Posts By :

bakikarakol

“HİZİPÇİ, BANKAMATİK MİLLETVEKİLİ” DENİZ BAYKAL’IN TORNASINDAN ÇIKMIŞ ASLI BAYKAL’IN CHP’YE ZARAR VERMEMESİ OLASI MI?!.

150 150 bakikarakol

Prof. Dr. Aslı Baykal, “biyokimya” bilimcisidir.
Babası “cimri”, “Hizipçi”, “Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal, rahatsızlanıp hastanelerde yurt içinde, yurt dışında aylarca tedavi görmesine, konuşamamasına, yürüyememesine karşın 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde, partim CHP’min ne yazık ki başındaki “adı lazım değil” tarafından, memleketi Antalya’dan 1’inci sıradan Milletvekili adayı gösterilinceye kadar siyasadan uzaktı.
Ne vakit ki, Milletvekili aday listeleri resmi olarak kesinleşti, Aslı Baykal da, hastane odalarında doktorlar gözetimindeki babası adına/yerine, Antalya seçim bölgesinde harıl harıl çalışmaya başladı, kendini uzak tuttuğu “baba işi” siyasayla/siyasetle tanıştı.

İktidar yanlısı Sabah Gazetesi’nin, Milletvekili olmak –önce CHP’nin kapısını çalmış, olumsuz yanıt alınca AKP’den denedi, listesine konulmadı- özlemiyle yanıp tutuşan yandaş köşe yazarı Mahmut Övür’ün, kaynağı “Mehmet Sevigen”e dayanarak yazdığı yazıdan öğrendik ki, Aslı Baykal siyasaya giriyor.
“Ayrı bir siyasi oluşum” içinde yer alacağı yandaş basın tarafından yazıldı.
Aslı Baykal, bir düzeltme yazısı yazdı.
3 Haziran 2021 Çarşamba günü Mahmut Övür köşesinde ASLI BAYKAL’DAN CEVAP VAR başlığı altında yayınladı.
Aslı Baykal, siyasaya gireceğini ama bir başka siyasi oluşum içinde olmayacağını, siyasayı CHP’de yapacağını açıklıyordu.

Rahatsız oldum!

Aslı Baykal, Övür’ün köşesinde yayınlanan “düzeltme yazısı”nda “Bugünkü (dünkü – 2 Haziran 2021 Salı) yazınız yeni bir oluşum içerisinde yer aldığım yönünde olduğu için bir açıklama yapmak istedim” diyor, şöyle sürdürüyor:
“Cumhuriyet Halk Partisi, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün kurduğu büyük bir misyon partisidir. Hiç şüphe yok ki, Cumhuriyeti kuran partidir. CHP’nin misyonu Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar bağımsız bir devlet olarak yaşatmaktır.
Ben kendisini bu büyük ideale adamış bir ailenin, bir babanın kızıyım. Deniz Baykal’ın kızıyım. Akademik kariyerimin ardından yaşamımın bu anında ve gelecekte bu büyük mirasın sarsılmaz savunucusu olacağımdan kimsenin kuşkusu olmaması gerekir.
Ülkemizin büyük tehditlerle yüz yüze olduğu bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Halkımızın tek ümit kaynağı CHP’dir. Bu nedenle, hepimiz, bölünmenin, parçalanmanın; ülkemize, demokrasimize, Cumhuriyet ve Atatürk ideallerine zarar vereceğini bilmeliyiz
CHP, birlik ve beraberliğimizin adresidir ve hepimizin özgürce siyaset yapacağı tek çatıdır.” https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2021/06/03/marmaranin-olumune-bir-civi-de-imamoglundan

Aslı Baykal, dünya lideri Kemal Atatürk’ü tanısaydı, ‘O’nun devrim ve ilkelerini, demokratik ve laik Cumhuriyet’ini ve de Cumhuriyet Halk Partisi’ni bilseydi, anlatımında, tanımlamalarında çok daha doğru, çok daha güçlü sözcükler seçer kullanırdı.
Anlaşılıyordu ki, dünya lideri Kemal Atatürk’e, O’nun devrim ve ilkelerine, demokratik ve laik Cumhuriyet’ine ve de CHP’sine, bütün bunları siyasi geleceği için kullanan babası “Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal siyasi çizgisinde/anlayışında siyasa izleyecek, siyasacı (siyasetçi) olacak!

Aslı Baykal’ın “Ben kendisini bu büyük ideale adamış bir ailenin, bir babanın kızıyım” tümcesinde vurguladığı “ailenin” değil, “babanın” karşısındayım!
Az yukarda, “baba Baykal” ile ilgili düşüncemi özetle belirttim.
Belli ki, “Deniz Baykal’ın kızıyım” diyen Aslı Baykal, babasının siyasa gerçeğini bilmiyor, öğrenememiş!
Öğrenemeyecek de!
Çünkü babasının siyasası etkisinde!
Onun için, “Akademik kariyerimin ardından yaşamımın bu anında ve gelecekte bu büyük mirasın sarsılmaz savunucusu olacağımdan kimsenin kuşkusu olmaması gerekir” tümcesini ederken, “miras” sözcüğünü kullanması dikkat çekici!
Saki, 9 Eylül 1992 günü yeniden siyasi yaşamımıza giren CHP’yi, “babasının mirası” sanıyor!
Bütün siyasi partileri kapatan “12 Eylül 1980 faşist askeri darbe hukuku”na karşı savaşım vererek, CHP’nin 9 Eylül 1992 günü resmi açılışını sağlayanların emeği üzerine, “Kızıyım” dediği babası “Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal’ın “çöktüğü”nden de habersiz!

Aslı Baykal’ın “Ülkemizin büyük tehditlerle yüz yüze olduğu bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Halkımızın tek ümit kaynağı CHP’dir. Bu nedenle, hepimiz, bölünmenin, parçalanmanın; ülkemize, demokrasimize, Cumhuriyet ve Atatürk ideallerine zarar vereceğini bilmeliyiz
CHP, birlik ve beraberliğimizin adresidir ve hepimizin özgürce siyaset yapacağı tek çatıdır” tümcelerine aynen katılıyorum.
Ancak…
Babası Deniz Baykal da aynı içerikte sözler ederek, siyasa yaptı, Türkiye, Türk halkı, Türkiye’nin “demokratik, laik Cumhuriyet”i ve CHP bugünkü berbat noktaya geldi!
Aslı Baykal’ın da siyasası aynı olacak!
Çünkü “Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal’ın siyasanın öznesinde “Atatürkçü düşünce”, “CHP”, “CHP’li olmak” yok!
Ama görüntü var!
Buradaki amaç, bu değerler üzerinden “siyasi yol” almak, “siyasi kazanımlar” edinmek!

Aslı Baykal bilmiyor olabilir, öğrensin:
Siyasasına sarıldığı babasının iki önemli özelliği var:
Birincisi, güçlü olmayı, başkalarının zayıflığında arar; ikincisi, CHP’de ve siyasada hep “1 Numara olmak” peşine düşmüştür!
Siyasada 1 numara olamadı ama 9 Eylül 1992’den sonra CHP’de 1 numara oldu.
CHP’de 1 numara olmadan, siyasada 1 numara olamayacağını çok iyi biliyordu.
Bu nedenle, CHP’deki siyasi yaşamında, CHP’de 1 numara olmak için çırpındı!
Türkiye’de de siyasayı belirleyen düşman emperyalistler, ona, ne CHP’de, ne siyasada “1 numara olma şansı” tanımadılar!
Neden, “siyasada 1 numara olma hırsı”ydı!
O yüzden hem CHP’de, hem siyasada “2 numara”, diğer değişle “2’inci adam” konumunda tutuldu, kaldı!
CHP’nin ve siyasanın 1 numarası olmak için, CHP içinde kendine rakip gördüğü arkadaşlarını alt etme uğruna her çeşit kulisin, siyasi oyunun içine girdi!
Kısa sürede adı “hizipçi”ye çıktı!
Hizipçiliği öylesi boyutlara vardırdı ki, “Hizipçi başı” diye anılır oldu!
Artık dünyanın etkili, tehlikeli hizipçisi idi!

Böyle bir tornadan, yani “Hizipçi, Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal tornasında çıkmış Aslı Baykal’ın, hizipçi olmaması, CHP’yi içten parçalamaması, Atatürk’e, Atatürk devrim ve ilkelerine, Atatürk’ün demokratik, laik Cumhuriyet’ine vb zararlar vermemesi olası mı?!.

