Posts By :

bakikarakol

SOKAĞA ÇIKACAKLARI TEHDİT EDEN BAHÇELİ, 12 EYLÜL ÖNCESİ KANLI SÜREÇTE NEREDEYDİ, O SÜRECİN NERESİNDEYDİ?!.

150 150 bakikarakol

Bugün, sevdalısı olduğum ülkem Türkiye’min “demokratik, laik Cumhuriyet”inin 97’inci; yarın, sevdalısı olduğum İl’im Kars’ımın 100’üncü kurtuluş günü.
Kutlu olsun.
Ulusal ve kurtuluş günlerimiz beni hep duygulandırır, gururlandırır, mutlu kılar, “Acıyı bal eyledik” şiirinin sahibi ünlü, saygın şairimiz –ışıklar içinde uyusun- Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 1977 yılında, Başkent Ankara’da, kendi ağzından duyduğum “Çok zor günlerden geldik. O zor günlerin hatırına, ne olur, kazanımlarımızın kıymetini bilelim…” sözünü anımsarım.

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve 10 Kasım günlerimizin kutlanmasına, anılmasına yönelik “kısıtlama”lar, “yasaklama”lar içimi yaralar!

Ama…
Hepsinde de bayrağımı asar, tıraşımı olur, kravatımı takar, ütülü takım elbisemi giyer, kutlamamı yaparım.
Çok da mutlu olurum.

Az kaldı.
Bu “kara günler” geçecek.
Özlemini çektiğimiz günler gelecek.

“Eski Türkiye” dedikleri, bizsiz; biz de “eski Türkiye”siz olmayız, olamayız.
Olmadığımız, olamayacağımızı kanııdır.

“Eski Türkiye”mizin ve “eski Türkiye”mizin “demokratik, laik Cumhuriyet”ine saldıranların, işi “yok etmeye” kadar vardıranların önceki günden (27 Ekim 2020 Salı) beri, “demokratik, laik Cumhuriyet”imize “övgüler” dizmelerine ulusça tanık oluyoruz!

Bu ne yapan çelişkidir!
Bu ne yaman pişkinliktir!
Bu ne yapan “söylediği gibi” olmamaktır!

Onlardan biri; “Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın “etkili” ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir.

Bahçeli, Salı günkü grup konuşmasında, “Darda ve yolda kalmışların yegâne umudu Cumhur İttifakı’dır” diyerek, “Parlamenter Sistemi”mizin ve “Demokratik, Laik Cumhuriyet”imizin “defterini düren”, “Cumhur İttifakı”nın ve Cumhur İttifakı İktidarı”nın ürünü ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne toz kondurmadı, övgüler dizip durdu.

Bahçeli, “Tehlikeli sokak edebiyatı son günlerde sık sık telaffuz edilmektedir.
Siyaseti sokağa havale edenlerin sonu elbette meçhuldür.
Bazı alçak kalem sahipleri ve televizyon yorumcuları da CHP propagandası yapayım derken ateşle oynamaktadır.
Neymiş, sokak hazır, muhalefetin silkinmesi gerekiyormuş.
Hele bir çıksınlar sokağa da, acıklı şekilde görsünler anyayı Konya’yı, dünyanın kaç bucak olacağını.
Hodri meydan, Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmadı, sokakta bulunmadı, sokağa bırakılmayacak, sokağın girdabına, sokak serserilerine teslim edilmeyecektir.
Askıda ekmek vardır, ama size sokakta ekmek yoktur, sokakta hayır yoktur, sokakta adım atacak yeriniz yoktur. ‘Var’ diyorsanız sonuçlarını göze almak zorundasınız…” sözleriyle korku salıyor, tehditte bulunuyor!

12 Mart 1971 öncesine gitmeyelim; Türk gençlerinin “Ülkücü”, “Solcu” diye birbirine kırdırıldığı 12 Eylül 1980 öncesine gidelim.

Tanrı, ülkemize, ne de hiçbir ülkeye o karanlık, zorlu günleri bir daha yaşatmasın!

İki yıl boyunca, her gün ortalama 30-35 gencimiz/insanımız öldürüldü!
Yaralananları, sakat kalanları varın siz hesaplatın!
Maddi yitiği saymıyorum…

Aynı tabancayla Ülkücü de, Solcular da öldürüldü!

Bir ananın-babanın, iki oğlundan biri Solcu, diğer Ülkücü’ydü!
İki kardeşin düşman kesildiğini, ikileme düşmeden birbirlerine kurşun sıktıklarını vb bu ülke yaşadı!
Bu ülkeye yaşatıldı!

Yaşatan; bu ülkenin ve bu ülke halkının ezeli düşmanları emperyalist İngiltere, Amerika, Almanya, Fransa vb idi!
Bir de, onların yerli işbirlikçileri!..
O işbirlikçilerin başında, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbenin bir numarası Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları geliyordu…
Bunlar “görünenler”di.
“Görünmeyenler” de vardı.
Birkaçı bilindi.
Bilinemeyen çoğunluktaydı.
Bazıları öldü gitti.

Amaç, “Faşist 12 Eylül askeri darbe”ye ortam yaratmaktı!

Yarattılar!

Sonuç?
Bu günlere geldik, getirildik!

Bugün;
Parlamenter sistem için…
Demokratik, laik Cumhuriyet için…
Hak, hukuk, adalet için…
Uluslararası itibar, saygınlık için…
İşsizlik için…
Aş, ekmek için…
Vb için
Sokağa çıkmaları Anayasal hak olan yığınları, “Hele bir çıksınlar sokağa da, acıklı şekilde görsünler anyayı Konya’yı, dünyanın kaç bucak olacağını” gibi sözlerle tehdit eden Devlet Bahçeli, 12 Eylül öncesi “kanlı süreç”te neredeydi, o “kanlı sürecin” neresindeydi?!.

Bahçeli gibiler o kadar çok ki!

İnanıyorum, ileriki yıllarda hepsi tek tek çıkacak, halk gerçekleri ayrıntılarına kadar öğrenecek, bilecek…

Bu arada…
Az aşağıda uzun ama tek tümce vereceğim.
Bu tümce de Devlet Bahçeli’nin; ve Devlet Bahçeli, Salı günkü grup konuşmasında söyledi.

Tümce şu:
“Kulislerin ve hiziplerin partisi olan ne CHP, terörün yedeği ve teröristlerin siyasi yeleği olan ne HDP, ne de karanlık bir projeden mütevellit olan İYİ Parti aziz Türk milletine bir gelecek vaat edemeyecektir.”

Dikkatiniz çekerim:
İyi Parti”den söz ederken “İyi Parti” demeyen, her keresinde “İP” diyen Devlet Bahçeli bu tümcesinde “İP” demiyor, “İyi Parti” diyor.
Neden?!
Nokta…

İSTANBUL VALİSİ ALİ YERLİKAYA’NIN ŞU SÖYLEDİKLERİ!..

150 150 bakikarakol

Kendilerinden önceki yönetimlerin tarihler boyunca işledikleri “insanlık suçu”nu günümüzde işlemeyi sürdüren Ermenistan’ın bugünkü gerici, faşist ve altına imza attığı “ateşkes”in mürekkebi kurumadan, “savaş etiği”ne de aykırı “ateşkesi bozup” duran Ermeni yönetimini yazacaktım ki, www.haberturk.com internet gazetesinden Fatih Altaylı’ya konuşan İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın sözleri önceliği aldı.

“Tüm olanlar için bir günah keçisi, bir kurban arıyorsanız ben buradayım” tümcesi ile başladığı konuşması arasına sıkıştırdığı şu üç tümcesi “İstanbullu hasta hasta işe gidiyor. Çünkü COVİD’den korkuyor ama işten atılmaktan daha çok korkuyor. Bu noktada bir sorun var.” https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2849121-istanbul-topyekun-esnek-mesaiye-geciyor dikkatimi çekti.
Böylesi çok doğru düşüncesi, söylemi için Vali Yerlikaya’yı kutluyorum.

