Posts By :

bakikarakol

GELİN BU DEFA EMPERYALİST TUZAĞA DÜŞMEYELİM!.. 80 ÖNCESİ ACI GÜNLERİ YAŞAMAYALIM!.. İNANIN, BAŞARIRIZ!..

150 150 bakikarakol

Ülkücü kökenli, eski AKP’li ve Manisa AKP eski Milletvekili, şimdi Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a 15 Ocak 2021 Cuma günü Ankara’da evinin önünde saldıran ve sopa darbeleriyle yaralayan 5 kişiden 2’si https://www.gercekgundem.com/siyaset/245104/selcuk-ozdaga-saldirinin-arkasindan-o-cikti?utm_source=share-twitter Özdağ’ın teşhisiyle yakandı.
Biri, 103 insanımızın yaşamını yitirdiği, iki katı kadar insanımızın da yaralandığı 10 Ekim 2015’deki Ankara Garı katliamından sonra “Daha iyi olabilirdi” diye paylaşımda bulunan, hakkında “IŞİD propagandası yapmak”tan dava açılmış olan Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi, Ankara Ülkü Ocakları Orta Öğretim Birim Başkanı Abdurrahman Gülseren’di; diğeri ,Gülseren’in arkadaşı Gülahmet Türk’tü.

Dün (19 Ocak 2021 Salı) akşam saatlerinde ikisi de tutuklandı.

www.gercekgundem.com internet gazetesinin bu konudaki haberi özetle şöyle:
“Ankara Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan şüpheliler A.G. ve G.T, sağlık kontrolünün ardından adliyeye getirildi.
Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısına ifade veren şüpheliler, tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Hakimlik, şüphelileri ‘kasten yaralama’ suçundan tutukladı.
Bu arada, Özdağ adliyeye gelerek soruşturmayı yürüten savcıya ifade verdi.” https://www.gercekgundem.com/guncel/245181/selcuk-ozdaga-saldiran-zanlilardan-ikisi-tutuklandi

“Kasten yaralama” tanımlamasına takıldım!
Saldırı, “siyasi” değil miydi?!

Tutuklamanın hemen ardından internet basınına bir haber düştü.

www.gercekgundem.com o haberi “MHP’lilerden ‘Selçuk Özdağ soruşturması’ savcısına toplu tehdit!” https://www.gercekgundem.com/siyaset/245187/mhplilerden-selcuk-ozdag-sorusturmasi-savcisina-toplu-tehdit başlığı ile verdi.

“Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ soruşturması savcısı MHP ve Ülkü ocakları tarafından tehdit edildi” spotlu haberde Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ömer Şanlı’nın sözlerine yer veriliyor:
“Alparslan Tufan neyi amaçlamaktadır? Savcı Tufan’a bizim öncelikli tavsiyemiz hukuka riayet etmesi, devamında da elaleme erkeklik göstereceğim diye boğulacağı suda kulaç atmamasıdır. Serok Ahmet ve avenelerinin Ülkücüler üzerinden popülerlik çalışmasına müsade edilmeyecektir.”

Dehşete düştüm!

12 Eylül 1980 faşist askeri darbeye giden süreci, o sürecin başlangıcını, 24 Mart 1978’de Ankara’da öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ü, 23 Eylül 1979’da Tarsus’ta öldürülen Tarsus Cumhuriyet Savcısı Süreyya Eminsoy’u, ardından 11 Temmuz 1978’de Ankara’da öldürülen Akademisyen Bedrettin Cömert’i, 20 Ekim 1978’de İstanbul’da öldürülen Akademisyen Bedri Karafakioğlu’nu, 1 Şubat 1979’da İstanbul’da öldürülen Türk Basının yüz akı Abdi İpekçi’yi, 7 Aralık 1979’da İstanbul Levent’te öldürülen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Cavit Orhan Tütengil’i, 17 Nisan 1980’da İstanbul Şişli’de öldürülen TRT İstanbul Radyosu Prodüktörlerinden ve yazar, “Dönemeç” kitabıyla “dönemecim” olan Ümit Kaftancıoğlu’nu, 27 Mayıs 1980’de Ankara’da öldürülen MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ı, 22 Temmuz 1980’de İstanbul Merter’de öldürülen DİSK ve Maden İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türker’i…
Ve…
Sağdan, soldan öldürülen onlarca insanımızı anımsadım!

43 yıl sonra, 80 öncesi sürecin benzerini görmekten ürktüm, tedirgin oldum!

43 yıl önceki süreci başlatanlar, aynı süreci ya da benzerini 43 yıl sonra yeniden başlatmak istiyorlar!
Gene kardeşkanı akıtma, gene evlere ateş düşürme peşindeler!
Onlar…
Emperyalistler!
Başlarında da, “Britanya İmparatorluğu” dedikleri İngiltere!..

İngiltere!..
Çünkü:
İslam Dini’nin, İslam Dini’ne inanan Müslümanların, Türk’ün, Türkiye’nin, Türk halkının, dünya lideri Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1 numaralı düşmanı Britanya İmparatorluğu, Çanakkale Savaşları, hele de Ulusal Kurtuluş Savaşı ile yarım kalan işini tamamlamak istiyor!
Tamamlamak istediği “Sevr”dir!
Birincisi olmadı, ikincinin derdinde!

Sağ-sol, sağ uç-sol uç, şu-bu düşüncelerde olunabilir.
Ama böyle bir düşman, böyle bir düşman topluluğu gerçeğimiz var!
Ve bu gerçeğimiz, yediden yetmişe hepimizin birlik beraberlik içinde dikkatli, duyarlı, uyanık olmamızı gerektiriyor, zorunlu kılıyor!
Yoksa ne vatan kalır, ne halk kalır, ne devlet kalır!

Dünya lideri Kemal Atatürk’ten sonra emperyalist tuzaklara düştük, düşürüldük, canımız yandı, canlarımızdan olduk, çok şey yitirdik!
Gelin bu defa emperyalist tuzaklara düşmeyelim, o zor, acı, karanlık, kanlı günleri yaşamayalım, Çanakkale’de, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, tek dişleri kalmış insan ve insanlık düşmanı emperyalist canavarlarına okkalı tokatı çakalım, onları inlerine tıkalım!
İnanın, başarırız!..

BAHÇELİ ZORDA, ÇÜNKÜ “FİLİZLENEN AZGIN MİLLİYETÇİLİK” VURGUSU, YERGİSİ AKP’Lİ VEKİLDEN GELİYOR!..

150 150 bakikarakol

14 Ocak 2021 Perşembe akşamı KRT TV programcısı Avukat Afşin Hatipoğlu; bir gün sonra, öğlen saatlerinde Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı, eski AKP’li, eski AKP eski Milletvekili Selçuk Özdağ; aynı gün saat 18.00 sıralarında gazeteci yazar Orhan Uğuroğlu saldırıya uğradı!
Üçü de “Ülkücü” kökenli.
Üçüne de evlerinin önünde saldırıldı!

Saldıranlar; yandaş www.haberturk.com internet gazetesinden, dünya lideri Kemal Atatürk’ün çok fena karşıtı Nagehan Alçı, Cuma günkü saldırılardan sonra ulaşıp “Peki kim bu saldırganlar? Hem Selçuk Özdağ, hem de Özdağ’ın Sayın Bahçeli’ye yönelik eleştirilerini kaleme alan gazeteci Orhan Uğuroğlu’nun aynı gün saldırıya uğramasına ne diyorsunuz? Bu bir tesadüf olamaz herhalde?..” sorularını yönelttiği MHP Genel Başkan Yardımcısı “ağzı bozuk” Semih Yalçın’ın “Bu hareketin delisi çoktur… Talimat falan dinlemezler…” https://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/2939413-bu-saldirilar-ne-anlama-geliyor-hem-semih-yalcin-hem-de-selcuk-ozdag-ile-konustum dedikleriydi.
“… biz 80 öncesinin içinden geldik” tümcesiyle de, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi öncesine vurgu yapma gereksinimi duyması çarpıcıydı!..

