15 Mayıs 2026 Cuma günü Kayseri’ye giden, orada gazetecilere konuşan ve “… mevcut anayasa artık işlevini yitirmiş…”
https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h diyen Akın Gürlek’i yazacak, “yeni anayasa yapma” konusunun Adalet Bakanlığı’nın görev alanı dışında kaldığını, Kamutay’ın (TBMM’nin) işi olduğunu anımsatıp Anayasa ve yasalarda yer alan Adalet Bakanlığı ile Adalet Bakanının tanımlarını okumasını önerecektim kiii…
3 gün sonra (18 Mayıs 2026 Pazartesi) internet basınında ve yazılı basının internet sitelerinde, “Ankara’daki Kara Harp Okulu’nun 30 Ağustos 2024’deki töreninde yaşanan ‘kılıç çatma’ töreni nedeniyle ordudan atılan 5 Teğmen’den biri olan Deniz Demirtaş hakkındaki ‘göreve iade’ kararına Milli Savunma Bakanlığı’nın itirazı ile durduruldu.” https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h içeriğindeki haberi okuyunca erteledim.
Çünkü çok üzülmüştüm!
Hele de, 107’incı yıldönümünde “19 Mayıs 2026 Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı”mızı kutlayacağımız güne 1 gün kala, Milli Savunma Bakanlığı’nın “itiraz” kararı almasına içim parçalanmıştı!
Nasıl olurdu?!
Nasıl olabilirdi?!
Yaşar Güler nasıl izin verdi, verebilirdi?!
Yaşar Güler gibi Naim Babüroğlu asker kökenliydi.
Sözcü Gazetesi’ndeki yazılarında olsun, kitaplarında olsun, seminer ve konferanslarında olsun, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzü en yalın ve en gerçekçi biçimde yazan, anlatan, içten “Atatürkçü” biri.
Dünkü (19 Mayıs 2026 Salı) “Mustafa Kemal’in doğum günü” https://www.sozcu.com.tr/mustafa-kemal-in-dogum-gunu-p320787 başlıklı yazısında “Saat 15.00 sularında, Kartal teknesiyle Galata’ya doğru hareket eder. İşgal kuvvetlerinin arasında, dudaklarından şu sözler dökülür: Geldikleri gibi giderler…” diyen Kemal Atatürk’ü, Kemal Atatürk ve 19 Mayıs “gerçekleri”ni ne güzel yazmış!
“Kendi başkentinde ‘vize’ aldı” ara başlığı altında “Mustafa Kemal, 14 Mayıs 1919’da, kendisiyle Samsun’a gideceklerin listesini Savunma Bakanlığı’na gönderir. İngilizlerden vize alınmasını talep eder. İşgal döneminde, İstanbul’a giriş çıkışlar vizeye bağlıydı…” tümceleriyle yürekler yaralanıyor ama şu //Nutuk’ta, “1919 yılı Mayıs’ın 19’uncu günü Samsun’a çıktım…” diye başlar… Son sayfada, şu sözler yer alır:
“Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Bu sözleri okurken, sesi titrer ve gözleri nemlenir. Çünkü en büyük eseri Cumhuriyet’i gençlere emanet ediyordu. Atatürk, 19 Mayıs’ı, bayram olarak gençlere armağan eder.// tümceler duygulandırsa da umut olur.
Kemal Atatürk’ün, içerikli, anlamlı “Gençlere vasiyeti”ni ise “27 Mart 1937’de, Ankara Halkevi’nde Bursalı gençlere bir konuşma yapar.” tümcesinin şöyle özetler:
“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları. Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz! Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”
Bu gerçekleri ve ötesini Naim Babüroğlu kadar Yaşar Güler de biliyor; Devrim Yasaları’yla adı “Cumhuriyet Halk Partisi” olan “Cumhuriyet Halk Fıkrası’nın 2’inci Kurultay’ındaki 6 günlük konuşmasını “Gençliğe Hitabe” * ile bitirdiğini de biliyor.
Atatürk’ün böylesine önem, değer verdiği, güvendiği, sorumluluk yüklediği Türk gençliği, Atatürk’ten sonra yalnızlaştırıldı, sahipsiz bırakıldı; Menderes iktidarıyla dışlanmaya, ezilmeye, 1965 sonrası Demirel döneminde dövülmeye, tartaklanmaya, 1971 ve 1981 askeri darbelerle öldürülmeye başlandı!
Yapanlar, ”emir-komuta” disiplini içerinde astlarına uygulatan, ordunun üst kademelerindeki “NATO’cu, Amerikancı generaller”di!
Onlara da, çıkarları doğrultusunda planladıkları senaryoları, “özel görevliler”i aracılığıyla “Alın, yaptırın” diyen İngiliz ve ABD emperyalistleriydi!
Türkiye, Türk halkı, Türk gençliği, ilerici, çağdaş bir “Anayasa” olduğu asla yadsınamaz “1961 Anayasası”yla soluk aldı, “Anayasa güvencesi var” diye “Atatürk Yolu”nda yürümeye koyuldu.
Bu gelişmeden, emperyalistler, onların özel görevlileri ve yerel işbirlikçileri korktular, ürktüler, tedirgin oldular, örgütlendiler, harekete geçtiler, polisi, jandarmayı, orduyu kıpırdattılar; yetinmediler “milis”ler yetiştirdiler, dernekler kurdular!
İçlerinde en örgütlü “Komünizmle Mücadele Derneği” idi!
Adı buydu ama asıl işlevi “Kemalizm’le Mücadele Derneği” idi!
Tek amaç ve hedefler, “Kemalizm’i Türkiye’den söküp atmak”tı!
Çünkü…
Kemalizm, “demokratik, laik Cumhuriyet” yönetimiyle, bölgede -özellikle Müslüman ülkelerde- halkları uyutup iktidara taşıdıkları yönetimleri rahatsız ediyordu!
Ancak…
Engel vardı.
Engel, Atatürk’ün güvendiği, sorumluluklar yüklediği “Atatürkçü Türk Gençleri”ydi!
Onlar, “Atatürk” diyorlardı, “Atatürk yolu” diyorlardı, “Tam bağımsız Türkiye” diyorlardı!
Ya kazanılmalıydılar, ya sindirilmeliydiler ya da yok edilmeliydiler!
Kazanamadıklarına, sindiremediklerine çok kötü kıydılar!
Ama…
Yok edemediler!
Edemeyecekler de!
Yenilen yine onlar yani “iç ve dış düşmanlar” olacak!
Bitirirken…
“Nutuk’u okuyalım, okutalım; Gençliğe Hitabe’yi ezberleyelim, ezberletelim. Düşmanları tanıyalım ki, olumlu sonuçlara/zaferlere gidelim” diyorum…
* ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Yorum Yaz