Cesurca bir çıkış!

Bugünkü ortamda, doğruları saptayıp yüreklice söylemek “kahramanlık”tır!
Hele bunu yapan bir kamu görevlisi ise!..
Hele de, ülkenin en büyük il’inin Valisi ise!..

Vali Yerlikaya “büyük risk” almıştır.
Valiliğinden olabilir!
Hakkında soruşturma da açılabilir!

İstanbul özelinde, ulus gerçeğini dile getirmek, “gözü karalık” demektir.
Ya da…
“Yorulmak”, “emekli olup köşeye çekilmek istemek” demektir.
Hangisi?

Partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”in dünkü grup konuşmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun pandemi toplantısına davet etmediği için “Öyle bir toplantı yapılınca da İBB Başkanını davet etmek zorundasın. Demokrasiye inanacaksın. Gerekçe uyduracak bir duruma düştüysen, kusura bakma sen vali değilsin. İkiyüzlülükle valilik yapılmaz. Vali sağlam, onurlu durur. Koltuk için onurunu satan vali olmaz” https://odatv4.com/kilicdaroglundan-zehir-zemberek-cikis-27102010.html sözleriyle yerdiği İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın “Bu noktada bir sorun var” vurgusuyla dile getirdiği, İstanbul öncelikli ulus gerçeğinin gündeme taşınmasından rahatsız olacağı önceden bilinen “yönetim” bugün, yarın tepkisini belirleyip ortaya koyacaktır.

Yönetim, yani iktidar, Vali Yerlikaya’ya “Yanlış anlaşıldım” dedirterek, Vali Yerlikaya’yı “sözlerini düzeltme”ye (!) mi iter, bir süre sessiz kalıp sonra merkeze mi çeker veya “pasif görev”e mi atar vb?
Bilemiyorum.
Ödüllendirmeyeceğini öngörebiliyorum.
Yargıya “havale” ederse de, şaşmayacağım.

AKP’nin ve AKP’nin içinde yer aldığı “Cumhur İttifakı” ile “Cumhur İttifakı İktidarı” anlayışı, felsefesi, “ulusal gerçekler”le “örtüşmüyor”!..

Bunun ayrıntılarına girip konuyu dağıtmayacağım.

Merak ettiğim:
İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, anlayışını, felsefesini benden de, hepimizden de çok iyi bildiği “yönetim/iktidar” ile neden ters düştü, yönetimi/iktidarı sıkıntıya sokacak sözleri etti, etmek gereksinimi duydu?!
“Tüm olanlar için bir günah keçisi, bir kurban arıyorsanız ben buradayım” tümcesini konuşmasının ilk başında söyledi?!
Bu söylemi ile birine, birilerine “ileti” mi vermek istiyordu?!
O ileti neydi?!
Veya…
“Günah keçisi, kurban arayan” kimdi, kimlerdi?!
Vali Yerlikaya, “günah keçisi ve kurban” olmaya kendini neden adadı?!
Asıl “günah keçisi ve kurban” olanı, olanları koruyup kollamaya mı kalktı?!
Neden?
Bütün bunların hiçbiri değil de, bu yurdun evladı olarak, yaşananlara daha fazla katlanamayacağını mı anladı?

Hepsi, tek tek gün ışığına çıkacak.
Biraz zaman gerekecek.
“Atı alan Üsküdar’a geçebilecek mi, geçemeyecek mi?” göreceğiz.

Her karanlığın aydınlığı, her sorunun yanıtı vardır!

Bu arada…
İzmir İyi Parti Milletvekili Aytun Çıray’ın şu sözleri de çok önemli, iletilerle, işaretlerle yüklü:
“AKP’yle belli bir takım ilişkilere girilmiş. Ben belli bir mevkide olan arkadaşımızın orayla ilişkisini biliyorum. Belli ki Saray’la bu ilişki sonucunda ‘memleket masası’ adı altında bir görüşmeler serisi başlayacak ve yüzde 51 meselesi bir şekilde halledilecek. Muhtemelen seçim sonrası bir mutabakat hükümeti kurulmuş olacak. Peki biz bunun için mi beni bağrına basmış olan CHP’de en ufak şikayet yokken, İYİ Parti’nin kurulması için yola çıktık?” https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ciray-akpnin-iyi-parti-planini-canli-yayinda-acikladi-1786445

ESNAF ODASI BAŞKANI AKP’Lİ İNCE’NİN HAK ARAMASI ANCAK BU KADAR OLUR!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı dün (26 Ekim 2020 Pazartesi) Malatya’daydı.
Esnafın biri “Evimize ekmek götüremiyoruz” demiş.
AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı “Bu bana abartılı geldi” sözünün ardından, elindeki çay paketini uzatmış “Keyif çayı bak, bu çayı iç” tümcesini etmiş.

“Evine ekmek götüremeyende keyif mi olur ki, keyif çayı içsin?!” diye düşündüm.
Sıcağı sıcağına yazmak istemedim.
Bugün için yazmakta karar kıldım.

İsmail Saymaz’ın, www.sozcu.com.tr ‘deki “Erdoğan ile konuşan servisçi: AK Parti üyesiyim, kırıldık, üzüldük…” https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/erdogan-ile-konusan-servisci-ak-parti-uyesiyim-kirildik-uzulduk-6098179/ başlıklı haber söyleşisi gözüme ilişti.
Okudum.

Saymaz’ın, “servisçi” dediğinin, ağzından çıkanlar, beni, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının yukarıdaki sözlerinden çok şaşkına çevirdi!

Bu arada, İsmail Saymaz’ı kutlarım; çok güzel gazetecilik yapmış…

Saymaz’ın haber söyleşisinden öğrendim ki, “AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanına “Evimize ekmek götüremiyoruz” diyen, Malatya Minibüs ve Servisçiler Esnaf Odası Başkanı Mesut İnce imiş ve AKP üyesiymiş.

Haber söyleşinin tamamını burada paylaşmak isterdim.
Olmazdı.
Az üstte linkini verdim.
Okumalısınız.

Malatya’daki 1600, Türkiye’deki 350 bin minibüs ve servisçiler adına konuşan, işsizlikten ve eve ekmek götürememekten yakınan Oda Başkanı, üyesi olmaktan övgüyle söz ettiği AKP’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, Malatya’ya geliyor diye “kurban kesmek”ten dem vuruyor!

Aman Tanrım!
Sen, usumu (aklımı) koru!

Evine ekmek götüremeyenin, kurban kesmek istemesi ne demek?! Bunu nasıl yorumlamak, tanımlamak gerek?!

İsmail Saymaz haber söyleşisinde çok yerinde, çok doğru soruyor:
“Sizi şaşırttı mı Cumhurbaşkanının tavrı?”
Esnaf Odası Başkanı AKP’li İnce “Biz esnaf olarak orada şaşırdık, biz beklemiyorduk” diyor, ekliyor:
“Cumhurbaşkanımız bizi yanlış anladı.”

Ve…
AKP’li İnce şöyle sürdürüyor:
“AK Parti üyesiyim, her türlü desteği veriyorum. Ben her seçimde esnafları toplar, Cumhurbaşkanı’na ve Belediye Başkanı’na açık destek veririm, cebimden maddiyatları karşılarım. Hâlâ da cumhurbaşkanına olan sevgimizden şey yapmadık ama kırıldık, üzüldük, olmasa daha iyiydi.”

Tam burada, ünlü “Du bakiim n’olcek” sözünü anımsadım.
Anımsadım ama…
Gülemedim!

AKP’li İnce’nin, Saymaz’ın şu şahane “Keşke gitmeseydik, diyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıta bakar mısınız?!:
“Ben yine giderdim de esnafımızın üzülmesine üzüldüm. Yoksa benim üzülmem çok da önemli değil ama bizim için önceliğimiz esnaf. Bizi ağlayarak arayan esnaflarımız oluyor.”

Esnafın üzülmesine üzülmüş müş!