Dün (18 Ocak 2021 Pazartesi) twitter üstüne twitter atan MHP Genel Başkanı ve “Cumhur İttifakı” ile “Cumhur İttifakı İktidarı” ortağı Devlet Bahçeli, Yardımcısı Yalçın’ın bu sözlerinden rahatsız olmalıydı! http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4755/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_sosyal_medya_hesabi_twitter_uzerinden_yayinladiklari_mesajla.html
Öyle sezinledim.

“Cuma saldırıları”ndan üç gün sonra, “saldırılar”a ilişkin paylaştığı twitterlarda gene tehditler savuran, gözdağı veren Bahçeli, anladığım kadarıyla, özellikle 1980 öncesi sürecin açılıp konuşulmasından, yazılıp çizilmesinden çekiniyor!
Bunu da, o yıllarda, “Ülkücü Hareket” içinde birlikte olduğu, şimdi başka siyasi oluşum ve düşüncelerde yer alanların yapacaklarından korkuyor!
Onlardan hiç birinin konuşmasını, yazmasını, “1980 öncesi süreçteki Devlet Bahçeli”yi gündeme taşımasını istemiyor!

Selçuk Özdağ, o döneme ilişkin sözler edip yergilerde bulununca, gazeteci yazar Orhan Uğuroğlu da onları Yeniçağ Gazetesi’ndeki köşesinde yazınca saldırıya uğradılar!

Amaç belli:
Korkutmak, susturmak!
Başkalarına gözdağı vermek!

Bu amaca ulaşılır mı?
Sanmıyorum.
Bir kere ok yaydan çıktı…

Devlet Bahçeli’nin satır aralarında korku ve tedirginliğini taşıyan dünkü twitterları yazmasında, şimdi Ankara AKP Milletvekili ve AKP iktidarlarının eski “Devlet Bakanı” Deniz Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Yönetim Kurulu Başkanı olduğu “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı’nın (TÜDEV’in) internet sitesinde 17 Ocak 2021 Pazar günü yayınlanan “Azgın Milliyetçilik: 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler üzerine” https://odatv4.com/sozu-kaba-kuvvet-olan-azgin-milliyetcilige-karsiyim-17012131.html başlıklı yazısının da etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Devlet Bahçeli’nin 6 Temmuz 1997’de Genel Başkan koltuğuna oturduğu MHP’nin kurucusu Alparslan Türkeş’in, Bahçeli ile anlaşmazlığa düşen ve 2015’te AKP’ye katılan D. Y. Tuğrul Türkeş, twitter hesabından da “Açıkça ifade ediyorum ki: Ben, filizlenen bu azgın milliyetçiliğe karşıyım.
Azgın milliyetçiliğin hiçbir fikri derinliği bulunmaz. Yarının Türkiye’siyle ilgili hiçbir fikri yoktur. Sözü de, hareketi de salt kaba kuvvettir. Bu nedenle de milleti temsil edemez” diye yazdı.

“Filizlenen azgın milliyetçilik”!..

AKP’li Tuğrul Türkeş ne demek istiyordu?!

Devlet Bahçeli ve kurmayları, ittifak ortağı parti Milletvekilinden gelen bu sözü ve diğerlerini nasıl değerlendirecekti, yorumlayacaktı, bu söz/sözler üzerinde nasıl bir siyasa belirleyecekti, karar alacak?!

Bahçeli zorda!
Çünkü:
“Filizlenen azgın milliyetçilik” vurgusu, yergisi AKP’li vekilden geliyordu!..

ÜLKÜCÜ KÖKENLİ GAZETECİLER İLE İLK KEZ ÜLKÜCÜ KÖKENLİ BİR SİYASİ NEDEN SALDIRIYA UĞRADI?!.

150 150 bakikarakol

2019’da başlayıp 2020’de süren Ülkücü kökenli gazetecilere evlerinin önünde sopalı saldırı, kısa bir aranın ardından 14 Ocak 2021 Perşembe akşamı KRT TV kanalının programcısı Av. Afşin Hatipoğlu ile yeniden başladı, bir gün sonra (15 Ocak 2021 Cuma) Yeniçağ Gazetesi yazarı Orhan Uğuroğlu ile sürdü.
Uğuroğlu’ndan –aynı gün- birkaç saat önce, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı, eski AKP’li, AKP eski Milletvekili Selçuk Özdağ’a Ankara’daki evinin önünde saldırıldı.

www.odatv4.com internet gazetesinden Mert Taşçılar’a konuşan Özdağ https://odatv4.com/saldiriya-ugrayan-selcuk-ozdag-odatvye-konustu-15012145_m.html MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik siyasi yergi içerikli attığı 14 twitterdan –linkteki haberin altında yer alıyorlar- ötürü saldırıya uğradığını belirtiyor, “MHP, AKP’ye 2,5 senenin en büyük zararını vermiştir” diyor ve Ülkücü kökenli olduğunu, 12 Eylül faşist askeri darbe döneminde 7 yıl idamla yargılandığını söylüyor.

MHP yönetimini, 12 Ocak 2021 Salı gün attığı 14 twitter ile “12 Eylül süreci ve 7 yıl idamla yargılanma” vurgusuna fena kızdılar.
Kızgınlıklarını, Genel Başkan Yardımcılarından Semih Yalçın’ın ağzından dile getirdiler.

Semih Yalçın, Selçuk Özdağ’a evinin önünde yapılan saldırıdan 4-5 saat sonra kendisine ulaşan yandaş www.haberturk.com internet gazetesinin Atatürk karşıtı yandaş yazarı Nagehan Alçı’ya konuşmuş:
“Nagehan Hanım Selçuk Özdağ’ı ben Keçiören’den tanırım, cemaziyelevvvelini bilirim. Kendisini hiç sevmem. Bunu da gizlemem, açık açık söylerim. Sosyal medyada da ifade ettiğim gibi hayatı boyunca çıkarları için yan yana yürüdüğü herkesi satmış Talleyrand isimli Fransız politikacıya benzetiyorum kendisini. Son olarak gereksiz yere Sayın Bahçeli’ye saldırdı. Bu saldırısı çok ağırıma gitti Nagehan Hanım. Ben de o nedenle kendisine cevap verdim. Benim üslubum çok ağırdır doğru ama durduk yere kimseye sataşmam. Üstelik sözlü polemik ile bu saldırının ne ilgisi var? Saldırı yapacak insan önceden böyle önden sözlerle yüklenir mi? Saldırı yaptıracak insan bilakis sinsi davranır, ses etmez. Ben mertçe tavrımı ortaya koydum. Bu saldırılarla benim hiçbir ilgim ve bilgim yok ve olması mümkün değil.
… Bu hareketin delisi çoktur Nagehan Hanım. Talimat falan dinlemezler… Bakın biz 80 öncesinin içinden geldik. Saldırı, şiddet bunları bizzat yaşamış ve çok acılar çekmiş insanlarız. Şiddet kesinlikle yanlış ve gayrimeşru bir yöntem. Bırakın böyle bir saldırının arkasında olmayı tamamen bu saldırının karşısındayım Nagehan Hanım. Ben çok sert mücadele ederim ama sosyal medya üzerinden mesajlarla ya da gerekiyorsa mahkemede hakkımı ararım ve hesap sorarım. Biz kalemle ve dil ile mücadele ederiz. Şiddetle bizim işimiz olamaz. Ama 6 milyon oy almış bir lidere haksızca saldırana da en ağır sözlerle cevabını veririm.
… Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı. Ülkü ocakları kültür ve irfan ocakları oldu. Entelektüel merkezler oldu artık.”
https://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/2939413-bu-saldirilar-ne-anlama-geliyor-hem-semih-yalcin-hem-de-selcuk-ozdag-ile-konustum?utm_source=twitter&utm_medium=articleshare&utm_campaign=website

Söylemdeki kine, öfkeye bakar mısınız?!

