Monthly Archives :

Mayıs 2026

KAÇKIN VAHDEDDİN’İN, ATATÜRK’E YAPTIĞINI, YÜZ YIL SONRA ÖZEL’E, K.K.K (KEMAL KARABULUT KILIÇDAROĞLU) YAPIYOR!..

150 150 bakikarakol

Bugün “Kurban Bayramı”!  

Milli ve Dini Bayramlarımızı zehir ettiren siyasi kadrolara bu kez, 13 yıl CHP Genel Genel Başkanlığı yapan K.K.K (Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu) ve tayfaları/yaverleri katıldı!

Toplum yüzde 80, CHP’lilerin yüzde 96’sıysa huzursuz, mutsuz, derin kaygı içinde!

21 Mayıs 2026 Perşembe günü Mahkemenin CHP’ye “Mutlak Butlan Kararı” vermesi, K.K.K’yı “Genel Başkan“ ataması https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/son-dakika-chp-hakkinda-mutlak-butlan-karari-2505881 24 Mayıs 2026 Cuma günü, KKK’nın avukatının İçişleri Bakanlığına yazılı başvurusu üzerine polisin kapı pencere kırarak, CHP’lilere biber gazı sıkarak, CHP Genel Merkezi’ne girmesi

https://www.sozcu.com.tr/icisleri-bakani-tartismaya-son-noktayi-koydu-genel-merkeze-polis-girmesini-kilicdaroglu-yonetimi-p322819 toplumu sarstı, toplumda “ anamuhalefet partisine, seçme ve seçilme hakkına saldırı” olarak tanımlandı, kör topal gitse de “Türk elerkisine (demokrasisine) darbe” diye yorumlandı.

Şimdilik bu kadarla yetineceğim, en son yaşananlara değinmeye geçeceğim.

 

Özgür Özel dün (26 Mayıs 2026 Salı) İzmir’deydi.

Miting yaptı.

Mahşeri kalabalık vardı.

İzmir’i, İzmirlileri kutluyorum.

Özel burada gerçekleştirdiği konuşmasında https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/ozgur-ozel-mutlak-butlan-a-izmir-den-meydan-okudu-kilicdaroglu-na-sandik-cagrisi-yapti-2507034, mahkemenin “CHP’ye Genel Başkan” atadığı K.K.K’ya çağrıda bulundu:

“İzmir’den sesleniyorum Kemal Bey’e. Bu kalabalık insanların öfkesinden, günlerdir duyduklarımdan, yazılanlardan, en yakınlarının öfkesinden kimse mutluluk duyduğumu duymasın. Bu işin bir çıkışı var. Mademki hani hep diyoruz ya ‘Delege, delege, delege. İşte şu delege, bu delege.’ Benim Kemal Bey’e önerin şudur. Gelsin, bayramdan sonraki bir – iki hafta içindeki pazar günü. Nasıl ki ben Ekrem Başkan’ın seçimi için sandığı koyduysam, tüm üyeyi davet ettiysem, Kemal Bey’e 2 milyon üyemize Genel Başkan seçtirmeyi teklif ediyorum. İşte Kemal Bey bu öfkeyi durduracak olan şey; bu partinin gerçek sahiplerine, ki, madem o delegeyi, bu delegeyi beğenmediniz ve karşımıza normal bir sandıkla çıkmıyorsunuz, esas sahibine soralım ve 2 milyon CHP’li, Genel Başkan’ı seçsin. Şu kadarını söylüyorum; eğer 2 milyon CHP’linin önüne sandığı koyarsanız, ben çıkacağım, adayım. Seçilmiş son Genel Başkan olarak yarışacağım. Eğer seçimi benden başka birisi kazanırsa elini kaldırmayı bırak, elini öpeceğim ve ömrüm boyunca yanında gezeceğim. Bu partinin ayağa kalkmaya ihtiyacı var. Bir ön seçimle Genel Başkan’ı üyeler seçerse parti ayağa kalkar mı? Var mısınız? Bu meydan o sandığı istiyor mu? Şimdi çıkar birkaç üye; ‘Efendim yasa müsait değil’ der. Ben açıkça söylüyorum; 2 milyon üye… Sandıklar ilçelerde, illerde. Bir pazar günü elinde üye kartıyla 2 milyon üye oy kullanacak. Orada seçilen genel başkanı bütün Türkiye kabul edecek. Sonrasında el ele, davulla zurnayla bir kurultay yapıp 2 milyon üyenin seçtiğini resmi genel başkan yapacağız.”