Bırak bu ayakları AKP’li İnce!

Ağlayan esnafı, çelişkili söylem ve davranışlarla ağlamaktan beter ettiğinin ayırtında değil misin?

“Oda Başkanlığı”nı da riske ettiğinden habersizsin.

“Esnaf Oda Başkanı AKP’linin hak aramasının ancak bu kadar olacağı” bilgisinden de yoksunsun.

Çook fırın ekmeği yemelisin/yemelisiniz çoook!..

EMPERYALİSTLER “CUMHUR İTTİFAKI İKTİDARI”NDAN, AKP, MHP’DEN RAHATSIZ!.. NEDEN?!. VE İYİ PARTİ!..

150 150 bakikarakol

İstanbul MHP Milletvekili ve MHP Genel Başkan Yardımcısı, -“Prof. Dr.” olmasına karşın “ağzı bozuk”, “densiz”- Edip Semih Yalçın gene, birkaç yıl öncesine kadar MHP’de siyasa yaptıkları bir kısım arkadaşlarının MHP’den ayrılıp kurdukları İyi Parti’ye, partim CHP’me, siyasi etiği ayaklar altına alan sözler etmiş.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/mhpli-semih-yalcindan-iyi-partiye-hakaret-177442h.htm Üzerinde durmaya değmez. Onun için “link” verip geçiyorum.

Ama…
Cumhuriyet Gazetesi’nde dün (25 Ekim 2020 Pazar) “Olayların Ardındaki Gerçek” imzasıyla “Meral Akşener’i Öncelikle Meral Akşener Korumalıdır”
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylarin-ardindaki-gercek/meral-akseneri-oncelikle-meral-aksener-korumalidir-1775889 başlıklı bir yorum yayınlandı.

Linki verdim; okumanızı isterim.

“BUĞRA KAVUNCU’NUN AÇIKLAMASI” ara başlığı altındaki şu vurgular çok yerindeydi:
//Kavuncu, FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın sorularına yanıt verdi. Olayın merkezindeki kişi olarak görüşlerini bildirdi.
Kavuncu, “Millet İttifakı’nın korunacağını” söyledi ve çok önemli bir noktaya vurgu yaptı. Şöyle ki;
“Tek adam rejiminden güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçişin ardından bizim yine en büyük rakibimiz CHP olacaktır” dedi.
1- İyileştirilmiş parlamenter sistem,
2- Tekrar en büyük rakip olarak CHP’nin hedefe konulması.
Bu cümle siyasal bir hedef gösteriyor. “Hedef CHP”dir. Buğra Kavuncu’nun bir yerlere mesaj göndermek istediği de anlaşılıyor.
Kimi siyaset yorumcuları, “Kendisi hakkında yapılan ciddi iddiaları saptırmak için durduk yerde ‘Millet İttifakı’na çomak sokuyor” diyor. Kimileri, içine CHP’nin sokulmasını bilinçaltı bir görüş olarak değerlendiriyor. Kimileri de olaydaki asıl noktanın İYİ Parti’nin Millet İttifakı’ndan dolayısıyla CHP ile ilişki bağından koparılması olduğunu belirtiyor.//

“MERAL AKŞENER’İ KİM KORUYACAK?” ara başlığı altında yazılanlar da çok yerindeydi:
//Yukarıda bu konunun merkezinde Meral Akşener’in olduğunu söyledik. Toplumda karşılık gören, her kesimden oy devşiren Meral Akşener, siyasal hedef tahtasının merkezine konulmuştur.
Bir noktada, Meral Akşener’in hata yapması isteniyor. Peki, Akşener’i bu hassas ve zor geçitten kim çıkaracak, kim koruyacaktır?
Akşener’i tek kişi koruyabilir, o da Meral Akşener’dir. Bunun için soğukkanlı olmalı, adaletten ve hukuktan ayrılmamalı, yansız hareket ettiğini her daim göstermeli. Bu konunun basit bir konu olmadığını, Türk siyasal yaşamının çok önemli bir konusu olduğunun bilincinde hareket etmeli.
Bunlar yapılabilir mi? Olayın bir ucunda Buğra Kavuncu, öteki ucunda dünyanın en tehlikeli casusluk örgütü FETÖ ve onun patronu CIA var…
Konu çok önemlidir, olayların ne yönde ve ne gibi gelişmeler göstereceğini hepimiz göreceğiz.//

Yazarın “konu” dediği, İyi Parti’nin son kurultayı ile patlak veren ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın, İstanbul İyi Parti İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun “FETÖ’cü” olabileceği suçlamasıyla gelişen, yaşanan İyi Parti’deki süreç…
Biliyorsunuz.

‘Siyasal hedef tahtasının merkezine konulan’ ve ‘hata yapması istenen Meral Akşener kendini koruyabilir’ mi?

Zor görüyorum.
Şundan:
Meral Akşener, uluslararası arenada baş edecek siyasi, diplomatik donanımda ve “güçlü ekip, danışman” seçiminde, “ekip çalışması”nda vb etkili, başarılı bir değil.

Olsaydı:
Bir:
www.sozcu.com.tr ‘nin 29 Temmuz 2018 günlü “Meral Akşener istifa etti, İYİ Parti olağanüstü kongreye gidiyor” https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/son-dakika-aksener-iyi-parti-genel-baskanligindan-istifa-etti-2534705/ başlıklı haberinde yaşananlar gerçekleşmezdi.
İki:
20 Eylül 2020 günü yapılan 2’inci Olağan Kongresi’nde, Genel Başkan seçimi sonrası, Teşkilat Başkanı Koray Aydın’ın organize ettiği savlanan (iddia edilen), “Genel Merkez yönetimine istenmeyenlerin listesi” olayı ve sonrası patlak vermezdi.
Üç:
İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, yandaş TV kanalına çıkıp partisinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ile ilgili “FETÖ’cü” suçlamasında bulunmazdı, Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’na eline, İyi Parti’yi FETÖ ile ilişkilendirecek “altın değerinde koz” sunmazdı.
Dört:
“FETÖ’cü” diye suçlanan İyi Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, partisinin İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ı yargıya şikâyet etmezdi.

Daha çok sayabilirim…

Akşener, partisinde bu yaşananların “ana kaynağı”nın “ne olduğu”nu bilmekten, öngörmekten, siyasalar üretip önlemekten yoksundur.
Yardımcıları, danışmanları da ya aynı –yoksun- durumdalar veya kasıtlı yardımcı olmuyorlar.

Yardımcı olayım:

Önce:
Koray Aydın ile Ümit Özdağ’ın, MHP Denel Başkanı Devlet Bahçeli sonrası “Genel Başkanlık” yarışında olduklarını söyleyeyim.
Nokta..
Sonra da “ana konu”ya geleyim:
AKP’nin temsil ettiği “Yeşil Kuşak Projesi” ile MHP’nin temsil ettiği “Ülkücü Kuşak Projesi”nin sahipleri emperyalist İngiltere ve USA (ABD), yol verdikleri Cumhur İttifakı’nın yaşama geçirdiği “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nde, iç siyasa ağırlıklı siyasi söylemlerden ve gelişmelerden, “çıkarları” için ciddi rahatsızlar.
Rahatsızlıklarını, ikinci kere “Askıda Ekmek” söylemini gündeme taşıtarak, hissettirdiler.
Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın “küçük ama etkin ortağı” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “rahatsızlığı hissettirmek”te rol almasını, Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın büyük ortağı AKP’nin dikkatinden kaçmadı.
AKP rahatsız oldu; hemen ardından önlemini aldı.

Önlemlerden biri, bizzat Devlet Bahçeli’nin ağzından İyi Partiye yapılan “Yuvaya dön” çağrısıydı; diğeri, İyi Parti’nin içini karıştırarak, MHP-İyi Parti birleşmesini gerçekleştirecek başlangıcı yapmak..