“KANAL İSTANBUL İNADI”NA KARŞI HAYKIRIŞ VE “VARSIN BİRİLERİ ÜLKENİN VE MİLLETİN GELECEĞİNİ LAĞIMLARDA ARASIN” SÖZÜ!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, partisinin önceki günkü (9 Haziran 2021 Cuma) grup konuşmasında “İklim dostu şehircilik anlayışının bir örneği ve Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden biri…
İstanbul’un ve Türkiye’nin iftiharı…” sözcükleriyle tanımladığı, ancak kendileri dışında herkesin, özellikle de su, deprem bilimcilerinin karşı çıktıkları “Kanal İstanbul Projesi” için şunları söyledi:
“Kanal İstanbul’u, depremi tetikleyeceğinden susuzluğa yol açacağına kadar nice zırvayla engellemeye çalışanlar, önce bu şehre karşı asgari görevlerini yerine getirsinler, ondan sonra bizim projelerimize laf etsinler. Biz, bu tür yalanlara, iftiralara bakmadan hayırda yarışmayı sürdüreceğiz.” https://www.akparti.org.tr/haberler/genel-baskanimiz-ve-cumhurbaskanimiz-erdogan-tbmm-grup-toplantimiza-katildi-09-06-2021-13-51-05/

Bilimi “zırva”, bilim ışığında yaptıkları araştırmalara, çalışmalara dayanarak açıklamalar yapan, görüş ve öneriler ortaya koyan bilim insanlarını “engellemeye çalışanlar” diyen bir başka siyasi parti genel başkanı var mı?!

Yer bilimci, Sedimantoloji ve Deniz Jeolojisi konularında uzman Prof. Dr. Naci Görür dün, Fox TV’de sabah kuşağında canlı yayınlanan “İsmail Küçükkaya’yla Çalar Saat Programı”ndaydı.
“Bilim insanı duyarlılığı”yla “Kanal İstanbul Projesi” konusundaki düşüncelerini dile getirdi.
Dahası…
Dile getirmesinin ötesinde, yüreklice haykırdı:
“Kimse, bu ülkenin geleceğine, kendi fikriyle, kendi ekibiyle karar veremez. Benim çoluk çocuğum, torunlarım burada yaşayacak. İstanbul deprem bekliyor. Yüz binlerce insanın can güvenliği yok. Haykırmaktan sesim kesildi. Sadece ben değil, bütün bilim insanlarının! Neden İstanbul’u depreme hazırlayıp da bu insanların can güvenliğini noktasında yatırım yapmıyorsunuz? Neden bu ülkenin en zorlu ekonomik şartlarında böyle riskli, getirisi de az olan bu projeye yöneliyorsunuz? İsyan ediyorum bir bilim insanı olarak.“ https://www.akparti.org.tr/haberler/genel-baskanimiz-ve-cumhurbaskanimiz-erdogan-tbmm-grup-toplantimiza-katildi-09-06-2021-13-51-05/

Aynen katılıyorum!
Ve…
Adım kadar eminim, bu bilimsel çığlığa, isyana kulak verilmeyecek!
Başı AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının çektiği “Kanal İstanbul” yanlıları bildiklerini okuyacaklar, inatlarında inat edecekler!

N e d e n ?!

Hani “Millet”, “Milli İrade”, “Milli İradeye bağlılık” deniyordu, deniyor?!
16 milyonluk İstanbulluyla birlikte Türkiye nüfusunun üçte ikisinin siyasi, ekonomik, askeri gibi alanlardan gereksiz gördüğü “Kanal İstanbul Projesi”nde, halkı dinlememe, bilim insanlarının yakaran sedalarını duymazdan gelme, ulus yararına olmayan ve de olmayacak yanlışta inat etme niye?!
İnat etmekte amaç ne?!

“Yarar” (!) diye anlatılanların hiç biri ulusal gerçeklerle örtüşmüyor!

“Kanal İstanbul Projesi”ne karşı olan; Kamutay (TBMM) içi, Kamutay dışı siyasi partiler ve sendikalar, dernekler, başka demokratik sivil kitle örgütleri, araştırmacılar vb, “Kanal İstanbul Projesi”ndeki “ısrar”ın peşine düşmeliler, o “ısrar”ın ne olduğunu, nereye/nerelere, kime/kimlere uzandığını ortaya çıkarmalı!
Çünkü…
“Kanal İstanbul Projesi”nin ülkemize, halkımıza, çocuklarımıza, torunlarımıza bedeli, öngörülenin 5-10 katı ağır olacak!
Böyle bir “zarar”da, “tehlike”de “ısrar” ne için?!

Bu arada…
AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, aynı grup konuşmasında şu sözleri de etti:
“Bizim eserlerimize ve hizmetlerimize engel olamadılar. Israrla söylüyorum: Olamayacaklar. Havamızı, suyumuzu, topraklarımızı kirlilikten korumak için nasıl mücadele ediyorsak, inşallah siyaseti de kirli ellerin, kirli niyetlerin operasyon aracı olmaktan kurtaracağız. Bunun için 2023 çok önemlidir. Sizlerden, Haziran 2023’e kadar geçecek her günü hazine değerinde görerek çalışmanızı; dokunmadık yürek, kazanmadık gönül, tebessüm ettirmedik yüz bırakmamanızı istiyorum. Varsın birileri, ülkenin ve milletin geleceğini lağımlarda arasın. Biz milletimizle birlikte çıktığımız bu kutlu yolda, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa edene kadar durmadan, duraksamadan bu yola devam edeceğiz.”

Paragraftaki her tümce, ayrı ayrı yorumlu!
Örneğin:
“2023 çok önemlidir” vurgusundaki içerik, hedef nedir?!
“Demokratik, laik Cumhuriyet”ten, “Radikal İslam Cumhuriyeti”ne geçiş mi?!

Muhalefet, “Sizlerden, Haziran 2023’e kadar geçecek her günü hazine değerinde görerek çalışmanızı; dokunmadık yürek, kazanmadık gönül, tebessüm ettirmedik yüz bırakmamanızı istiyorum” tümcesiyle dile getirilen çalışmanın içinde mi?!
Değilse, bu tümceden esinlenecek mi?!

Ve Tanrı aşkına, “Varsın birileri, ülkenin ve milletin geleceğini lağımlarda arasın” ne demek?!
AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, tepki çeken, çokça yerilen “Aç olarak dolaşanları, buyurun siz de doyuruverin” tümcesi eşdeğerinde “Varsın birileri, ülkenin ve milletin geleceğini lağımlarda arasın” nasıl der?!
Kamutay’ın 1’inci büyük partisinin Genel Başkanı, aynı zamanda “Yürütme”nin başı Cumhurbaşkanı, “birilerinin, ülkenin ve milletin geleceğini lağımlarda aramasına” nasıl izin verir, verebilir?!
‘Ülkenin ve halkın/milletin geleceğini lağımlarda arayanlar’ın olduğu yerde,
‘büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etmek, edene kadar durmadan, duraksamadan yol almak’ olası mı?!
Değil!
Öyleyse?!.

NEDEN “AÇLIK” DENİNCE “EKONOMİK AÇLIK” USA GELİR, BAŞKA AÇLIKLAR ANIMSANMAZ?!.

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, partisinin dünkü grup konuşmasının ortalarında “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri” dedi, ekledi:
“Bakıyorsunuz, sözde siyasi parti genel başkanı olarak çıkıp konuşanlara, durmadan hep iftira… Neymiş, millet açmış. Bundan bahsediyorlar. Aç olarak dolaşanları, buyurun siz de doyuruverin. Biz ne gerekiyorsa bütün bu sürecin içerisinde, bütün imkanlarımızı seferber ederek bunları yaptık. İşçilerimize, esnafımıza yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bu konuda en ufak bir aksama söz konusu değil. Yapılandırmaysa bütün yapılandırmaları yapıyoruz. Ama nankörlük, biliyorsunuz parayla değil. Onlar yine nankörlüğe devam ediyorlar. Varsın devam etsinler.”
https://www.akparti.org.tr/haberler/genel-baskanimiz-ve-cumhurbaskanimiz-erdogan-tbmm-grup-toplantimiza-katildi-09-06-2021-13-51-05/

Kalakalıyorum!

Halktan oy alan bir siyasetçi, bu sözleri nasıl eder?!
Ve bu gibi sözlerin, oy olarak dönmeyeceğini nasıl öngörmez?!

Bu ve benzeri sözlerle işaret edilen insanlar neden duyarsızlar, “sineye çekme anlayışı”ndalar?!

“Neymiş, millet açmış” ne demek?!
Halk (millet) aç değil midir?!

Hele de…
“Aç olarak dolaşanları, buyurun siz de doyuruverin” ne demek Tanrı aşkına?!
Böyle bir tümce nasıl edilir?!

Bir kere…
“Aç olarak dolaşanları…” denilerek, “açlık ve aç dolaşanlar” gerçeği kabul ve itiraf ediliyor!
Yurtta var olan açılığı gidermek, aç insanları da açlıktan kurtarmak, birinci derecede iktidarın işi değil midir?!
Devlet işlerini yapmakla görevli iktidarın, işi, muhalefete yüklemesi nerede görülmüştür?!

“…nankörlük, biliyorsunuz parayla değil. Onlar yine nankörlüğe devam ediyorlar. Varsın devam etsinler” sözleri, yukarıdaki sözlerin tuzu, biberi!

Evet, nankörlüğün parayla olmadığı biliniyor.
Ama nankörlükte paranın etkisi de gözden ırak tutulmuyor.

