DEMOKRATİK, LAİK CUMHURİYET’İN İKİ KURUMU “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI” İLE “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI”NIN ŞU YAPTIKLARI!..

  • 0
150 150 bakikarakol

Bana “YAA BU NE?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2043339380329230803 dedirten “yaşanmışlık”, 12 Nisan 2026 Pazar günlü www.karsmanset.com internet gazetesinde yayınlanan “Miniklerin Kur’an sevinci törenle taçlandı” https://www.karsmanset.com/haber/miniklerin-kuran-sevinci-torenle-taclandi-1675583.htm başlıklı haber ve haberdeki fotoğraftı.

Haberi okuyup fotoğrafa baktığımda, inanamadım “Yaa bu ne?!. Yaa bu ne?!” diyerek, zıpladım.

Anadillerini daha yenini öğrenen/konuşan 04-06 yaşarası çocuklara, “Kuran dilidir” yutturmacasıyla,  “Arapça”yı öğretiyorlar!

Bunu da…

Demokratik, laik Cumhuriyet’in, “Diyanet İşleri Başkanlığı” kurumu yapıyor!

Yetmezmiş gibi…

Haberde kullanılan fotoğraftaki kız çocuğu “türbanlı gelinli” yapmışlar!

Vatandaşın kız çocuklarına bunu yapanlar, kendi çocuklarına aynısını yapıyorlar mı?!

Sanmıyorum.

Böylelerinin çocukları, çocuk yaşlarında akranlarıyla oynayıp çocukluklarını yaşıyor!

Ama…

Garibanın çocuğunu, “hizmetleri”nde böyle kullanıyorlar!

Üstüne üstlük, bir de esip gürler!

Alın işte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yerel kurumlarından “Kars İl Müftülüğü”nün başındaki Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, ilme, bilime aykırı “Ahlaklı ve ihlaslı bir nesil yetiştirmenin ilk adımı bu kurslardır. Çocuklarımızın geleceği burada verilen eğitimle şekillenecektir. Yarının büyükleri bu çocuklar olacaktır. Onları ne kadar iyi yetiştirirsek,  geleceğimizden o kadar emin olabiliriz” sözler ediyor!

Ara vermiyor, hız kesmiyor, dün de (21 Nisan 2026 Salı) 04-06 yaş aralığındaki “Kuran Kursu öğrencileri”ne (Ne öğrencisi, onlar çocuk çocuk!) “Kuran’a geçme töreni”  https://www.karsmanset.com/haber/kars-sultan-alparslan-kulliyesinde-miniklerin-kuran-sevinci-1682081.htm düzenliyor!

Kız ve erkek çocuklarına giydirdiklerine, linki lütfen tıklayıp  bakar mısınız?!

Oysa…

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı “4-6 YAS ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?”* başlıklı makalesinde (Yazının tam metnini, yazımın bitiminde bilginize sunuyorum) “bilimsel doğrular”ı ne kadar güzel yazmış!

 

 

Diyanet’in Kars’taki “sözde etkinlik”leri bitmiyor!

Gençleri, “Umre Ödüllü Yarışmalar”a https://www.karsmanset.com/haber/karsta-umre-odullu-genclik-bilgi-yarismasi-yapildi-1675585.htm sokuyor!

 

Kars’ın Sarıkamış İlçesi’nde, İlçe Müftüsü Dr. Muhammet Divani’nin yaptığına ne demeli?!

Sarıkamış Fen Lisesi’ni “ziyaret” ediyor.

Ziyarette, “eğitim-öğretim faaliyetleri” ele alınıyor; “öğrencilerin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunuluyor ve “kurumlar arası iş birliğinin önemi” vurgulanıyor.   