AKP, ittifakın ve iktidarın küçük ortağı olmalarına karşın, Devlet Bahçeli’nin ve kurmaylarının özellikle iktidarda “etkin”, “etkili” olduklarına ilişkin kamuoyundaki yaygın “algıdan” da “huzursuz”du.
Bu algıdan kurtulmanın teleş ve uğraşında…

İç siyasa ağırlıklı gelişmeleri izleyen emekli gazeteci olarak, bunlar benim gözlemlerim, düşüncelerim, öngörülerim, yorum ve analizlerim.
AKP, MHP, İyi Parti nasıl değerlendirir, bilemem.
Benim için siz okurlarımın değerlendirmeleri önemli.
Saygı duyarım…

ASLI-AYTAÇ BAKAL KARDEŞLER İLE ESKİ MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ AÇIKLAMAK ZORUNDA!..

150 150 bakikarakol

Dünkü yazımda anlatmaya çalıştığım olayın oluşundaki özü anlayabilmiş değilim!

Olay şu:
32 “Bankamatik Milletvekili”nden biri olan Deniz Baykal 21 Şubat 2019 günü Kamutay’a (TBMM’ye), -rahatsızlığından ötürü- tekerlekli sandalyeyle getirilerek, “Milletvekili Yemini”ni etti.

Her nedense, hiçbir gazetede, hiçbir internet basınında, hiçbir tv kanalında, hiçbir radyoda yer almayan “gelişme”, Hasan Altıner adlı vatandaşın facebook sayfasında tek tümceyle yer aldı!
23 Şubat 2019 Cumartesi günü yayınlanan o tek tümce şuydu:
“Sayın Deniz Baykal yeminden sonra biriken parasının çekini Çağdaş Eğitim Vakfı’na bağışlamıştır.”

Hasan Altıner’i tanımıyordum, facebooktan arkadaşım değildi; facebooktan bir arkadaşım paylaşınca haberim oldu.

Aynı tümceyi bir gün sonra (24 Şubat 2019 Pazar) www.ilkkursungazetesi.org internet gazetesinde okudum.
Haber olarak verilmişti.

www.ilkkursungazetesi.org internet gazetesini aradım; yanlış anımsamıyorsam Yazıişleri Müdürü arkadaşla konuştum, ona haberin kaynağını sordum.
İzmir CHP eski İl Başkanlarından (….) olduğunu söyledi.
İzmirli bir başka gazeteci arkadaşımdan da, “o Başkanın” cep telefonunu aldım.
Aradım.
Haberi kendisinin yazdırdığını doğruladı.
Biraz eşeledim…
“İstem Ankara’dan geldi” dedi.
“Ankara’dan kimden, kimlerden?..” diye sordum.
Sesler geliyordu.
Kalabalık yerde olmalıydı.
Ad almadan bırakmayacağımı anlayınca, fısıldayarak “Aytaç Beyden, Aslı Hanımdan, Yılmaz Ateş’ten…” dedi, telefonu kapattı.
“Aytaç Bey” dediği, Deniz Baykal’ın oğlu Prof. Dr. Aytaç Baykal’dı; “Aslı Hanım” dediği de, Deniz Baykal’ın kızı Prof. Dr. Aslı Baykal’dı.
Yılmaz Ateş’i bilirsiniz; Deniz Baykal’ın A Takımı’ndan Ankara CHP eski Milletvekili…

İşkillendim!
Hem de, şöyle böyle değil!..

Aynı gece (24 Şubat 2019 Pazar) saat.00.01’de, Hasan Atıner’e facebookuna özelden şu iletiyi (mesajı) attım:
“Sayın Altıner, ‘Sayın Deniz Baykal yeminden sonra biriken parasının çekini Çağdaş Eğitim Vakfı’na bağışlamıştır’ paylaşımınızla ilgili bir haber göremedim.
Konuyu içeren bir haber linkini bakikarakol@hotmail.com adresime atmanızı rica etsem, atar mısınız?..
Saygılarımla…”

Yanıtı beklemeye koyuldum.

Bir gün sonra (25 Şubat 2019 Pazartesi) gecesi saat 00.59’da Yılmaz Ateş’e facebookuna özelden şunları yazdım:
“Yılmaz Bey; Baykal’a yakınlığınızı bildiğim için bilginize başvuruyorum…
Hasan Altıner adlı beyefendi önceki gün (23 Şubat 2019 Cumartesi) facebookta bir paylaşımda bulundu. Aynen şöyle yazıyordu:
“Sayın Deniz Baykal yeminden sonra biriken parasının çekini Çağdaş Eğitim Vakfı’na bağışlamıştır.”
Böyle bir habere rastlamadım. Dün, İlk Kurşun internet gazetesinde çok kısa bir haber okudum. Tatmin edici ve inandırıcı değildi.
Yardımcı olursanız sevinirim:
Bağış olayı doğru mu?
Çek, Çağdaş Eğitim Vakfı’na, tam olarak hangi gün, kime verildi?..
Çekteki para miktarı –sakıncası yoksa- ne kadardı?..
Aydınlatmanız dileği ile saygılarımla…
Baki Karakol…
bakikarakol@hotmail.com”

Yılmaz Ateş dönmedi.
Hala dönmüş değil.
Bundan sonra döner mi?
Bilmiyorum.
Ama dönmesini, neden böyle şey yaptığını açıklamasını istiyorum.

Hasan Altıner’in facebook sayfasının kapağında emlak tabelasında cep telefonu yazılıydı.
Aradım.
Yaklaşık on gün önce gördüğü ve okuduğu iletime neden yanıt vermediğini anlatmada bayağı zorlandı.
O da aynı kişileri söyledi.
Kurtuluşu “Aytaç Beyle görüşeyim, size dönerim” sözünü vermekte buldu.
Deniz Baykal’ın oğlu Aytaç Baykal’la görüştü mü, görüşmedi mi, bilmiyorum.
Dönmedi.

Dünkü yazımda, Prof. Dr. Aytaç Baykal’ı aradığımı, kendisine ulaşamadığımı, asistanı Meltem Hanıma notlar bıraktığımı, birkaç gün sonra “Gerek görürsem ben iletişime geçerim” iletisini Meltem Hanımdan aldığımı yazmıştım.

Şu “bağış” olayında bir “muamma” vardı!
Bağış yapılmamıştı.
Yapılsaydı, yazılı basın, internet basını yazardı; tv kanalları canlı yayınlar yaparlardı, radyolar saat başı haber verirlerdi.
Türkiye’de ve dünyada duymayan kalmazdı.
Baykal’ın kızı ile oğlu ve kurmayı Yılmaz Ateş her haberde, görüntüde yer alırlardı.
En azından, işin peşine düşen beni bilgilendirmekten kaçmazlardı…

Bunların hiçbiri yok, ama tam tersi var!

Bir iki kişiyi ayarlayıp/ayartıp, onlar aracılığıyla facebook, twitter gibi sosyal basında tek tümcelik yazı yazdırarak, onu da paylaşımlarla yaygınlaştırarak kamuoyu oluşturmaya çalışmak!..

Neden böyle bir yol seçilmiş, uygulamaya sokulmuş?!
Neden böyle bir şeye gereksinim duyulmuştu?!

Böylesi “algı operasyonu” ile kafalarının içindeki hinliği dört dörtlük gerçekleştireceklerdi ki, ellerinde patladı!

Ellerinde patlatan, benimdim…

Buradan, Deniz Baykal’ın kızı Prof. Dr. Aslı Baykal’a, oğlu Prof. Dr. Aytaç Baykal’a ve Deniz Baykal’ın en has adamı Ankara CHP eski Milletvekili Yılmaz Ateş’e tekrar soruyorum:
Neden böyle bir şeye başvurdunuz?!

Ve onlara çağrıda bulunuyorunm:
Kaçmayın, saklanmayın, “neden böyle yaptığınızı, neden böyle yapmak zorunda kaldığınızı” çıkın dürüstçe açıklayın, özür dileyin, ondan sonra “sığındığınız sessizliğiniz”e varın gömülün!..

