yayimlandi-dezenformasyon-yasasi-yururluge-girdi?utm_source=share-twitter, dünya lideri Kemal Atatürk’ün demokratik, laik, çağdaş Türkiye’sini, dünya “elerki (demokrasi) ligi”nden, çok çok altlara, karanlıklara, gericiliğe indiren, elerkinin geliştiği, pik yaptığı, “çağdaş ülkeler ligi”nden koparan, halk arasında “Sansür Yasası” diye tanımlanan “Dezenformasyon Yasası”nı…

14 Ekim 2022 Perşembe günü saat 18.15’te Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı maden (kömür) ocağında meydana gelen, 41 maden işçisinin yaşamını yitirdiği, 5’i ağır, 6 işçinin de yaralandığı patlama / kaza unutturdu!

 

İçim, içimiz bu acıyla kavrulurken…

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, bir gün sonra (15 Ekim 2022 Cuma) olay yerine (BartınAmasra) gidiyor; incelemelerde bulunuyor, ilgililerden bilgiler alıyor.

Patlamada yaşamını yitiren Rahman Özçelik’in, Makaracı Köyü’ndeki cenaze törenine katılıyor.

Orada, “Ne gerekiyorsa bundan sonra bunların takibi yapılıyor. Biliyorsunuz şu an itibariyle Türkiye’de maden işlerinde en ileri yer burası. Daha geçen bir ay içerisinde bakanım ve sendika burada incelemede bulundu” diyor.

Sözlerinin bitiminde Rahman Özçelik’in yana yakılan ablasından şu sözleri duyuyor:

“Kardeşim 10-15 gün önce ‘burada gaz kaçağı var, burayı patlatacaklar’ demiş. Nasıl ihmal edildi? ‘Patlatacaklar bizi burada’ demiş, bunu 10-15 gün önce söylemiş. Kardeşimin içine doğmuş. Kardeşim göz göre göre şehit oldu.” https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/hayatini-kaybeden-maden-iscinin-yakinindan-erdogana-carpici-sozler-7421146/

Sonra…

https://www.diken.com.tr/erdogan-kardesinin-goz-gore-gore-oldugunu-soyleyen-madenci-yakinina-cevap-vermedi/ linkindeki Erdoğan, ‘Kardeşim göz göre göre şehit oldu’ diyen madenci yakınına cevap vermedi” başlık haberin altındaki “Emre Deveci”nin Twitter hesabından //Hayatını kaybeden bir madencinin yakınından Erdoğan’a: “Kardeşim 10 gün önce ‘burada gaz kaçağı var bizi patlatacaklar’ demiş. Nasıl ihmal oldu?”// https://twitter.com/deveci_emree/status/1581286494500622336 diye yazdığı videoyu tıklayıp dinlediğinizde, sona doğu, “Cümleten başımız sağolsun” dediğini duyacaksınız.

Acılı ablanın çevresinde, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının karşısında bir kadın yığını var, onlar da “Sağol. Allah razı olsun” karşılığını veriyorlar.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı bu kez “Rabbim sabırlar versin” deyince, kadınlardan “Sağol” yanıtını alıyor.

Kadınlardan biri “Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” diye sesleniyor.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının yanıtı “Sağol” sözcüğü oluyor.

 

İşte…

Kadının biri çıkıyor “Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” diyor ya; bir anda her şeyi kafamdan siliniyor, canım daha bir acıyor, yakıyor, ben benden kopuyorum!

 

Emre Deveci’nin bu paylaşımının yorumlarına bakıyorum.

“Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” tümcesine yapılan yorumları okuyorum.

 

Emre Deveci’nin anılan Twitterini alıntılayan @mantiklikonustu hesap sahibi Sılawithpassiflora ise //Kadın orda yakınırken, ihmal vardı derken 10 saniye sonra nasıl “Allah sizi başımızdan eksik etmesin Reisim” diyebiliyorsunuz? Bu nasıl bir kabulleniş.// https://twitter.com/mantiklikonustu/status/1581901072087412736 diye yazarak, paylaşımda bulunuyor!

 

Katılıyorum.

 

“Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” tümcesini eden kadını seçemiyorum.

O kadın, AKP’li olabilir; partisinin Genel Başkanına ve ülkesinin Cumhurbaşkanına bu dilekte bulunabilir, dua edebilir.

Ama…

Yeri, zamanı uygun değil!

Hiç uygun değil!

Acının yürek yaktığı bir günde, bir yerde, bir ortamda, “Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” tümcesini etmek çok yanlış olmuştur!

Doğru bulmuyorum, kınıyorum!

Biz böyle bir toplum değildik, değiliz!