 

Çok doğru, çok yerinde, çok güzel bir çağrıydı.

Ama…

K.K.K ve tayfalarından/yaverlerinden olumlu yanıt gelmeyeceğini yazdım, X hesabımdan paylaştım.

Bir saat içinde yanıt geldi. https://www.sozcu.com.tr/ozgur-ozel-gundogdu-meydani-nda-vatandaslara-sesleniyor-p322857

Öngörümde beni yanıltmadılar.

Ahi keşke yanıltsaydılar!

İnanın, sevinirdim.  

 

Özel, aynı gün İzmir’den, memleketi ve seçim bölgesi Manisa’ya geçti.

Orada da mahşeri kalabalık vardı.

Orada da miting yaptı.

Ve konuşmasında “çağrı” çıtasını daha bir yükseltti. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/mutlak-butlan-kararina-karsi-manisalilar-hemserileri-chp-lideri-ozel-e-destek-verdi-2507101

“Bu mücadele parti için mücadele değildir; parti içindeki bir grup hazımsızın, AKP’nin kayığına binmesiyle… Yani sultancılarla butlancıların ittifakı vardır karşımızda” dedi, ekledi:

“Üyelerin belirlediği delege seçimini mundar ettiniz. Şimdi hiç mırın kırın etmeyin, üyelerin seçimine ‘Tamam’ deyin. İddia ediyorum, oy kullanan üyenin yüzde 85’inden oy almazsam, yüzde 80 oy alırsam görevi kabul etmeyeceğim. İktidar yolundan çekilin, bırakın, CHP iktidara yürüyor.”

 

“Yüzde 80 oy alırsam görevi kabul etmeyeceğim” sözü, çok büyük risk!

Bir siyasinin, hele de bir “Genel Başkan”nın ağzından çıkmaması gereken söz!

 

Aslında…

Bu sözde, K.K.K’ya, K.K.K’cılra gizli ve önemli bir ileti var!

Ama anlayacaklarını olası görmüyorum!

Ben de açmayacağım.

Biliyorum ki, anlamadıkları/anlayamayacakları için, çağrıya yanıtları gene olumsuz olacak.

 

Özel, Manisa konuşmasında “sultancılarla butlancılar” deyince, “Kaçkın Vahdeddin”in, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ının fitilini ateşleyen Kemal Atatürk’e yaptıklarını, yaptırdıklarını anımsadım; bire bir aynıları olmazsa, benzerini yüz yıl sonra Özgür Özel’e, K.K.K ve tayfaları/yaverleri yapıyor, yaptırıyor!

Yapacaklar da, yaptıracaklar da!

Ama…

Önlerini her keresinde halk yığınları keser!

Kesecek!

Bu toplumsal gerçeği uslarına koysunlar, yenilgilere hazır olsunlar.

Geçmişte yaşanmışlıklar var.

Emek Tuğgeneral, Öğretim Üyesi Dr. Naim Babüroğlu da, Sözcü Gazetesi’ndeki 19 Mayıs 2026 Salı günlü “Mustafa Kemal’in doğum günü” https://www.sozcu.com.tr/mustafa-kemal-in-dogum-gunu-p320787    başlıklı yazısında, alt alta çok güzel yazmış.

25 Nisan 2026 Pazartesi günlü “Ve çöküş” https://www.sozcu.com.tr/ve-cokus-p322496 başlıklı yazısında ise CHP’de şu olanları da…

İki tümceyle çok şık özetlemiş:

“Bugünkü şaşırtıcı manzara, 11 Kasım 1938’de başlayan geri dönüş sürecinin doğal sonucudur.

Atatürk’ü tanımayan, birikimi olmayan, tarihsel bilinçten yoksun yönetim kadrolarının milletin gerisinde kalmalarıdır.”

 

İzlenecek yol bellidir:

Atatürk Yolu!

O yola baş çevirip bakan, o yolu anlayan, o yolda örgütlenen, örgütle harekete geçen vb başarır, kazanır, zafere ulaşır!

Nokta!..

 

ACILAR İÇİNDE OLSAK DA…

KURBAN BAYRAMI’MIZ KUTLU OLSUN…

ATATÜRK’ÜN GÜVENDİĞİ, SORUMLULUKLAR YÜKLEDİĞİ, “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE” DİYEN TÜRK GENÇLİĞİ’NE ÇOK KÖTÜ KIYDILAR!..

