Monthly Archives :

Ocak 2026

BİR SÜRE YAZAMAYACAĞIM…

150 150 bakikarakol

Şekerle başlayıp yüksek tansiyon ve ameliyatlarla süren hastalıklarıma şimdi de denge yitimi (kaybı), baş dönmesi, ayakta duramama, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman kısa sürelik unutkanlık eklendi.

Erken yaşlarda aşırı sigara, alkol içemeye başlarsam, olacağı buydu.

Eee yaşta 70’i geçerse…

Bakılmayan, kollanmayan yıpranmış beden daha ne hastalıklar çıkarır,  bilemiyorum.

Bu halimle, siz okurlarıma yararlı olamayacağımı kabullendim.

Düşündüm, bir süre yazmama kararı aldım.

O süre ne zaman biter?

“Şu gün, şu hafta, şu ay” diyemiyorum.  

Olumlu gelişmeler olmazsa, haftalık yazılarımı sonlandırabilirim.  

Ama…

@BakiKarakol.com X hesabımdan zaman zaman kısa paylaşımlar yapmaya çalışacağım.

Olumlu gelişmeler olursa, haftalık yazılarıma başlarım.

Bilgilendirmek istedim.

Anlayışınız ve hoşgörünüz için teşekkür ederim.

Sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla kalın…

ÖZGÜR ÖZEL, ATATÜRK’Ü KAVRASAYDI!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min 8’inci Genel Başkanı, Manisa Milletvekili Özgür Özel, 8 Ocak 2026 Perşembe gecesi, CHP Genel Merkezi’nde, Sözcü Gazetesi’nin Genel Müdürü Güney Öztürk’ün, Sözcü TV’nin Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey’in ve Sözcü TV’nin Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtladı. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ekrem-baskanla-birbirimize-soz-verdik-bu-ktidari-degistirecek-chpyi-ktidar-yapacagiz 

 

Bana göre, içerikli soruları eğip bükmeden soran Güney Öztürk’ün sorularından biri “Türkiye’nin yanlışlıkları neler? Halkın yanlış beklentileri, alışkanlıkları neler?” sorusuydu.

 

Özgür Özel yanıtına “Halka eleştiri getirmek benim işim değil. Doğru da olmaz.” Tümceleriyle başladı; arkasına “Ama hepimizin hatırlaması gereken bir şeyi ifade edebilirim.” Dedi, ekledi:

“Bu ülke, bir tek adam rejimi ile yönetiliyordu zaten. Bütün kararları o veriyordu.”

Kimden söz ediyordu?

“Çanakkale’de biz ‘Çanakkale’ye geçilmez’ diye işte üç kurşunun birbirine geçeceği muhârebeler yaşayıp, kefensiz koyun koyuna yatan 100 binlerce şehidimizi verip sonra bir tek adamın kararıyla o donanma Çanakkale’den geçti İstanbul Boğazı’na demirledi. O gemiyi karşılayanlar vardı. O geminin karşılanmasına itiraz edip ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenler vardı.” tümcelerinden anladım ki, 17 Kasım 1922 günü Dolmabahçe Sarayı’ndan bindiği tekneyle, Boğaziçi’ne demirlemiş işgalci emperyalist İngiltere’nin HMS Malaya zırhlısına binip Malta’ya kaçan “Osmanlı’nın son Padişah”ı Vahideddin’den söz ediyordu.

 

Özgür Özel soruya yanıtını şu uzun anlam kargaşası içeren bozuk “O günlerde rejimle uzlaşmak, düşmanla uzlaşmak bilmem ne imkanları varken, Paşayken, Anadolu’ya geçip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen birisi önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütledi o kadrolar.” tümcenin bitiminde şöyle sürdürdü:

“Sonra sordular. ‘Evet savaşı kazandınız. Şimdi saraydan padişahlığa devam mı, İngiliz tipi krallık mı, Amerikan tipi başkanlık mı?’ O zaman Amerikan tipi başkanlık da revaçta, Amerika örnek oluyor dünyaya falan. Dedi ki ‘Biz bir Meclis kurduk. Savaşı da Meclis yönetti. Ne vazife verirse o görevi yaparız.’ Ebedi başkumandanlığı reddetti, seçimsiz Cumhurbaşkanlığını reddetti. Hep çok partili rejimin, demokrasinin peşinde koştu. İki kere denedi olmadı, ömrü vefa etmedi. Ama iki tane en yakın arkadaşına vasiyeti vardı. Birisi Hatay, o ölümünden önce – sonra. Sonrasında hemen devamında çok partili rejim.”

 

Son tümceye takıldım.

Özgür Özel’in söylediği gibi, dünya lideri Kemal Atatürk’ün, “Çok Partili Rejim vasiyeti” var mıydı?!

