Monthly Archives :

Haziran 2026

ARININ, AKLANIN ÖYLE KONUŞUN!..

150 150 bakikarakol

19 Haziran 2026 Cuma gecesi, aylar, yıllar sonra, Türk gazeteciliğinde, televizyonculuğunda bir ilk yaşandı.

 

Kim düşündü, kim önerdi, öneri kimden geldi bilmiyorum.

 

Sözcü TV…

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay’ın iptali için açılan davada, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü “Mutlak Butlan” kararı verip “CHP Genel Başkanı” olarak atadığı, 38’inci Olağan Kurultay’da “Genel Başkan” seçilmeyen, CHP’nin 22 Mayıs 2010’dan, 4-5 Kasım 2023’e kadar 13 yıl Genel Başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nu…

“Özel Canlı Yayın”a aldı.

Canlı yayın CHP Genel Merkezi’nden yapıldı.

Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kuruluş Mutlu sorular sordular.

Yazının altında linkini* verdiğim, yaklaşık iki saatlik söyleşiyi gerçekleştirdiler.

 

Ne yalan söyleyeyim, ilk başlarda “Sözcü TV yönetimi, bu atanmış butlancıyı niye çıkarıyor” diye söylenmiştim.

Sözcü Gazetesi yazarı Emin Çölaşan üstadımın, aynı günkü “Gazetecilik ve KK” https://www.sozcu.com.tr/gazetecilik-ve-kk-p329181 başlılık yazısı, tepkimde haklılığımı destekler olunca, bende “izlememe, şöyle bir bakıp geçme” düşüncesi ağır bastı.

Öyle yaptım.

Ama…

Senem Toluay Ilgaz öyle giriş yaptı ki!..

“Dur bakalım, sonu nereye varacak” dedim, oturdum, izledim.

İyi ki oturmuş izlemişim!

@ilgazsenem, @baristerkoglu, @aslikurtuluss öyle sorular sordular, öyle  gazetecilik, televizyonculuk sergilediler ki, hayran kaldım, gazeteciliğimle onur duydum!

 İşte gazetecilik buydu!

Sorunu soracaksın, sorunun yanıtını alıncaya kadar direneceksin, sorgulayacaksın, karşına geçip sorularına yanıt veren kişinin doğruyu, doğruları söylemesini sağlayacaksın, yalana, dolana kanmayacaksın, izleyicini, dinleyenini, okurunu yanlış verilerle aldatmayacaksın!

Başta Sözcü TV Genel Yayın Yönetmeni @ipekkozbey’e, gerçek gazeteciliği, televizyonculuğu capcanlı gösteren üç gerçek gazeteci Senem Toluay İlgaz’ı, Barış Terkoğlu’nu ve Aslı Kurtuluş Mutlu’yu kutluyorum.

 

Günaydın, Meydan, Gözcü Gazetelerinde Genel Yayın Yönetmenim Rahmi Turan “İşte gerçek gazetecilik!” https://www.sozcu.com.tr/iste-gercek-gazetecilik-p329929 başlıklı yazısında, yazacaklarımın aynısını yazmış.

Ben de, yapılan bu “gerçek gazetecilik”ten ciddi rahatsız ve tedirgin olanlara değineyim:

Gaziantep AKP eski Milletvekili ve AKP MKYK eski üyesi “sözde gazeteci” Şamil Tayyar!la başlayayım.

Bilmediği ama bildiğini sandığı “gerçek gazetecilik” konusunda ahkam kesmeye, çarpıtmaya kalkınca, paylaşımının altına “Rahatsız mı oldun Tayyar?!.” https://x.com/BakiKarakol/status/2068042857210872294; birkaç saat sonraki paylaşımına “Yapılan gazeteciliği gördün, eziliyorsun değil mi Tayyar?!. https://x.com/BakiKarakol/status/2068077664116605298 diye yazdım.

Tayyar ara vermiyor, kaptırmış gidiyor:

“Bu şimdi gazetecilik mi? Kılıçdaroğlu program konuğudur. Yani kanalın misafiridir. Ev sahibi misafirine nezaketli olmalıdır. Saygısızlık, gazetecilik değildir.” paylaşımına karşılık “Gazeteciliğe, gazetecilere hakaret ve saygısızlık ediyorsun Tayyar!.. Kuyruk acını, kuyruk acınızı anlıyorum… Ama… Neylersiniz ki; aparatınız, elinizdeki kumaşınız bu, bu kadar; o da çöktü, bitti tükendi, kepinizi hayal kırıklığına uğrattı!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068215753556324544 tümcelerini yazdım.

Tayyar “Bu soruyu soranı, başka bir meslek için teşvik etmeli. ‘Arınma görevini kim verdi?’ ne demek? Utanç verici.” diye yazdı; ben de “Böyle bir soruyu us (akıl) ve cesaret edip soramayacağın için, eziklik duyuyor, soruya ve soruyu soran gazeteciye kara çalıyorsun Tayyar!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068285114346246241 diye karşılık verdim.