DENİZ BAYKAL’IN KIZI ASLI BAYKAL, YAPILMAYAN BAĞIŞI “YAPILDI” DİYE YAZDIRMANIN MAKSADINI DA AÇIKLAMALI…

150 150 bakikarakol

Dün, bugün için, Meral Akşener’in “Genel Başkan”ı olduğu İyi Parti’de üç günden beri yaşanan “operasyon”u yazacaktım…
1978-81 arası Kars muhabirliğini yaptığım Cumhuriyet Gazetesi’nde şefim, haber müdürüm Yalçın Bayer’in Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde “Aslı Baykal açıklama yaptı
“BÖLÜNME, DEMOKRASİ VE CUMHURİYETİMİZE ZARAR VERİR” başlıklı yazısı gözüme ilişti…
Okudum.
“Bankamatik Milletvekili” Deniz Baykal’ın kızı Prof. Dr. Aslı Baykal’ın açıklamasını yazmaya ve özel sitem www.bakikarakol.com ‘da yayınlamaya karar verdim.

Şefim Bayer’in 5 gün önce (16 Ekim 2020 Cuma) köşesinde, Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’ın “Halk Partisi” adında yeni bir siyasi parti kuracağına ilişkin duyumlarını yazınca, Aslı Baykal yazılı açıklama göndermiş.
Şöyle:
“SON günlerde basın organlarında yeni bir parti kuracağım yönünde çıkan bazı haberler dolayısıyla bir açıklama yapmak istedim.
CHP, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün kurduğu büyük bir misyon partisidir. Hiç şüphe yok ki, Cumhuriyet’i kuran partidir. CHP’nin misyonu Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar bağımsız bir devlet olarak yaşatmaktır.
Ben kendisini bu büyük ideale adamış bir ailenin, bir babanın kızıyım. Deniz Baykal’ın kızıyım. Akademik kariyerimin ardından yaşamımın bu anında ve gelecekte bu büyük mirasın sarsılmaz savunucusu olacağımdan kimsenin kuşkusu olmaması gerekir.
Ülkemizin büyük tehditlerle yüz yüze olduğu bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin CHP’ye her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Halkımızın tek ümit kaynağı CHP’dir. Bu nedenle, hepimiz, bölünmenin, parçalanmanın; ülkemize, demokrasimize, Cumhuriyet ve Atatürk ideallerine zarar vereceğini bilmeliyiz.
CHP birlik ve beraberliğimizin adresidir ve hepimizin özgürce siyaset yapacağı tek çatıdır. Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım. Aslı BAYKAL”
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/yavas-gokceki-utandiriyor-41641574

Açıklamasında, siyasaya (politikaya) ısındığını sezinlediğim Aslı Baykal’a, “Siyasacı (politikacı) Deniz Baykal”la ilgili bir yığın soru içeren “mektup” yazmak istedim.
D. Baykal’ın aylar sonra, 21 Şubat 2019 günü Kamutay’a (TBMM’ye), -rahatsızlığından ötürü- tekerlekli sandalyeyle getirilerek, “Milletvekili Yemini”ni https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/baykal-tbmmde-yemin-edecek-3620908/ etmesinin hemen ardından başlayan süreçte yaşanan, ama çalışmam sonucu “yalan” olduğu ortaya çıkan “yapılmayan bağış”la, 8 Mart 2019 Cuma günü facebook sayfamda paylaştığım yazımı anımsadım.
“ARKADAŞLAR” diye başlayan yazımı yayınlamakta karar kıldım.
Umarım, büyük kardeş Prof. Dr. Aytaç Baykal’ın yanıtlamaya ya da yalanlamaya yüreği yetmediği “bağış yalanı”yla ilgili Aslı Baykal kamuoyunu aydınlatıcı açıklama yapar.

Yazım şöyleydi:

//”HASAN ALTİNER” ADLI FACEBOOK KULLANICISI 23 ŞUBAT 2019 CUMARTESİ GÜNÜ ŞÖYLE BİR PAYLAŞIMDA BULUNDU:
“Sayın DENİZ BAYKAL
Yeminden sonra biriken parasının çekini Çağdaş Eğitim Vakfına bağışlamıştır.”
BEN BUNU, BİR ARKADAŞIN PAYLAŞIMINDAN ÖĞRENİYORUM VE AYNI GÜN SAAT 22.45’TE KENDİ SAYFAMDA PAYLAŞIYORUM AMA ALTINA DA AYNEN ŞUNLARI YAZIYORUM:
Arkadaşlar, ben bu gönderiyi paylaştım ama bu konuyla ilgili habere rastlamadım. Yukarıdaki metni yazan ve paylaşan Hasan Altıner adlı bir bey… Kendisinden de, konuyu veren haber linki istedim… Sizden de aynı istemde bulunuyorum… Çağdaş Eğitim Vakfı’na da soracağım, doğrulatmaya çalışacağım.”
ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI’NA ULAŞTIM… BÖYLE BİR BAĞIŞ YOKTU!..
AYNI İÇERİKTE, BİR İNTERNET GAZETESİNDE İKİ PARAGRAFLIK BİR HABER ÇIKTI…
HABERDE, “KAYNAK” BELİRTİLİYORDU…
O KAYNAĞA ULAŞTIM…
ANKARA’DAN BİLGİLENDİRİLDİĞİNİ VE BÖYLE BİR AÇIKLAMA YAPILMASININ KENDİSİNDEN İSTENDİĞİNİ SÖYLEDİ…
BİLGİLENDİREN/BİLGİLENDİRENLER, İSTEYEN/İSTEYENLER KİMDİ/KİMLERDİ?..
DENİZ BAYKAL’IN PROF. DR OLAN KIZIYLA (ASLI BAYKAL), OĞLUNU (AYTAÇ BAYKAL), BİR DE, DENİZ BAYKAL’IN HAS ADAMI ANKARA CHP ESKİ MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ’İ İŞARET ETTİ, BU ÜÇ İSİMDEN EN SAĞLIKLI BİLGİYİ ALABİLECEĞİMİ SÖYLEDİ…
ATEŞ’E İLETİ (MESAJ) ATTIM… HALA YANIT VERMEDİ…
HASAN ALTİNER’E DE İLETİ YAZDIM… SES SEDA ÇIKMADI… CEP TELEFONUNDAN ULAŞTIM… DENİZ BAYKAL’IN OĞLU VE KIZINI İŞARET ETTİ… “AYTAÇ BEYLE GÖRÜŞÜR, SİZE DÖNERİM” DEDİ… DÖNMEDİ…
26 ŞUBAT 2019 SALI GÜNÜ SAAT 13.00 SIRALARINDA, PROF. DR AYTAÇ BAYKAL’I, ANKARA’DAKİ MUAYENEHANESİNİN TELEFONUNUNDAN ARADIM…
ASİSTAN MELTEM HANIM ÇIKTI…
AYTAÇ BEYİN ŞU AN MUAYENEHANESİNDE OLMADIĞINI, NOT ALABİLECEĞİNİ, KENDİSİNE İLETEBİLECEĞİNİ SÖYLEDİ…
ADIMI SOYADIMI TEKRAR SÖYLEDİM, CEP TELEFONUMU YAZDIRDIM, BAĞIŞ YAPMA OLAYI İLE DENİZ BAYKAL’IN AĞIR HASTA OLMASINA KARŞIN NEDEN MİLLETVEKİLİ LİSTESİNE YAZILDIĞI YA DA YAZDIRILDIĞINI ÖĞRENMEK İÇİN GÖRÜŞMEK İSTEDİĞİMİ BELİRTTİM…
ARANMADIM…
1 MART 2019 CUMA GÜNÜ BEN ARADIM…
ATYAÇ BAYKAL’IN “GEREK GÖRÜRSEM, BEN İLETİŞİME GEÇERİM” DEDİĞİNİ ÖĞRENDİM…
BUGÜN 8 MART 2019 CUMA SAAT 24.45…
DENİZ BAYKAL’IN PROF. DR. OĞLU AYTAÇ BAYKAL, BENİMLE İLETİŞİME GEÇMEDİ…
“… BAĞIŞ YAPILDI” PAYLAŞIMLARIN YALAN OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI…//

Aslı Baykal eğip bükmeden, “yapılmayan bağış”, el altından, eşe dosta, sosyal basında “Sayın DENİZ BAYKAL
Yeminden sonra biriken parasının çekini Çağdaş Eğitim Vakfına bağışlamıştır” diye yazdırmanın MAKSADINI da açıklamalıdır…

B e k l i y o r u m . . .

