Monthly Archives :

Şubat 2022

AKP’NİN, 3 KASIM 2002’DEN 8 GÜN ÖNCE, SEÇİMDEN 1’İNCİ PARTİ ÇIKMASINI SAĞLAYAN VE NETLEŞTİREN CHP‘Lİ!..

150 150 bakikarakol

“Milli Görüş” çizgisinde olup kendilerini “yenilikçiler” diye tanımlayan siyasi kadrolar 14 Ağustos 2001’de “Adalet ve Kalkınma Partisi”ni (AKP’yi) kurdular.

Genel Başkanları, Recep Tayyip Erdoğan’dı.

AKP’ye “ABD projesi” dendi, deniliyor.

 

AKP, 3 Kasım 2002 Pazar günü yapılan Milletvekili Genel Seçimi’ne katıldı.

Bu seçimde, 10 milyon 808 bin 229 (yüzde 34.28) oyla 1’inci parti oldu, Seçim Yasası’ndan kaynaklanan yanlıştan ötürü- 363 Milletvekili çıkardı.

2’inci parti, 6 milyon, 113 bin 352 (yüzde 10.68) oy alan ve 178 Milletvekili çıkaran, “Bankamatik Milletvekili” sözcükleriyle tanımladığım Deniz Baykal Genel Başkanlığı’ndaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oldu.

 

Seçimden; Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi (DYP) 3’üncü, Devlet Bahçeli’nin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP’si) 4’üncü ve Cem Uzan’ın Genç Parti’si 5’inci çıktılar ama üçü de yüzde 10’luk “ülke barajı”nı geçemedikleri için Kamutay’a (TBMM’ye) Milletvekili sokamadılar.

 

Bu üç partinin yüzde 10’luk “ülke barajı”na takılacakları, seçim sürecinin başlarında belliydi.

Seçimin CHP ile AKP arasında geçeceği de…

Ama çok az ayırtla (farkla) AKP’nin önde olabileceği öngörülüyordu.

Baykal’la Erdoğan’ın bir televizyon kanalında canlı yayında bir araya gelmelerinin ise seçimi kazananı net biçimde belirleyeceği ve belli edeceği konuşuluyordu.

Ve böyle bir yayının yapılması toplumca isteniyordu.

Dahası…

Eğer böyle bir yayın gerçekleşirse, kazananın “Deniz Baykal”ın ve “CHP”nin olacağına kesin gözüyle bakılıyordu.

Çünkü Deniz Baykal’ın söylem (hitap) gücüne, etkisine güveniliyordu.

“Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan’ı çiğ çiğ yer” diyenler bile vardı.

 

Derken…

İki Genel Başkanın tv canlı yayınında karşı karşıya gelmeleri gerçek oldu.

 

3 Kasım 2002’dan 8 gün önce, yani 25 Ekim 2002 gecesi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal D TV’de Uğur Dündar sunumlu “Seçim Arenası”nda  https://www.youtube.com/watch?v=cBBtKcNTOWI&t=3s karşılıklı oturdular.

 

Deniz Baykal’ı soluna, Recep Tayyip Erdoğan’ı sağına alan Uğur Dündar, kendisinin ve izleyicilerinin sorularını iki konuğuna yöneltti.

 

İçte Türk halkı, dışta da başka halklar, özellikle de ABD, İngiltere, Avrupa Birliği, Rusya, Çin gibi emperyalist ülkelerin yöneticileri, uluslararası sirken sahipleri, onların elamanları bu canlı yayına kilitlenmişlerdi.

 

15-20 dakika sonra, söylem gücüne çokça güvenilen Deniz Baykal gitti, yerine “kem küm” eden, durmadan “ e e e” diyen, gırtlak temizleyip duran, siyasi rakibine ürkek ürkek bakan, pısırık, ödlek Deniz Baykal geldi!

Recep Tayyip Erdoğan kadar bilgi donanımında olmadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) konusunda tam bir “hezimet” yaşadı!

 

Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan’ı değil, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal’ı yemiş, bitirmişti, partisi AKP’yi iktidara taşımıştı!

 

AKP’nin, 8 gün sonraki 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimi’nden 1’inci parti çıkacağı, Hükümeti kurup demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneteceği, Deniz Baykal’ın çok büyük katkılarıyla 8 gün önceden fiilen netleşmişti!

 

Daha sonraki günlerde, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kalkmasına “mesai harcayan” Deniz Baykal, 25 Ekim 2002 gecesindeki “Seçim Arenası”nda sergilediği “pısırıklığın” hesabını vermeli!

O hesap Deniz Baykal’dan sorulmalı!

Sorulmalı ki, Deniz Baykal, kimin, kimlerin adamı olduğu, hangi yanda yer aldığı açığa çıkmalı, önce CHP’liler, sonra bu yurdun dürüst, namuslu insanları bilmeli ve Deniz Baykal bu yurda, bu yurdun insanlarına daha fazla zarar vermemeli!