Tayyar “gerçek gazeteci” olmadığı ve de olamayacağı için, “Arınma görevini kim verdi?” sorusunun Kemal Kılıçdaroğlu’na niçin sorulduğunu ve ne amaçla sorulduğunu kavrayamamış.

Yazayım, öğrensin:

Kemal Kılıçdaroğlu, “Mutlak Mutlan” kararından bir gün gönce (20 Mayıs 2026 Çarşamba) bir video yayınladı.  https://halktv.com.tr/turkiye/son-dakika-kilicdaroglu-bu-kez-kendisi-konustu-video-yayinlayip-chpye-savas-acti-1030972h

Diyor ki:

“Partinin kirlilikten arınması lazım. Nokta.”

Parti Meclisi’nde, Merkez Yönetim Kurulu’nda böyle bir karar var mı?

Yok.

Yani, “Mutlak butlan” kararıyla “atanma”dan önce söylenen bir söz; yani ortada PM, MYK üyeleri yok; yani tek başına, kendi kendine karar alıyor; yani o karar, yalnızca “kendi iradesi(!)”!

Etik mi?

Değil.

Hakkı var mı?

Yok.

Yetkisi var mı?

Yok.

Zaten, mahkemenin “hukuku öteleyen” kararıyla atanmış “hukuki geçerliliği” olmayan bir “yetkisiz yetkili”!

Ama Tayyar ve Tayyargiller böyle düşünmüyor, başka düşünüyor, uslarına birileri, bir yerler geliyor!

 

Tayyar az ara verdi, Tayyar gibi AKP eski MKYK üyesi ve AKP’den “ihraç” Avukat Mücahit Birinci “Şimdi de Özgür Özel bir programa katılsın… Soruları Barış Yarkadaş, Gürkan Hacır, Ferhat Murat ve Mehmet Faraç sorsun… Hadi…” paylaşımını yaptı.

“Neden bu kıyaslama Birinci?!. Kaldı k, Özgür Özel her birini kan ter içinde bırakır, terse çevirir!.. İç siyasada varsa bilge gazetecileriniz çıkarın da, öyle yazın, çizin, önerin!..” https://x.com/BakiKarakol/status/2068336558361432117 karşılığında bulundum.

Ama…

Birinci, bir gün sonra (21 Haziran 2026 Pazar günü X hesabından, beni şaşırtan, benim yazacaklarımın hemen hemen aynılarını yazdı:

“Sözcü TV yayını ile ilgili çok fazla konuşuluyor. Ben de fikrimi söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi içeriği izlemeden Kemal Bey’in orada olmasının bir cesaret olduğunu zikretmiştim. Ve fırsat buldum yayının içeriğini izledim: İçerikle de alakalı birkaç söz söylemek isterim: Şimdi arkadaşlar, gazeteciler sıkıştırdı vs. bunları geçin. Bunlar olması gereken şeyler. Biz uzun zamandır bu gerçeklikten çıktığımız için bünye bunu kaldırmadı. Gazeteci bu en istenmeyen soruyu en kışkırtıcı şekilde sorabilir. Biz hariç, dünyanın her yerinde bu iş böyledir. Bu gazetecilere hiçbir şey diyemeyiz. Örnek olarak, Beyaz Saray’da Trump ile gazeteciler arasında bunun yüz katı kavga, hakaret, sert soru, baskı, yönlendirme, kovma ve kovulma sahnelerine şahit olduk. Bu, aslında gazeteciliğin doğasında olan bir durum. Bazen sosyal medyada bundan on sene önceki basın toplantılarına denk geliyorum. İnanılmaz bir değişim var. Bugün aynı gazeteci, aynı soruları rüyasında bile soramaz. Maalesef bu da bizim eksiğimiz… Kabul etmek lazım. Bu bakış açısıyla baktığımızda, içeriği değerlendirdiğimizde aslında burada tek kusurlu, programa çıkan Kemal Bey ve Kemal Bey’i o programa çıkaran danışmanları. Evet medeni bir cesaret, evet Kemal Bey’in cesareti akılda kalacak ama adamı yayın boyunca kum torbası etmişler kardeşim. Buna müsaade edilir mi!? Program günü de dediğim gibi; Özgür Özel de TGRT’de bizim programa konuk olsun, görelim. Sokakta bir söz vardır: Dayak yiyeceğin kesinse, o kavgaya girmezsin. Ha ‘ben korkmam’… O zaman cesaretle dayak yersin. Ama sonuçta dayak yersin… Sevgiler, iyi pazarlar.” https://x.com/birincimucahit/status/2068614123370209374

 

www.cumhuriyet.com.tr’de “AKP’li Mahir Ünal’dan Sözcü TV’nin Kılıçdaroğlu yayınına eleştiri: Gazeteciler hedefte”

https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/akp-li-mahir-unal-dan-sozcu-tv-nin-kilicdaroglu-yayinina-elestiri-gazeteciler-hedefte-2513779 başlıklı haberi gözüme ilişti.