Semih Yalçın, Alçı’ya açıklamasında, ayırtında (fakında) olmadan “Bu hareketin delisi çoktur” ve “Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı” diyerek, büyük açık veriyor, itirafta bulunuyor.

Şimdiii…
Evlerinin önünde saldırıya uğrayanlar “gazeteciler”!
Hepsi de Ülkücü kökenli.
İlk kez bir Ülkücü kökenli siyasiye saldırı oluyor!
Ona da evinin önünde…
Neden?!

Yalçın’ın “Hareketin delisi” dediği Ülkücü gençlerin 1980 öncesinde sokağa dökülmelerini ve onları sokağa dökenleri, o yıllarda hareketin içinde olup da, şimdi başka siyasi kadrolar içinde yer alanların –Selçuk Özdağ gibi- anlatmalarını, onlar ve olaylar hakkında tek sözcük etmelerini istemiyorlar!
Karanlığın aydınlanmasından, her şeyin ortalığa serilmesinden korkuyorlar!

Bir de…
Selçuk Özdağ gibiler –örneğin, bir ara o esip gürleyen Yaşar Okuyan ortalarda yok! Nerelerdedir?! Gene sağlık sorunu mu var?! Yoksa tırstı mı, tırstırıldı mı?!- konuşurlarsa, şimdilerde yaşananlarla, 12 Eylül 1980 öncesi yaşananların benzerlikleri ortaya çıkacak diye ödleri kopuyor!
Buna, benzerliklerden esinlenerek, yapılacak “olacakların öngörüsü tedirginliği”ni de ekleyebiliriz.

Bu arada…
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun önceki gün (16 Ocak 2021 Cumartesi) Karar TV’deki “Bu öldürme kastıyla yapılan bir eylemdir. Fiilen içinde silahlı vardır. Beş kişiden, ikisi silahlı. Selçuk Bey, geçmiş tecrübelerinden hareketle tedbirli davranmasaydı, bugün ‘geçmiş olsun’ açıklaması yapmaktan çekinler, ‘Kıymetli bir siyasetçiydi, çok üzüldük’ diye cenazesinde konuşuyor olacaklardı” biçimindeki sözlerine katılmıyorum.
Saldırı eylemindeki ana amaç “korkutmak”tı, “susturmak”tı; “öldürmek” değildi.
Ama Davutoğlu’nun “Türkiye ve Erdoğan, şu anda 28 Şubatçıların vesayeti altında. 28 Şubat’ta Türkiye’ye otoriter bir deli gömleği giydirmek isteyenler, şu anda Erdoğan’ı kuşatmış durumda. Erdoğan, maalesef geniş kitlelerin başörtüsünü desteğini 28 Şubat artıklarına havale ediyor” sözlerinin bitiminde yaptığı şu uyarısı, çağrısı ve saptaması, öngörüsü -eksik olmasına karşın- dikkat çekici:
“Sayın Erdoğan’ı buradan uyarıyorum, aklı başında herkesi uyarıyorum: Bundan sonraki ilk aşamada Erdoğan da tasfiye edilecek ve muhafazakarların bir daha başı dik dolaşamayacakları tarzda otoriter rejim kurulacak.” https://www.karar.com/gelecek-partisi-lideri-ahmet-davutoglu-karar-tvde-1601762

DEVLET BAHÇELİ’NİN ÇİLESİ!..

150 150 bakikarakol

“Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın “özgül ağırlıklı (!) ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hız kesmiyor!
Dün (14 Ocak 2021 Perşembe) twitter üstüne twitter attı!
“Net olarak açıklıyorum, neye mal olursa olsun Cumhur İttifakı sonuna kadar yaşayacaktır” https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/bahceliden-hdp-aciklamasi-mhp-geregini-seve-seve-yapilacaktir-6211427/ tümcesini anlamlandırmadım, yadırgadım!
“… neye mal olursa olsun…” ne demekti?!
Neden bu sözcükler edildi?!
Uğruna feda edilecek nedir?!

“Cumhur İttifakı’nı bozmayı hiçbir şart altında aklımın köşesinden geçirmem” sözünü de eden Bahçeli çok zorda ve de Bahçeli’nin kafası çok karışık olmalı ki, “Cumhur İttifakı”nın ve “Cumhur İttifakı İktidarı”nın en hararetli destekçilerinden Haber Turk (Haber Türk değil) TV kanalını, Halk TV, KRT TV kanallarıyla karıştırdı, onlardan sandı! https://www.gercekgundem.com/siyaset/243995/devlet-bahceli-simdi-de-medyayi-hedef-aldi-haberturk-halk-tv-krt
Bu arada, ittifakın ve iktidarın karşısında yer alan Tele 1 TV kanalını da söylemeyi unuttu!

Bu Bahçeli mi, adı “Milliyetçi Cephe” olcak “alternatif ittifak” arayışında olacak?!

Kamuoyu araştırmacısı, kısa bir süre önce de partim CHP’min -ne yazık ki- başındaki “adı lazım değil”in baş danışmanı olan İbrahim Uslu, 28 Aralık 2020 Pazartesi gecesi Halk TV’nin canlı yayınlanan “Sözüm Var” programında “Bahçeli alternatif ittifak kurmak istiyor. Milliyetçi Cephe arayışında” dedi.
Bu görüşe; Bahçeli’nin 24 Aralık 2020 Salı günü MHP Genel merkezinde gerçekleştirdiği “İl Başkanları Toplantısı”nda ettiği “Muhatabına ‘Masa kur’ demedik, ‘Evine dön’ dedik. Hala zaman vardır, bu önerimiz geçerliliğini korumaktadır. Diyorum ki, dön evine, bitsin bu çile” https://odatv4.com/don-evine-bitsin-bu-cile-24122029.html tümcelerden varmış olmalı…
Katılmadığımı, 29 Aralık 2020 Salı günkü “AÇIKLANAN ASGARİ ÜCRET, TEPKİLER VE İŞÇİ, İŞÇİ SINIFI!..” başlıklı yazımda belirttim.
Bahçeli, dünkü şu twitter paylaşımlarıyla ile beni haklı çıkardı:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın Cumhur İttifakı’nın zeminini genişletmek amacıyla yaptığı veya yapacağı temas ve ziyaretlerden rahatsız olmamız söz konusu değildir. Hatta bu temas ve ziyaretlerin ittifakımızın güçlenmesine hizmet edeceğinden dolayı desteğimiz tamdır.
Herkes işine baksın, falcılık yapmasın, niyet okumasın, boşa sallayıp dolu tutmanın arayışında olmasın. Cumhur İttifakı Türk milletinin ruh kökünden doğmuştur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte Türkiye’nin yegane güvencesidir.
Malum yorumcular, mahut televizyon ve gazeteler bilsinler ki: Bit için dam yakmam. Pire için yorganı ateşe vermem. Karanlık emel sahipleri boşu boşuna çırpınmasın, boş yere hayal kurmasın.”