 

İlginç mi, rastlantı mı, bilemem.

Ama AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı, kendisi ve partisi AKP için yadsınamaz hizmeti olan Deniz Baykal için “Virüs, işe yaramaz, düzeysiz, çirkin, seviyesiz, dönek, kaba, ahlaksız iftiracı, kayışları eskimiş, çamur, çete avukatı, mafya avukatı, hukuk dışı örgütlerin avukatı” https://www.korkusuz.com.tr/erdogan-hakaretlerinden-secmeler.html sözcüklerini etti.

 

Neredeeen nereye?!.

BAHÇELİ İSTEDİ DİYE AKAP İLE OLMADI, İSTESE DE AKP’DEN KOPAMAZ!.. AYNISI AKP İÇİN GEÇERLİ!..

150 150 bakikarakol

www.gercekgundem.com internet gazetesinde dün Grup toplantısını izledim’ diyen Hakan Aygün: Bahçeli’nin ‘titreyip kendine dönmesi’ an meselesi!” https://www.gercekgundem.com/siyaset/324558/grup-toplantisini-izledim-diyen-hakan-aygun-bahcelinin-titreyip-kendine-donmesi-an-meselesi başlığıyla yayınlanan “Flash TV Genel Yayın Yönetmeni Hakan Aygün, ‘Hakan Aygün’le Analiz’ programında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu” spotlu haberin öznesi Hakan Aygün’ün, saat 18.00’da başlayıp saat 19.50’de biten Can Ataklı sunumlu Flash TV akşam ana haberinin ardından gerçekleştirdiği 10 dakikalık analizini ucundan irdelemeyeceğim.

 

www.gercekgundem.com internet gazetesinin haberine göre Aygün, 1 Şubat 2022 Salı geceki analizine, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”nin (AİHM’nin) adını “Avrupa Terörist Hakları Mahkemesi” https://www.gercekgundem.com/siyaset/324581/mhpden-hdp-icin-verilen-ihlal-kararina-tepki-aihm-ismini-avrupa-terorist-haklari-mahkemesi-olarak-degistirsin diye değiştiren Genel Sekreter İsmet Büyükataman’a sessiz kalarak, “değişim”i onaylayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye övgü yüklü sözcükle başlıyor:

//Bugün Bahçeli’nin rutine bindirdiği sert grup konuşmalarından birini dinledim… Bazıları garip bulabilir ama severim Bahçeli’yi, samimi bulurum, dürüst bulurum, vatansever bulurum… Sempatik gelir bana… Tüm konuşmalarını da bu ”pozitif önyargımla” dinlerim, hep ‘bir bildiği vardır ki böyle söylüyor” diye düşünürüm, anlamaya çalışırım… Mesela Ekmeleddin İhsanoğlu’nu CHP’nin başına ”musallat etmesi” önemli bir hamleydi… CHP’yi muhafazakar çevreyle barıştırmayı düşünmüş olabilir” dedim hep kendi kendime… CHP’nin dini muhafazarlık tarafında hep bir eksiklik vardır veya oradan üzerine gidilir hep ya, sanki o yaraya ”neşter atmak istedi” diye düşünmüşlüğüm vardır…//

Ve…

//Bahçeli mesela bugün yine çok sert konuştu… Ama ben Bahçeli’nin ”sert tavırları”na pek aldırmam, çünkü Bahçeli kendince gününe göre ayar verir, sonra ”ani dönüşler” yapabilir… Bugünkü HDP’lilerin öncüllerine en sert seslenişlerini yapıp, Meclis’in açılışında ise ”nezaketle ayağa kalkıp” Ahmet Türk ve benzeri Kürt milletvekillerinin ellerini sıkıp, ”merhabalaştığını” görmüşümdür… Bahçeli’nin sertliği, bir gün AKP’yi ve Erdoğan’ı vurur ama; gün gelir ettiği lafları siler, CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu vurur bu kez… Bence kendince bir ”totolojisi” var…” biçiminde sürdürüyor. Sonra da “Bir gece ansızın, ”Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini” önerip, AKP’nin tarafına geçmesinin de bir mantığı vardı kuşkusuz, hep bu mantığı anlamaya çalıştım… FETÖ’nün darbe girişimi gerçekleşmişti, AKP Kürtler ile açılım hayalleri peşinde koşuyordu… Bahçeli’nin ‘müdahale” zamanı gelmişti… ”AKP’ye daha doğrusu Erdoğan’a, ”Kürtlerle dans” seçeneği yerine, ”MHP’yle dans” seçeneğini sundu.. Kürtlerden doğacak boşluğu doldurma vaadi verdi… Böylece Erdoğan’ı hem ”İslam ümmetçiliğine” karşı hem de ”Kürt açılımına” karşı kontrole alacaktı… Evet o sıralar Akşener MHP’yi ele geçirme noktasına geldiği için kendi siyasi hesapları da vardı; bir taşla iki kuş vuracak, yargıdan Akşener aleyhine kararları da çıkartacaktı ama Devlet Bey’in ”devletlü” tarafını yine de ıskalamamak lazım..