X hesabımdan ilkin, ALIŞKIN OLMADIKLARI, OLMAYACAKLARI “GAZETECİLİK”LE, “GAZETECİLER”LE KARŞILAŞINCA AKP’Lİ MAHİR ÜNAL DA ŞAŞKIN! NEDENİNİ YAZACAĞIM.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068352040284156063; sonra da “MÜ İlahiyat Fakültesi mezunu, İÜ’de “Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” alanında Yüksek Lisans yapan AKP MKYK ÜYESİ VE AKP K.MARAŞ ESKİ MİLLETVEKİLİ MAHİR ÜNAL, GAZETECİLİKTEN NE ANLARSINIZ Kİ, “GERÇEK GAZETECİLERE GAZETECİLİK DERSİ” VERMEYE KALKIYORSUNUZ?!.

https://x.com/BakiKarakol/status/2068678130139607368 tepkimi yazdım.

 

Bunları böyle sıralayarak, AKP’nin, AKP’lilerin ve yandaşlarının, “gazetecilik ve gazeteci anlayışları”nı sizlerle paylaşmak istedim.

Gazetecilik başkadır, tanıtım, reklamcılık başkadır.

Yani…

Anlayışları çökmüştür!

 

Sözcü TV’deki canlı yayınla, bir diğer çöküş, Kemal Kılıçdaroğlu’nda oldu!

 

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Barış Övgün, Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmesinde “Kılıçdaroğlu psikplojik ve ahlaki olarak çöktü”  https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/siyaset-bilimci-prof-dr-ovgun-mutlak-butlan-kilicdaroglu-nun-aciklamalarini-cumhuriyet-e-degerlendirdi-psikolojik-ve-ahlaki-olarak-coktu-2514005 diyordu.    

www.gazetepencere.com internet gazetesi yazarı Fikret Bulut da, 21 Haziran 2026 Pazar günkü “Malamat olmayı göze alacak ne vardı”

https://www.gazetepencere.com/yazarlar/malamat-olmayi-goze-alacak-ne-vardi-ki-705038h başlıklı yazısında Arapça sözcük “Malamat”ı özellikle kullanmıştı.

Bence de “Malamat” olmuştu.

22 Mayıs 2010 öncesi, CHP Grup Başkanvekili iken AKP Genel Başkan Yardımcılarından merhum Mir Mehmet Fırat’a, Şaban Dişli’ye, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li İ. Melih Gökçek’e yolsuzluk dosyalarından ötürü, televizyon ekranlarında, soğukkanlı duruşuyla, kök söktürmesini anımsadım!

O günlerde adı “sakin güç”e çıkmıştı.

19 Haziran 2026 Cuma gecesi Sözcü TV özel canlı yayında ise çökmüş, “bitik güç” olmuştu!

Konudan konuya geçiyor, terliyordu, sesi titriyordu; “bilmiyorum”, “hukukçu değilim” diyordu; inkar ediyor, iftira atıyor, yalan yanlış konuşuyordu.

Amacının, amaçlarının “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçmek” ve “Partiyi kirlilikten arındırmak” olduğunu söylüyordu.

Gel de inan!

Bir ara, karşısındaki ikisi bayan, biri erkek “üç gerçek gazeteci”ye “Bana sorduğunuz gibi Erdoğan’a da sorabilir misiniz?” diyerek çıkıştı.

 

Uzatmayayım… .

Zaten, siyasi yaşamında izlediği siyasalar ak pak değildi, kirliydi!

Önce kendisi “kirli siyasalar”ından arınacaktı!

 

O gece, Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte, “yakın arkadaşları” da çökmüştü.

Onların da hayalleri, umutları tükenmiş, rüyaları kabusa dönmüştü.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Avukatı Celal Çelik //Sakın, Arınma sözünü kullanmayın” “Sakın, Yolsuzluk demeyin, yolsuzluklara karşı çıkmayın” “Sakın, aklanıp gelin demeyin” “Zira içimizde nefsine yenik düşüp yolsuzluk yapanlar, kamu malını çalanlar var. Onlar bizden. O yüzden susun, susalım”!!!! Anlıyoruz, görüyoruz ki ahlaksızlıklara bulaşanlar, bu söylemi bize diretiyorlar, hem de utanmadan sıkılmadan!… Ancak hiç kimse kusura bakmasın, kim yaparsa yapsın sonuna kadar yolsuzluklara karşı duracağız. Mustafa Kemal Atatürk’ ün kurduğu Parti’de kirliliğe geçit vermeyeceğiz…// https://x.com/CelikBaskan06/status/2068356164174172373 diye yazdı.