Hem…
“Nankör” kim?!
“Sözde siyasi parti genel başkanı” diyerek küçümsenenlerin “aç” dedikleri mi, yoksa küçümsenen “sözde siyasi parti genel başkanları” mı?!

“Onlar yine nankörlüğe devam ediyorlar. Varsın devam etsinler” tümceleri, “sözde siyasi parti genel başkanları”nı değil, “sözde siyasi parti genel başkanları”nın “açlar” dediklerini işaret ediyor.

“Varsın devam etsinler” demek de, sandığa giderek, “oy”larıyla, kendisini seçen ve kendisine yetki veren yurttaşlara meydan okumak değil midir?!
Bu “meydan okuma”yı hangi sözcükle tanımlamalı, yorumlamalı?!

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına yanıt, 2-3 saat içinde, partim CHP’min ne yazık ki başındaki “adı lazım değil”den geldi.
“Adı lazım değil” dün saat 15.23’te @kikicdarogluk hesabından “Erdoğan ‘Millet açsa onları da siz doyuruverin’ demiş. Yapıyoruz zaten. Pandemide CHP’li belediyeler yaklaşık 2 milyar 250 milyon TL destekle fakir fukaranın yanında oldu. Sen batırdın, biz koştuk. O kadar gönlün fakir ki; sahip olduğun tek şey sarayların, paraların ve kibrin.”
https://twitter.com/kilicdarogluk/status/1402602260459360256 paylaşımında bulundu.
“Adı lazım değil”in aynı saatteki ikinci paylaşımı ise şöyle:
“AK Partili makul anne babalara, dürüst insanlara çağrımdır; artık bu düzene veda etme zamanınız gelmiştir. Vatanınıza karşı sorumluluğunuz budur.”

Bu “adı lazım değil” de siyasi atışma peşinde!
Elleri, kolları bağlanan, yetkileri kısıtlanan, hizmetleri çelmelenen partili belediyelerde zor koşullarda ve zor koşullarla yapılan yardımları, başka çalışmaları anlatma derdinde!

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı da, “adı lazım değil” de, “açlık” denilince, hepten ve öncelikle, “ekonomik açılığı” anlıyorlar!

Halktan yana iktidar ve muhalefet açlığı!
Güven açlığı!
Sevgi, saygı, kaynaşma açlığı!
Bağımsız yargı açlığı!
Özgürce düşünme, özgürce konuşma, özgürce yazma, özgürce çizme, özgürce gezme, özgürce seçme-seçilme açlığı!
Tiyatro, sinema, resim, heykel, güzel sanatlar açlığı!
Sahiplenme, savunma açlığı!
Dayanışma, yardımlaşma açlığı!
Çağdaş eğitim-öğretim açlığı!
Planlı yönetme, yönetilme, kalkınma açlığı!
Dış siyasada saygınlık açlığı!
Sağlıklı, huzurlu, mutlu günler açlığı!

Daha sayamadığım, saysam da bitiremeyeceğim “açlıklar” neden usa (akla) gelmez, anımsanmaz?!
Usa gelmesi, anımsanması ve her birinin “açlık” olmaktan çıkarılması çok mu zor?!
Değil!
Çok zor olsa da, üstesinden gelinir!
Örneği var!
O örnek, örnek olacak!
Umutluyum!
Geldikleri gibi gönderilecekler!..

DAVUTOĞLU’NDA, BAHÇELİ’NİN YÜREĞİNİ AĞZINA GETİRECEK BİR “DEVLET SIRRI” MI VAR?!.

150 150 bakikarakol

“Güvenilir, inanılır siyasi değil” dediklerimden kabul ettiğim, “Merkez Bankası ile ilgili konuşmasının hemen arkasından Dolar yine tarihi rekorunu kırdı. İnsan artık şüphe etmeye başlıyor: Bu Dolar’ın yükselmesinden biri kâr ediyor da Cumhurbaşkanı kritik vakitlerde o kârı artırmak için mi yapıyor, nedir bu yani?” https://www.indyturk.com/node/368031/siyaset/davuto%C4%9Flu-birileri-dolardan-k%C3%A2r-ediyor-da-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-o-k%C3%A2r%C4%B1-art%C4%B1rmak-i%C3%A7in-mi#.YLiX1aKf1rk.twitter sözlerine ise dikkat kesildiğim, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na “Doğru sözlü, düzgün fikirli, yüce gönüllü, yumuşak huylu, ağır başlı, müşfik tavırlı, zalime düşman, mazluma dost bir siyaset kavrayışı hiç şüphe yok ki huzurun anahtarıdır.
Siyasette idara tamamdır, müdara da tamamdır, ama dubaraya yer olmamalıdır.
Ne var ki dubaracı yüzler siyasette çok faal ve çok fazladır.
Geçmişine sırt dönüp çıkarlarının peşine düşenlerin görünürlüğü artmıştır.
Devletin en üst makamlarında görev alanların mahremiyetlerine emanet olan konuları ulu orta konuşmaları, dün birlikte olduklarını bugün karalamaya çalışmaları münafıklık alametidir.
Türkiye’de başbakanlık yapmış bir şahsın, kendisiyle birlikte mezara gitmesi gereken sırları döküp saçması, bu devletin kimlerin elinde kaldığına bariz bir delildir.
Ketumiyet yoksa karakter yoktur.
Gizlemesini bilmeyenin yönetmesi mümkün değildir.
Serok Ahmet böyle biridir.
Gelecek Partisi’nin yöneticilerine tavsiyem şudur; bu serokun yanında sakın konuşmayın, aman ha sır verme gafletine düşmeyin, dil ile düğümlenenin diş ile çözülemeyeceğini aklınızdan çıkarmayın”
http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4833/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_8_Haziran.html diyerek, çatan “Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın küçük ama “etkili” ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Başkanı, Milletvekillerinden üçte birinin katılmadığı Ankara kulislerine yansıyan dünkü gurup toplantısında, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a da “Keza aynı şey selamsız Babacan için de geçerlidir” göndermesinde bulundu; ardından, 36 sözcüklü “Kanuni Sultan Süleyman dönemi vezirlerinden olup Mısır’a vali olarak tayin edilen, ancak bir süre sonra Padişaha isyan ederek kendisini sultan ilan eden Hain Ahmet Paşa gibileri zamanında teşhis edilerek devlet ve siyaset hayatı onlara tümden kapatılmalıdır.
Serok için deniz bitmiş, filikası su almıştır” tümceyi etti.

Bahçeli’nin siyasi magazin içeren uyaklı/kafiyeli sözleriyle, insanda “Kendinden söz ediyor, özyergide (özeleştiride bulunuyor)” algısı yaratan kimi tümcelerini bir kenara koyalım.
Gerçek anlamda “devlet”te, devlet işi yapan siyasilerde, bürokratlarda “sır” mı, “şeffaflık” mı olmalı?!
Ben “şeffaflık” diyorum.

Davutoğlu’nda, Bahçeli’nin yüreğini ağzına getirecek bir “Devlet Sırrı” mı var ki, Bahçeli böylesine rahatsız, öfkeli, tedirgin ve “… devlet ve siyaset hayatı onlara tümden kapatılmalıdır” gibi yakışıksız, ilkel çağrısında bulunuyor?!

Geçelim…

Bahçeli, “HDP’li bölücü milletvekillerine gereği hukuk sınırları içinde derhal yapılmalıdır.
HDP, terörizmin siyaset ayağıdır.
HDP, terör örgütünün Meclis’e sızmış nifak uşağıdır.
Ve HDP’nin kapatılması, siyasetten, demokrasinden kaydının silinmesi hepimizin, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin namus borcudur” sözlerinden önce de, Türkiye İş Partisi Milletvekili –gazeteci-yazar- Ahmet Şık’ı hedef aldı:
“TİP’li bir milletvekilinin, ‘Bu devlet katil, bu devleti yıkmamız gerekiyor, evet Türkiye Cumhuriyeti devleti katil bir devlettir’ iftiraları karşısında ne yapacağız?
Bu hainin dokunulmazlığını kaldırıp doğruca adalete teslim etmeyecek miyiz?
Düşünebiliyor musunuz, böyle bir alçak TBMM’de bizimle aynı havayı teneffüs ediyor.
Devlete katil diyen bu soysuz, devletin her imkanından istifade ediyor, hazinesinden maaşını alıyor.
HDP’lilerin fütursuzluğundan cesaret alan bu suçlu bilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti katil olsaydı, bugün bulunduğu yer TBMM değil, mezarlık olurdu.
Bunlara müsamaha gösteremeyiz.
Bu aşağılık tiplere tahammül edemeyiz.
İktidarı zayıflatacak her türlü politikayı, bu iktidarın azı dişlerini çekecek her şeyi meşru gören bu bölücünün layık olduğu yer Gazi Meclis’in çatısı değil, demir parmaklıkların arkasıdır.”