Siyasi parti Genel Başkanı baş danışmanı olduktan sonra, kamuoyu araştırmacısı gibi konuşmasını etik bulamadığım Uslu’nun “Bahçeli alternatif ittifak kurmak istiyor. Milliyetçi Cephe arayışında” sözlerine katılmamamın nedenlerinden biri, Bahçeli’nin, İyi Parti Genel Başkanı, eski MHP’li Meral Akşener’e yaptığı, son tümcesi “Diyorum ki, dön evine, bitsin bu çile” olan çağrısındaki “çile” sözcüğü idi.
Bu sözcüğün üzerinde hiç durulmadı!
Oysa bu “çile” sözcüğünde ve önündeki “bitsin bu” sözcüklerinde, “zorda”, “kuyuya düşmüş, düşürülmüş” birinin yakarışı, yardım dileyişi vardı!
Nedense herkes es geçti!

Bir siyasi parti Genel Başkanı durumunu daha nasıl açıklasın?!

“… bitsin bu çile” diyor!

Çile!..

“Sıkıntı, zahmet, güçlük” demek.

Bahçeli’nin çilesi neden, nereden, nerelerden, kim ve kimlerden kaynaklanıyor?

Sorunun yanıtı Devlet Bahçeli’nin kendisinde, “Devlet Bahçeli araştırmacıları”nda, ve “devlet kayıtları”nda…

Buralar dışından gelecek bilgi, belge, edilecek söz, yazılacak yazı, “taşları yerine oturtmak” uğraşından başka bir şey değildir…

“SÖZDE” TARTIŞILARIN GÖLGESİNDE, İŞSİZ VATANDAŞ “DEVLET KADROLU İŞ” VAADİ İLE 35-50 BİN TL KARŞILIĞI DOLANDIRILIYOR!..

150 150 bakikarakol

O kadar eminim ki, Okuduğunuzda siz de benim önceki gün (12 Ocak 2021 Salı) duyduğumdaki gibi şaşıracaksınız!

Herkesi duyarlı olmaya, İçişleri Bakanlığını da titiz davranmaya, titiz çalışma başlatmaya çağırıyorum.
Çünkü:
Ortada, kimi kişi ve kurumların adlarını kullanılarak, “Devlet kadrolu işe koyma vaadi” ile işsiz insanlarımızdan 35 bin TL ile 50 bin TL’ler karşılığında para alınıyor!

Anlatayım:

Doğru mudur, yanlış mıdır, bilmiyorum.
Ankara’da bir vakıf varmış…
Adı “Şehit Aileleri ve Gaziler Vakfı” imiş…
Başkanı ise “Yavuz Recep Uğur” adlı biri imiş…
15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişiminden sonra kurulmuş muş…
Kuran “Adalet ve Kalkına Partisi (AKP)” imiş…
Bütün Bakanlıklarla, en başta da İçişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı ile çalışıyormuş…
Yaptığı iş, Türkçe anlamları “Bir insanı bir işte, bir görevde kullanma, çalıştırma; iş alanı açma” olan Arapça sözcük “istihdam”ı sağlamak için devlete yardımcı olmakmış…
Adları anılan resmi kurumlardan, bu vakfa, “istihdam sağlamak” için “kadro bildirimi” yapılıyormuş…
Örneğin:
Rakam verilerek “Şu kadar kadromuza elaman temin edin” deniliyormuş…
“İstihdam” edileceklerin tamamı, “devletin kadrolu çalışanı” olacakmış…
Kadro bildirimini alan Vakıf, elamanlarını harekete geçirirmiş, yurt geneline yayıyormuş…
İşe, yakınlarından, tanıdıklarından başlayanlar da varmış, il il dolaşanlar da…
İşsiz, iş arayışında olanlar -İŞKUR kayıtlarından da yararlanılarak- taranıp bulunuluyormuş; onlara “kadrolu iş” garantisi veriliyormuş…
Veee…
Karşılığında…
Her birinden 35 bin TL ile 50 bin TL arasında nakit para isteniyormuş ve alınıyormuş…
Ödemenin yapılmasından bir hafta, on-on beş gün sonra “kadrolu iş”e başlanılıyormuş…

Şaştınız değil mi?!
Böyle bir şey olabilir mi?!
Böyle bir şeyin olması olası mı?!
Hayır, olası değil!
Olası dahi olmaz, olamaz, olmamalı!
Belli ki, resmi kurumların adları verilerek, belki kimi insanların adları kullanarak, “iş bulma” umudunda olan yığınla insanımız, en zayıf anında, en zayıf noktasında yakalanarak, kandırılıyor, dolandırılıyor, soyuluyor!

Devlet “istihdam” sağlamak için, kadrolarına ya da açtığı, açacağı kadrolarına elaman alacaksa, bu yolla mı alır?!
Hayır!
Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) var, o yolla alır.
Bunun gerisi, örgütlü dolandırıcılıktır!

Haa…
Bir takım “uyanık”lar çıkar, resmi kurumların adları, olanakları gibi, iktidarın da adını, olanaklarını; iktidarın –eski, yeni- Milletvekillerinin, Milletvekili aday adaylarının, il, ilçe Başkanlarının vb adlarını, olanaklarını kullanır!
Ceremesini işsizlikle, açlıkla savaşan vatandaş çeker!

Böylesi “nitelikli dolandırıcılık” yapan/yapanlar, yaptıran/yaptıranlar bu ülkenin, bu halkın -emperyalist Britanya İmparatorluğu (İngiltere) kadar- bir numaralı düşmanıdır!
PKK’dan, FETÖ’den, PYD’den, IŞİD’den beter teröristtirler!
Başları ezilmelidir!

“Sözde” tartışılar bir kenara itilmeli, ülkenin -bu gibi- “özde konuları”na odaklanılmalı, duyarlı kalınmalı!

Böyle olunacağına, bu “dolandırıcı çete”nin en kısa zaman dilimi içinde çökertileceğine inanıyorum.

Umarım ve dilerim çok sayıda insanımız “mağdur” edilmemiştir!..

ZULÜM GÖRDÜM AMA TOBB’UN, ÜYELERİNE ZULMÜ KADARINI GÖRMEDİM!..

150 150 bakikarakol

Bir “fikirdaşım” aradı.
Adını soyadını, il’ini, işini yazmayacağım.

Anlattı.
e-posta adresime bir gönderi attı.

“Fikirdaşım” il’inin saygın, hatırı sayılır, güvenilir “iş insanı” .
Kısaltılmışı “TOBB” olan “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği”nin, il’indeki “Ticaret ve Sanayi Odası”nın üyesi.
Üyelik aidatını düzenli olarak, yatırır idi.

Ülkenin kötü yönetiminden ötürü ekonomi dibe vurunca, olumsuz yönde ciddi biçimde etkilendi.

Direndi.

Ama…
Dayanamayacak noktaya geldi.
İşini çeviremez duruma düştü.
“Oda aidatı”nı ödeyecek ekonomik “takati” kalmamıştı.

Birkaç yıl, işyerini kapalı tuttu; “Oda”ya da “üye aidatı”nı yatıramadı.

Korana Virüsü yasakları onu da perişan etti.

İşyerini kapatmak zorunda kaldı.

Kara kara düşünürken, ev adresine bir “bildirim” geldi.

Gönderen, il’indeki üyesi olduğu “Ticaret ve Sanayi Odası”ydı.