Yoo, yanlış yazmadım, siz de yanlış okumadınız!

www.karsmanset.com internet gazetesinin 15 Nisan 2026 Çarşamba günlü “Sarıkamış İlçe müftüsü Divani’den fen lisesine ziyaret” https://www.karsmanset.com/haber/sarikamis-ilce-muftusu-divaniden-fen-lisesine-ziyaret-1678851.htm başlıklı haberinde yazılanları özetledim.

Demokratik, laik Cumhuriyet’in iki kurumu Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu yaptıkları doğru mu, etik mi?!

İki kurum da, yürürlükteki Anayasa çiğnenmiyor mu?!

Ve…

Bu olaylar yurdun bütün il ve ilçelerinde olmuyor mu?!

Evet, evet, evet!

 

Ve…

Bu” karşıdevrimler” yeni değil, kurtarıcı-kurucu dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzden sonra olageliyor!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okuluna, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilçe müftüsü, “ziyaret” adı altında “müfettiş” havasında giriyor, adeta “teftiş” yapıyor!

 

“Neden oluyor, nasıl oluyor?!” diye sormuyorum çünkü biliyorum; ucu “Çanakkale Savaşları”na, “Ulusal Kurtuluş Savaşı”na, “Demokratik, laik Cumhuriyet”imize, “düşman emperyalist ülkelerin yenilgilerine, kinlerine, öfkelerine, intikamları”na gidiyor!

Ama yerel işbirlikçiler bilmiyor, göremiyorlar!

Bilip görseler de, “işbirlikçi görevleri”nden ötürü bilmezden, görmezden geliyorlar!

    

Kars’ın DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise Kars’ta düzenlediği basın toplantısında, bu konularda tek sözcük etmiyor!

Türkiye-Ermenistan arasındaki “Doğu Kapı”nın açılmasını önceliyor, Akyaka ilçesinin 27 kilometre ilerisinde olan “Doğu Kapı”nın açılmasının özelde Kars, genelde Türkiye’ye, Türk ekonomisine “büyük yararı”ndan dem vuruyor!

Kapının açılmasına karşı değilim; açılmalı ama Ermenistan geri kalmış, fakir bir ülke; Sovyetler Birliği döneminde etkindi; şimdi, “Doğu Kapı”nın açılması ile Türkiye’den Asya’ya, oralardaki Türk Cumhuriyetleri’ne ulaşım daha kısa ve ekonomik olacak. Bu kadar.

Öyle anlatıldığı boyutta ekonomik katkısı ne Kars’a, ne Türkiye’mize, ne de ekonomimize olması söz konusu değil!

Koçyiğit’in, Kars’ın Milletvekili olarak, bir zamanlar doğunun çağdaş, ekinde (kültürde), sanatta, tiyatroda, balede, gazetede, dergide, sinemada, folklorda, giyim kuşamda, ticarette vb şirin bir kenti olan Kars, tarikatlar ve cemaatlerden beter, Milli Eğitim ile Diyanetnin elinde, “gerici  kent”e dönüştürülüyor, “umuru”nda değil!

 

Bunlara ek olarak…

İlk ve ortaokullarımızda ölümlerle, yaralanmalarla sonuçlanan silahlı baskınların, tam da -yarın 106’ıncı yılını buruk acıyla da olsa kutlayacağımız- “23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı”mızın haftası önünde-içinde olması dikkat çekicidir!  

 

Sonra da…

Demokratik, Laik Cumhuriyet karşıtları çıkıyorlar, okullarda yaşanan silahlı kanlı olayları “maneviyat eksikliği” ile çarpıtıyorlar!

“Maneviyat, maneviyat” deyip duranlar, yazıp duranlar, konuşup duranlar, “maneviyat”ı gerçekten bilselerdi, “maneviyat”a bu kadar zarar vermezlerdi!

 

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan 2026 Çarşamba günü de Kahramanmaraş’ta, silahlı saldırı da –çocuk iki saldırgan dışında- öğrencilerine kendini siper eden başörtülü/eşarplı –türbanlı değil- Aylin Kara öğretmenimize, yaşamlarını yitiren çocuklarımıza rahmetler, yaralanan yavrularımıza da sağlıklar diliyorum.