“ASKIDA EKMEK” KRİZ ÇIKARIR MI, “CUMHUR İTTİFAKI”NI VE “İKTİDARI”NI DAĞITIR MI?..

150 150 bakikarakol

20 Şubat 2018’de “Cumhur İttifakı”nın “resmi” olarak gerçekleşmesinden 4 ay 6 gün sonra 24 Haziran 2028’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimi’nden 1 ay 2 gün sonra (26 Temmuz 2018), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekmeğe yapılan zamdan ötürü “Askıda Ekmek Kampanyası”nı başlattı.
MHP’nin içinde yer aldığı “Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın büyük ortağı AKP’den olumsuz tepki gelmedi; hoşnut olanalar vardı.
Kampanya, vatandaşlar arasında ilgi gördü; kimi fırınlarda uygulandı.

Aradan 2 yıl 3 ay 10 gün geçti.
26 Temmuz 2018’den, 16 Ekim 2020 Cuma gününe gelindi.
Gündem bombardımanı altında bunalan Türkiye’nin gündeminde gene ekmek zammı vardı.
“Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın küçük ama etkili ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Ekmek fiyatlarındaki artış dikkatle takip edilmeli. Bu sebeple ‘askıda ekmek’ projesini başlatıyorum. Hali vakti yerinde her vatan evladı, kendisine en yakın ekmek fırınına gitmeli, eğer 2 ekmek alacaksa 3 ekmek parası ödemeli. Unutmayalım ki inancımız ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ esasına dayanmaktadır” diyerek, ikinci “Askıda Ekmek Kampanyası”nı başlattı.

Bu defa yerildi.
Çünkü…
“Cumhur İttifakı”nın “Cumhur İttifakı İktidarı”, ekonomik alanda da başarılı olamamıştı, vatandaşı “askıda ekmeğe muhtaç” etmişti.

Bahçeli’nin “Askıda Ekmek Kampanyası”nın ikincisini başlattığı 16 Ekim 2020 Cuma gününden üç gün sonra, 19 Ekim 2020 Pazartesi günü, İstanbul MHP Milletvekili ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın, “@E_SemihYalcin” twitter hesabından şunları paylaştı:
“Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı askıda ekmek kampanyası bazı ciğersizlerin midesine dokundu. Aşımızı taşa çevirenler, soframıza tefrika taşıyanlar, huzurumuza kaos doğrayanlar iş başında. Haramla beslenip zehir kusan tipler helal lokmanın değerini ne bilsin! Kimselere ahvalini açmadan ihtiyacını gidermenin tat ve saffetini utanmazlar nasıl hissetsin!
Askıda ekmek, asil ve âlicenap ecdadımızın yüzlerce yıllık tesanüt geleneğinin bugüne yansımasıdır. Yaralamadan yardım etme, incitmeden paylaşma inceliğinin muazzam bir tezahürüdür.
Askıda ekmeğe siyaset katmak ve bundan suni gündemler icat etmek; milletin aşına kir akıtmaktır, ekmeğine zehir sürmektir, sofrasına necaset bulaştırmaktır. Askıda ekmek kampanyasından ekonominin batakta olduğu, milletin fakrüzaruret içinde kaldığı çıkarımında bulunan densizler çekilin! Millî kültürümüzün yüksek değerlerini mülevves ellerinizle kirletmeyin.” https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/mhpden-elestirilere-tepki-ekonominin-batakta-oldugu-cikariminda-bulunan-densizler-cekilin-1774580

Ortalık karıştı.

“Bahçeli, askıda ekmek kampanyasını bir de değil, iki kere neden başlatmıştı?
Yalçın, unutulup giden olayı 3 gün sonra neden gündeme taşmıştı?” diye soruları ve tartışılır oldu.

Sahi…
Dertleri, amaçları neydi?!

Yalçın’ın alevlendirdiği 19 Ekim 2020 Pazartesi günü, Deniz Zeyrek’in “Askıda ekmek varken Erdoğan seçime gitmez” başlıklı yazısı Sözcü Gazetesi’nde çıktı.
Zeyrek yazısını şöyle bitiriyordu:
//Desteklediği iktidar “Türkiye uçuşa geçti” açıklamaları yaparken, Bahçeli’nin başlattığı kampanya ülke gerçeğini bütün netliğiyle gün yüzüne çıkardı.
Muhalefet aylarca uğraşsa bunu yapamazdı.
Emin olun, bilgiyle yazıyorum, kampanya en çok AK Parti’yi rahatsız etti.
Bize hep soruyorsunuz ya “erken seçim olur mu” diye…
“Askıda ekmek varken Erdoğan seçime gitmez” diyorum.Çünkü askıda ekmek varsa Türkiye’yi halihazırda yönetenler için sandıkta iktidar yoktur.// https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/deniz-zeyrek/askida-ekmek-varken-erdogan-secime-gitmez-6086947/

“Emin olun, bilgiyle yazıyorum” diyen Zeyrek’in “Kampanya en çok AK Parti’yi rahatsız etti” saptamasına ve vurgusuna katlıyorum.
AKP’liler çok rahatsızdılar.
Rahatsızlıklarını, huzursuzluklarını, “korkularını” yüz ifadelerinden, gözlerindeki boş bakışlardan ve seslerindeki titremeden belli ediyorlardı.
“Cumhur İttifakı” ve Cumhur İttifakı İktidarı” içinde derin bir kriz olduğunu gizleyemiyor, açığa vuruyorlardı.

19 Şubat 2001’deki’nin benzeri kriz, 19 yıl 11 ay veya 20 yıl sonra yaşanır mı?!

Yaşanır.

19 Şubat 2001 yılındaki krizde, Bülent Ecevit Başkanlığındaki Hükümette, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’la birlikte Başbakan Yardımcısı olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, o zamanki gibi, şimdi de, krizin hemen ardından “Erken seçim” diye tutturur mu?!

AKP’deki rahatsızlık, huzursuzluk, hoşnutsuzluk tavan yapıp “Cumhur İttifakı’nın dağılması, erken seçime gidilmesi korkusu” hepten açığa çıkarsa, evet, Bahçeli “erken seçim” der.

MHP’liler böyle bir gelişmenin olmasını istemiyorlar, olmasından korkuyorlar.

İstememelerini, korkularını, Hürriyet’ten Hande Fırat “2018’den bugüne MHP’nin ‘askıda ekmek’ projesi” başlıklı dünkü (20 Ekim 2020 Salı) başlıklı yazısında şöyle dile getiriyor:
//MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘askıda ekmek’ kampanyası aslında yeni değil.
2018 yılının Haziran ayında ekmek fiyatlarındaki artış üzerine MHP Genel Başkanı zammın insani ve vicdani olmadığını söyleyerek, “Ankara’da, özellikle de Çankaya’dan başlamak üzere ‘askıda ekmek’ projesini başlatıyorum” demişti. Bugün o kampanya yeniden gündemde. Peki ama neden ihtiyaç duyuldu? MHP, ekonomide işlerin yolunda olmadığı yönünde bir imada mı bulundu? Bu durum AK Parti kanadında bir rahatsızlık mı yarattı? Soruların yanıtlarını MHP kulislerinde aradım. İşte yanıtları:
Kampanya eski kampanyanın devamıdır. Ekonomik sıkıntıdan dolayı başlatılmadı. Osmanlı’nın en şaşalı döneminde bu tip yardımlar yapılıyordu. Refah dönemlerinde de âdettir.
Buradan bir çıkarım yapıp bunu siyasete alet etmek yanlıştır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir şey söyleyecekse açık ve net söyler. Ekonomi ile ilgili bir görüşü var ise onu da ima etmeden açıkça dile getirir.
AK Partili yetkililerden MHP’ye bu konuda bir rahatsızlık iletilmedi.// https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/hande-firat/2018den-bugune-mhpnin-askida-ekmek-projesi-41640541

“AĞZI BOZUK”, “DENSİZ” MHP’Lİ EDİP SEMİH YALÇIN’A ANIMSATMA VE ÖNERİ!..