Ben de, paylaşımın altına şöyle yazdım:

“O zaman, sözünüzün eri olun, içinizdeki ‘kirli siyaset’ yapan “kirli siyasetçiler”den arının!.. Bunu yapabilecek misiniz?!. Yaparsanız, beni yanıltmış olacaksınız… Var mısınız?!. Buyurun…” https://x.com/BakiKarakol/status/2068380567066873971

Bakalım, kendi içlerindeki siyasaları, düşünceleri, ilişkileri, iletişimleri, söylemleri, eylemleri vb kirlileri temizleyecekler mi?!.

Kirlilerinden, kirliliklerinden arınmak, yazılı başvuruyla parti Genel Merkez binasına polis desteği, zoruyla girmek, kapı pencere kırmak, koltuk, sandalye fırlatmak, cam parçalamak, biber gazı sıktırmak kadar kolay değil!

Arının, aklanın öyle konuşun!

Yazımı…

Dünkü (23 Haziran 2023 Salı) Cumhuriyet Gazetesi’nin, “Olayların Ardındaki Gerçek” köşesinde yayımlanan “Siyasi Hayatı Bitiren Konuşmalar” başlıklı yazının linkini verip bitireyim:   https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylarin-ardindaki-gercek/siyasi-hayati-bitiren-konusmalar-2514520  

 

* 19 Haziran 2026 Cuma Sözcü TV’de Kemal Kılıçdaroğlu ile canlı yapılan “Özel Söyleşi”  

https://www.google.com/search?q=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&oq=19+Haziran+2026+g%C3%BCnl%C3%BC+S%C3%B6zc%C3%BC+TV+K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+ile+%C3%B6zel+yay%C4%B1n%C4%B1+videosu&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOdIBCTQ1Nzk4ajBqN6gCCLACAQ&sourceid=chrome&ie=UTF-8#fpstate=ive&vld=cid:d1aa8700,vid:Bb9NV5DFMcg,st:0  

 

“ÖMERLER” ARANMASI VE İBB ANA DAVASI’NDA “HUKUKUN, ADALETİN YARGILANMASI”!..

150 150 bakikarakol

Önceki gün (15 Haziran 2026 Pazartesi), kontrol için gittiğim hastanede, “mahşeri kalabalık”taki, hastalardan önce ve çok, hasta yakınlarının yüzlerindeki mutsuzluğu, umutsuzluğu, seslerindeki düşüklüğü, titreyişi, gözlerindeki zayıflığı gördüm!

Sanki yaşamları bir işkenceydi!

 

Demek ki, “toplumsal işkence” dedikleri buydu!

 

“Erdoğan sonrasında oğul mu olmalı, damat mı olmalı?” tartışılarını öteleyerek, gözlemlerimi içeren, devlet hastanesinde önceki gün yaşadıklarımı yazacaktım.

Ki…

Dün (16 Haziran 2026 Salı) Sözcü TV’de Senem Tolunay Ilgaz’ın “Öncesi Sonrası” canlı haber programında, eşi “İBB Ana Davası”ndan tutuklu yargılanan genç kadının konuşması ve o konuşması içinde geçen bir tümcesi, bana, yayında olan şu okuduğunuz yazıyı önceledi.

 

O genç kadın…

68’i tutuklu, 414 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ana Davası’ndan tutuklu, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce ile 28 Mayıs 2025’te Silivri Marmara Cezaevinde nikah kıyan Diş Tabibi Filiz Kahveci Gökce idi.

 

Bayan Gökce, “15 aydır ilk kez duvarlara ve ekranlara seslenmek yerine hakimlerden oluşan bir heyete seslenebiliyorum” https://haber.sol.org.tr/haber/ibb-davasi-sanigi-bugra-gokce-emniyete-girisimin-goruntulenebilmesi-icin-uc-kez-disari diyen Buğra Gökce’nin dünkü duruşmasından sonra, Sözcü TV’ye konuştu.

 

Bayan Gökce’nin bana yazı değiştiren tümcesi şuydu:

“Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!”

 

İnanır mısınız, hop oturup hop kalktım!

Bana göre müthiş güzel, içerikli sözdü!

Daha önce başkaları böyle veya benzer biçimde söylemiş miydi, bilmiyordum; ilk duyuyordum.

İçim de darlanıp dağlanmadı değil!

Çünkü…

Bağımsız yargı, benim için yüce değerdir, güvendir, güvencedir, özgürlüktür vb…

Hiç ama hiç kimsenin, kimselerin gölge dahi düşürmesine katlanamam, izin vermem!