Bu sosyolojik olay geçiştirilmesin, siyasete kurban edilmesin, bilimsel çalışmaya netleştirilsin.

 

Gülistan Doku cinayetine https://haber.sol.org.tr/haber/gulistan-doku-cinayeti-ortbas-edilmis-donemin-tunceli-valisinin-oglu-dahil-13-supheliye 6 yıl aradan sonra da olsa el atılması umut verici.

El atanları, gerçekleri ortaya çıkarları, çıkaracakları kutlarım.

Bu olay da, bir başka ulusal yara!

Dertlenmemek elde değil…   

        

* 4-6 YAŞ ARALIĞI ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ NEDEN VERİLMEMELİ?

4-6 yas aralığında, okul öncesi çağındaki çocuklara din eğitimi verilmesi sadece sakıncalı değil; sosyal cinayettir. Bu yaklaşım ve anlayı bir kuşağın ulusal bilincinin sistemli olarak yok edilme projesidir. Bu yaklaşımla verilen eğitim başlangıçta bir kuşağın bilincinin ve bilinçaltının sakatlanması anlamına gelmekte ise de; gelecek kuşakların, gelecek yasam dönemlerinde ruhsal hastalıkların temeli atılmaktadır…

Bu yaştan başlayarak; depresyon, anksiyete bozuklukları gibi yaygın, tedavi edilebilen ama ekonomik yükü çok ağır olan, bireylerin üretkenlik ve yaratıcılığını kaybetmelerine yol açan şekilde kuşakları etkilediği gibi; nevrotik bozukluklar, ağır psikotik bozukluklardan şizofreniye varan bir çok ruhsal hastalığın temeli de bu çağda, yani kişiliğin oluşmaya başladığı dönemde atılmaktadır. Farklı Psikoloji kuramları açısından bu yaş dönemlerini incelediğimizde ortaya çok vahim sonuçlar çıktığı görülecektir.

Freud ve psikanaliz teorisine göre bu dönem fallik döneme tekabül etmektedir. Fallik dönem psikoseksüel gelişim evrelerinin üçüncüsüdür. 3’üncü yaşın sonundan 6. ya da 7. yılın sonuna dek süren bu evrede, çocuk karşı cinse yönelir, kendi bedeninin farkına varmasıyla karşı cinse yönelir. Sağlıklı sosyal ilişkiler bu dönemde öğrenilir, kurulmaya başlanır. Oysa katı kurallarla verilen dinsel eğitimde; çocukların haremlik-selamlık olarak ayrışması esas olduğundan bireyler karsı cinsi tanıyamadan, uygarca ilişkiler kurmayı öğrenemeden, bu öğrendiklerini davranışa dönüştüremeden karşı cins için hep öteki olacaktır. Verilen dinsel eğitim nedeniyle “kız ve erkek Çocuklar” yan yana ”Günah” diye oturmak istemeyecekler, suçluluk duygusu minik yüreklerinde kök salacaktır.

“Değerler eğitimi” diye çağdışı bir eğitim anlayışının dini veriler üzerine inşa edilmek suretiyle 4-6 yas grubundaki çocuklara empoze edilmesi çocuklarda anlam/duygu karmaşaları ve korkular yaratacaktır.

Eğitbilim ve psikoloji bilgisi olmayan kişiler tarafından verilen dinsel eğitim sevgi üzerine değil, korku üzerine inşa edileceği için, bu yaştaki çocukların bilinçaltları; ölüm, öteki dünya, ahiret, cennet, cehennem gibi korku ve şiddet ögeleriyle doldurulması, dini buyruklar gibi görünen dogmalara eğer itaat etmezlerse, cezalandırılmalarının kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin sürekli islenmesiyle bu çocuklarda birçok ruhsal davranış bozukluğu sıklıkla görülmeye başlanacaktır. Geceleri ğlayarak uyanma, fobik tarzda korkular yaşamaya başlama, diş gıcırdatmaları, obsesyonlar, gece işemeleri (enürezis nocturna) yaygınlıkla görülecektir. Çocuklar giderek sorgulama yeteneklerini kaybedecekler, Biat etme, itaat etme adı altında yaratıcılıkları üretme becerileri körelecektir.