150 150 bakikarakol

 15 Mayıs 2026 Cuma günü Kayseri’ye giden, orada gazetecilere konuşan ve “… mevcut anayasa artık işlevini yitirmiş…” 

https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h diyen Akın Gürlek’i yazacak, “yeni anayasa yapma” konusunun Adalet Bakanlığı’nın görev alanı dışında kaldığını, Kamutay’ın (TBMM’nin) işi olduğunu anımsatıp Anayasa ve yasalarda yer alan Adalet Bakanlığı ile Adalet Bakanının tanımlarını okumasını önerecektim kiii…

3 gün sonra (18 Mayıs 2026 Pazartesi) internet basınında ve yazılı basının internet sitelerinde, “Ankara’daki Kara Harp Okulu’nun 30 Ağustos 2024’deki töreninde yaşanan ‘kılıç çatma’ töreni nedeniyle ordudan atılan 5 Teğmen’den biri olan Deniz Demirtaş hakkındaki ‘göreve iade’ kararına Milli Savunma Bakanlığı’nın itirazı ile durduruldu.” https://www.gazetepencere.com/siyaset/akin-gurlek-mevcut-anayasa-artik-islevini-yitirmis-durumdadir-700994h içeriğindeki haberi okuyunca erteledim.

Çünkü çok üzülmüştüm!

Hele de, 107’incı yıldönümünde “19 Mayıs 2026 Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı”mızı kutlayacağımız güne 1 gün kala, Milli Savunma Bakanlığı’nın “itiraz” kararı almasına içim parçalanmıştı!

Nasıl olurdu?!

Nasıl olabilirdi?!

Yaşar Güler nasıl izin verdi, verebilirdi?!

 

Yaşar Güler gibi Naim Babüroğlu asker kökenliydi.

Sözcü Gazetesi’ndeki yazılarında olsun, kitaplarında olsun, seminer ve konferanslarında olsun, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzü en yalın ve en gerçekçi biçimde yazan, anlatan, içten “Atatürkçü” biri.

Dünkü (19 Mayıs 2026 Salı) “Mustafa Kemal’in doğum günü” https://www.sozcu.com.tr/mustafa-kemal-in-dogum-gunu-p320787 başlıklı yazısında “Saat 15.00 sularında, Kartal teknesiyle Galata’ya doğru hareket eder. İşgal kuvvetlerinin arasında, dudaklarından şu sözler dökülür: Geldikleri gibi giderler…” diyen Kemal Atatürk’ü, Kemal Atatürk ve 19 Mayıs “gerçekleri”ni ne güzel yazmış!

“Kendi başkentinde ‘vize’ aldı” ara başlığı altında “Mustafa Kemal, 14 Mayıs 1919’da, kendisiyle Samsun’a gideceklerin listesini Savunma Bakanlığı’na gönderir. İngilizlerden vize alınmasını talep eder. İşgal döneminde, İstanbul’a giriş çıkışlar vizeye bağlıydı…” tümceleriyle yürekler yaralanıyor ama şu //Nutuk’ta, “1919 yılı Mayıs’ın 19’uncu günü Samsun’a çıktım…” diye başlar… Son sayfada, şu sözler yer alır:

“Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Bu sözleri okurken, sesi titrer ve gözleri nemlenir. Çünkü en büyük eseri Cumhuriyet’i gençlere emanet ediyordu. Atatürk, 19 Mayıs’ı, bayram olarak gençlere armağan eder.// tümceler duygulandırsa da umut olur.

Kemal Atatürk’ün, içerikli, anlamlı “Gençlere vasiyeti”ni ise “27 Mart 1937’de, Ankara Halkevi’nde Bursalı gençlere bir konuşma yapar.” tümcesinin şöyle özetler:

“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları. Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz! Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

 

Bu gerçekleri ve ötesini Naim Babüroğlu kadar Yaşar Güler de biliyor; Devrim Yasaları’yla adı “Cumhuriyet Halk Partisi” olan “Cumhuriyet Halk Fıkrası’nın 2’inci Kurultay’ındaki 6 günlük konuşmasını “Gençliğe Hitabe” * ile bitirdiğini de biliyor.