2010’yılda yapılan Anayasa değişikliği ile AKP’li Avukatların yargıya yerleştirmelerine kan ağlamıştım, kendimi güvenden yoksun, kimsesiz, sahipsiz, yetim hissetmiştim!

 

Askere yapılanlarla başlayan “hukuk dışılık”i “hukuka aykırılık” süreci, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün “İkinci eserim” dediği partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanlara kadar uzadı geldi!

 

CHP’li Belediye Başkanlarını, Belediye Meclis üyelerini, İl, İlçe Başkanlarını, Milletvekillerini, Atatürkçü bürokratları vb yazmıyorum!

 

Ne yalan söyleyeyim…

Birden, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Ağustos 2019 günü partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 18’incı kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı anımsadım.

Erdoğan konuşmasının bir yerinde diyordu ki:

“… kardeşlerim, bize Ömerler lazım. İşte biz bu Ömerleri bulduğumuz zaman şunu bilesiniz ki şu anda geldiğimiz konumdan çok daha farklı bir konuma Allah’ın izniyle çıkacağız. Hiç endişeniz olmasın.” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kongre-surecimizi-baslatiyoruz-bize-yeni-omerler-lazim-41310472

 

“Bize, Ömerler lazım” derken, herkes gibi benim de usuma (aklıma) Hazreti Ömer ve “Hz. Ömer Adaleti” gelir.

 

Nedir “Hz. Ömer’in Adaleti”?

Genelde şöyle denir:

“Hz. Ömer’in adaleti; yöneticiler, aile ve sıradan vatandaşlar arasında ayrım gözetmeyen, hesap verebilirliği ve liyakati en üst düzeyde tutan evrensel bir devlet anlayışıdır. Makam veya güç fark etmeksizin hukukun üstünlüğünü ve kamu haklarını korumayı temel ilke edinmiştir.”

 

Dini bilgisine güvendiğim yakınıma da danıştım.

 

Yazdı gönderdi.

Şöyle:

“Hz. Ömer, yönetim anlayışının merkezine yerleştirdiği tavizsiz adalet duygusuyla İslam tarihinin en güçlü sembollerinden biri olmuştur. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunu sadece bir söz olarak değil, hayatının her anında bir yaşam biçimi olarak uygulamış; makamı, mevkii veya yakınlığı ne olursa olsun haklının yanında, haksızın ise karşısında durmuştur. Kendisine karşı dahi bir hata yapıldığında hesap sorulmasına izin verecek kadar şeffaf ve hukukun üstünlüğüne bağlı olan Hz. Ömer, tebaasının her ferdini kendi sorumluluğunda görmüş, yöneticiliğin bir ayrıcalık değil, ağır bir adalet yükümlülüğü olduğunu tarihe altın harflerle kazımıştır.”

 

Bu bilgiler ışığında düşündüm:

Aranan “Ömerler” bulunmuş muydu?

Siyasetteki, yargıdaki, bürokrasideki, kültür-sanattaki vb “Ömerler”, bekleneni vermişler miydi?

Hele de, “Yargıdaki Ömerler”?!.

 

Yoksa…  

Filiz Kahveci Gökce’nin “Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!” tümcesiyle dile getirdiğini yapanlar “yargıdaki Ömerler”  miydi?

 

Onların yaptıklarına, yaptırdıklarına baktığımızda, “Hz. Ömer Adaleti”ni görmek olası değil!

 

Ben göremiyorum.

Gören, buyursun anlatsın!

 

“Ömerler” aramak…

“Hz. Ömer Adaleti” yanlısı olmak…

“Hz. Ömer Adaleti”ni sahiplenmek, savunmak, yaşama geçirmek…

Çok güzel, çok gerekli, çok yararlı bir düşünce, bir istem!

Yapana, yaptırana selam olsun!

 

Ama…

Sözde bırakmamak değil!

Unutmak, unutturmak hiç değil!

 

Hele ki…

“Ömerler”e, “Hz. Ömer Adaleti”nin tam tersini yaptırmak, yapmalarına arka durmak, Hz. Ömer’e de, Hz. Ömer Adaleti’ne de, çağdaş evrensel hukuka da, “kardeşlik, dayanışma bağları”na da zararlar verir!

 

Vermesin!

 

Vermesine karşı ciddi önlemler alınsın!

 

İçtenlikli düşüncem, istemim, uyarımdır!..  

K.K.K (KEMAL KARABULUT KILIÇDAROĞLU) KONUŞTUĞUNDA, KENDİLERİNE “CHP’Lİ” DİYENLERİN ATTIKLARI “O ÇİRKİN SLOGAN”!..

150 150 bakikarakol

“Grup toplantısı” diyorlar, konuşuyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar ama…

K.K.K’nin (Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu’un) dün (9 Haziran 2026 Salı), polis gücüyle girip “işgal” ettikleri CHP Genel Merkezi’nde yaptığı “toplantı”da konuşurken, atılan “bir slogan”; bana, aldığım notları ve bugün yazacağım yazıyı kenara itti, okuyacaklarınızı yazdırdı.