Devlet Bahçeli, ön adından ötürü mü kendini “devlet”le özdeşleştiriyor yoksa “devlet adamı” olduğundan mı?!

Bahçeli’ye gerçek anlamda “devlet”in ve “devlet adamı olma”nın anlamlarını sormayacağım.
Ama…
“Demokratik ülkelerde bile cinayet işlemeyen/işletmeyen bir devlet gösterebilir mi?!” sorusunu soracağım.
Adnan Menderes ve arkadaşlarının, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamları, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 öncesinde, sonrasında katledilenler, darağaçlarında asılanlar, işkencehanelerde canlarına kıyılanlar, Savcı Doğan Öz, Abdi İpekçi, Ümit Kaftancıoğlu, Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu, Prof. Dr. Ümit Doğanay, Kemal Türker, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okan, Hıran Dink cinayetleri, 32 aydının yaşamlarını yitirdiği Sivas Madımak Oteli vb kimin, kimlerin işi?!

Vatandaşının ve de topraklarında geçici-kalıcı yaşayan kalan insanların can güvenliklerini sağlayamayarak, ölümlerine neden olan devletler, devlet insanları “katil” değiller midirler?!

Topraklarında yaşayan her insanı, her canlıyı ve topraklarındaki doğayı koruyup kollayan devletlerin, devlet insanlarının ise önlerinde saygıyla eğilirim!

Devlet Bahçeli “Doğru sözlü, düzgün fikirli, yüce gönüllü, yumuşak huylu, ağır başlı, müşfik tavırlı, zalime düşman, mazluma dost bir siyaset kavrayışı hiç şüphe yok ki huzurun anahtarıdır” sözünde ne doğru, ne güzel söylüyor!

Söylendiği gibi olmak çok mu zor?!.

NAĞIL DANIŞMA AY MARAL ĞANIM!..

150 150 bakikarakol

https://www.youtube.com/watch?v=ng8_VSduoKw linkini tıklayıp izlemenizi isteyeceğim.
Şöyle ki:
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener 5 Haziran 2021 Cumartesi gecesi Halk TV’de canlı yayınlanan “Özel Röportaj” programındaydı.
Saat 20.00’da başlayıp saat 22.00’da biten programın sunucusu, Halk TV Genel Müdür Suat Toktaş, katılımcılar ekonomist Emin Çapa, gazeteciler Özlem Gürses, İsmail Saymaz’dı.

Canlı yayının 2’inci bölümün ortalarında Özel Gürses “seçim güvenliği”ni sordu.
Akşener, bütün hilelerin sandıkta, sandık başında yapıldığını örneklerle anlattı.
Özel Gürses, merhum Turgut Özal döneminde SADAT diye yapılanmanın olmadığını, ama şimdi olduğunu söyledi.

Gürses’in “paramiliter” sözcüğü ile tanımladığı -organize suç örgütü başı Sedat Peker’in de videolarında adını andığı- SADAT ile ayrıntıya girmeyeceğim.
Çünkü biliyorsunuz.
Arama motoruna “SADAT” diye yazdığınızda yığınla bilgi önünüze düşer.

Özlem Gürses, “Özal döneminde SADAT yoktu, şimdi var” deyince, önemli bir noktayı atladığını gözlemledim.
Arama motorundan Özlem Gürses’in doğumunu öğrendiğimde olağan karşıladım.
1980’de 10 yaşında olanın, 1980 öncesinin o karanlık, kanlı günlerini, o günlerde olanları bilmesi, anımsaması zordur.

Özlem Gürses eğer o zorlu yıllarda 18-20 yaşlarda olsaydı; işadamı, sonra Milletvekili Murat Bayrak’ın “Ayvalık Sancak Tatil Köyü”ndeki “ülkücü komando” kampını https://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/turkiyenin-karanliklar-prensi-murat-bayrak-997399/, o kampta yetişen ülkücülerin, “sağ-sol kavgası”nını, yapacakları faşist askeri darbenin altyapısı için çıkartan ve körükleyen zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve 5 kuvvet komutanın yanında yer aldıklarından haberi olacaktı.
Ama…
Gürses, 1980 ve öncesine, sonrasına ilişkin kitapları mutlaka okumuştur.
Canlı yayın ortamında anımsayamamış, unutmuş olabilir.
Gene de…
“Seçim güvenliği” konusunda bir anlamda “pembe tablo” çizen Akşener’e, SADAT’ı kastederek, “Bugün paramiliter yapılar var” deme gereksinimi duydu.

Açılımı “Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.” olan SADAT’ı gündeme Ocak 2015’te ilk kendisinin getirdiğini vurgulayan Akşener, ordunun, polisin, jandarmanın “SADAT’a, madata” papuç bırakmayacağını söyledi.
Akşener, “Ben bu millete güveniyorum” dedi, ekledi:
“Ben yalan konuşmam. Beni ciddiye alın. O SADAT’ın içinde, bu Anadolu’nun insanları varsa, size silah doğrultmaz. Onu bilesiniz.”

Akşener, Anadolu coğrafyasında yaşayanların 50 bin tane ortak yanı olduğuna işaret etti, “Bu coğrafya öyle bir coğrafya ki, katiyen silah doğrultmaz. Onu bilesiniz. Onun için bu a lı na cak” tümcelerinin ardından da, Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Elçibey’ın, kendisine “Marat olma Maral Ğanım, gözel olacağ” dediğini anımsattı, Özlem Gürses’e bakarak, “Marat olma Özlem Hanım her şey yolunda gidecek” diye konuştu.

Ülkesini, halkını seven herkesin isteği bu!
Ancak…
Gerçekler var ve o gerçekler görmezden gelinemez, gelinmemeli!
Onun için eksiklerimizi, yanlışlarımızı göreceğiz, birbirimizi kırıp incitmeden ve birbirimizden kırılıp incinden yazıp çizeceğiz, konuşup tartışacağız!

“Ben yalan konuşmam” diyen Akşaner, bildiklerini, yaşadıklarını, tanık olduklarını dile getirmeyerek, yaşanmışlıkların üstülerini örtercesine sözler edince, “yalan konuşmuş” olmuyor mu?!

Akşener 1956 doğumludur.
27 Mayıs 1960 öncesini, sonrasını anımsamayabilir.
Ama 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 öncesini, sonrasını bilir, anımsar.

Murat Bayrak’ın çiftliğindeki “ülkücü komando kampları”, 71 ve 80 öncesinde sağ-sol silahlı çatışmaları, güvenlik güçlerinin ve SADAT gibi paramiliter yapılar içinde yer alanların silah çektikleri, ölümlere, yaralanmalara, oluk oluk kan akmasına, yakıp yıkmalara neden oldukları yalan mı?!

Yalan olmayan gerçekleri unutmak, unutturmak, dile getirmemek, ders çıkartmamak, ders çıkartılmasına olanak sağlamamak vb doğru mu, etik mi?!
Değil!

Yazımı, hoşgörünüze sığınarak, Meral Akşener’e, Azerbaycan Türkçesiyle seslenerek, bitireyim:
Nağıl danışma ay Maral Ğanım!..
(Masal anlatma ay Meral Hanım)

CHP’DE SİYASA YAPACAK ASLI BAYKAL, “BANKAMATİK MİLLETVEKİLİ” BABASI GİBİ “HİZİPÇİ SİYASA” İZLEYECEK!..

150 150 bakikarakol

Öncelikle bilinmesini isterim:
“Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal’la, partim CHP’min Atatürkçü siyasasına ciddi zararlar veren siyasi çizgiye düştüğü için kavgam var; başka da bir alıp vereceğim yok.

Baykal’ın oğlu Prof. Dr. Ataç Baykal’ın siyasete soğuk olduğunu güvenilir dosttan yeni öğrendim; kızı Prof. Dr. Aslı Baykal’ın ise başka bir siyasi oluşumun içinde yer almayacağını, CHP’de siyaset yapacağını açıkladı.

Açıklaması üzerindeki düşüncelerimi daha sonra yazacağım.

Ancak…
Bu noktada şu tümceyi edeceğim:
“İkinci Baykal” olarak, partim CHP’de aktif siyaset kararı alan Aslı Baykal, siyaseten dolu değil, boş!

Aslı Baykal’ı tanımam.
Bu yargıya, açıklamasındaki satır aralarından varıyorum.

Biliyorum, bana kızacak.

Hadi, kızacak bir tümce daha edeyim:
Siyaseten eksiklerini giderecek izlenimi de vermiyor!

Öyleyse CHP’de siyasete niye soyundu?

Bu sorunun yanıtından önce, “Siyasete soyundu mu, soyunduruldu mu?” sorusunu sormak gerek.

Açıklamasındaki tümce kurumuna, anlatısına yani üslubuna baktığımda, soyundurulduğunu gözlemliyorum.

Soyunduran, birinci sırada -müthiş “cimri” biri olduğunu da yeni öğrendiğim- babası “bankamatik milletvekili” Deniz Baykal!