Yine bu dönem Piaget’in Islem Öncesi Dönemine denk gelmektedir; Ericson’un kuramına göre yaşamın 8 Evresinden 3.Gelisim Evresi: Girişkenliğe karşın Suçluluk Duygusu (3-5 yaş) da bu dönemde yaşanır. Çocuğun, ulaştığı dilsel gelişimle kendini daha rahat ifade edebildiği, dil ve motor becerilerini daha iyi kullanabildiği evredir. Bu evre Freudyen yaklaşımda fallik-ödipal dönem olarak adlandırılır. Dönemin en belirgin özelliklerinden biri cinsel konulara olan meraktır. Bu dönemde çocuklar kendi cinsel organlarına dokunabilir, arkadaşlarının cinsel organlarına dokunabilir ve cinsel oyunlar oynayabilirler. Bunların tamamı meraktandır ancak bilinçsiz aileler bunun bir ahlak bozuklugu oldugunu düsünerek doğrudan çocuğu azarlama ve cezalandırma yoluna gidebiliyorlar. Hatta egitbilim ilkelerinden habersiz ve psikoloji bilgisi olmayan din öğreticileri bu cezalandırma eylemini bizzat kendileri yerine getirmektedirler. Bu dönemde, merakları yüzünden aşağılanan, dövülen veya cezalandırılan çocuklar adeta yıkım yaşarlar. Bunun faturası ilerleyen yaslarda ortaya çıkar. Cinsel problemlerin ve baskılanmışlığın kökleri genellikle 3-5 yaş dönemine dayanır.3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. 3-5 yas dönemi çocuğun, arkadaşlarıyla ilişkilerini yapılandırabildiği dönemdir. Yaş  itibariyle biraz saldırganlık dürtüleri olabilir ancak bu isteği oyun veya oyuncaklarla tatmin edebilirler. Sağlıklı olan budur.

Ebeveynler, çocukların kavga etmelerini bir suç değil, güçlü bir dürtü olarak değerlendirmeli ve olumlu yaklaşım sergileyerek önlemedirler. Şiddete eğilimi olan çocuğa sözel veya fiziksel şiddet ile terbiye uygulamak, olsa olsa şiddet eğilimini artırır. İleri dönemlerde ise başkalarının hayat görüşüne saygısı olmayan, çevresindekileri kendi görüşlerine uygun davranmaya zorlayan, egosu yüksek bireylere dönüşebilirler. Bu dönem olumlu atlatılırsa, karsısındakine saygılı, sorumluluk sahibi birey olma yolunda güçlü temeller atılır. Dikkat ederseniz evrelerde, yeni bir davranışın açığa çıkması ve bu davranışa gelen çevre (aile) tepkisi söz konusudur.

Mesela, 3. gelişim evresi olan ”girişkenliğe karşılık suçluluk duygusu” evresinde; cinsel merak var, karşılığında cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. Şiddet eğilimi var, karşılığında ise cezalandırılma veya olumlu bir şekilde yönlendirilme var. İşte tüm bu yeni

davranışlar ve yeni davranışlara verilen tepkiler çocuğun kişilik kazanımında etkili faktörlerdir. Bu çocuklara eğitici olarak atanacak din eğitimcilerinin çocukları, bir kuşağı; giderek bir ülkeyi nereye götüreceklerinin cevabı buradadır. Bu gruptaki çocukların ulaştığı evre olan