 

Atatürk’ün böylesine önem, değer verdiği, güvendiği, sorumluluk yüklediği Türk gençliği, Atatürk’ten sonra yalnızlaştırıldı, sahipsiz bırakıldı; Menderes iktidarıyla dışlanmaya, ezilmeye, 1965 sonrası Demirel döneminde dövülmeye, tartaklanmaya, 1971 ve 1981 askeri darbelerle öldürülmeye başlandı!

Yapanlar, ”emir-komuta” disiplini içerinde astlarına uygulatan, ordunun üst kademelerindeki “NATO’cu, Amerikancı generaller”di!

Onlara da, çıkarları doğrultusunda planladıkları senaryoları, “özel görevliler”i aracılığıyla “Alın, yaptırın” diyen İngiliz ve ABD emperyalistleriydi!

 

Türkiye, Türk halkı, Türk gençliği, ilerici, çağdaş bir “Anayasa” olduğu asla yadsınamaz “1961 Anayasası”yla soluk aldı, “Anayasa güvencesi var” diye “Atatürk Yolu”nda yürümeye koyuldu.  

Bu gelişmeden, emperyalistler, onların özel görevlileri ve yerel işbirlikçileri korktular, ürktüler, tedirgin oldular, örgütlendiler, harekete geçtiler, polisi, jandarmayı, orduyu kıpırdattılar; yetinmediler “milis”ler yetiştirdiler, dernekler kurdular!

İçlerinde en örgütlü “Komünizmle Mücadele Derneği” idi!

Adı buydu ama asıl işlevi “Kemalizm’le Mücadele Derneği” idi!

 

Tek amaç ve hedefler, “Kemalizm’i Türkiye’den söküp atmak”tı!

Çünkü…

Kemalizm, “demokratik, laik Cumhuriyet” yönetimiyle, bölgede -özellikle Müslüman ülkelerde- halkları uyutup iktidara taşıdıkları yönetimleri rahatsız ediyordu!

Ancak…

Engel vardı.

Engel, Atatürk’ün güvendiği, sorumluluklar yüklediği “Atatürkçü Türk Gençleri”ydi!

Onlar, “Atatürk” diyorlardı, “Atatürk yolu” diyorlardı, “Tam bağımsız Türkiye” diyorlardı!

Ya kazanılmalıydılar, ya sindirilmeliydiler ya da yok edilmeliydiler!

Kazanamadıklarına, sindiremediklerine çok kötü kıydılar!

Ama…

Yok edemediler!

Edemeyecekler de!

Yenilen yine onlar yani “iç ve dış düşmanlar” olacak!

 

Bitirirken…

“Nutuk’u okuyalım, okutalım; Gençliğe Hitabe’yi ezberleyelim,  ezberletelim. Düşmanları tanıyalım ki, olumlu sonuçlara/zaferlere gidelim” diyorum…    

 

* ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

ÖZGÜR ÖZEL “ÇALIŞKAN GENEL BAŞKAN” AMA… VE AKIN GÜRLEK “TÜRKİYE İÇİN BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU”YSA…

150 150 bakikarakol

Hakkını yemeyelim, teslim edelim:

Özgür Özel, Kemal Atatürk’ten sonraki, gecesini gündüzüne katan, dur durak bilmeyen, çalışkan CHP Genel Başkanı.

Ama…

Bu “ama”yı, Adalet Bakanlığı’na “Bakan” sıfatıyla atanan “Yüksek Bürokrat” Hukukçu Akın Gürlek’le ilgili son günlerdeki “sunumlar”ında dile getirdiği bilgilerle özetleyerek, açmaya, anlatmaya çalışayım:

 

Özgür Özel, 28 Mayıs 2026 Cuma gecesi, Sözcü TV’de “Özel Röportaj Programı”na çıktı; İpek Özbey’in, Ekrem Açıkel’in ve Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtladı. https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-ozgur-ozel-ak-partinin-14-puan-onundeyiz-denemesi-bedava-getirsinler-sandigi-koyalim

Akın Gürlek’le ilgili yanıtında özetle “Akın Gürlek organizasyondur.