Deniz Baykal’a, kızı Aslı Baykal’ı yeni bir siyasi oluşumda değil, CHP’de kalarak, siyaset yapmasına ilişkin düşüncesine, Yılmaz Ateş, Mehmet Sevigen gibi “eski A Takımı”ndan katkı geldiği öngörüsündeyim.
Ve Aslı Baykal da bu başlangıcın ve gelişmenin bilgisinde!
Öyle düşünüyor, yorumluyorum.

Peki, amaç ne?

Amaç öylesine belli ki!
Şimdilik şu kadarını söyleyeyim:
“Süper cimri, bankamatik milletvekili” Deniz Baykal’ın, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbe yönetiminin kapatmasından -tüm siyasi partiler kapatılmıştı- önceki CHP’de izlediği ”hizipçi siyasa”nın aynısını yaşama geçirmek!..
Bunu da ileriki günlerde açacağım.

Adları anılan Yılmaz Ateş ve Mehmet Sevigen, partim CHP’min bugünkü yönetimi tarafından ihraç edilmişler.
İyi ki edilmişler!
A Takım’dan, şimdi AKP’den Ağırı Belediye Başkanı olan Savcı Sayan ortada!
Siyasete soyunan veya soyundurulan Aslı Baykal, niçin böyle dediğimi kavrayabilmiş midir?
Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzü gerçekte tanıyor, O’nun devrim ve ilkelerini gerçekten biliyor mu?
O devrim ve ilkelerin CHP’de nasıl öz olduğundan haberi var mı?
Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüz ile CHP’nin içi çeliğinin ayırtında mı?
Açıklamasında övgü ile söz ettiği babası “cimri, bankamatik Milletvekili” Baykal’ın, CHP’de izlediği “hizipçi” siyasayı, Atatürk’le, Atatürk devrim ve ilkeleriyle ve de CHP’nin özüyle örtüştürebiliyor mu?
Babasının “Genel Başkan” olarak CHP’yi yönetebildiğini, CHP’ye ve Türkiye’ye zarar vermediğini söyleyebilir mi?
Babasının kendisinin ve A Takımı’nın nereye, nerelere savrulduğunun, neden savrulduğunun bilgisinde mi?
Babasına, CHP genel çizgisine 180 derece aykırı, Atatürk, laik Cumhuriyet ve CHP karşıtlarının siyasi simgesi “kara çarşaf”a sokulmuş kadınlara “CHP rozeti” taktıranlar arasında Mehmet Sevigen’in de yer aldığını itiraf edebilecek mi?

4 Haziran 2021 Cuma günlü KILAVUZU BABASI “BANKAMATİK MİLLETVEKİLİ” DENİZ BAYKAL, SÖZCÜSÜ MEHMET SEVİGEN OLAN ASLI BAYKAL SİYASETE HOŞ GELDİ!.. https://bakikarakol.com/klavuzu-babasi-bankamatik-milletvekili-deniz-baykal-sozcusu-mehmet-sevigen-olan-asli-baykal-siyasete-hos-geldi/ başlıklı yazımı bitirirken, dedim ya:
“Kılavuzu, babası ‘Bankamatik Milletvekili’ Deniz Baykal, sözcüsü de Mehmet Sevigen olan Prof. Dr. Aslı Baykal siyasete hoş geldi!
Gökte ararken yerde, yerde ararken gökte buldum!
Kendisini yakından izleyeceğim ve yazacağım!
Soracak çok sorum var!
Pazartesi başlayalım…”

Başladım.
Sürdüreceğim.
Artık Pazartesi günleri bu konuyu yazacağım.

Aslı Baykal daha neler okuyacak neler!
Yanıt amaçlı açıklama gönderme gereksinimi duyarsa, burası kendisine açıktır…

KILAVUZU BABASI “BANKAMATİK MİLLETVEKİLİ” DENİZ BAYKAL, SÖZCÜSÜ MEHMET SEVİGEN OLAN ASLI BAYKAL SİYASETE HOŞ GELDİ!..

150 150 bakikarakol

AKP yanlısı basının amiral gemisi Sabah Grubu’nun gazetesi Sabah’ın “yandaş yazarlar”ın başında gelen Mahmut Övür, 2 Haziran 2021 Çarşamba günü “İkinci Baykal sahaya iniyor” https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2021/06/02/ikinci-baykal-sahaya-iniyor başlıklı bir yazı yazdı.
Aynı gün, Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde saat 16.17’de “Muhammed Uzun” imzalı “CHP’yi panikleten hamle: Baykal harekete geçti” https://www.sabah.com.tr/gundem/2021/06/02/chpyi-panikleten-hamle-baykal-harekete-gecti başlıklı haber yayınlandı.
Anlaşıldı ki, iktidar yanlısı “Sabah Grubu”, Öztürk Yılmaz (Yenilik Partisi Genel Başkanı, Ardahan CHP eski Milletvekili, diplomat) ile başlattığı, “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce (Memleket Partisi Genel Başkanı, Yalova CHP eski Milletvekili, 2018’de CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı) ile sürdürdüğü, “partim CHP’m”e yönelik “operasyon”una, kısa aranın ardından yeniden start verdi.

Övür’ün de, Uzun’un da kaynağı, son günlerde CHP karşıtı basında yer alan Mehmet Sevigen’di.

Mehmet Sevigen’i, İstanbul DSP İl Başkanı olduğu yıllarda tanıdım.
Hüsamattin Özkan’ın rahmetli abisi Necdet Özkan’ın 1990’daki İstanbul Bayrampaşa ilçesi Belediye Başkanlığı seçimini (Günaydın Gazetesi’nde çalışıyordum. Rahmetli Necdet Özkan, kazandığı gecenin ilk saatlerinde seçim karargahında beni arkadaşlarına “Kazanacağımı 1,5 ay önce bana söyleyen ve yazan gazeteci” diye tanıttı) kazanmasındaki çalışkanlığına hayran kalmıştım.

Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün televizyon ekranlarından, soyadındaki “gen”den ötürü “Yahudi kökenli” olmakla suçladığı Mehmet Sevigen 1991 ve 1995 seçimlerinde DSP’den; faşist 12 Eylül yönetiminin kapattığı partilerden “CHP”nin 9 Eylül 1992’de açılmasından (Erol Çevikçe’nin emeği unutulmamalı) bir süre sonra geçtiği CHP’den de 2002 ve 2007 seçimlerinde İstanbul Milletvekili seçildi.
İlerleyen yıllarda, Genel Başkan Deniz Baykal’ın A takımında (Biri de, 10 Mayıs 2010’da Baykal, CHP’den istifa ettiğini açıklayınca, “Gitme” diyerek, hüngür hüngür ağlayan, şimdi AKP’li ve AKP’den Ağrı Belediye Başkanı, dün de makamında 8-10 sarıklı, cübbeliyi ağırlayan (!) Savcı Sayan’dı) yer almayı başardı.
Bitmedi…
Övür de, Uzun da, Mehmet Sevigen için “CHP Genel Sekreteri” diye yazdılar.
Yanlıştı.
Sevigen, Genel Sekreter Önder Sav’ın Yardımcısıydı.
2009’daki yerel seçimler öncesinde hakkında “CHP’den ilçe Belediye Başkan adayı olacaklardan maddi çıkar elde etmek”le suçlandı.
“Genel Sekreter Yardımcılığı” görevinden istifa etmesi ısrarla istendi.
20 Şubat 2009’da istifa etti.
2 Nisan 2020’de de CHP’den çıkarıldı.
Bu arada…
Deniz Baykal’ın Dışişleri Bakanı-Başbakan Yardımcısı olduğu Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Tansu Çiller başkanlığındaki 52’inci Hükümet’te (30 Ekim 1995-6 Mart 1996) Işılay Saygın, Abdülkadir Ateş, Coşkun Kırca, Ayvaz Gökdemir, Salim Ensarioğlu, Aykon Doğan, Mehmet Alp, Ali Dinçer, Ömer Barutçu, Adnan Ekmen, Bekir Sami Daçe, Cavit Çağlar, Necmettin Cevheri, Ali Münif İslamoğlu gibi, yanılmıyorsam Denizcilikten Sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı.

Mahmut Övür’ün yazısının ve Muhammed Uzun’un haberinin linklerini yukarıda verdim.
Tıklayıp okumanızı isterim.

Övür https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/aysenur-arslan-mahmut-ovurun-neden-vuruldugunu-yazdi-525955 ve Uzun’un da haber kaynağı Mehmet Sevigen ile ilgili Hürriyet Gazetesi yazarı, 1978-1981 yıllarında Kars muhabirliğini yaptığım Cumhuriyet Gazetesi’nde Haber Müdürüm Yalçın Bayer’in https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/kurt-isim-mehmet-sevigen-41639032 linkindeki “Kurt isim: Mehmet Sevigen” başlıklı 18 Ekim 2020 günlü yazısını da okumanızı isteyerek; ilkin CHP’den Milletvekili olabilmek için çok çalıştığını ama kabul edilmediğini dün öğrendiğim Mahmut Övür’ün önceki günkü “İkinci Baykal sahaya iniyor” başlıklı yazısına Aslı Baykal’ın gönderdiği “düzeltme”sine geçeyim.