Bildirimde şöyle yazıyordu:
“… Ticaret ve Sanayi Odası üyesi olarak Odamıza ekte belirtilen tutar dahilinde üyelik aidatı ve munzam aidat borcunuz ile gecikme faizi borçlarınız bulunduğu tespit edilmiştir.
7256 Sayı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılabilmesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile üyelik borç faizlerinin tamamen silinmesi ve ana paranın 6 eşit taksitle ödenmesi imkanı getirilmiştir.
Bu itibarla 31 Aralık 2021 tarihine kadar aidat borçlarınızın yapılandırılabilmesi için Odamıza başvuru yapmanız gerekmektedir. Bu tarihe kadar başvuru yapmamanız halinde yapılandırma imkanından faydalanamayacaksınız.
Yapılandırılmayan ve ödenmeyen borçlarınız için 2021 Şubat ayı itibarı ile 5174 Sayılı Kanun’un ilgili maddeleri kapsamında yasal süreçler başlatılacak ve borcun tamamı için (avukatlık ve icra masrafları dahil) kanuni tahsil yoluna gidilecektir.
Bilgilerinizi ve gereğini rica eder, sizleri en kısa sürede Odamıza bekleriz.
Saygılarımızla.”

“Fikirdaşım”ın anlatıları ışığında düşünmeye ve sorgulamaya başladım:

“Fikirdaşım” yalnız değildi, onun şu durumunda olan çok iş insanı vardı.
Onlara da aynı içerikte bildirim gitmiş, “icra” gözdağı verilmiş.

Yıllarca aidat parası alınmış üyeye, Korana Virüsü yasaklarının da tetiklemesiyle içine düştüğü ekonomik batıktan ötürü, bu yapılır mı?!

Oda alarak, bu berbat duruma düşmüş –daha doğrusu kötü yönetim sonucu düşürülmüş- üyeye, maddi katkılar (destekler) verilecekken, yapılandırmaya gitmek, bir de “Şu güne kadar yapılandırma başvurusunda bulunmazsan” diyerek, baskı yapmak, dayatmada bulunmak etik mi, doğru mu?!

Yapılandırma dahi yapamayacak derecede parasal sıkıntıda olduğu neden düşünülmez?!
Neden “aidat ödeme” dondurulmaz?!
Neden ödenmeyen aidattan/aidatlardan kaynaklanan borç silinmez?!
Neden parasal yardım, yardımlar yapılmaz?!
Ne için üye olunur?!
Ne için aidat ödenir?!
Böylesi “kara günler” için değil mi?!
“Oda, Odalar ve en üst yapı TOBB bunun için var” diye biliyorduk, biliniyordu!
Yoksa…
Değil mi?!
Değilse…
Ne için var?!
Gökdelenler dikmek için mi?!
İktidara “arka bahçe olmak” için mi?!
365 Oda ve Borsa’lı, 1,5 milyon üyeli TOBB’un 20 yıllık (2001’den beri) Başkanı Kayserili, 66,5 yaşındaki Mustafa Rıfat Hisarcıklıoğlu lütfedip açıklasın, biz de bilgilenmiş olalım.
Ve…
Bilsin ki…
Ve de…
Bilinsin ki…
Zulüm gördüm ama TOBB’un üyelerine zulmü kadarını görmedim

K O R K U M ! . .

150 150 bakikarakol

Faşist askeri darbeler öncesi süreçlerin “görünmezi”, “bilinmezi”, “çok merak edileni” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dün (11 Ocak 2021 Pazartesi) gene esti gürledi;
“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilhassa 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili hazırlanan ve hukuken açık ihbar niteliği taşıyan iddianameyi temel alarak HDP hakkında acil ihtiyaç olan kapatma davasını süratle açabilecektir” dedi ve ittifak ve iktidar ortağı AKP’ye meydan okuyan şu sözlerini ekledi:
“Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır” https://odatv4.com/bahceliden-gundemi-isitacak-cikis-11012101.html

(Aynı konuşması içinde şu garip sözleri de etti:
“ABD’nin seçilmiş Başkanı’na ve seçim sonuçlarına saygı duyan, ama Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na ‘sözde’ diyen CHP Genel Başkanı’nın hukuka ve milli iradeye savaş açması kendisini bekleyen makus sondan da asla kurtaramayacaktır.”
Tehdit ilginçtir, ilginç olduğu kadar da dikkat çekicidir.
Şimdilik geçelim…)

5703 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’ndan 100’üncü Madde’yi buldum, okudum:
“Madde 100 – (Değişik birinci fıkra: 2/1/2003-4778/10 md.) Anayasada yazılı nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir siyasî partinin kapatılması davasının açılması; a) Re’sen, b) Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle, c) Bir siyasî partinin istemi üzerine, Olur. Ancak, bir siyasi partinin Cumhuriyet Başsavcılığından dava açılmasını isteyebilmesi için, bu partinin son milletvekili genel seçimlerine katılmış olması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması, ilk büyük kongresini yapmış olması, partinin merkez karar ve yönetim kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile dava açılmasının istenmesi yolunda karar alınmış bulunması ve istemin parti adına parti genel başkanı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak yapılmış olması gerekir. 5730 Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanının veya partinin yazılı isteminde yeterli delil bulunduğu kanısına varırsa davayı açar. Yeterli delil bulunmadığı kanısına varırsa dava açmayacağını istemde bulunan Adalet Bakanına veya siyasi parti genel başkanlığına yazı ile bildirir. Adalet Bakanının veya siyasi partinin, cumhuriyet Başsavcılığının bildirimi üzerine, bu bildirimin tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kuruluna yazı ile itirazda bulunma hakkı vardır. Kurul, itirazı ivedilikle en geç otuz gün içinde inceler; itirazı haklı görmezse dava açılmaz; haklı görürse, Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesine dava açmakla yükümlüdür. Bu maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümler milletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili ara seçimlerine dair verilen kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten başlayarak oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içinde uygulanamaz.”
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2820.pdf

“Oh” çektim, rahatladım.

Bahçeli’nin “Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır” tümcesinden ciddi rahatsız olmuştum.

Rahatsızlığımın nedenlerinden biri de; 5 Ocak 2021 Salı günü “Cumhur İttifakı” ve Cumhur İttifakı İktidarı” ortağı AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının, ittifakın küçük ama etkili ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ği evinde ziyaret etmesi, Bahçeli ile yaptığı -içeriği hala açıklanmayan ve merakla konuşulan- görüşmesi idi.
Bir gün sonra (6 Ocak 2021 Çarşamba) Bahçeli’nin basına yaptığı yazılı açıklamasını http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4751/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_Bahceli__nin___Ulke_Gundeminde_One_Cikan_Konu_ve_Sorun_Basliklariyla_.html, “İçeriği giz kalan görüşme ile ilgili bir şey yakalayabilir miyim?” düşüncesi ile iki kez dikkatlice okudum.
“… kafa ezmek…” sözcüklerin ve benzerlerinin çokça yer aldığını görünce, 7 Ocak 2021 Perşembe günlü “YOKSA MUHALEFET, GİDECEĞİ KESİN İKTİDARDAN MI KORKUYOR?!.” başlıklı yazımda “Olacaklardan kaygılandım!” tümcesini yazmakla yetindim.
Aynı gün internet basınına “Tartışma yaratacak karar: TSK’nın silahları Emniyet’e devredilebilecek” https://www.gercekgundem.com/guncel/242258/tartisma-yaratacak-karar-tsknin-silahlari-emniyete-devredilebilecek?utm_source=share-twitter başlıklı haber düştü.
Haberde “Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan ‘Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği’ adlı değişiklikle ‘Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda’ TSK, Emniyet ve MİT, taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredebilecek” deniyordu.