Hafızamı yokladım.

Beynimdeki bilgileri depreştirdim.

Evet, böyle bir amacı vardı, iki kere de denemişti ama vasiyeti yoktu!

 

Düşündüm, taşındım, konu çok iyi bilen, Cumhuriyet Tarihi bilgesi birinin bilgisine başvurmamın doğru olacağına karar verdim.

 

O bilgeyi üç-beş dakikada belirledim.

İleti yazdım, bekledim.

Dönüş olmayınca, cep telefonundan aradım.

“Derse giriyorum. Buyur Baki abi” dedi.

Prof. Doktor’du, … Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi idi.

Konuyu bir çırpıda özetledim.

“Biliyorsun, Atatürk, Hatay için “Benim şahsi meselemdir’ demiştir.”

Sözünü kestim:

“Sayın Profesörüm, biliyorum; benim, sizden öğrenmek istediğim, Kemal Atatürk’ün, ‘Çok Partili Rejim vasiyeti” diye bir vasiyeti var mıdır?”

Kestirip attı:

“Hayır, yoktur. Kim ‘Vardır’ diyorsa, buyursun, belgelesin.”

 

Öğrenmek istediğimi öğrenmiştim.

Derse girecekti…

“Teşekkür” ettim, kısa kestim.

 

Doğru bilgiye ulaşmış, rahatlamıştım.

Mutluydum.

Ama mutluluğum kısa sürdü.

Çünkü kafama…

“Dünya lider, Kemal Atatürk’ün koltuğuna oturan, partim CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, olmayan vasiyetten nasıl ‘Var’ diye söz eder?!

Neden araştırmaz, belgesini görmez?!

Neden iki kişinin tanıklığıyla, söylemiyle yetinir?!

Ve o iki kişi kim?!” soruları takıldı.

 

Kendi kendime dedim ki:

“Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavrayamamış! Kavrasaydı, böyle bir söz etmezdi.”

 

Yanılmıyordum.

Gerçekten Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavramış olsaydı, Atatürk’ün böyle bir vesayette bulunmayacağını bilirdi.

Neden etmeyeceğini de…  

Neden etmeyeceğinin nedenini de “Atatürk, toplum bilip kabullendikten, hazır olduğunu ve yaşama geçireceğini, yaşatacağını anladıktan sonra gerçekleştirmenin, yaşama geçirmenin bilinceydi” biçiminde özetleyebilirdi.

Kaldı ki…

Kemal Atatürk’ün, iki kere denemişliği vardı; toplumun hazır olmadığını gördü, toplumun hazır olmasına yani zamana bıraktı.

Özgür Özel, bu kadarcık bilgilerden nasıl yoksun olabilir?!

 

Acı gerçek net biçimde ortaya çıkmış:

Özgür Özel, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzü, O’nun düşüncelerini, O’nun demokratik, laik Parlamenter Sistemi’ni ve Cumhuriyetini, O’nun Cumhuriyet Halk Partisi’ni anlayamamış!

O’nun “iz”inde değil!

O’nun “iz”inden gitmiyor!

Bu nedenle mitinglerinden ve eylemlerinden sonuç alamıyor!

Gene de, halkımız soğuk- sıcak, yağmur, kar-tipi demeden meydanları dolduruyor, tepkisini bas bas bağırarak, sloganlar atarak gösteriyor, dile getiriyor.

 

En son…

11 Ocak 2026 Pazar günkü Denizli mitingi!

Muhteşemdi!

Şarıl şarıl yağan yağmura karşın, meydan dolup taştı!

 

Özgür Özel’in ve ekibinin, bu Denizli mitinginden alacağı çok ders, çok ileti var.

 

Özgür Özel ve ekibi…

Atatürkçülük oynayarak yol katedemezler!

İktidara ve emperyalistlere, o emperyalistlerin işbirlikçilerine hizmet eden olurlar!

Atatürkçülük oynamayan gerçek Atatürkçüler ise Atatürk Düşünceleri ışığında, inançla yürürler, sonuçlar alır, amaçlarına ulaşırlar!

O amaç, demokratik laik Parlamenter Sistem ve Cumhuriyet’le kalkınmış, güçlenmiş, dünya ülkelerinin örnek olmuş Türkiye’dir!

Zor olacak ama o l a c a k !

Ne mutlu, Atatürk gibi bir değere sahip Türk halkına!..

TRUMP VE EKİBİ, MADURO’YU MADARA EDERKEN!..