Övür, Aslı Baykal’ın “düzeltme”sini, dünkü “Marmara’nın ölümüne bir çivi de İmamoğlu’ndan” başlıklı yazısının altında “ASLI BAYKAL’DAN CEVAP VAR” ara başlığıyla yayınladı.
Okuyalım:
// Dün bu köşede, CHP Genel Başkanlarından Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’ın sokağa ineceğini yazmıştım. Aslı Baykal sürece nasıl baktığını anlatan bir cevap yolladı. Aynen yayınlıyorum:
“Bugünkü (dünkü) yazınız yeni bir oluşum içerisinde yer aldığım yönünde olduğu için bir açıklama yapmak istedim.
Cumhuriyet Halk Partisi, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün kurduğu büyük bir misyon partisidir. Hiç şüphe yok ki, Cumhuriyeti kuran partidir. CHP’nin misyonu Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar bağımsız bir devlet olarak yaşatmaktır.
Ben kendisini bu büyük ideale adamış bir ailenin, bir babanın kızıyım. Deniz Baykal’ın kızıyım. Akademik kariyerimin ardından yaşamımın bu anında ve gelecekte bu büyük mirasın sarsılmaz savunucusu olacağımdan kimsenin kuşkusu olmaması gerekir.
Ülkemizin büyük tehditlerle yüz yüze olduğu bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Halkımızın tek ümit kaynağı CHP’dir. Bu nedenle, hepimiz, bölünmenin, parçalanmanın; ülkemize, demokrasimize, Cumhuriyet ve Atatürk ideallerine zarar vereceğini bilmeliyiz
CHP, birlik ve beraberliğimizin adresidir ve hepimizin özgürce siyaset yapacağı tek çatıdır.” //
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2021/06/03/marmaranin-olumune-bir-civi-de-imamoglundan

Kılavuzu, babası “Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal sözcüsü de Mehmet Sevigen olan Prof. Dr. Aslı Baykal, siyasete hoş geldi!
Gökte ararken yerde, yerde ararken gökte buldum!
Kendisini yakından izleyeceğim ve yazacağım!
Soracak çok sorum var!
Pazartesi başlayalım…

ŞENTOP’TAKİ BU TELAŞ, BU PANİK, BU HIŞIM NEDEN?!.

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min ne yazık ki, başındaki “adı lazım değil”, önceki gün (1 Haziran 2021 Salı) grup konuşmasının bir yerinde “Bu devletin içişleri bakanı, TRT’de programa katılıyor. Diyor ki: ‘Bir siyasetçiyi keklemişler.’ Yani rüşvet veriyorlar. Ne kadar? Ayda 10 bin dolar. Ben söylemiyorum, mafya da söylemiyor, yeraltı dünyasının aktörleri de söylemiyor. Kim söylüyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi söylüyor. Bu çok önemli, niye önemli? Suçu biliyor, suçluyu da biliyor. Devletin televizyonda açıklıyor, birilerine mesaj gönderiyor. Her ay 10 bin dolar rüşvet alıyor, kim? Bir siyasetçi. emniyet istihbarat kimin emrinde? İçişleri Bakanının. Jandarma istihbarat kimin emrinde? İçişleri Bakanının. Dolayısıyla İçişleri Bakanının kafadan attığı bir rakam değil bu, kişiyi de biliyor. Rakamı da veriyor, 10 bin dolar ve verenlerin dilinden de konuşuyor “keklemişler” diye, “kekliyorlar” diye. Bakın “savcı çağırırsa gideceğim, açıklayacağım” diyor. Şimdi benim AK Partili kardeşlerimin ve Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerimin dinlemesini istiyorum. Ne diyor kanun? Türk Ceza Kanunu bu gibi durumlarda ne diyor? Yüz kızartıcı suç bir sefer rüşvet, yüz kızartıcı suç. Şöyle diyor Türk Ceza Kanunu 279 uncu madde: “Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren, bir suçun işlendiği göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Söyledi, 10 bin dolar. Kime? “Bir siyasetçiye veriliyor” dedi. Suçu gizliyor mu? Suçu gizlemiyor. Suçluyu gizliyor mu? Suçluyu gizliyor. Soru şu: İçişleri Bakanı suçluyu niye gizliyor? Saraya şunu mu demek istiyor: Bana dokunma ha; dokunursan bu daha başlangıç. Normalde suç olduğunu İçişleri Bakanı bilir. Türk Ceza Kanunu’nun böyle olduğunu İçişleri Bakanı bilir ama şuna güveniyor. Ben onu teslim aldım, bana dokunamaz. Dolayısıyla hiçbir savcı bana bu soruyu soramaz ve ben koltuğumu garantilerim. Devleti bu mantıkla yönetirseniz, devleti mafyaya teslim ederseniz, terör örgütlerine teslim ederseniz, suç örgütlerine teslim ederseniz. Yahu arkadaş, ‘Bir siyasetçiye her ay 10 bin dolar rüşvet veriliyor’ deniyor. Yahu sen nasıl sessiz kalıyorsun? ‘Koltuk uğruna yapamayacağım bir şey yoktur’ diyorsa, kendisini tarihe havale edeceğiz. Peki sen ilerde torunlarının yüzüne nasıl bakacaksın? Evlatlarının yüzüne nasıl bakacaksın?” https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-1-haziran-2021 dedi, şöyle sürdürdü:
“Bu olay üzerine -geçen hafta da söyledim- ben dahil bütün CHP milletvekilleri bir dilekçe verdik ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’na dedik ki: ‘Çağır şu Soylu’yu, ‘Kardeşim burada 600 tane milletvekili var. Artı, aynı haklardan yararlanan bütün eski milletvekilleri var. Kim bu ayda 10 bin dolar rüşvete bağlanan siyasetçi, kim? Öğren ve gereğini yap. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bu töhmetten kurtar’ dedik. Tık yok onda da, hiçbir şey yok. Şentop bu konuyu açıklamak zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düşen bu kara gölgeyi kaldırmak zorundadır. Eğer Şentop konuşmuyorsa ‘Acaba 10 bin dolar benzeri bir olay her ay ona da mı veriliyor?’ Sessiz kalamaz, Şentop sessiz kalamaz. Saraydakiler sessiz kalabilir, onların tamamı zaten bir yerlerden besleniyorlar. 1 maaş, 2 maaş, 5 maaş, her şey var onlarda. Gönderir müteahhidini, İkizdere’ye gönderir; taşını, toprağını, hepsini yok edin diye talimat verebilir. Ama Şentop, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni temsil ediyor. Bu Meclis’in onurunu korumak zorundadır ve bu pisliği aydınlatmak zorundadır Şentop.”

29 Mayıs 2021 Cumartesi günü Ayasofya Camii’nde, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzün adını anmadan , O’na, Ayasofya’yı “müze” yaptı diye “zalim” ve “kafir” sözcükleriyle hakaret eden imam bozuntusuna, orada olmasına karşın sessiz kalan, camiden çıktıktan sonra da tek sözcük etmeyen, edemeyen Kamutay’ın (TBMM’nin) AKP’li Başkanı –Tekirdağ AKP Milletvekili- Mustafa Şentop, EİTPA konferansı için gittiği Pakistan’dan ses verdi:
“Bu bir eleştiri değil bir iftira. Şöyle ifade edeyim Pakistan’dayız. Malum burada oldukça sıcak bir hava içerisinde yoğun bir temas trafiğimiz vardı.
Pakistan Cumhurbaşkanı Sayın Alvi ile görüşmemizden çıkınca arkadaşlar bana bir metin atmışlar, deniyor ki ‘Bu konuyu açıklamak zorundadır, eğer açıklamazsa aynı onun gibi 10 bin dolar kendisine de mi her ay gönderiliyor’ diye bir ifade.
Ben de arkadaşlara dedim ki, ‘Onu hangi meczup söylemiş?” Sonra bir baktık, Kılıçdaroğlu’nun sözüymüş, grup toplantısında söylemiş.
Konu şu: İçişleri Bakanı bir siyasetçinin, milletvekili demiyor, siyasetçinin her ay 10 bin dolar bir suç örgütünden para aldığını söylüyor. Bakan kim olduğunu bunun açıklamadı. Bunun açıklanmasına dair kamuoyundan da beklentiler var, biz de bu konudaki beklentilerimizi ifade ettik yazılı-sözlü olarak sayın bakana.
Fakat bu benim dile getirdiğim bir iddia değil, bu şahsın kim olduğunu da ben bilmiyorum. Kılıçdaroğlu ne kadar biliyorsa ben de o kadar biliyorum. Dolayısıyla sorunun muhatabı ben değilim.
Benden şunu talep edebilirler: Bunu sayın bakandan sorun, İçişleri Bakanı bunu cevaplasın, buna tavassut edin, aracı olun; bu olabilir, bu ayrı bir konu.
Ama sorunun muhatabı ben değilim, benim bir bilgim yok. Bunu açıklamamı istiyor benden. Bu bir siyasi bunaklık değilse eğer, bunun ancak bir haysiyetsizlik ve ahlaksızlık olduğunu söyleyebilirim.
Kendisinde zerrece haysiyet, ahlak varsa bu konuyla ilgili olarak kendisinin bu beyanlarının ne anlama geldiğini, bu konudaki bilgi-delil ne varsa açıklasın. Yoksa kendisi muhtemelen bu tür konuları gündemde tutmak için sık-sık sağdan-soldan 10 bin dolarlar aldığı için bunun çok basit bir mesele olduğunu zannediyor ki herkese bu iftirayı yapabiliyor, bu çamuru sıçratmaya çalışıyor.” https://www.gercekgundem.com/siyaset/278473/10-bin-dolar-alan-siyasetci-tartismasinda-sicak-gelisme-tbmm-baskani-sentopdan-aciklama