İçeri gizli tutulan “görüşme”nin öznelerinden biri de bu olabilir miydi?!

Ürktüm!

Haberde vurgulanan boyutta “terör”, “toplumsal olaylar” ve “şiddet hareketi” olabilir miydi?!

Çok yakın geçmişte olmuştu ve polis gücüyle, polisin elindeki silah, araç ve gereçlerle üstesinden gelinmişti, Silahlı Kuvvetleri’nin taşınır mallarına gereksinim duyulmamıştı.
Şimdi nasıl bir “terör”, “toplumsal olaylar”, “şiddet hareketi” bekleniyor, öngörülüyor ki, gereksinim duyuluyor?!

Önceki gün (10.Ocak.2021Pazar), eski Milletvekili, eski İçişleri Bakanı, Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan’ın “… büyük bir sosyal patlama riskiyle karşı karşıya kaldığımız ortadadır” ve “… zaman kaybetmeden bu sosyal patlamanın önüne geçilmelidir” https://www.yenicaggazetesi.com.tr/saadettin-tantan-sosyal-patlama-ulke-icin-risk-haline-geldi-327572h.htm uyarısının geçtiği açıklaması www.yenicaggazetesi.com.tr sitesinde yer aldı.

Çok doğru!

Tantan, dürüstlüğüne, gerçekçiliğine, uzmanlığına, bilgisine ve bilgeliğine güvendiğim, saygı duyduğum biri.
“Sırf bu vurgusu”na katılamadığımı belirtmeliyim.
Şundan:
Evet, Tantan’ın dediği gibi “Şu anda toplum adeta bir saatli bomba üzerinde oturmaktadır”, ama iktidara, hatta muhalefete de tepkili olan, öfke duyan, burnundan soluyan yığınlar örgütsüz ve lidersiz!
Örgütsüz ve lidersiz yığınların “hak mücadelesi”nde kendilerinden yan sonuç almaları olası değil, çok zor.
Bu gerçeği “ittifak” da biliyor!
Biliyor da, neden “TSK’nın, Emniyetin ve MİT’in taşınır mallarını herhangi bir koşula bağlı kalmaksızın birbirine devretmeleri”ne gereksinim duyar?!
Oy hatırına, seçim kazanma uğruna, “potansiyel toplumsal eylemi ‘suni olarak’ kendisi mi yaratacak?!”
İşte bundan korkarım!
Böyle bir şeyin olmasını asla istemem!
Olmasına şiddetle karşıyım, şiddetle karşı çıkarım!

İçten dileğim; ülkemizde, faşist askeri darbe öncesindeki kanlı, zor günlerin benzerlerinin bir daha hiç yaşanmamasıdır!..

TÜRBANCILARA VE TÜRBANA “BAŞÖRTÜSÜ” DİYENLERE: TÜRBAN, KADININ TERCİHİ DEĞİL, KADINA DAYATMADIR!..

150 150 bakikarakol

Cumartesi (9 Ocak 2021) günü İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener kendi Youtube hesabından, Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda https://www.yenicaggazetesi.com.tr/iyi-parti-lideri-meral-aksenerden-erdogana-flas-cagri-327462h.htm bulundu.
“Uzunca bir zamandır, ülkemizin en önemli sorunlarından biri, gerçek gündemini konuşamaması.
Meselelerin üstesinden gelebilmemiz için, önce onları konuşabilmemiz, çözüm yollarını arayabilmemiz gerekir. Ama maalesef Türkiye, gerçekleri konuşamadıkça, yalan sarmallarında, çok daha büyük sorunlara doğru yelken açıyor” dedi, ülkenin, ülke halkının gerçek gündeminden örnekler sundu, sonra da “İşte son günlerde, sanki böyle bir sorunumuz varmış gibi, yeniden ısıtılan başörtüsü meselesi de bunlardan biri” tümcesiyle sözü “türban” –türban demiyor, ‘başörtüsü’ diyor- tartışmasına getirdi.

“Önce, mazide bıraktığımız bir zihniyetin temsilcisi, eski bir bakan çıkıyor, başörtülü hakimlerimiz hakkında densizce konuşuyor” tümcesinin ardından ekledi:
“Sonra Sayın Erdoğan çıkıyor, torunu yaşındaki genç bir kadın siyasetçiye, sırf CHP’de siyaset yapıyor diye, utanmadan ‘Vitrin Süsü’ diyor.
Al birini vur ötekine!
Aynı vesayetçi zihniyetin farklı düzlemdeki temsilcileri…
Kadını ve başındaki örtüyü siyasi malzeme yapmaktan çekinmeyen bu zihniyet, siyaseten icap ettiğinde, hiç utanmadan o örtüyü ayağının altına almaktan da çekinmiyor.
Siyasetini, sıkıştıkça sarıldığı ‘Başörtülü bacım’ sözü üzerine bina edenlerin, ‘Vitrin süsü’ sözüyle geldikleri nokta, tek kelimeyle ibretlik.
Demek ki mesele, kızlarımızın, kadınlarımızın başındaki örtü meselesi değilmiş.
Demek ki mesele, “ya Ak Partilisin, ya da hainsin” meselesiymiş.
Demek ki mesele, her zamanki gibi, siyasi rant meselesiymiş.”

Kendisi hangi zihniyetin temsilcisi?!

Bir öğretmen, bir tarihçi olarak, “türban”la “başörtüsü”nün aynı olmadığını bilmiyor mu?!
Biliyor da, aynıymış gibi söyleyerek, ayıp ve densizlik etmiyor mu?!
Bu eylemi ile gerçekleri çarpıtıp kitleleri gerçek dışı bilgilerle kandırıyor mu?!
Bunun da adı, kendisinin başkaları için söylediği “Demek ki mesele, her zamanki gibi, siyasi rant meselesiymiş” olmuyor mu?!

“Türban tartışısı”nı, 30 Aralık 2020 Salı günü, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin 1’inci Olağan Kurultay’ında, “Benim siyasete girdiğim zamanlar da yine böyle acıların yaşandığı günlerdi. Asker vesayeti vardı. Demokrasi, hukuk, özgürlükler ayaklar altındaydı. Ülkemiz yine derin bir ekonomik krizin içindeydi. Ben kendi ailemde o günlerin ızdırabını yaşadım. 28 Şubat’ın ağır ikliminde kız kardeşim Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okuyan kız kardeşim okuldan üç defa uzaklaştırma cezası aldı. Başındaki örtü yüzünden. Üstelik düzenledikleri tutanağa da ‘Ders araç ve gereçlerine zarar vermek’ yazdılar. Gerçek sebep neydi? Başörtüsü. Hiç utanmadan yaptılar bunu. Benim siyasete girmem bütün bu yaşananlara bir isyandı. Bir daha kimse böyle bir yasağı getirmeye cüret edemez.” https://devapartisi.org/parti/e-arsiv/babacan-buyuk-kongrede-konustu-bu-ulkenin-devas-olmak-boynumuzun-borcudur diyen Ali Babacan değil mi?!
Meral Akşener neden Ali Babaca’dan sözünü etmez?!
Neden, bir gün sonra (31 Aralık 2020 Çarşamba) Halk TV’de “Sözüm Var” programındaki “Sorun başörtüsü değildir, sorun türbandır. Türban, irticai faaliyetlerin, şeriat isteyenlerin üniformasıdır. Başörtüsü, yüzyıllar boyunca Anadolu’da bir geleneksel giysidir. Bununla arasında çok büyük fark var. Ben kendimden söylemek istiyorum: Ben yargılandığım zaman, türbanlı bir hakimin karşısına gittiğimde, benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getirebileceği konusunda kuşkularım var.” https://www.youtube.com/watch?v=dWryKz5RTA0 sözlerin sahibi CHP’li eski Milletvekili, eski Bakan Fikri Dağlar’ın, “… kuşkularım var” sözcüklerini kullanmasına karşın, son tümcesi üzerinden, gerçeği eğip bükerek, Sağlar’a saldırıya geçti?!