Tanısak da, tanımasak da, ağlayanla ağlarız, ağlayanın derdini dert ederiz, paylaşır, ortak oluruz!

 

“Allah sizi başımızdan eksik etmesin reisiiim” tümcesini söyleyen kadın yoksa bu toplumdan değil mi?!

Yoksa provokatör, ajan mı?!

Maden ocağındaki patlamada ihmali, sorumluluğu olanlar kadar suç işlemiştir!

Bulunup yargılanmalı, hak ettiği cezayı almalı, cezasını çekmeli!

Ki…

Bir daha böyle densizlik etmesin, acıya acı katmasın, toplumun dayanışma, paylaşma değerlerine ciddi zarar vermesin!

 

Çok özür diliyorum!

Yüreğim kaldırmıyor!

Daha fazla yazamayacağım!

Yazıma burada nokta koyacağım!..

EMPERYALİST İŞGAL “ASKERİ GÜÇ”LE, BİR DE “YEREL İŞBİRLİKÇİLER”LE YAPILIR!..

150 150 bakikarakol

Geçen Çarşamba (5 Ekim 2022) günü HİÇ Mİ AR, HAYA YOK?!.” başlıklı yazımı yayına koyacaktım, GEREKSİZ, SAÇMA YASA ÖNERGESİ KONUSUNDA, BİR CHP’Lİ OLARAK, BEN YANINDA YOKUM!..” başlıklı yazımı yayınladım.

HİÇ Mİ AR, HAYA YOK?!.” başlıklı yazımı bu Çarşamba (12 Ekim 2022) yayınlamayı planladım, www.halktv.com.tr yazarı Fikret Bila’nın Kılıçdaroğlu: Erdoğan samimi değil” başlıklı 7 Ekim 2022 Cuma günlü https://halktv.com.tr/makale/kilicdaroglu-erdogan-samimi-degil-696448 başlıklı yazısı gözüme ilişti ve yöneltilen sorulara verilen yanıtlar, hele de

Teklifinizin yasalaşması halinde kamuda çalışan kadınlar arasından çarşafla gelip üzerine cübbesini giyip yargıç kürsüsüne çıkan veya takke ve şalvarla gelip üzerine cübbe giyecekler olabileceği eleştirisi yapıldı. Bu eleştiriye ne diyorsunuz?” sorusuna “Bunlar çok uç örnekler. Ciddiye alınacak düzeyde bu tür girişimler olacağını sanmıyorum” biçimindeki yanıtın ardından gelen “Bir diğer eleştiri konusu, bazı mesleklerde siyasi veya dini simgelerin kullanılamayacağı konusu. Örneğin yargıçlıkta, savcılıkta, subaylıkta, polislikte türbanın olmaması gerektiği savunuluyor” anlatıların hemen peşine yöneltilen “Siz bu konuda bir sakınca görmüyor musunuz?” sorusuna “Hayır. Bir sorun olacağını sanmıyorum. Yargıç hukukun gereğini yapıyorsa, hukukun üstünlüğüne göre doğru karar veriyorsa başörtülü olmasının bir sakıncası olmaz. Diğer meslekler için de öyle; görevini hakkıyla yerine getiriyorsa, o görevi yapacak liyakate sahipse sorun yok, demektir” yanıtını okuyunca, çileden çıktım ve ikinci kere HİÇ Mİ AR, HAYA YOK?!.” başlıklı yazımı erteleme, bu konuyu yazma kararı aldım.

Fakat…

8 Ekim 2022 Cumartesi günü, Sözcü Gazetesi’nin, üst başlığı “Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı korkunç bir iddiayı ortaya attı” olan “Amerika Türkiye’yi işgal planı yapıyor” https://www.gazeteoku.com/gazeteler/sozcu-gazetesi-manseti başlıklı haberi ilgimi çekti.

Sözcü Gazetesi, gazetenin ve www.sozcu.com.tr internet sitesinin yazarlarından Aytunç Erkin’in 8 Ekim 2022 Cumartesi günlü “ABD, Türkiye’yi NATO’dan çıkartıp, işgal planı yapıyor” https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/aytunc-erkin/abd-turkiyeyi-natodan-cikarip-isgal-plani-yapiyor-7406187/ başlıklı yazısını manşet yapmış.

www.sozcu.com.tr de benzer başlıkla manşet haber yapmış.

 

Yazıyı bir solukta okudum.

Tümamiral Cihat Yaycı yanıtlarında öyle şeyler söylüyor ki!

Yazı linkini tıklayıp okuduğunuzda “Aman Tanrım!” diyeceğinizi öngörüyorum.