Doğrusu, Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Mustafa Şentop’un “bu denli cahil” olabileceğine şaştım kaldım!
“Adı lazım değil”in söylediklerini anlamamış!
Anlamadan, anlatım karmaşasına, çelişkisine düşmüş!
“… bu benim dile getirdiğim bir iddia değil…
… sorunun muhatabı ben değilim…”
demiş!
“Adı lazım değil”e “meczup” demiş, “adı lazım değil”in bu yaptığının “siyasi bunaklık, haysiyetsizlik, ahlaksızlık” olduğunu söylemiş, “Şentop konuşmuyorsa, Acaba 10 bin dolar benzeri bir olay her ay ona da mı veriliyor?” diyen “adı lazım değil”e “Kendisinde zerrece haysiyet, ahlak varsa bu konuyla ilgili olarak kendisinin bu beyanlarının ne anlama geldiğini, bu konudaki bilgi-delil ne varsa açıklasın” çağrısında, sonra da “Yoksa kendisi muhtemelen bu tür konuları gündemde tutmak için sık-sık sağdan-soldan 10 bin dolarlar aldığı için bunun çok basit bir mesele olduğunu zannediyor ki herkese bu iftirayı yapabiliyor, bu çamuru sıçratmaya çalışıyor” suçlamasında bulunmuş!

Kamutay Başkanı Şentop, kendisi gibi seçilmiş bir Milletvekiline, üstelik Kamutay’ın ikinci büyük partisinin Genel Başkanına bu sözleriyle, organize suç örgütünün başından ayda on bin dolar para alan Milletvekilinin kim olduğunun ortaya çıkarılmasını istemediğini, birilerinden, bir yerlerden ‘siyaseten çekindiği’ni belli ediyor!

Şentop’taki bu telaş, bu panik, bu hışımneden?!

Ayasofya içinde ve dışında, imam bozuntusunun hakaretlerine sessiz kalarak, kendisinin de dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüze hakaret ettiğini Atatürk sever Türk halkının düşündüğünü ve bundan son derece rahatsız olduğunu Şentop bilsin istedim!..

“ATATÜRK KIRMIZI ÇİZGİMİZ” DİYEN BAHÇELİ VE DOĞRU SÖZLERİ HAVADA KALAN “ADI LAZIM DEĞL”!..

150 150 bakikarakol

29 Mayıs 2021 Cumartesi günü Ayasofya camide, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, Kamutay (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop’un kulakları duya duya, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüze, Ayasofya’yı müzeye çevirdiği için “zalim” ve “kafir” diyen “Mustafa Demirkan” https://www.birgun.net/haber/erdogan-in-katildigi-programda-imam-ataturk-e-lanet-okudu-zalim-ve-kafir-346458 adlı imam bozuntusuna dün de süren tepkilerden iki örnek:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e tahammülsüzlük, lamı cimi yok Türkiye Cumhuriyeti’ne tahammülsüzlüktür.
Bugün varsak, bugün hayattaysak, bunun şeref payesi Türk tarih silsilesinde müstesna bir yeri olan aziz Atatürk’ündür.
İdeolojik dogmalarla, ilkel bir taassupla, keskin önyargılarla Atatürk düşmanlığı yapmak, millete değil hıyanete hizmettir.
Atatürk alerjinin esas gerekçesini nasıl okumalı, nasıl anlamalıyız?
Vaazlarıyla milli birliğimizi yaralamaya, tarihi şahsiyetlerimizi kötülemeye hiç kimse cüret etmemelidir.
Herkes uyanık olmak zorundadır.
Sorumsuz ve şuursuz konuşmaların, temelsiz ve mesnetsiz ithamların hiç kimseye faydası yoktur.
Atatürk’e bühtan edenlerin milletimizin gözünde zerre değeri olmayacaktır.
Zira Atatürk milli birliğimizin ortak paydasıdır.
Kim Gazi Paşa’ya saldırıyorsa, kimin Gazi Paşa’ya kötü sözü dokunmuşsa, ya soy kütüğünde bir karanlık nokta ya da mazisinde yüzünü kara çıkaracak bir mahcubiyeti vardır.
Atatürk’e hakaret mukadderatımıza da husumettir.
Allah için söyleyiniz, Atatürk’e dil uzatanlar daha iyi Müslüman olduklarını mı sanıyorlar?
Atatürk’e en ağır sözleri reva görenler, Türk milletinin ruhunu okşadıklarını mı düşünüyorlar?
Ey kendini bilmez akılsızlar, Atatürk’ümüzden ne istiyorsunuz?
O tarih sahnesine çıkmasaydı, Türklüğün kıvancı, İslam’ın bekçisi olmasaydı, doğduğunuzda kulağınıza ezan mı okunur, yoksa bir kilisede vaftiz mi edilirdiniz?
Atatürk’ün hatıralarına ve heykellerine saldıran zavallılar, sizin yel değirmenlerine savaş açan Donkişot’tan, yancısı Sanço Panço’dan ne farkınız vardır?
Herkes bilsin ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk bizim ve milletimizin kırmızıçizgisidir.
İlk Cumhurbaşkanımız ve Milli Mücadelenin yol başçısıdır.
İman ve insaf sahibi herkes O’na hürmetle mükelleftir.
Atatürk, Türkiye’dir.
Atatürk, Cumhuriyettir.
Atatürk maşeri vicdana altın harflerle kazınmış ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ seslenişinin mimar başıdır.
Onu rahmetle anmak, ona saygı duymak, onun eserlerine sadık kalmak her nesil, her Türk evladı için ödevdir.
Emel sahiplerini uyarıyorum, Atatürk’ten elinizi çekin, isnatlarınızı kesin, dilinizi susturun.
Fani bedeni olmasa da, müstesna hatıralarını ve yüksek fikirlerini cesaretle savunacak büyük Türk milleti vardır ve kötü niyetlilerin alayını karşılamaya gücü yetecektir.” http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4832/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_1_Haziran.html

Özetlediğim bu sözleri dün, partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın, Cumhur İttifakı İktidarı’nın küçük ama etkili ortağı Devlet Bahçeli söyledi.
Şaşanlar, “Vay be!” deyip inanlar oldu.
Oysa…
Bu doğru sözleri söyleyen Devlet Bahçeli hiç içten değildi!
Örneğin…
“Ey kendini bilmez akılsızlar, Atatürk’ümüzden ne istiyorsunuz?” demekle olmaz!
Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüze bir düşman gibi sözler edenler, saldıranlar, cesareti nereden, kimden alıyorlar?!
Ve amaçları ne?!
Bahçeli, bilmiyor olamaz!
Usumuzla (aklımızla) alay etmesin!
Bilmiyor oyunuNU oynamayı bıraksın!

