Sizleri, yaklaşık bir haftan beri, “NATO Zirvesi” için -değim yerindeyse- Olağanüstü Hal (OHAL) Yasası’nın en katı biçimde uygulandığı “Ankara”dan, “Ankara gündemi”nden ve dün (7 Temmuz 2026 Salı) başlayıp bugün (8 Temmuz 2026 Çarşamba) bitecek “NATO Zirvesi”nden uzak tutacağım; ama bir başka yazıyla buluşturacağım:
// Barajlar doldu. Şimdi yapılacak iş ilk seçimde toprakla suyun birleşmesini sağlamak. Suyu hasretle kavrulmuş toprağa taşıyacak kanallara işlerlik kazandırmak.
Uzun yıllardan beri geniş halk kesimleriyle arasına perde geren CHP yönetimi Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşlarıyla aradaki perdeyi kaldırmış Halkla yüz yüze gelmeye başlamıştır. Türkiye ve hatta dünya solcularını, sosyal demokratlarını umutlandıran, heyecanlandıran bu gerçeği artık karşıt düşüncedekiler bile kabul ediyorlar.
Kılıçdaroğlu’nun gittiği her yerde gördüğü ilgi, kamuoyunda yarattığı güven CHP’yi ilk seçimde mutlaka iktidara taşıyacaktır, taşımalıdır. Bu herkes için gereksinimdir.
Genel politikanın geniş halk kesimleri üzerinde yarattığı bu pozitif olguyu yaygınlaştıracak, etkinleştirecek güç yerel yöneticilerdir. İl ve ilçe örgütleridir. Bu koşuya, iktidar koşusuna ayak uydurmakta zorlanan örgütlerin gözden geçirilmesi, silkelenmesi, aktif ve etki hale getirilmeleri gerekmektedir.
Siyaseten kısırlaşmış, tembelleşmiş, “elimden gelen budur” kabilinden anlayışların, etnisitenin, dar çevrenin sarmalında kaybolmuş örgütler bu şahlanışın hedef kitlesine ulaşmasında engel olamasalar da engel gibi görünmektedirler. CHP vakit kaybetmeden örgütlerde neler olduğunu sorgulamalıdır. Örgüt seçimlerinin ne koşullarda yapıldığı, delegelerin nasıl yazıldığı, ülkenin en büyük problemi olan parti içi demokrasinin işletilip işletilmediği soruşturulmalıdır. Bu soruşturmanın yapılmaması kamuoyunda oluşan olumlu havayı dağıtma tehlikesini ortaya çıkarıyor. Nitekim CHP’de yaşananların bir “değişim” değil yalnızca başkan değişikliği olduğunu iddia edenlerin en çok kullandığı argümanlar, örgütlenme yapısı konusunda toplanmaktadır. CHP’nin bu iddialara vereceği en iyi yanıt örgüt yapılanması konusunda iyi bir sorgulama ve düzenleme olacaktır. Türkiye genelinde CHP’ye destek vermek için parti kapatanların, parti kurma çalışmalarını durduranların, şu ya da bu sebeplerle partiyle arasına mesafe girmiş kişilerin koşarak geldikleri böylesi bir ortamda “mutlaka ben olmalıyım” diyenlerin yerini “mutlaka ben de olmalıyım” diyenler almalıdır.
Özellikle parti içindeki yönetimi eleştirdiği için partiye ‘küstürülen’, delege listelerinden çıkarılan, parti içinde belirli konumlara gelmesi haksız şekilde engellenen insanların (ki son 10 yıla kadar sosyal demokrat geleneği ayakta tuttuğu dikkate alınırsa çok önemli bir sayıdadırlar) tekrar aktif hale getirilmesi de yeni yönetimin önemli bir başarısı olacaktır. Siyaset üretmeyi bir yana bırakalım, üretilen siyaseti kavramakta zorlanan, hantallaşmış, tembelleşmiş, hedef kitlesini daraltmış, örgütlerin dirilmelerini sağlayacak önlemlerin vakit geçirilmeden alınması gerekmektedir.
Güçlüklerle dolu, zor ve yorucu bir yolculuğun yeniden başındadır CHP. Bu zorlukları aşacak irade ve niyet CHP’nin kuruluş felsefesinde vardır. Bu felsefeyi yeniden yaşama geçirmek hepimizin boynunun borcudur.