 

Sözcü Gazetesi’nin “Amerika Türkiye’yi işgal planı yapıyor” manşeti, Erkin’in yazı başlığı “ABD, Türkiye’yi NATO’dan çıkartıp, işgal planı yapıyor” ve yazıda geçen, emperyalist düşman ABD’yi kastederek, “Bu adaları Türkiye’yi işgal için silahlandırılıyor” (Tümce bu yazılımı ile bozuk; ya “Bu adalar, Türkiye’yi işgal için silahlandırılıyor” ya da “Bu adaları, Türkiye’yi işgal için silahlandırıyor” olacak. BK) tümce, bana Twitter hesabımdan ve Facebook sayfamdan şu paylaşımı yaptırdı:

“PAŞA PAŞA, İŞGAL; KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZÜN ÖLÜMÜNDEN HEMEN SONRA, İNÖNÜ’ÜN CUMHURBAŞKANI SEÇİLMESİ, ÇAKMAK’IN GENELKURMAY BAŞKANLIĞINI SÜRDÜRMESİ İLE BAŞLAMIŞTIR!.”

Paylaşımdan sonra, bu yazdıklarımı biraz açmam gerektiğini düşündüm.

Şimdi bunu da sorularla yapmaya çalışacağım:

Osmanlı dört bir cephede savaşırken, güneyde cepheden cepheye koşan Mustafa Kemal sık sık görevden alınıp başka yerlerdeki ordu birliklerine komutan olarak atanırken; yerine, neredeyse her defasında neden Fevzi Paşa atanıyordu?

Daha sonra, Fevzi Paşa neden cepheden çekildi, İstanbul Beykoz’daki konağında aylarca kaldı?

Gerçekten rahatsız mıydı, yoksa başka bir veya bir çok neden mi vardı ve o neden, nedenler neydi, nelerdi?

Beykoz’daki konağında aylarca kaldıktan sonra, İstanbul’u işgal eden İngilizlerin izni ve onayı ile Osmanlı Genelkurmay Başkanılığı’na getirilmesi rastlantı mı değil mi ve olağan mı, olağan dışı mı?

Fevzi Paşa’nın “Genelkurmay Başkanlığı” hangi nedenden veya nedenlerden ötürü kısa sürdü, bir yılın altında kaldı?

Mustafa Kemal, Anadolu’da, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın tohumlarını atıp çalışmalarını gece gündüz demeden sürdürürken, bundan rahatsızlık duyan Saray’daki hain Vahdettin ile İstanbul işgalcisi İngiliz komutan, Mustafa Kemal’i teftiş etmek için Anadolu’ya gönderecekleri üç kişilik heyete Fevzi Paşa’yı neden kattı?

Mustafa Kemal bundan haberi olduğunda, “O heyette Fevzi Paşa’nın ne işi var?” sözünü dedi mi, demedi mi?

Kemal Atatürk “Hem asker, hem Milletvekili olmak yok, ikisinden biri seçilsin” dediğinde, Fevzi Paşa, diğer arkadaşları gibi neden askerlikten ayrılıp Milletvekili olmayı değil, asker kalmayı seçti?

Fevzi Paşa, kendisi gibi “dindar” kimi asker arkadaşları gibi, Kemal Atatürk’e sıkıntı veya sıkıntılar yarattı mı ve neden yarattı?

Kemal Atatürk’le Batı (Garp) Cephesi Komutanı, Lozan Heyeti Başkanı İsmet İnönü’nün arasının açılmasında Fevzi Paşa’nın etkinliği var mı, varsa nedeni/nedenler ne?

Cumhuriyet’in ilanı, laikliğin, Devrim Yasaları’nın bir bir yaşama geçirildiğinde Fevzi Çakmak’ın tavrı neydi?

Dünya lideri Kemal Atatürk 10 Kasın 1938’de 57 yaşında yaşama gözlerini kapattıktan hemen sonra, 2’inci Cumhurbaşkanı olacağına kesin gözle bakılan, Atatürk Cumhuriyeti’nin de ilk Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 2’inci Cumhurbaşkanı neden olmak istemedi, İsmet İnönü’nün olmasında karar kıldı ve diretti?

Türkiye’nin, NATO’ya girmesinde, toplum hiç de hazır değilken “Çok Partili Sisteme geçmesi”nde, birçok devrim yasalarının çiğnenip peş peşe geri adımlar atılmasında 2’inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü mü, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak mı etkin ve etkiliydi?