*

“Ayasofya’yı açtınız da, Atatürk’e hakaret etmek için mi açtınız Ayasofya’yı? Ya Atatürk, hayatını bu millet için vermiş kişi… O meczup acaba İstanbul’un işgalini biliyor mu? O meczup, Mustafa Kemal Atatürk, işgal altında Dolmabahçe’nin önünde yabancılara ait savaş gemilerini gördüğü zaman, ‘Geldikleri gibi gidecekler’ dediğini biliyor mu acaba? Bu meczup kişi acaba Kahramanmaraş’ın kurtuluşunda ilk kurşunu atan Sütçü İmam’ı biliyor mu acaba? Sütçü İmam’ın ne söylediğini biliyor mu acaba? Söyleyeyim: ‘Her kim ki Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye aleyhine fetva verip düşmanlık yapar, bilin ki onların damarlarında kafir kanı vardır’ diyor.
Bu meczupların geldiği yer ‘Keşke Yunan gelseydi’ eksenedir, bu eksenden geliyorlar, bu kültürden geliyorlar. Baskı altında yaşamayı kabullenmişler, hafızalarının bir yerinde tutuyorlar. Yahu neden bu hafıza kardeşim? Kim size bu bilgiyi veriyor? Ya açıp bir tarih kitabını okumuyor musunuz siz? UNESCO, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü nasıl tanımlıyor? Şöyle: ‘Atatürk, uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş, üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci. Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder. İnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.’ UNESCO söylüyor bunu, bu meczup neler söylüyor?
Bugün Sayın Bahçeli de bu konuda bir sürü laf etmiş, konuşmuş. Güzel… Sayın Bahçeli’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkması eyvallah, başımın üstüne. Ama asıl kızmamız gereken bu meczup mu? Bu meczup bu konuşmayı yaparken kimin önünde yapıyor bu konuşmayı? Devlet ricali önünde yapıyor. O devlet ricalinden bir Allah’ın kulu çıkıp: ‘Ya arkadaş, ne söylüyorsun? Yanlış söylüyorsun, bunu konuşamazsın’ dedi mi? Demedi. Bahçeliye soruyorum: Sen kime kızıyorsun arkadaş? Bunu orada görevlendiren kim? Hangi kafa? Kendi tarihine ihanet etmeyi kural haline getiren bir meczubu orada nasıl tutarsınız? Atatürk bizim ortak değerimizdir. Hepimizin sevdiği, hepimizin saydığı, hepimizin minnet duyduğu bir kişidir. Dolayısıyla Bahçeli, ‘Atatürk bizim kırmızı çizgimizdir’ diyor. Güzel ama o çizgi biraz uzayıp, saraya doğru yaklaşınca renk değiştiriyor. Renk değişmeyecek arkadaş. Renk değiştiği andan itibaren bu iş olmaz, söylediğin havada kalır.” https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-1-haziran-2021

Özetlediğim bu doğru sözleri de, partim CHP’min ne yazık ki başındaki “adı lazım değil” dün grupta söyledi.
Sorular sormak, “Bahçeli, ‘Atatürk bizim kırmızı çizgimizdir’ diyor. Güzel ama o çizgi biraz uzayıp, saraya doğru yaklaşınca renk değiştiriyor, renk değiştiriyor. Renk değişmeyecek arkadaş. Renk değiştiği andan itibaren bu iş olmaz, söylediğin havada kalır” demek yeterli değil!
Rengin neden değiştiğini, anlaşılır dille net anlatmak gerek!
Bu yapılmazsa…
Edilen sözler doğru olsa da, havada kalır!
Kaldığı gibi!..

SİYASETİN ÇİVİSİ ÇIKARSA!..

150 150 bakikarakol

Siyaset, mafya ve devlet ilişkilerindeki gündemden düşmeyen olayları Cumhuriyet Gazetesi’ne değerlendiren Prof. Dr. Tanju Tosun, İpek Özbey imzalı haberde ne güzel söylemiş:
Yaşananlar en genel anlamda siyasetin çivisinin çıktığının kanıtı.
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-tanju-tosun-siyasetin-civisi-cikti-1840531

Siyasetin çivisi çıkmamış olsaydı:

Ayasofya’nın müzeden camiye dönüşüm açılışında (24 Temmuz 2021) elde kılıçla minbere çıkan Diyanet İşleri Başkanı olur muydu?!
Ve oradan, bu ulusun kurtarıcısı, kurucusu dünya lideri Kemal Atatürk’e lanet okur muydu?!

Ayasofya’da 29 Mayıs 2021 Cumartesi günü, caminin önceki imamını aratmayan yeni imam, Cumhurbaşkanının, Kamutay (TBMM) Başkanının gözlerinin içine bakarak, Bu ve bu gibi mabedlerin mabed olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldiki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze haline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir?.. Yarabbi bir daha bu zihniyetin bu ümmetin başına gelmesini mukadder buyurma… https://odatv4.com/ayasofyada-erdoganin-gozlerinin-icine-baka-baka-ataturke-lanet-okudu-29052106.html sözlerini eder miydi?!
Bu sözleriyle dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüz hedef alır mıydı?!
Atatürk’ümüze zalim ve kafir der miydi?!

(AKP Sözcüsü Ömer Çelik aynı gün @omerrcelik hesabından saat 23.33’te İstanbul’umuzu ve ülkemizi tehdit eden düşmana karşı “geldikleri gibi giderler” diyen İstiklal Savaşı’mızın Başkomutanı, Devletimizin kurucusu, İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletimizin ortak ve yüksek değeridir.
https://twitter.com/omerrcelik/status/1398739396745121797 paylaşımında bulundu.
4 dakika sonraki paylaşımıysa şöyleydi:
Atatürk ve silah arkadaşlarının düşmana karşı verdiği soylu mücadeleyle ülkemiz ve milletimiz ile ezanımız, camilerimiz ve mescidlerimiz de düşman tehdidinden kurtulmuştur. Rahmet ve şükranla anıyoruz.

Geçiniz Ömer Bey geçiniz!
Hiç gerçekçi, inandırıcı değilsiniz!)

6 gün önce (23 Mayıs 2021 Pazar) ise…
Bir müftü, Yüzde 90’ı Selanik göçmeni ve Sabetayist. Ne demek Sabetayist? Müslümanlığa girmiş gözüken Yahudiler. Aslında Müslüman değil https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/akcakoca-muftusunden-selanik-gocmenleriyle-ilgili-skandal-sozler-6445748/?utm_source=ilgili_haber&utm_medium=free&utm_campaign=ilgilihaber sözleriyle Selanik doğumlu Atatürk’ümüzü hedef alır mıydı?!
Atatürk’ümüze hakaret eder miydi?!

Bunlar, çokça yaşananlardan, tanık olunanlardan birkaç örnek!..

Ve bütün bunlar, Prof. Dr. Tanju Tosun’un dediği gibi, siyasetin çivisi çıktığı için oluyor, yaşanıyor!

Siyasetin çivisi çıktığı için, bu topraklara göz diken, göz diktiği bu topraklarda yaşayan Türk halkına düşman kesilen emperyalist İngiltere’nin, -diğer adıyla topraklarında güneş batmayan Britanya İmparatorluğu’nun işbirlikçisi, ajanı, casusu İskilipli Akif Hoca’nın uzantıları!
Üreyip çoğaldılar, bakılıp beslendiler, birer potansiyel hain oldular, cami gibi kutsal mekanlarda dahi bildiklerini okudular, hakaretler, küfürler yağdırdılar, kinlerini kustular, düşmanlıklarını yaptılar!

Kamutay Başkanı Şentop tepkisini Akçakoca Müftüsünün, bütün Rumeli muhacirlerini ve göçmenlerini itham eden konuşması çok yanlıştır, cahilcedir https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/meclis-baskani-sentoptan-akcakoca-muftusune-tepki-6447007/ tümcesi ile dile getirmekle yetinirken, ben aynı gün (23 Mayıs 2021 Pazar) saat 14.59’da @BakiKarako hesabımdan “SELANİK GÖÇMENLERİ MÜSLÜMAN DEĞİL” SÖZÜNÜ EDEN, EDEBİLEN MÜFTÜ DE OLSA, ACABA GERÇEKTEN MÜSLÜMAN MI?!.
https://twitter.com/BakiKarakol/status/1396435629035118592 diye yazdım.

Şentop’un Ayasofya imamına sessiz kalmasına karşın, 29 Mayıs 2021 Pazar günü saat 19.34’de @BakiKarako hesabımdaki paylaşımım ATATÜRK’ÜMÜZE “ZALİM, KAFİR” DİYEN, DİYECEK VE DİYENLER, DİYECEKLER ZALİMDİR, KAFİRDİR!.. https://twitter.com/BakiKarakol/status/1398679098847903746 biçimindeydi.

Ayasofya imamına bir yığın tepki yağdı.
İçlerinde, Prof. Dr. Ersan Şen’in tepkisini paylaşmak istiyorum:
Kemalizmi eleştir, Mustafa Kemal’i eleştir buna katlanırım ama Mustafa Kemal’e ‘kafir’ diyemezsin.
Din alimlerinin dili böyle mi olmalı, tehdit dilini, hakaret dilini, beddua dilini terk etmemiz gereken yerde konuştuğumuz konuya bak!
‘Pes’ diyorum!
Herkes ağzından çıkan söze dikkat edecek.
Bu ülkede kimse Atatürk’ü silemez, özellikle dinine inanan birisi olarak söylüyorum Atatürk’ün peşindeyim. Mustafa Kemal Atatürk’ü başarısızlıkla itham edenlere diyorum: Sen daha iyisini yap kardeşim.

https://www.gercekgundem.com/guncel/278015/ersan-sen-ataturke-lanet-okuyan-imama-ates-puskurdu

İyi güzel de…
Siyasetin çivisi niye çıkar?!

Düşünmekten ve vekilini seçmekten yoksunsan olur!..

Bu ana iki değerden yoksun toplumlarda siyasetin çivisi öyle bir çıkar ki!..
Ne vatan kalır, ne bağımsızlık!..
Düşünmekte ve vekilini seçmekte yol almış, kalkınmış, güçlü ülkenin, ülkelerin egemenliği altına girmek kaçınılmaz olur!..
İyi biline!..