Şimdi, hemen, ivedilikle örgütler gözden geçirilmeli, çalışmaları sorgulanmalıdır. Yüreklice “Ben CHP’liyim, demokratım, tüm insanları ayırt etmeden seviyorum, ülkenin kalkınması, herkesin aş, iş sahibi olması, herkesin birbirine güler yüzle baktığı, kucaklaştığı, kamplaşmaların, düşmanlıkların olmadığı bir toplumun yaratılmasında benim de alın terim olmalıdır, birikimlerim var ve bu birikimleri paylaşmak istiyorum” diyenlerin, beraber yürümesi gereken bu yolculukta yol arkadaşı olmak isteyen herkese kolaylıklar diliyorum.
Bilinmelidir ki, zorlu bir yolculukta yol arkadaşı olacak kişiler barajlardaki suyun toprakla buluşmasının önünü kesen kişiler olmamalıdır. Kanallara akıtılan su kendisini bekleyen toprağa kavuşmak için önündeki engelleri mutlaka yıkacaktır ancak, ortaya çıkacak bu çok az bir zaman kaybı bile partimin ve ülkemin gelişmesini geciktirebilir.
Seçimler toprakla suyun birleşme günüdür ve süresi bellidir. //
Okuduğunuz yazı, 28 Haziran 2010 Pazartesi günlü; yani, yazıda adı geçen; 22-23 Mayıs 2010’daki CHP’nin 33’üncü Olağan Kurultay’ında tek aday ve bin yüz 89 delege oyu ile CHP’ye “7’inci Genel Başkan” olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinden 37 gün sonra…
Tanığıyım; okuduğunuz yazıyı kaleme alan, aynı günlerde, memleketinde bir toplantıda, “Arkadaşlar, Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’yla bir rüzgar yakalamışız. Bu rüzgarı heder etmeyelim, çok dikkatli olalım” sözünü de etmişti.
16 yıl 3 gün önceki yazının ve iki tümcelik sözün sahibi, 1999-2002 yılları arasında Kars CHP İl Başkanlığı yapan eğitimci kökenli Yücel Taşçı’ydı.
Şimdi ne düşünüyordu?
Aradım.
Yoğundu.
Konuşamadım.
Döndüm; www.karsmanset.com internet gazetesinde 28 Mayıs 2010’da “Yücel Taşçı’dan öneriler” https://www.karsmanset.com/haber/yucel-tascidan-oneriler-3214.htm başlıklı yazıyı tekrar okudum.
Aradıkların, yazının içindeydi.
Bugünlere gelmeden önce, 33’üncü Olağan Kurultay öncesine çok kısa değineceğim:
CHP Genel Başkanı merhum Deniz Baykal’dır.
Baykal, Bülent Ecevit’in 1999’da DSP’den Milletvekili adayı yapmadığı, partililerine de “Bundan uzak duralım” dediği, ama Adalet Partisi Genel Başkanlığı ve Başbakanlıkları dönemlerinde Türkiye’ye, Türk halkına dokuz doğurtan, 9’uncu Cumhurbaşkanı olunca “demokrat” kesilen Süleyman Demirel’in “ricası” ile CHP’ye alındı, İstanbul’dan Milletvekili, ardından Grup Başkanvekili yapıldı.
Maliye Bakanlığı’nda “Hesap Uzmanı”, daha sonra Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) –şimdi yok, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) var- Genel Müdürü görevlerinde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 yılının başlarından itibaren AKP’li iki Genel Başkanın (merhum Mir Mehmet Fırat ile Şaban Dişli’nin) ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’in yolsuzluklarıyla ilgili belgeleri kamuoyuyla paylaşmaya başladı.
Popüler oldu.
Onunla yapılan televizyon programları yüksek reyting alıyord; yazılar, söyleşiler, haberler kapış kapış okunuyordu.
Parlaması, parlatılması bir numaraydı.
Gün geldi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Özel Kalem Müdürü ve Milletvekili Nesrin Baytok’la kaseti patlak verdi.
Deniz Baykal 10 Mayıs 2010’da Genel Merkez binasında düzenlediği basın toplantısıyla CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini açıkladı.
Genel Başkanlık için “Kemal Kılıçdaroğlu” adından başka ad öne çıkmadı.