150 150 bakikarakol

Sözcü Gazetesi’nden iki yazar; Naim Babüroğlu önceki gün (5 Ocak 2026 Pazartesi) “Sana ait olan, bana aittir” https://www.sozcu.com.tr/sana-ait-olan-bana-aittir-p281159, dün de (6 Ocak 2026 Salı) Yılmaz Özdil “Venazuela” https://www.sozcu.com.tr/venezuela-p281462 başlıklı yazılarıyla; emperyalist Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin üretimi, vitrini ve “öncü vurucu güç” olarak kullandığı Amerika Birleşik Devleri (ABD)’nin “Donald Trump” adlı 45 ve 47’inci “kaçık” Başkanının, yeraltı ve yerüstü zenginliğe sahip Venezuela’nın Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu eşiyle birlikte “haydut”ça ele geçirip Amerika’ya götürmesinin önünü, arkasını çok güzel işlemişler.

(Emeklerine sağlık.)

O nedenle…

Yazacaklarımın iyi anlaşılması için, öncelikle iki yazının verdiğim linklerini tıklamanızı ve yazıları okumanızı isteyeceğim.

 

Bilindiği gibi…

Emperyalistlerin, “emperyalizm görüş ve anlayışından kaynaklanan”, böyle bir “olmazsa olmaz”ı, yani “haydut yanı” vardır; bu da, “korkaklık”tan ürer/türer; çünkü karşılarında, azınlık değil kitlesel çoğunluk vardır.

Onun için…

“Satın al, böl, parçala, yönet, sömür” taktiğini uygularlar…

Parayla, makamla satın aldıkları yerel işbirlikçileri zora düştüklerinde, askeri veya sivil darbeler yaptırırlar…

Yerel işbirlikçilerinin ihanetine uğrarlarsa ve onlara söz dinletemez durumlar düşerlerse, askeriyle, topu tüfeğiyle, tankı, uçağı, füzesiyle vb dalarlar…

Kimi yerde sonuç alırlar, kimi yerde ağır yitiklerle/kayıplarla çekilirler…

Ama…

Yenilgilerini unutmazlar, kinlerini ve düşmanlıklarını diri tutarlar, 50 yıl, 100 yıl sonra da olsa gene saldırırlar.

 

Emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Trump’ın ve ekibinin, 3 Ocak 2026 Cumartesi günü Venazuela’da gerçekleştirdiği “haydutluk” yeni değildi, geçmiştekilerin bazılarından biraz ayırtlıydı/farklıydı.

İzletildi, gördük.

 

Ülkemizde olsun, dünya basınında olsun, Maduro’dan söz ederken hep “Venazuela lideri” denildi.

Hayır!

Yanlış!

Doğrusu, “Venazuela Devlet Başkanı” olacaktı.

Maduro “lider” değil!

Maduro “lider” olsaydı, ABD askerlerine teslim olmazdı, savaşırdı…

Ya ABD askerleri tarafından öldürülürdü ya da kendisi kafasına sıkardı.

“Liderlik”te böyle bir “yapılması gereken” var.

 

Lider; dünü bilen, bugünü anlayan, yarını öngören, paylaşımcı, ayrım yapmayan vb olmalıdır.

Bu ve başka değerlerden yoksundan “lider” olmaz; olsa olsa, emperyalistlerin yerel işbirlikçisi olur.

Yeraltı, yerüstü zenginlere çokça sahip ama halkı açılık, yokluk, sefalet içinde kıvranıyorsa, ona, bırakın “lider”, “Devlet Başkanı” bile denmez!

Denilmemeli!

Çünkü o, halkından yana görünen; özündeyse, güçlü görünen ödlek emperyalistlerin işbirlikçisidir!

 

Trump ve ekibi “haydutça”; yatağından, eşiyle birlikte çekip aldığı Maduro’yu, madara ederken, başka ülkelerdeki yerel işbirlikçilerinin de yüreklerine korku salmıştır.

Dünyayı iyi izleyin; onlar, bundan sonra, daha baskıcı olacaklar, halklarını fakirleştirecekler, aç susuz bırakacaklar, ayrımcılık, kayırmacılık, paylaşımda derin ayrık/uçurum, hak-hukuk vb tavan yapacak!

(Aç, dışlanmış, haksızlığa uğramış insanı, insanları satınalmak, ispiyoncu, işbirlikçi yapmak emperyalistlerin işine çok yarar.)  

 

Ödlekliklerinden saldırganlaşan emperyalistleri ve onların yerel işbirlikçilerini durdurmanın tek seçeneği, tek yolu, dünya genelinde bilinçli, donanımlı örgütlü toplum olmak, ortak hareket etmektır.

O zaman dünyamız ve insanlar, Ortaçağ karanlıkçıları emperyalistlerin sömürü düzeninden kurutulur, gezegenimiz yaşanır olur.

 

Hayal değil, yüz yıllar sonra yaşama geçecek bir düşünce!..