 

Ancak…

Sizlerden bir istemim var:

Ya https://x.com/i/status/2064329855919894978 linkinden veya  https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-benim-koltuk-derdim-yok-ahlakli-erdemli-bir-kurultayi-elbette-yapacagiz linkinde yer alan haberi hem okuyun, hem de videoyu izleyin.

Yazımı ondan sonra okuyun.

 

Şundan:

Konuşmayı, konuşma sırasında atılan sloganları, K.K.K’yı “Kahraman Kemal” diye anons edip duran sunucunun diğer sözlerini kulaklarınızla duyun; www.chp.org.tr linkinden ayrıca haberi kendi gözlerinizle bir güzel okuyun.

 

Halk TV’nin sahibini kastederek, -bağlantısını ve ilişiğini bir türlü kuramadığım, tekille başlayıp çoğula dönen- “Sahibi Londra’da olan, Türkiye’ye gelmeye cesaret edemeyen bazı televizyonların sahipleri var. Parayla nasıl delege alınıp satılıyorsa, televizyon kanalları da parayla alınıp satılmasın, onun da önüne geçeceğim.” tümcelerini eden, salondakilere “Unutmayın, Ankara’da bir Kemal Abiniz var, bir Kemal Babanız var…” diyen ve benim X hesabımdaki paylaşımımda “Kendini ‘Kemal Baba’ sözcükleriyle tanımladı” diye yazdığım K.K.K. konuşurken, salondan bir slogan atıldı:

“Hırsız CHP”!

“Hırsız CHP!

Videolardan birini izlediğinizde; sloganın, el kol havada sallayarak, yüksek sesle peş peşe iki kere atıldığını net duyacak, göreceksiniz!

 

Kanıma dokundu!

Kalakaldım!

 

Salondakiler, kendilerine “CHP’li” demiyorlar mıydı?!

Diyorlardı.

Ama hiç birinden çıt çıkmadı!

Hiç biri çıkıp “Hop hop! Böyle bir slogan atamazsınız!” diye çıkışmadı, “o çirkin slogan”ı atanları susturmadı!

Ne K.K.K’dan, ne ön koltuklarda oturan 23 Milletvekilinden!*

 

Neden?!

 

Duymadılar mı?!

 

Duydular da, duymazdan mı geldiler?!

 

Duymazdan gelip tepki vermedilerse, çıt çıkarmadılarsa, CHP’li olmadıkları açığa çıktı!

Yani…

Kep düştü, kel göründü!

Yani…

Gerçek “niyet”, yadsınamayacak biçimde belli oldu!

Bunu da, kimseler değil, kendileri yaptı!

 

İçimize sızmalarını çok geç ayırt (fark) etmeme, etmemize kızıyorum!

 

Ve…

Utanıyorum!

Utanmalıyız!

Ciddi özyergi (özeleştiri) yapmalıyız!

 

Şimdi…

K.K.K’nın, “Grup toplantısı konuşması” diye çarpıtıp yutturmaya kalkıştıkları “toplantı”daki konuşmasından özetle bazı sözlerini alıntılayacağım, kısa kısa bir şeyler yazacağım:

“Bu parti; Mustafa Kemal’in partisidir, bu parti İsmet İnönü’nün partisidir, bu parti Bülent Ecevit’lerin partisidir.”  

1999’da Bülent Ecevit DSP’ye almazken, 1990’lı yıllarda DSP’nin İstanbul İl Başkanı, daha sonra “Deniz Baykal’ın CHP’si”ne geçen, Milletvekili ve Bakan olan, K.K.K’nın şu anki “Genel Sekreter”i Mehmet Sevigen üzerinden CHP’ye alan, CHP’nin o zamanki Genel Başkanı merhum Deniz Baykal’ın adını neden anmadı?!

(Usuma bir şeyler geliyor ama yazmayacağım.)

 

“Kirlikten arınacağız, temiz siyaset yapacağız.”  

Kirleteceksin, sonra arınmaktan, temiz siyasadan söz edeceksin!

Kim inanır?!

Ya saflar ya siyasi amaç, kariyer, çıkar peşinde koşan inanır!

 

“Çıkar için çalışmayacağız.”

Neden böyle bir sözü söyleme gereği/gereksinimi duydu?!

Bir kuşkusu mu var?!

Bir duyum mu aldı?!

 

“Hiçbir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip ‘Bize niye yardım yapmıyorsunuz’ diyemez. Ne demek ya? Yedi düvele karşı mücadele etmiş, bu topraklardan Yunanlıları, Fransızları, İngilizleri kovalamış olan bir partinin elemanları nasıl yurt dışına gidip de ‘Bizi yalnız bırakıyorsunuz’ diyebilir?”