  1. gelişim evresinde; ”Üretkenliğe Karşı Aşağılık Duygusu” (5-11 Yaş) okul öncesi eğitimi ve ilköğretim okul çağını kapsayan dönemdir. Freudyen ekolde 5-11 yas arası olan Bu 4. Gelişim evresine latent dönem adı verilmiştir. Sosyal ilişkilerin geliştiği, öğrenme süreçlerine üretme süreçlerinin eklendiği dönemdir. Rol model belirleme eğilimi bu çağda belirginleşir. Meslek seçimine bu çağda yönelirler. Kendi baslarına bir is başarabildiklerini, gereken yerde nasıl kimden yardım alabileceklerini ve başkalarına nasıl yardımcı olabileceklerini, çocuklar bu dönemde öğrenirler. Başarma duygusunun en çok haz verdiği ve en çok ihtiyaç duyulduğu dönemlerden biridir. Bu dönemi başarılı geçiren çocuklar aşağılık kompleksleri geliştirmeden, kendileriyle barışık ve yeterlilik duygusu içerisinde olurlar. Tam tersi durumda ise (Örnek: Okulda başarısızlık) kendilerini yetersiz bireyler olarak görebilirler. En yaygın ve kabul gören Piaget’in bilimsel gelişim kuramıdır. Bu kurama göre çocukların soyut kavramları edinmeleri, kavraması, anlamlandırmaları günlük yaşamında bunu kullanmaları ancak soyut işlemler dönemine bu da çocukların 12 yaş ve üzerine karşılık geliyor. Bu 12 yas altındaki çocuklara din eğitimi neden verilmemeli sorusunun da yanıtını bize vermektedir. Çünkü 3-5 yaş aralığındaki çocuklar gelişimsel olarak soyut düşünme olgunluğuna erişmemiş, somut ve tamamen duyuları aracılığı ile edindikleri deneyimler bağlamında akıl yürütebilmektedirler.

Bu gerekçeyle gerek çocuk gelişimi kuramcılarınca ve psikologlarca; gerek okul öncesi eğitim yaklaşımlarında duyulara önemle vurgu yapılır. Yani 5 duyuya yönelinmesi gerektiği işaret edilir.

Burada yetişkinlerin ve ülkemizdeki aydınların, laik cumhuriyeti savunanların sorumluluğu ve önceliği bilimsel referanslarla çocuğun gelişimini önceleyen bir yaklaşımı benimsemek ve çocuğun yüksek yararını gözetmektir. Bu nedenle 4-6 yaş aralığındaki çocuklara dinsel eğitim aslsa verilmemelidir, önerilmemelidir. Çünkü bu yas aralığındaki çocuklar algılarını duyuları aracılığı ile inşa eden, akıl yürütme olgunluğu özelden özele olan, somut sınıflandırma ve benmerkezci düşünme becerisine sahip, dikkat süresi kısa olan çocuklardır. Tam anlamıyla bağımsızlığını kazanmamış, bir grubun üyesi olma yetkinliğine henüz ulaşabilen, kuralları üretme ve izlemede tam anlamıyla olgunluğa erişememiş çocuklardır. Ayrıca dil gelişimi anlamında da sözcük dağarcığının yetişkine oranla zayıf, sözcüklerin anlamını bilme ve kavrama olgunluğu tam olarak gelişmemiştir. Çocuğun bu gelişimsel özellikleri dikkate alındığında bu yaş aralığındaki çocuklara okul öncesi eğitimde “din” eğitiminin verilmesi uygun değildir.

Ayrıca okul öncesi eğitimde din eğitiminin verilmesi sadece Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 12. 14 ve 36. maddeleri ile değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. Maddesi ile de çelişmektedir. Bu konudaki incelememizi başka bir yazıya bırakıyorum.

Emekli Klinik Psikolog Avukat Cengiz Şıklı

  • 0

Yorum Yaz

Email adresiniz paylaşılmayacak.