Erdoğan’ı cumaları gidip Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluyordu bu. Konuşuyordu. Ben onu dediğimden beri konuşmuyorsunuz. Yalansa ‘yalan’ deyin. Dinle. Şimdi kripto telefon var aranızda. Erdoğan’la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün. Bütün yargı süreçleri ile ilgili bilgiyi kripto telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, ‘Erdoğan’ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar’ diyorsun. Akın Gürlek Erdoğan’ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum. Şimdi Erdoğan’a da bir sürpriz yapacağım. Bu canlı yayınınızda. Bir dakika içinde. ‘Erdoğan’ı da dinliyorum’ diyor, kriptolu telefonu kayda aldığını söylüyor bilmem ne falan filan. Erdoğan’ın ailesinin bu işten rahatsız olduğunu ve Erdoğan’a bir şey anlatmaya çalıştığını da duyuyorum.

Ve Erdoğan’la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan birçok beyanat verdiğini. Kendi ağzından talimatlandırarak. Örneğin ‘Efendim şunu yapalım mı?’ Onun da ‘Tabii tabii’ dediğini, bunları kayda aldığını, ‘Yarın bana bir şey yapamazlar Erdoğan’ın sesini kaydediyorum’ diyor. Net. Bu kadar açık söylüyorum. ‘Bunlar yok’ diyorlarsa çıksınlar ‘yok’ desinler. Şimdi kendisi belki ‘yok’ diyecek. Ayrıca aileye sesleniyorum.  

O yüzden herkes aklını başına alsın, çok büyük bir tehlike var. 

Zaten bütün şehirlerdeki saygın Cumhuriyet başsavcılarına ‘Ben Türkiye başsavcısıyım, senin oraya operasyon yaparım’ diye neler neler yapmıştı. Şimdi gelmiş burada kendisini fiilen böyle kendine bağlı kolluğu olan öyle federalleri falan olan kendini böyle şey gibi görüyor. Türkiye’nin şerifi, falan filan.

Türkiye devletinin bir düzeni, bir hafızası, bir birikimi ve kendi içinde emniyet subapları vardır. Bu emniyet subapları da ayarlarıyla oynamaya başladı. 

Sayın Erdoğan’ın ailesini de, Sayın Erdoğan’ı da artık bu işin şaka kısmı geçti, bu işin fena bir kısmına doğru gelindi. 

Akıllarını başlarına herkes alsın.

Bu adama tedbir al. Bu kadar net söylüyorum. Çok şey biliniyor, konuşuluyor. Önümüzdeki dönemlerde çok şey ortaya çıkacak. 

Akın Gürlek şu anda Türkiye için bir milli güvenlik, bir gelecek, Türkiye’nin dışarıdaki itibarı, Türkiye’nin böyle çok yönlü, çok kapsamlı bir sorunudur. Türkiye’nin güvenliği ile ilgili, geleceği ile ilgili, milli güvenliği ile ilgili bir sorundur. Çünkü doğrudan Cumhurbaşkanını yanıltmakta, onun talimatlarıyla çok yanlış işlere girmekte ama birçok talimatı da onun normalde ne talimat verdiğini fark etmeyeceği bir düzlemde ondan emir, talimat almakta ve bunları kaydetmektedir.” dedi.  

 

Özgür Özel ertesi gün (9 Mayıs 2026 Cumartesi), AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de, CHP’nin 108’inci “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”ne katıldı, konuştu. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-savciyken-operasyon-planladigi-erdoganla-simdi-kriptolu-telefonla-konusup-sesini-kayda-aliyor

Akın Gürlek’ten de söz etti.

Özetle:

“Bu Akın Gürlek’in dün akşam neler yaptığını söyledim. Cumhurbaşkanı’yla, hemşerinizle kriptolu telefonla konuşuyor. Diyor ki ‘Devletin başına bilgi vereceğim tabii.’ Savcı iken Cumhurbaşkanı ile Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluşup Operasyon planlıyordu. Şimdi kriptolu telefonla konuşup Tayyip Erdoğan’ın sesini kayda alıyor. Suç olacak her şeyi ona onaylatıyor, kayda alıyor. Bir kasa tutmuş, o bankadaki kasaya ses kayıtlarını istifliyor. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Nasıl 17 – 25 Aralık’ta sen ameliyata girerken fırsat bilip harekete geçmişlerdi, karşı atak verdin. Şimdi sesleniyorum: Bugün, Ankara’da o banka, o bankada o kasa, orası kapalı ama İçişleri Bakanlığı gidebilir, hızla bir karar aldırabilir. O banka kasasını açtırabilir. Akın Gürlek’in, senin ilerisi için sesini kaydettiği o hafıza kartlarına el koyabilir. Bu operasyonu bugün yaparsan memleketi de kurtarırsın, büyük bir yanlıştan da dönersin. Geçmişte Zekeriya Öz’e uyardığımızda, sen ‘Ben arkasındayım, bu işin savcısı benim’ demiştin. Sonra mahcup oldun. Döndün, ‘Kandırdılar beni. Milletim de, Rabbim de affetsin’ dedin. Eğer bu Akın Gürlek’i, bu haysiyet cellatlıklarına devam ettireceksen, bundan sonraki tövbeyi Allah kabul eder mi bilmem? Ama millet affetmeyecek.”