Yurt dışındaki, aynı siyasi partilerle dayanışma içinde olmayı böyle yorumlamaya “pes” doğrusu!

Doğruyu, gerçeği eğip bükmenin dik alası!

Bu da, “çamur at, izi kalsın” anlayışından kaynaklanan sıkışmışlığın, çaresizliğin, tükenmişliğin sonucu!

 

“Emperyalizme karşı mücadeleyi yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.”

Böyle bir sözü edenin, emperyalist elamanı “Para babası” George Soros’un Türkiye’deki vakfının 183’üncü kurucu üye olması nasıl yorumlanacak ya da nasıl yorumlanmalı?!

 

“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor. Çin’e bakın, Amerika’ya bakın, İngiltere’ye bakın, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız.”

Korkunç!

Ürkütücü!

Dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzün ”Yurtta barış, dünyada barış” sözüne taban tabana zıt sözler!

 

Tam “savaşçı” kafa!

Osmanlı anlayışı!

Türk-İslam sentezi, Turancı yaklaşım, özlem!

 

Tehlikenin büyüklüğünü, boyutunu kavrayabiliyor musunuz?!

 

Tanrı korusun!

 

“Bir siyasetçinin hesap vermesi için hesap sorar konumda olması lazım.”

Tümcedeki içerik, ileti, amaç çok net!

Kin, öfke, intikam, güç fışkırıyor!

 

* Hasan Öztürkmen, Hasan Karaoba, İnan Akgün, Barış Bektaş, Mustafa Adıgüzel, Hüseyin Yıldız, Gamze Akkuş İlgezdi, Mahir Polat, Semra Dinçer, Ali Fazıl Kasap, Sevda Ferdan Kılıç, Nurten Yontar, Deniz Demir, Orhan Sarıbal, Enis Berberoğlu, Faik Öztrak, Kadim Durmaz, Rıfat Nalbantoğlu, Rahmi Aşkın Türeli, Jalenur Süllü, Vecdi Gündoğdu, Gülizar Biçer Karaca, İlhan Kesici

CHP GENEL MERKEZİ’NDE BİR “İŞGAL” VAR, YASAL YOLLARLA SONLANDIRILMALI, “İŞGALCİLER” DE ÇIKARILMALI!..

150 150 bakikarakol

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ıncı Hukuk Dairesi’nın 21 Mayıs 2026 Perşembe günü, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik açılan “iptal davası”nda, kurultay seçimlerini ve alınan tüm kararları geçersiz sayan “mutlak butlan” kararı ve de Kurultay’da “Genel Başkanlık yarışı”nı yitiren CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel Başkanlığa getirilmesi”…

Sonrasında; “atanmış Genel Başkan”ın “Avukatı”nın yazılı başvuru istemi üzerine, CHP Genel Merkezi’ne, polis gücüyle kapı pencere kırılarak, biber gazı sıkılarak girilmesi…

Hukuka, Anayasa’ya, yasaya, yasalara ve gerçeklere aykırıydı!

Aynı zamanda “koca ayıp”tı!

CHP’nin öz sahibi “kurtarıcı ve kurucu Kemal Atatürk”e, O’nu sevenlere, O’nun izinde olanlara/gidenlere saygısızlıktı!

Yürek yaralayıcıydı!

 

Kabullenemiyorum, kabullenemeyeceğim de!

 

Her ne kadar, “gelişmeler”in nedeni “iç siyasa çekişmesi/rekabeti” olarak görülüp yorumlansa da, “dış”a ve 1919 öncesine dayanır!

 

Düşman, Çanakkale ve Ulusal Kurtuluş Savaşlarıyla önü kesilen, topraklarında ya da egemen oldukları yerlerde güneşin batmadığı”Birleşik Krallık” veya “Büyük Britanya” veya “İngiltere”dir, İngiltere’nin –ABD’yi de var eden, kullanan- emperyalistleridir!

Bu emperyalist çete, Türkiye’ye, Türklere düşman oldukları kadar, İslam Dini’ne, Müslüman haklara berbat düşmandırlar!

Bunların, Türkiye’ye, Türklere karşı planları 22 Kasım 1922’de başlayıp 24 Temmuz 1923’te biten Lozan Anlaşması’yla başlar!

Emperyalist ABD’yi sahaya sürüp kendisi arkalarda görünmez olurlar ama her tür planı, dalavereler yapıp hazırlarken, “muhatap” hep ABD’yi yaptılar!

Bu da, dünya halklarını büyük kandırmaydı!

Halklar kanıyordu ama “işbirlikçi” yapıp iktidara taşıdıklarıyla tezgahlar kurup kazançlarına kazanç katıyorlardı, egemenliklerini genişletiyorlardı hem de pekiştiriyorlardı!