Başörtüsü değil –ki, bu ülkede hiçbir zaman başörtüsü tartışılmamış, tartışı konusu ve sorun olmamıştır-, “türban”la ilgili tartışıda, kişinin “kuşkusu”nu dillendirmesi suç mu?!
Söz konusu “türban” olunca, kişi “kuşkusu”nu dahi dile getiremeyecek mi?!
Nedir bu “türban gücü”?!
Nedir bu “türban korkusu”?!

Sözleriyle çelişen ve yanıtlarını merak ettiğim Meral Akşener bilsin isterim:
Kadınlarımızı, hele de Meral Akşener gibi çağdaş giyinimli kadınlarımız, kadını siyasi amaçlarında “vitrin süsü” gibi kullanan, özel yaşamlarında da cinsel gereksinimlerini giderdikleri ikinci sınıf insan gören şeriatçılar, gerici, yobaz dinciler kadar zararlı, tehlikelidirler!
Bir kısım kadınımız kendi öz kararlarıyla düşünüp taşınmadığı, konuşup hareket etmediği gibi de “giyinmiyor”, “kapanmıyorlar”!
Onlar, çok büyük baskı ve korku altındadırlar!
Onların “tercihleri” yoktur!
Bu gerçekleri görmemek, körlüktür körlük!

Gerçekleri göremeyenden de, çarpıtan da ne siyasi, ne siyasi lider olmaz!

Bu arada…
Atlamışım, yeni haberim oldu:
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan 5 Ocak 2021 Salı günü twitter hesabından paylaşımda bulunmuş
Şöyle:
“Birisi çıkıyor ‘vitrin mankeni‘ diyor, öbürü ‘başörtülü bir yargıcın kararına güvenmem‘ diyor. Kadınlara ve kadınların tercihlerine saygı duyun.” https://twitter.com/alibabacan/status/1346546052959268866

Bak Ali Babacan!..
İlkin, şu “türban”a, “başörtüsü” demeği bırak!
Sen de kadını, siyasi ve ticari çıkarlarınız için “vitrin mankeni” olarak kullananlardansın!
Bırakın!..
Türban ve tesettür giyim Türk kadınının terci değildir, Türk kadınına dayatmadır!
“Kadına saygı duyun” deyip saygısızlık yapmayın!
Çağdaş giyim kuşamınızla Türk halkını, Türk kadınını daha fazla kandıramayacaksınız!
Bu kadar!
Buraya kadar!..

EMPERYALİST ABD’DE “İLK YAŞANAN OLAY”IN BENZERİ ÜLKEMİZDE DE OLUR MU?..

150 150 bakikarakol

Çarşamba (6 Ocak 2021) gecesi, görsel, sözlü ve internet basınımıza, emperyalist ABD’de ilk yaşanan olay düştü.
3 Kasım 2020’deki seçimlerde kazanamayan “kaçık” 45’inci Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump, seçimi kazanan Demokrat Parti adayı Joe Biden’in, Başkanlığının Kongre’de “tescil” edileceği saate 2-3 kala miting yaptı, taraftarlarını tahrik etti, onlara “tescil”e karşı çıkmalarını, engel olmalarını söyledi.
Cumhuriyetçiler, Kongreyi bastılar, yıktılar, döktüler, içeri girdiler…
Kongre üyesi Senatörler, Amerikan yerel saati ile saat 04.00’da geniş güvenlik altında toplandı, yarım kalan işlerini tamamladılar, Biden’in Başkanlığını “tescil” ettiler.
Biden artık emperyalist ABD’nin resmen 467ıncı Başkanı idi.
“Kaçık” Trump, taraftarlarına sakin olmaları ve evlerine dönmeleri çağrısı yaptı.
Ortalık duruldu.
20 Ocak 2021’de görev devri yapacak Trump’ın, 20 Ocak beklenmeden “azledilmes”i, hakkında derhal yargı işlemi başlatılması isteniyor.

Nasıl bir gelişme olur, bilemiyorum.
Ama ülkesinde ilk defa böyle bir olaya neden olduğu için Trump’ın yargılanacağı kesin görünüyor.

Trump’ın savı, seçimlerde ve oyların sayımında hile yapıldığı…

Böyle bir olayın, muhalefet için olabileceği düşünülebilir ama iktidar için olası değil.
Olası olsa, o iktidar, iktidar değildir, iktidardan indirilmeyi hak etmiştir.

Trump düşünen biri olsaydı, kazanamadığı seçimi, hileli yollarla ve iktidar gücü ile “lehine” çevirme; hele de iktidarı bırakmama, iktidarda kalma çılgınlığına kendini kaptırmazdı, taraftarlarını tahrik etmezdi, Kongre’yi bastırmazdı, insanların ölmelerine, yaralanmalarına, kırp dökmelere neden olmazdı.
Belki, yargılama sonucu ceza alacak, uzun yıllar cezaevinde yatacak.

Ülkesinin tarihine kötü geçecek.

Çarşamba (Türkiye saati ile) gecesi emperyalist ABD’de yaşanan eylem “ilk”ti ama emperyalist ABD’nın yabancı olmadığı, çok iyi bildiği, uzmanlık alanı içine giren konuydu.
Sayısız ülkede aynı olayları yaptı, yaptırdı; binlerce insanın ölümüne, on binlerce insanın yaralanmasına, milyar Dolarlık maddi hasara sayısız kere imza attı!

Trum gibi bir kaçığı Başkan seçecek kadar sağlıklı düşünemeyen, sağlıklı karar veremeyen USA (ABD) halkı, böyle bir olayı ilk yaşadıkları için şaşkın!
Varlıklılar da, bürokratlar da, askerler de, bilim insanları da, seçilmiş senatörleri de, atanmış Bakan ve sekreterler de vb şaşkın!
Şaşkın oldukları için sağlıklı düşünemiyorlar, ülke tarihindeki bu ilk olayın nedenini, niçinini, arkasında kimin/kimlerin olduğunu/olabileceğini us (akıl) edemiyorlar, öngöremiyorlar!

Özellikle ve öncelikle “dinci terör”ün üretildiği, “dinci teröristler”in yetiştirildiği, donatıldığı “merkez ülken”in emperyalist “İngiltere” olduğu bilinmeyen değildir!

İki emperyalist ülke, İngiltere ile Amerika arasında derinden derinden süren “dünyayı yönetme”, “dünya jandarmalığı” KAVGASI da bilinmeyen değildir!