 

Çok çarpıcı, önemli sunumlar, bilgiler, örneklemeler.

Dikkate, değerlendirmeye alınır mı, çağrıya kulak verilir mi, gereği/gerekenler yapılır mı?

Bilemem.

Haaa, dikkate, değerlendirmeye alınmasını, çağrıya kulak verilmesini, gereğinin/gerekenlerin yapılmasını isterim.

Ancak…

Kafama takılan ayrıntılar var:

Özgür Özel’in savladığı (iddia ettiği) gibi Akın Gürlek bir organizasyon, bütün bu işleri yapacak, ülkenin Cumhurbaşkanını dinleyecek kadar işleri yapacak beceride biriyse, yakınlarına, çevresine, ”Erdoğan’ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar” niye, nasıl der?

Ve…

Bu, peşine düşen, tapularını belgeleriyle söyleyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e nasıl ulaştı, ulaştırıldı?

Akın Gürlek, bunu neden öngöremedi, böyle bir yanlışa düştü, açık verdi?

Yoksa…

Yoksa bu, Özgür Özel’e bir tuzak mıydı?

Özgür Özel bunu neden öngöremedi?

Gördü de, riski göze mi aldı?

 

Rize mitingindeki çağrısına geleyim:

Ankara’da bir bankadan, o bankadaki Akın Gürlek’in gizli kasasından söz ediyor, İçişleri Bakanlığının o bankaya gidebileceğinden ve o kasanın açılabileceğinden söz ediyor.

İyi de…

Vurguladığı “gizli işler”i yapan, önlemini almak için önceden harekete geçmez miydi, önlemini almaz mıydı?

Örneğin:

Kasadaki kasetleri oradan başka yere taşımaz mıydı?

Böyle bir kasanın olmadığını sağlamaz mıydı?

 

Özgür Özel neden bunları düşünmez, sorgulamaz?

 

Gene…

Özgür Özel’in, Sözcü TV’de dillendirdiği gibi; Akın Gürlek, “Türkiye için bir milli güvenlik, çok kapsamlı bir sorunu”ysa, bunu Kamutay (TBMM) Genel Kurulu’nda, Komisyonlarda, Grup toplantılarında, mitinglerde her keresinde dile getirmedi, getirtmedi, halkı bilgilendirip uyarmadı?

 

Demek ki…

Özgür Özel dur durak bilmeyen, çalışkan Genel Başkan ama daha “lider” olamamış, siyasa (politika) üretemiyor, üretilmesini sağlamıyor, siyasa üretecek birimi oluşturmuyor, “Gurup Başkanvekili” alışkanlığında düşünüyor, yoğun çalışıyor, uzun konuşuyor, kafalara mıh gibi saplanacak kısa, öz sözler etmiyor.

 

Dün de (12 Mayıs 2026 Salı), grup konuşmasında, Akın Gürlek için söylediklerini yineledi. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ben-kacmam-ugrasani-pisman-ederim-diyen-bir-hadsiz-basinizin-belasidir

 

Ve…

CHP’den AKP’ye geçen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı haklı olarak yerdi.

Beklerdim ki, Genel Başkanı olarak, özyergide (özeleştiride) bulunsun.

“Lider” olsaydı, düşünür, yapardı…

ERDOĞAN, MİLLETVEKİLLERİNİ GENE UYARDI!.. İÇİNDE BÜYÜDÜKLERİNİ İÇİNDE BÜYÜTEN NEŞE DOSTER VE İSTEMİ…

150 150 bakikarakol

AKP’Lİ VEKİLLER, “GENEL KURULA KATILIN” DİYEN GENEL BAŞKANLARINI DİNLEMEZLER, HALKA KULAK VERMEZLER, ÇARŞI PAZARDA OLMAZLAR, AMAAA!.. https://bakikarakol.com/akpli-vekiller-genel-kurula-katilin-diyen-genel-baskanlarini-dinlemezler-halka-kulak-vermezler-carsi-pazarda-olmazlar-amaaa/ başlıklı yazımı yayına koyduğum 29 Nisan 2026 Çarşamba günü, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin gurup konuşmasındaki sözlerini özetle şu tümcelerle bitiriyordu:  