 

Her alanda yenemedikleri, yenildikleri Kemal Atatürk’ün ölümünü beklediler!

Ancak…

“Boş” durmadılar, intikamlarını almak için işbirlikçiler edindiler!

Onları eğitip yetiştirdiler, hazırda tuttular!

Kemal Atatürk’ümüzün ölümüyle hareket geçirdiler!

 

Tarihi gerçeğimizi bilelim, kabullenelim:

Her şeyin “terse dönüş” tarihi, Kemal Atatürk’ün yaşama gözlerini kapadığı 10 Kasım 1938’den bir gün sonradır!

 

Hani…

Eğer bir memlekette erbabı namus, laakal eşirra kadar sabur olmazsa, o memleket behemahal batar” (Günümüz Türkçesiyle: Eğer bir memlekette namus sahipleri, en az kötü insanlar kadar sabırlı olmazsa, o memleket mutlaka batar)” ve “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur” biçimde yaygın bilinen sözün sahibi İsmet İnönü’nün “2’inci Cumhurbaşkanı” olması, yapılması, seçtirilmesi, seçilmesi, “terse dönüş”ün ve “terse dönüşcüler”in önünü açtı!

Bu gelişmede, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın payı, katkısı yadsınamaz!

 

Toplum, bilgi bakımından donanımlı değilken, Atatürk’ün de iki kere denemesine karşın “kapatmak” zorunda kaldığı “Çok Partili Sistem”e geçildi!

“Siyasi işbirlikçiler” harekete geçtiler, Atatürk’ü karalamaya, Atatürk Devrim ve İlkeleri’ni çiğnemeye başladılar; şarlatan, gerici dincileri yanlarına alarak, aydınlığı, çağdaşlığı, eğitimi, kalkınmayı vb budamaya koyuldular!

 

İçinde yaşadığımız şu günlerde CHP’ye, CHP’lilere yaşatılanlar işte  o günlerden geliyor!

 

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin dünkü (2 Haziran 2026 Salı) Grup toplantısında “Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti ‘dışarıdan’ zorla şekillendirme girişimidir. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/son-dakika-dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-dan-mutlak-butlan-tepkisi-2508634 dediğinde, doğru söylüyordu.

 

Çok doğru söylüyordu ama…

Kendi gerçeklerini de görsün, “dışarıdan” sözcüğü ile vurguladığı emperyalistlerin kendi çıkarları için Kürt siyasetini ve Kürt siyasilerini “şekillendirdiklerini” söylemlerinde dillendirsin; savaşım versin, halkına anlatsın!

O zaman, sözlerinin anlam ve içerik değeri olsun, güven versin!

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de dün Kamutay’da grup toplantısını yaptı,  konuştu. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/secilmis-chp-yonetiminde-mutlak-butlan-sonrasi-ilk-grup-toplantisi-ozgur-ozel-den-erdogan-a-cok-sert-trump-tepkisi-o-paylasimi-kaldirsaniz-olur-mu-diye-yalvarmislar-2508538

“Bizden birileri değil, başkaları oturuyor orada” dedi.

CHP Genel Merkez’ini kastediyordu.

Katılıyorum.

Evet, orada…

Mahkemenin gerçeklerle, hukukla ve yasayla/yasalarla örtüşmeyen kararına sığınarak, bir işgal var!

Ve…

O işgal, yasal yollarla sonlandırılmalı!

İşgalciler de oradan, yani CHP Genel Merkezi’nden çıkarılmalılar!

  

Özel “Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir. Bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek ümidini kurtarmaktır.” sözlerinde içten ve haklıydı.

Biraz duygusallık, biraz özyergi (özeleştiri), biraz sitem, yergi sezinlediğim “Bizi asıl yaralayan, düşmanın attığı taş değil, zamanında dost bildiklerimizin bugün yaptıkları olmuştur.” sözünde de içtendi, haklıydı.

 

Ben burada…

“İsmet İnönü ve Deniz Baykal CHP’si”nin, -üzgünüm- “Kemal Atatürk’ün CHP’si” olmadığının altını çizerek, Özgür Özel’e, yukarıda özetlemeye çalıştığım yakın tarihimizi ve Kemal Atatürk’ümüzün SÖYLEV’ini okumasını, okutmasını önereceğim.

 

Tarihi gerçeklerimizi bilmek, SÖYLEV’i okumak, okutmak, öncelikle ve de özellikle siyasada/politikada yol gösterici olacak, kazanımlar sağlayacak, karşıtları, işbirlikçileri, iç ve dış hainleri, düşmanları kolay tanımada, önlemler almada yararı olacaktır.

 

Düşünmek, düşünce ve siyasa üretmek, örgütlenmek, örgütlü hareket etmek amaca/amaçlara ulaşmak demektir!

Başaranlara, başaracaklara ne mutlu!

Selam olsun!..