“Kaçık Trump olayı gibi, 11 Eylül 2001’deki iki gökdelene düzenlenen uçaklı intihar saldırısı da emperyalist İngiliz derin devletinin işi” diye düşünüyorum.
NATO’daki “gladyo” da…

Çarşamba gecesi emperyalist ABD’de ilk yaşanan olayın benzeri, ülkelerde ve ülkemizde de olur mu?
Herkesin kafasında bu soru.
Nedeni, 7 Haziran 2015 genel seçimi sonunda –özetle- şu yanan:
Seçimden AKP birinci parti çıkmıştı ama tek başına hükümet kuramıyordu.
AKP Genel Başkanı Ahmet Davutlu Hükümeti kurmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirildi.
Davutoğlu, siyasi parti Genel Başkanları ile görüştü.
Sonuç alamadı.
“Hükümet kurma görevi”ni, görevlendirmeyi yapan Cumhurbaşkanına “iade” etti.
Cumhurbaşkanı, Anayasa’ya göre, bu durumda “Hükümeti kurma görevi”ni, seçimden ikinci çıkmış partinin Genel Başkanına vermesi gerekirken, vermedi, “seçimi yenileme” kararı aldı ve ülkeyi 5 ay sonra (1 Kasım 2015) seçime götürdü.

Bu yaşanmışlıktan ötürü düşünülen şu:
“Yapılacak ilk seçimde, AKP ve MHP’nin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” iktidar olacak kadar oy olamayacak, CHP ve İyi Parti ağırlıklı “Millet İttifakı” alacak; ama AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’na, ‘Hükümet kurma görevi’ vermeyebilir.”

Böyle bir gelişmenin olmasını usumdan dahi geçirmek istemiyorum!

Tanrı korusun!
Eğer böyle bir şey yaşanırsa…
“Olacaklar”ın korkusu içimde şimdiden kol geziyor!..

Onun için…
Dün gece Halk TV’de Levent Gültekin’in dediği gibi, “Seçimin, seçimden önce kazanılması”, yani muhalefetin bir iki puan arayla değil, çok açık arayla seçimi kazanması gerekir.
Çok doğru.
O zaman sandık, pusula, sayım vb hileleri; Yüksek Seçim Kurulu’nun yanlı/yanlış kararları, “açık ara sonuca” olumsuz etki edemeyecek, “iktidarı bırakmama, görevi devretmeme” diye bir şey söz konusu olmayacak…

YOKSA MUHALEFET, GİDECEĞİ KESİN İKTİDARDAN MI KORKUYOR?!.

150 150 bakikarakol

Siyasi sicillerine “İktidarlarında, ülkenin ve dünyanın saygın üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi’nin giriş kapısına kelepçe vuranlar!” kaydı düşen Cumhur İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı İktidarı’nın ortakları AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sona geldiklerini, Türk-İslam Sentezi’nin kendilerini kurtaramayacağını, ilk seçimde iktidardan düşeceklerini, 2023 ve 2071 hedeflerinin hayal olduğunu gördüler.
Tedirginler.
Çare aramak, çıkış yolu bulmak için –Bahçeli’nin evinde- bir araya geldiler.
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-bahceliyi-evinde-ziyaret-etti-1803857
Görüşme içeriğine ilişkin bir açıklama yapmadılar ama girişi ve çıkışlarında görüntüleri verdiler.

Bir gün sonra (6 Ocak 2021 Çarşamba) Bahçeli yazılı bir açıklama http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4751/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_Bahceli__nin___Ulke_Gundeminde_One_Cikan_Konu_ve_Sorun_Basliklariyla_.html yaptı.

Arapça, Farsça sözcüklerin bolca kullanıldığı uzun bir açıklama.
İçeriği ile ilgili bilgilendirme yapılmayan görüşmeyi okudum.
Olacaklardan kaygılandım!
Okurda “Keskin darbe karşıtı” algısı yaratan Bahçeli’nin, 27 Mayıs 1960 –22 Şubat 1960 ve 20-21 Mayıs 1963’teki başarısız biten Albay Talat Aydemir’in girişimlerini saymıyorum-, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinin öncesi, sonrası tavrını merak ediyorum ve “Özellikle 12 Eylül faşist askeri darbede, solcular gibi gözlem altına alınmayan, işkencelerden geçmeyen, tutuklanıp cezaevlerine konmayan MHP’li, Ülkücü kalmazken, Ülkü Ocakları kurucularından Devlet Bahçeli’ye dokunulmadı, Bahçeli dışarda kaldı, korunup kollandı?” sorusunu sorarak, konuya nokta koymak istiyorum…

Bu arada…
Umarım ve dilerim; 3 Kasım 2020’deki seçimi yitiren emperyalist ABD’nin “kaçık” 46’ıncı Başkanı Donald Trump’ın taraftarları Cumhuriyetçilerin dün gece sokağa dökülüp seçimi kazanan Joe Biden’in Başkanlığını onaylayacak Kongre’yi basması başka ülkelere kötü örnek olmaz…

Gelelim başlıktaki “Muhalefet, gidiciliği tartışmasız hale gelen iktidardan korkuyor mu?!” konumuza.

İlker Başbuğ’un sözünden “darbe” çıkaran, Fikri Sağlar’ın sözlerini çarpıtan, Can Ataklı’nın anlatılarında anlam kaydırması yapan siyasi kadro, bu üç kişi için 81 il’de suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor! https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/son-dakika-akpden-uc-isim-icin-suc-duyurusu-6199762/
Dün saat 12.49’da twitter hesabımdan “YOK DAHA NELER!..
İYİCE DAĞILDILAR!..
NE DÜŞÜNECEKLERİNİ BİLEMEZ OLDULAR,
NE YAPACAKLARINI ŞAŞIRDILAR!..
ŞOVUN BÖYLESİNE DE PES YANİ!..”
https://twitter.com/BakiKarakol/status/1346755794168127488 diye paylaşımda bulundum; saat 13.10’da ise şunu yazdım:
“MUHALEFET DE 81 İL’DE, LİKİ KERE ‘TÜRKİYE TERÖR ÖRGUTÜDÜR’ DİYEN AKP’Lİ ÖMER ÇELİK HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNSUN…”

Bildiğiniz gibi…
AKP Adana Milletvekili AKP Sözcüsü Ömer Çelik, önceki gün (4 Ocak 2021 Pazartesi), partisinin MYK toplantısı bitiminde, basına bilgilendirme yaparken “Türkiye, DEAŞ’la da mücadele eden yegane terör örgütüdür” dedi ve ekledi:
“Türkiye PKK ile de mücadele eden yegane terör örgütüdür.”
https://odatv4.com/akp-sozcusu-oyle-bir-gafa-imza-atti-ki…-04012136.html

Gaf mıydı, dil sürçmesi miydi?

AKP’li Çelik’in iki kere üst üste “Türkiye … yegane terör örgütüdür” demesi düşündürücüydü!
Ya aşırı yorgunluk ve aşırı yorgunluktan kaynaklanan ne dediğini bilmemekti, ya da başka bir şeydi!..

Böyle bir sözü, muhalefetten biri ağzından kaçırsaydı, kıyamet kopardı, linç edilirdi, partisi yerden yere vurulurdu.
Hele iktidarın küçük ortağı Devlet Bahçeli!..
Gök kubbeyi, söyleyenin ve partisinin başına yıkardı!

Ama…
Her yurtsever Türk’ün karşı çıkacağı, hep de çıkacağı öyle bir sözü söyleyen kendilerinden olunca, sessizliye gömüldüler, tek sözcük etmediler, ettirmediler!

İlginçtir!
Muhalefet de onlar gibi davrandı!
Sanki öyle bir söz söylenmemişti!
“Dil sürçmesidir” dedi, yuttu!
Gündemde tutamadı!
Yoksa…
Gideceği kesin iktidardan mı korkuyor?!
K o r k m u y o r s a, kanıtlasın!
Kanıtlamazsa, “korktuğunu” kanıtlamış olacak!..