“Eğer milletimiz bizi buraya kendisini temsil etmek üzere gönderdiyse, bu kutsal görevimizi bahane aramadan, engellere takılmadan, muhalefetin tuzaklarına düşmeden layıkıyla icra etmek zorundayız. Şunu lütfen unutmayın, biz bu yüce çatı altında seçim çevremizle birlikte hangi partiye gönül vermiş olursa olsun 86 milyonun tamamına hizmet etmek için varız. Sizlerin çalışması demek, Meclisin çalışması demektir. Gerek komisyon gerekse Genel Kurul boyutuyla Yüce Meclisin, yasama vazifesini tam ve eksiksiz bir şekilde yapmasını sağlamak, iktidar partisi olarak bizim asli görevimizdir. Sizlerden bu vazifeyi partimize ve değerlerimize yakışır biçimde en güzel ve en verimli şekilde yerine getirmenizi bekliyorum.”  

https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/164795/-bolgemizin-icinden-gectigi-sancili-donemde-farkliliklarimizi-bir-yana-birakip-kardesligi-yuceltmek-mecburiyetindeyiz-

Kamutay (TBMM) Genel Kurul oturumlarına, Komisyon toplantılarına katılmayan, katılmamayı –her nedense- alışkanlık edinen AKP Milletvekilleri, bundan böyle, Genel Başkanlarını dinleyecekler mi?!

Göreceğiz.

 

Şu gerçeği ısrarla vurgulamak isterim:

İktidar partisinde olsun, muhalefet partilerinde olsun, halk/seçmen, Milletvekilini seçmiyor; Genel Başkanlar, Genel Başkan gözetimi ve oluruyla Genel Merkez Yönetimi seçiyor; geriye, “oy vermek” kalıyor, işte o da halkın/seçmenin işi!

Gerçek anlamda Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi üyesi seçmenin iki ayağı var:

Adayı belirlemek/kesinleştirmek, oy vermek.

Bu iki ayaktan biri eksikse, halk/seçmen, Milletvekilini, Belediye Başkanını, Belediye Meclisi ve İl Genel Meclis Üyelerini seçmiş olmaz.

Böylesi seçimlerde, mazbata alanlar, oy verenlerine değil, seçilecek yerlere/sıralara koyanlara bağlı kalırlar; ona/onlara teslim olurlar.

Ama…

Bunlar içinden -AKP’de görüldüğü gibi-, Kamutay Genel Kurulu oturumlarına, Kamutay Komisyon Toplantılarına, İl Genel ve Belediye Meclis çalışmalarına katılmayanlar çıkıyor.

Çıkacak da…

Çünkü…

Halkın/seçmenin şamarını yemeyeceklerini, gazabına uğramayacaklarını, Genel Başkanlarına, Genel Merkez Yönetimine birkaç takla attıklarında gene aday yapılacaklarını biliyorlar.

Çare, iki ayaklı olan seçimin iki ayağında da halkın/seçmenin olmasıdır.

Bu da, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nde olanaksızdır!

Ancak ve ancak, “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”de olasıdır.

 

Konuyu şimdilik bu kadarla yazıp bırakıyorum, İÇİNDE BÜYÜDÜKLERİNİ İÇİNDE BÜYÜTEN NEŞE DOSTER VE İSTEMİ başlığıma geçiyorum.

Ama önce…

Bilen bilir, ben gene de, biyografisinden yararlanarak, size “Neşe Doster’ı tanıtayım:

Neşe Doster, Kars’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kars’ta tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Eğitim kurumlarında öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Kütüphane Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nca başarılı çalışmaları nedeniyle ödüllendirildi. 1995 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı “Atatürk” konulu yarışmada Türkiye birincisi oldu. Rotary Kulüp tarafından verilen “Onur Ödülü’nü” aldı. ABD, İran, Suriye, İngiltere, Avusturya, İsviçre, Brezilya, Arjantin, Meksika, Lübnan, Almanya, Fransa, İtalya, Tunus, Azerbaycan dâhil pek çok ülkede eğitim ve kadın sorunları hakkında araştırmalar yaptı, konferanslar verdi. Özel sektörde ve yerel yönetimlerde; eğitim, kültür, sanat, halkla ilişkiler, etkili iletişim alanlarında danışmanlık yaptı. Üniversitelerde Türk Devrim Tarihi, Tiyatro Tarihi ve Kadın Tarihi, MSM’de (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) Tiyatro Tarihi, Yazarlık ve Etkili İletişim dersleri verdi.  Gerçek Gündem sitesi başta olmak üzere ulusal ve yerel basında yazmaktadır.