150 150 bakikarakol

Türkiye’mizde siyasada (politikada), siyasacıda (politikacıda), siyasa söylem ve eylemlerinde düzey/seviye AKP iktidarıyla yok oldu!

Son yıllarda, aylarda öyle siyasalara, siyasacılara, siyasa söylem ve eylemlerine tanık olduk ki!..
Hele de şu günlerde!..
“Aman Tanrım!” deyip utanıyoruz, ellerimizle yüzümüzü kapatıyoruz!

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdiği, Yüksek Lisansını Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsünde, Doktorasını da Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yaptığı için, tarihimizi iyi bilenlerden biri olması gerekenlerden “Prof. Dr.” unvanlı siyasacının, “düzey/seviye düşüklüğü”ne “katkı vermesi”ni şaşkınlık içinde izliyorum!

MHP’ye ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik yergi haber ve yazılar yazdılar diye, gazetecileri, yazarları “ölümle tehdit” eden MHP Genel Yardımcısı Edip Semih Yalçın’dan söz ediyorum.

Benden üç yaş küçük, 1958 Sivas Gemerek doğumlu Edip Semih Yalçın kadar, siyasanın, siyasa söylemin düzeyini/seviyesini düşüren siyasacı görmedim!
“Ağzının bozukluğu”na bir anlam verebilmiş değilim!

Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 4 gün önce (16 Ekim 2020 Cuma) bir açıklama yaptı:
“Ekmek fiyatlarındaki artış dikkatle takip edilmeli. Bu sebeple ‘Askıda Ekmek Projesi’ni başlatıyorum. Hali vakti yerinde her vatan evladı, kendisine en yakın ekmek fırınına gitmeli, eğer 2 ekmek alacaksa 3 ekmek parası ödemeli. Unutmayalım ki inancımız ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ esasına dayanmaktadır.”

Bahçeli’nin “Askıda Ekmek Kampanyası” yeni değildi.
2018’de de başlatmıştı, “Askıya koyulan her ekmek mazlumları sevindirecek, masumları şevklendirecek, sofraları şenlendirecektir. Bunun yanında Türk-İslam kültürünü gelecek nesillere gurur ve şuurla taşıyacaktır. Askıya ekmeği koyalım arşa Türk emek ve erdeminin damgasını vuralım” demişti.

Aynı gün (16 Ekim 2020 Cuma) twitter hesabımdan “Cumhur İttifakı’nın ve ‘İktidarı’nın en etkili ve etkin ortağı Devlet Bahçeli ne yaptığını bilmez bir biçimde “askıda ekmek kampanyası”nı https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/bahceli-askida-ekmek-kampanyasi-baslatti-6083848/ başlatınca, hararetle savunduğu
“Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin iflas ettiği itirafında bulunmuştur…” https://twitter.com/BakiKarakol/status/1317204264171806720 diye yazarak tepkide bulundum.

Başkaları ve siyasiler de tepkilerini dile getirdiler.

Ne yazık ki “ağzı bozuk” Edip Semih Yalçın, üç gün aradan sonra dün, @E_SemihYalcin hesabından paylaşımda bulundu:
“Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı askıda ekmek kampanyası bazı ciğersizlerin midesine dokundu. Aşımızı taşa çevirenler, soframıza tefrika taşıyanlar, huzurumuza kaos doğrayanlar iş başında. Haramla beslenip zehir kusan tipler helal lokmanın değerini ne bilsin! Kimselere ahvalini açmadan ihtiyacını gidermenin tat ve saffetini utanmazlar nasıl hissetsin!
Askıda ekmek, asil ve âlicenap ecdadımızın yüzlerce yıllık tesanüt geleneğinin bugüne yansımasıdır. Yaralamadan yardım etme, incitmeden paylaşma inceliğinin muazzam bir tezahürüdür.
Askıda ekmeğe siyaset katmak ve bundan suni gündemler icat etmek; milletin aşına kir akıtmaktır, ekmeğine zehir sürmektir, sofrasına necaset bulaştırmaktır. Askıda ekmek kampanyasından ekonominin batakta olduğu, milletin fakrüzaruret içinde kaldığı çıkarımında bulunan densizler çekilin! Millî kültürümüzün yüksek değerlerini mülevves ellerinizle kirletmeyin.” https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/mhpden-elestirilere-tepki-ekonominin-batakta-oldugu-cikariminda-bulunan-densizler-cekilin-1774580

Bu sözlerle yanıt verilen “tepkiciler, yergiciler” arasında olduğum için, “ağzı bozuk”, “densiz” Edip Semih Yalçın’a, şu yazıklarından çıkarıp o kadar yazacaklarım ve soracağım soru var ki!..
Her bir sözcüğü, her bir tümcesi kendisini ters köşe yapar!
Tek sözcük yazmayacak, tek soru sormayacağım.
Ama…
Geçen yıl (2019) Ekin ayı ortalarında, Ankara Kalesi’nden düşerek çok genç yaşta yaşamını yitiren –Allah rahmet etsin- oğlu Turan İlteber Yalçın’ın, bir baba olarak günlerce, aylarca çektiği, çekmekte de olduğu acının çok daha acısını bu yurdun babalarının çektiğini anımsatacağım ve duygudaşlık (empati) yapmasını, “ağdalı dili”ni usunun (aklının) önünden geri çekmesini önereceğim…

“CUMHUR İTTİFAKI”NIN CUMHURBAŞKANI ADAYININ KAZANMASINA ÇALIŞAN ÖZDE DEĞİL SÖZDE CHP’Lİ!..

150 150 bakikarakol

Türk basınının yüz akı, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onurlu, namuslu, yurtsever, gerçek Atatürkçü, sevgi ve barış insanı gazeteci-yazar Bekir Coşkun yaşama gözlerini kapadı… https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/bekir-coskun-aramizdan-ayrildi-6086775/
Saygıyla anıyorum…
Hep de saygıyla anacağım…
Işıklar içinde uyusun…

*

başlattığı “Memleket Hareketi” çerçevesinde il il gezen –daha doğrusu “gezdirilen”- “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce’nin (M.İ’nin) yolu 17 Ekim 2020 Cumartesi günü Yozgat’a düşmüş.
Gazeteci, partim CHP’nin başındaki Soroscu “adı lazım değil”in “erken seçim çağrısı” yaptığını anımsatmış, düşüncesini sormuş.
Şu yanıtı vermiş:
“Genel Başkan erken seçim çağrısında bulunduysa aday olmayı düşünüyor demektir. Doğru buluyorum ve destekliyorum.” https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/muharrem-ince-ile-vatandas-arasinda-ilginc-diyalog-6085774/

Siz, böyle bir anımsatma ve sorudan, “Cumhurbaşkanlığına aday olmayı” çıkartır mısınız?
Ben çıkartmam.
M.İ. nereden çıkartıyor?!

Bir yerden çıkarttığı yok.
Usunca (aklınca) siyasa (politika) yapıyor.
Bu siyasa değil, kurnazlık, tuzak!..

“Destekliyorum” dediği kişiye kendisi “muhtaç”!
Kendisinin ne etkinliği, gücü var ki, destek olacak?!

Gerçekte destek olmak falan yok, “Destekliyorum” dediğine oyun içinde, köstek olma peşinde.