Vergi toplamada köylüye jandarmanın ağır baskı yapmasında, faturanın da, hem 2’inci Cumhurbaşkanı, hem CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye ve CHP’ye kesilmesinde, çıkartılmasında Çakmak’ın rolü var mı ve varsa, bu, bugüne kadar neden gün ışığına çıkarılmadı, topluma anlatılmadı, engel/engeller neydi, nelerdi?

İsmet İnönü, oğlu Erdal İnönü’ye yazdığı mektubunda adlarını anmadığı ve onlardan çok çektiğini vurguladığı dinciler kimlerdi, onlardan biri Çakmak mıydı?

CHP teşkilatı, Genel Başkanları ve 2’inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, Genelkurmay Başkanı Çakmak’tan dert yanmışlar mı, ondan, Çakmak’ı görevden almasını ısrarla istemişler mi ve bu bastırma sonucu mu Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak emekli edildi?

İsmet İnönü’nün 2’inci Cumhurbaşkanı olduğu günden, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın emekli edildiği süreçte “Davul İnönü’nün boynunda, tokmak Çakmak’ın elindeydi” söylemi, yani söz konusu süreçte geri planda kalarak, ülkeyi gerçekte yönetenin Cumhurbaşkanı İnönü’nün değil, Genelkurmay Başkanı Çakmak olduğu savı (iddiası) ne derece doğru?   

Çakmak, emekli edilir edilmez, neden siyasete atıldı, bir siyasi parti kurdu ve bir varlık gösteremedi?

 

Sorular sanırım yeterli olmuş.

 

Bu kadarlık sorulara, eğip bükmeden verilecek en doğru, en gerçekçi yanıtlar bizi, “emperyalist işgal planı”na, “emperyalist işgal plan”ın başlangıcına, sürecine ve işgalin başlangıcında, sürecinde görev alan yerel işbirlikçilere, ağırlıklı olarak da askeri, siyasi kadrolara ve köylü, kentli varlılarına götürür.

 

Şu bilineni belirtmeliyim:

Emperyalist işgal, ülkelere göre değişir.

Kiminde…

Askeri güçle…

Kiminde…

Açıktan ya da gizliden siyasi yapılanmanın içinde yerel alan yerel işbirlikçilerin iktidara taşınmasıyla veya iktidardakiler üzerinde etkinlik kuracak, iktidardakileri yönlendirecek güce getirilmeleriyle yapılır / gerçekleşir.        

 

Bu nedenle…

Türk halkı -hakkı ve gereksinimi olduğu için- hem özellikle, hem öncelikle “asker-siyasetçi Fevzi Çakmak”ı ayrıntılı tanımalı.

O zaman…

Ulusal Kurtuluş Savaşı vermiş, kazanmış “Türk halkı”nın ve “Türk yurdu”nun, düşman emperyalist ABD/İngiltere tarafından işgali gerçekte tam ne zaman, nasıl, kim ya da kimlerle başlatılıp yapıldığı bilinecek, bilinmesiyle son bulacak!..

 

Bu arada…

Şu https://twitter.com/BakiKarakol/status/1579901318420127744 Twitter linkini tıklayıp okumanızı istiyorum…

GEREKSİZ, SAÇMA YASA ÖNERGESİ KONUSUNDA, BİR CHP’Lİ OLARAK, BEN YANINDA YOKUM!..

150 150 bakikarakol

3 Ekim 2022 Pazartesi günü Twitter hesabı @kilicdarogluk’tan saatler önce (saat 11.44’te) “Bu akşam saat 21.00’de burada buluşalım. Önereceğim, hepimiz için bir samimiyet turnusolu olacak. Saray için de CHP için de… CHP bu sınavın üstesinden de hakkıyla gelecektir!” https://twitter.com/kilicdarogluk/status/1576855738353610753 diye yazarak, duyurdu.

Herkes gibi ben de merak ettim.

Saati (21.00) geldi, canlı yayın vereceklerini bildiğim üç televizyondan birinin karşısına geçtim oturdum.

Canlı yayın başladı.

Bütün dikkatimle dinlemeye koyuldum.

 

Türkiye’nin yaralarından söz ediyordu.

 

“Ucu nereye varacaksa…” sözcüklerini edip “… bu yaraları sarmaya kararlıyım” değince, bundan sonra söyleyeceklerini kestirmeye/öngörmeye çalıştım.

Doğrusu, “tedirgin” oldum!

 

Korktuğum başıma geldi:

“… Bu yaralardan biri de, başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte. Ama değişmeği, öğrenmeyi bildik. Şimdi, bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibarıyla bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, Grup toplantımızdan hemen hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanunun arkasında duracağız. Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak. Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle; Türkiye’nin çok kanayan yaraları konusunda da… Biz daha da cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok. Ve sevgili halkım, bu zor, ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanımda görmek istiyorum. İyi geceler.”  https://www.youtube.com/watch?v=PLPgpfsFBqQ

 

Tanrı aşkına!