Kitapları:

Öğretmenin Günlüğü, Kemalizm’de ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, (Fransız Bilim İnsanı Bernard Caporal ile birlikte), Kadınlara Dair Akılda Kalanlar, Kars Memleketim Benim, Çilenin Coğrafyası Yok, Yarım Kalan Öykü, Yüreğim Kars’ta Kaldı, Halep’ten İstanbul’a Celile, Gitme Dönmezsin Dedi Annem, Atatürk’e Hasret Mürekkepli Mektuplar, Gurbetten Kars’a Gönül Köprüsü, Kadın hakları mı? Hani…

 

İzninizle, ben de şunları ekleyeceğim:

Neşe Doster, Atatürk, Atatürk Devrim ve İlkeleri, Atatürk Türkiye’si, Türk,  Kars ve Karslı sevdalısıdır.

Bütün bunların içinde büyüyen, bütün bunları içinde büyütendir.

Kararlı, tutarlı kişiliktir.

Kazanımlarını, bilgi ve birikimlerini “satan” değil, “sunan”dır.

Kitaplarını ve Pazartesi, Perşembe günlerinde www.gercekgumdem.com adlı internet gazetesinde yayınlanan yazılarını bir solukta okur, donanırım.  

16 Ocak 2025 günü yaşama gözlerini kapayan -ışıklar içinde uyusun- Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Beşir Doster’in eşi, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Doster’in annesidir.

 

Bilge insan, bilge kadın Neşe Doster’in 30 Nisan 2026 Perşembe günü “Hak Mücadelesinden Sefalet Ligine…” https://www.gercekgundem.com/yazarlar/nese-doster/hak-mucadelesinden-sefalet-ligine-570611 başlıklı yazısını okudum.

WhatsApp’tan kendisine şunları yazdım:

Bizden, önce “düşünmeyi”, sonra “öğretmeyi”, sonra da öğrenmeyi aldılar… Elimizi, kolumuzu, yüzümüzü, kulağımızı, burnumuz, gözümüzü, ayağımızı vb tanıttılar, iç organlarımızı tanıtmadılar. Bize bunları tanıtacak, gösterecek, öğreteceklere de tanıtılmamış, gösterilmemiş, öğretilmemiş! Atatürk’ten sonra, bilmemiz gereken her konu da başlarda eksik, sonralarda tam bilgisiz bırakılmışız. İşçiye “İşçi nedir?” diye sor, tanımlayamaz. Çünkü en başta sendikası onu, o bilmesi gereken konu ve konulardan yoksun bırakmış. Sınıfsal eğitim verirlerse, kendilerinin “sınıf bilinci”nden yoksun oldukları açığa çıkacak! Bu korkuyla işçiyi, sınıf bilincinden bilinçlice yoksun bırakırlar. Bu durum, her alanda aynı! Nereye, neye el attığınızda dökülüyor. Şundan: Köken yok yok, köken bilgisi yok, taşları yerine oturtma becerisi yok… Uzattım. Kusura bakmayın… İçerikli güzel yazınız için teşekkür ederim ve sizi kutlarım. İyi ki varsınız… Saygılarımla…  

 

Neşe Doster öğretmenim, gönderimi okur okumaz sesli ileti attı.

Beğenmişti.

Yazdıklarımın, kendisi ve benim aramamda kalmasını istemedi, çokça insanın bilmesini istedi; bunun için, köşe yazısı olarak yazmam isteminde bulundu.

Söz verdim.

Bugün bu kadarla yetindim.

Oysa derin konu.

İleride daha ayrıntılı, daha geniş yazacağım.

Söz.

 

Ve…

Lütfen, ne olur…

Bu ülkenin, bu halkın, yetmez, bu dünyanın, bu dünya halklarının aydınlık yarınları için, Neşe Doster ve Neşe Doster gibi değerlere içtenlikle sahip çıkalım!..