Kendisi de çok iyi biliyor ki, “Destekliyorum” dediği, gaza gelip kazara “aday” olursa, kazanamayacak; kazanan, kazanmasını istemediği siyasi rakibi olacak.

Bir ikinci kazanan M.İ’nin kendisi olacak.

Siyasi rakibi karşısında beklenenin çok altında oy alarak ağır yenilgiye uğrayacak “adı lazım değil”in, böyle bir sonuçtan sonra, partim CHP’min başında ve de siyasada kalması çok zor.
Ondan boşalacak “CHP Genel Başkanlık koltuğu”na, M.İ. efendi, havai fişekler altında gelip oturacak.
Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görür ya, onun gibi…

“Hayal” güzel bir şey ve insan yaşamının olmazsa olmazlarındandır.
Ama…
Uçukluklara da hayal denilmez ki!
Neden sapla saman karıştırılır?!

Gayet güzel anımsatmalı ve çok doğru biçimde sorulan soruya “alakasız” yanıt, yanıt sahibi M.İ’nin beynin gerisindekini açığa vurduğunu görmezden gelemeyiz.
Görmezden gelirsek, yazmaz, paylaşmazsak “namuslu” davranmamış oluruz.

Yazayım:

Özde değil, sözde CHP’li “kandırıkçı, siyasi palyaço, şaklaban” Muharrem İnce, “Cumhur İttifakı” ve “Cumhur İttifakı İktidarı” ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı adayımızdır” dediği AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının kazanmasına çalışıyor.

Çalışabilir.

O zaman, karşıt görünüp gizliden çalışmak olmaz.
Mertçe, delikanlıca çıkacak, açıklayacak, çalışacak.
Öteki tür, her açıdan etik değildir, şark kurnazlığıdır.

M.İ. de, “adı lazım değil” de çok iyi bilsin:
İster erken, ister süresinde yapılacak seçim, ikisinin de siyasi yaşamına nokta koyacak.
Şundan:
Ciddi çok siyasi yanlışlar yaptılar, yapıyorlar.

AKP KRİZLE GELDİ, KRİZLE GİDECEK!..

150 150 bakikarakol

AKP KRİZLE GELDİ, KRİZLE GİDECEK!..

İnanmanızı isterim:
İlk gün (yani önceki gün, 14 Ekim 2020 Çarşamba) haberim olmadı, ikinci gün (dün) haberim oldu.

Uzun süredir, ülkede onca olaylar, gelişmeler yaşandı!..
Çekildiği köşesinden çıkıp tek sözcük etmedi!..
Yanlışa yanlış, doğruya doğru demedi!..
Yerdim!..
Zaman zaman “Yaşıyor mu?” sorusuyla ironi yaptım!..

10’uncu Cumhurbaşkanı ve alt mahkemenin, “Enis Berberoğlu kararı”nı tanımayan, “Engin Yıldırım” adlı üyesinin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) ışıklı fotoğrafını koyup altına “Işıklar yanıyor” diye twitter attığı, üç gündür de gündemin bir numarası olan AYM’nin eski Başkanlarından Ahmet Necdet Sezer…
Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a konuşmuş!:
“Ankara’nın başkent oluşunun 97. yılıydı, bu yüzden tüm kamu kurumlarının ışıkları açıktı.”

Konuşmasına ve us (akıl) edip düşünemediğimiz (!) konuda böylesine aydınlatıcı, çarpıcı söz etmesine(!) pek şaşırdım!
Zahmet etmiş (!)!
Gene de, sessizliğe gömüldüğü köşesinden zaman ayırıp, bu tek tümceyi ettiği için –yerip duran olarak- kendisine teşekkür ediyorum(!)!

1983-1988 yıllarında Yargıtay üyeliği, 1988–1998 arası Anayasa Mahkemesi üyeliği, 1998–2000 sürecinde de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapan Sezer;
25 Nisan 2000 günü, CHP (Bülent Ecevit)-MHP (Devlet Bahçeli)-ANAP (Mesut Yılmaz) ortaklı Hükümet’in Başbakanı Bülent Ecevit’in önerisi üzerine, muhalefet partileri Fazilet Partisi (Sezai Kutan) ve Doğruyol Partisi’nin (Tansu Çiller) de desteklemeleriyle “Cumhurbaşkanlığına aday” gösterildi;
9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den 16 Mayıs 2000’de devraldığı “Cumhurbaşkanlığı görevi”ni 28 Ağustos 2007’de Kamutay’da (TBMM’de) “11’inci Cumhurbaşkanı” seçilen AKP Milletvekili Abdullah Gül’e devretti.

Sanki “o görevler”den gelmemişti!

28 Ağustos 2007’de Ankara’daki “mütevazi” konutuna çekildi, derin sessizliğe büründü!
N e d e n ?!.
Ülkede neler oldu neler!..
Ülkenin yönetim biçimi değişti!
Demokratik, Laik Parlamenter Sistem gitti, yerine “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” diye bir “ucube” geldi/getirildi!
Ülkenin kurtarıcısı, çağdaş devlet kurucusu dünya lideri Kemal Atatürk’e neler edildi neler!..
10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer gıkını çıkarmadı?!.
N e d e n ?!
Sessiz kalarak, bugünkü “Atatürk karşıtı anlayış”a, o anlayıştaki siyasi kadroya hizmet etmiş olmuyor mu?!
Hani “Atatürkçü”ydü?!
Hani çağdaş, aydınlık Türkiye’den yanaydı?!
Hani Demokratik Parlamenter Sistem’e övgüler diziyordu?!
Hepsi yalan mıydı?!

Gene…
“Ört ki ölem!” diyeceğim!
Ve…
“AKP ve MHP korkuyor!..” başlıklı dünkü yazımı bitirdiğim “İktidarı yitirme korkusu’ndaki AKP ve MHP’nin bana anımsattığını yarın yazacağım…” tümcemde verdiğim söze döneyim:

Ne ilginç rastlantıdır ki, “İktidarı yitirme korkusu”ndaki AKP ve MHP’nin bana anımsattığı, 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, 19 Şubat 2001’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, Başbakan Bülent Ecevit’e “Anayasa kitapçığı”nı fırlatmasıyla neden olduğu “geniş kapsamlı kriz”di!

İşte o kriz;
Ülkenin çağdaş, aydınlık geleceğini karartan, halkın umutlarını, hayallerini yıkan, “Müslüman Kardeşler” anlayışındaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP’nin), kuruluşundan, 18 yıla varan “iktidar süreci”nin “ana dürtü”sü oldu!

AKP, geniş kapsamlı krizle doğdu, büyüdü, iktidar koltuğuna oturdu!
Oturtanlardan biri de;
2001’de 10’uncu Cumhurbaşkanı Sezer’in tetiklediği krizin hemen ardından, seçime 1,5 yıldan fazla zaman varken, “Erken seçim” diyen, dayatan, ülkeyi “3 Kasım 2002 Pazar” günü erken seçime götüren/götürten, “Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın “etkin etkili” ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ydi!

Bu saptama ve vurgulamadan sonra…
Diyorum ki:
AKP, krizle geldi, krizle gidecek!
Ne zaman?
2021’in en geç Ağustos ayı olmazsa, 2022’nin Kasım başlarında…

Neden bu tarihler?
Şundan:
1-AKP 14 Ağustos 2001’de resmen kuruldu.
2-AKP 3 Kasım 2002 seçimden birinci çıktı.

(Anımsanacaktır: 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hükümeti kurma görevini, siyasi yasağından ötürü AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a değil, AKP’nin 2 numarası Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’e verdi.)

Sezer-AKP örtüşmesi yazgı mı, ayrıntılı düşünülüp yazılmış “senaryo” mu?!.

Dünyayı ve halkları, emperyalist 3-5 aile yönetir!
Ve ben; onlara, onların anlayışlarına, yol arkadaşlarına, işbirlikçilerine, Atatürkçü görüşümle karşıyım!
Karşı olacağım!
Buna karşın;
İstemeyerek de olsa, işlerinde başarılı bulduğumu söylemeliyim!..