Okuduğunuz bu veya linki tıklayıp kendi kulaklarınızla duyacağınız sözleri, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün, Cumhuriyet Halk Partisi’nin “Genel Başkan” koltuğunda oturan mı, yoksa dini, kadını, kadının giyim kuşamını, örtünmesini ilkel, gerici siyasalarına (politikalarına) alet, malzeme eden siyasi sağda ne kadar siyasetçi varsa onlar mı, onlardan biri mi ediyordu?!

 

Bi kere…

Bu ülkede, “başörtüsü sorunu” yok!

Çünkü…

Başörtüsü, Türk kadınının başının örtüsüdür.

Ama bu ülkede, emperyalistlerin, yerel saha elamanları eliyle yaşama geçirdikleri, gericiliğin, ilkelliğin siyasi simgesi, iletişim aracı, çeşidi “türban sorunu” var!

Ve…

Aynı zamanda, Hıristiyan din kadınlarırahibe”lerin Kilise içi, Kilise dışı başlarına örttüklerinin benzeri “türban”, çağdaş İslam Dini’nin Müslüman kadınlarının başlarına örttükleri “başörtüsü” değildir!

Bu provokasyona neden ve nasıl gelinir?!.

 

Bu ülkede “başörtüsü” SORUN olmadığı gibi, bu ülkenin YARASI da değildir!

Ama bu ülkede “türban” SORUN olduğu gibi, bu ülkenin en okkalı YARASI da!

 

Hani diyor ya “Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte.”

Doğru diyor!

Kendisinin ve kendisi gibi “sözde CHP’liler(!)”in çok büyük yanlışları oldu!

Olmakta da!

 

Gene diyor ya “Ama değişmeği, öğrenmeyi bildik.”

Bakın bunu da doğru söylüyor.

Değişmeği, öğrenmeyi bilmeği “görevleri” gereği “tersten değiştiler”, “tersten öğrenmeyi bildiler”!

O nedenle tersten yol alıyor/alıyorlar, tersten konuşuyor/konuşuyorlar.

 

Yetmezmiş gibi, bir de “Şimdi, bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı” tümcelerinin ardından ”Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı” demez mi?!

Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. (Pardon, bu ne demek ve bu nasıl olacak?! “Siyasetçinin” mi demek istedi?! BK) Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibarıyla bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, Grup toplantımızdan hemen hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanunun arkasında duracağız” diye de eklemez mi?!

 

Beyefendi, beyefendi!..

Bu ülkenin “Devrim Yasaları” var!

Onları ne yapıyor, nereye koyuyorsunuz?!

Anayasa’dan ve yasalardan çıkartıyor, yürürlükten mi kaldırıyorsunuz?!

Gücünüz yetmez!

Dün, grup toplantınızdan hemen sonra Kamutay (TBMM) Başkanlığı’na sunduğunuz “yasa öneriniz(!)”in arkasında durun da görelim!

Sen de, tehditlerinle baskı altında tuttuğun ekibin de bilin ki, ne CHP tabanı, ne CHP dışındaki Atatürkçü Türk halkı, sizin ve gereksiz, saçma yasa tasarınızın arkasında durmayacak!

 

Efendim; muhteremin derdi, altılı masanın “Cumhurbaşkanı adayı” olmak!

Çabası da, olabilmek için her ödünü vermek!

 

Eğri oturup doğru konuşmak gerek:

“Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak” sözlerini etmekle, Türkiye’nin yaraları sarılmaz, yaraları bir bir kapanmaz.

Hele, Türkiye’ye yara olan/olanlar, Türkiye’nin yaralarını saramaz/saramazlar, Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatamaz/kapatamazlar.

 

“Ve sevgili halkım, bu zor, ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanımda görmek istiyorum” sözcükleriyle seslenen, çağrıda bulunan muhtereme ben de şöyle sesleniyorum:

Bu konuda, CHP’li bir Türk olarak, beni yanında göremeyeceksin, ben yanında yokum!

 

Ve…

Basın sansür yasasının Kamutay Genel Kurulu’nda görüşüldüğü günde (dün, 4 Ekim 2022 Salı), komik, çelişkili, içerikten, gerçekçilikten, inandırıcılıktan yoksun gerekçeli 3 Maddelik yasa önerilerini https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/chp-uc-maddelik-basortusu-teklifini-meclise-sundu-7399459/ 4’lü imzayla Kamutay Başkanlığı’na sundular.

Hayrını görsün(!)ler!..