1994 yılında, “ABD’li Para Babası” diye de anılan Geogre Soros’un, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) adlı vakfının 183’üncü sıradaki kurucu üyesi Kemal Kılıçdaroğlu, 33’üncü Olağan Kurultay’da seçilerek, “CHP Genel Başkanı” oldu ve “CHP Gene Başkanlığı koltuğu”na oturdu.
Umut saçar.
“Ekmek Teknesi” dizindeki bir replik gibi:
“Umutlar şelale…”
Ancak…
İlk seçimle umut sönmeye başlar, peş peşe yapılan halkoylamaları ve yerel, genel seçimlerle hepten tükenir.
38’inci Olağan Kuru’tay’la “CHP Genel Başkanlığı” defteri de kapanır.
Ama 0 da ne!
Kurultay sonucuna itiraz edilir.
Dava açan açana…
Kılıçdaroğlu, süreç başlarında “Kayyum geleceğine, mutlak butlanla ben geleyim. Ne var bunda” dedi.
Dediği oldu da.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026’da “Mutlak Butlan” kararı verdi, Özgür Özel ve yönetimini “tedbiren” görevden uzaklaştırdı, Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimini yetkili kıldı.
Fakat…
Kılıçdaroğlu, karardan bir gün önce çekip yayınladığı videoda öyle sözler etti ki!..
Değim yerindeyse, kendisini, yapacaklarını vb tek tek sıraladı.
Bu da, “kuşkular”a neden oldu.
Artık açık açık konuşuluyordu:
“Kılıçdaroğlu, Türkiye, laik Cumhuriyet ve CHP üzerine yazılmış kirli senaryonun oyuncusu”ydu.
İşin de ta başındaydı.
“Şikayetçi belirleyen, onları yönlendiren o” deniliyordu.
Bu kanıya varılmasında, açılan dava süresince ağzını açıp tek sözcük etmemesi, şikayetçi Lütfü Savaş’ın avukatını* Ankara CHP İl Yönetim Kurulu üyeliğine getirmesi etkili etkenlerden biriydi.
Kendi Avukatı Celal Çelik’in yazılı başvurusu ile polisin 24 Mayıs 2026 Pazar günü CHP Genel Merkezi’ne yıkıp dağıtarak, biber gazı sıkarak girmesi olayını hiç anımsamak ve anımsatma kistemem.
O bile başlı başına “siyasi görevleri”nin içeriğini, amacını, neler yapılacağını, nerelere, kimlere kadar gidileceğini işraetliyordu.
Erdoğan Başbakanken, 2020’un 23 Nisan’ında, koltuğuna oturttuğu ilkokul öğrencisi Engin Koçubaba’ya “Yetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende” https://www.hurriyet.com.tr/video/ister-asarsin-ister-kesersin-36038043 dediği gibi, Mahkemenin “Mutlak Butlan” kararı ve görevlendirmesiyle “yetki” artık Kemal Kılıçdaroğlu’ndaydı.
Attığını attı, kovduğunu kovdu, görevden aldığını aldı, göreve getirdiğini getirdi vb!..
Gelinen noktada, il, ilçe, belde Başkanlığına atayacak, il, ilçe, belde yönetimine getirecek partili bulamıyor.
Bir de X hesabından “Tarafsız basının sustuğu yerde millet gerçeği duyamaz; gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz.” https://x.com/kilicdarogluk/status/2073779605538750571 diye yazar.
Ben de, paylaşımının altına “… ‘gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz’ yazmışsınız… Hukukla örtüşmeyen mahkeme kararıyla atandığınız CHP’de olduğu gibi!.. Bu arada ‘gerçeğin sustuğu’ ne demek?.. Gerçek nasıl susar?.. ‘gerçeğin sustuğu yer’den de söz ediyorsunuz… O yeri tanımlar mısınız?..” https://x.com/BakiKarakol/status/2073792348148916364 diye yazdım.
Uzun oldu.
Uzatmayayım.
Bu kadarla kalsın.
Bitirirken…
2 Temmuz 2026 Perşembe gecesi Sözcü TV’de canlı yayınlanan “Özlem Gürses/Barış Terkoğlu Programı”nın 2’inci bölümünde Prof. Dr. Hurşit Güneş vardı.
Öyle sözler etti ki!
Haftaya yazacağım.
Sizlerden https://www.youtube.com/live/ql1dLlh13X4 linkini tıklayıp izlemenizi/dinlemenizi isteyeceğim…
* Onur Yusuf Üregen
Yorum Yaz