Kendisini hep anlamaya çalışıyorum ya; Bahçeli hep şöyle düşündü; ”Elimdeki MHP’nin seçmen tabanı AKP’ye daha yakın… Ekmeleddin benim adayımdı, CHP’liler bile istemeye istemeye oy verdi, ama benim seçmenim gitti Erdoğan’a oy verdi… Demek ki AKP ile MHP arasındaki oy geçişkenliği daha fazla… Bu AKP’de gidici… Ben o tarafta durursam, AKP’den kaçan seçmen bana gelir!…” Böyle bir ”sanrıya” da kapıldı Bahçeli… Ama bu hesap tutmadı… AKP’yle  izdivacın MHP’ye yaramadığını, MHP’den kopup AKP’ye karşı muhalefete geçmenin ise İyi Parti’ye fazlasıyla yaradığını çok net görüyoruz… Biz görüyoruz da, Bahçeli ne kadar görüyor bilmiyoruz… Bu sorunun yanıtı çok önemli… Çünkü Bahçeli ”yeni bir şey gördü” mü, anında ”yeni bir pozisyona” geçebilir… Emin olun, her an geçebilir… Nasıl bir gecede, bizler ne olduğunu anlamadan bir gecede, ”Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” önerip, Erdoğan’ın yanına geçtiyse. Nasıl bir gecede Ecevit’in başbakanlığındaki ANAYOL-SOL hükümetini bitirdiyse, bir gecede de ”AKP ile izdivacı” bitirebilir… Bahçeli’nin bir gece titreyip, ne zaman kendisine döneceğini merakla bekliyorum… Çünkü, ne zaman ”aşırı iddialı” bir şekilde bir şeyin arkasında duruyorsa; ben anlıyorum ki, iç dünyasında büyük sıkıntılar yaşıyor ve ruh halini dışarı vermemek için ”çok daha net ve çok daha sert” bir dille taraftarlığını sürdürüyor… Çünkü söylediğine inanılmasını istiyor, ”yavaş tonda” konuşursa, kitlesini inandıramayacağını düşünüyor… Naçizane görüşüm, Bahçeli’nin ”titreyip kendisine dönmesi” an meselesidir…. Niye bu ”titreyip kendine dönme” lafını kullanıyorum? Ülkücü camianın efsane lafıdır: ”Ey Türk titre ve kendine dön!…” Türkçü-Turancı jargonun demirbaşıdır… Bahçeli’nin kimliği de, bu sloganın etkisiyle oluşmuştur… Önce ”titrer kendine döner”, sonra da titretir… Bahçeli’nin ”kişisel tarihine” bakarsak, hep görürüz bunu!// diye konuşuyor.

 

“Atatürk, Bilge Kağan’ın öğütlerini kendi dönemine uyarlamıştı…” tümcesini bitirir bitirmez,  “Sayın Bahçeli’nin de uyarlamasının zamanı geldi de geçiyor…” diyerek, Bahçeli’ye anımsatıyor.

 

//Bakınız, Bahçeli’nin önünde bugün sadece tek engel var… MHP’den kopan İyi Parti’nin, muhalefetin oluşturduğu Millet ittifakı’nda yer alması… CHP’nin de o süreçte milletvekili tasfiyesi yapıp, İyi Parti’nin seçimlere girmesini ve yok olmamasını sağlaması!… Bu psikolojik bir engel ama, aşılmayacak bir engel değil… Hele de ülke bu haldeyken hiç aşılamayacak engel değil…// dedikten sonra da, sözlerini şöyle bitiriyor:

//Bahçeli’nin yeni bir ”vites atması”nın zamanı geldi… Çünkü Türkiye’nin bugünkü en önemli sorunu, ”kutuplaşma”dır, eski Türk jargonuyla ”birliğini-dirliğini yitirmeye doğru” gitmesidir… Bahçeli’nin bu gidişatı görmemesi imkansızdır… Gelinen noktada ”Bilge Kağan’ın öğütlerini” dinlemek ve ”Bilge Kağan” gibi davranmak zorundadır… Bu ülkenin tüm liderleri, bu ülkenin çocuklarıdır… Çocuğa” bile ”hain” lafını kullandırtmakla, birbirimizi ”hain” olarak suçlamadaki ”ince çizgi” de aşılmıştır…

Kim kime göre hain, niye hain? Neler oluyor bize? ”Bilge Kağan’ın öğütlerini” niye yine unutur olduk? ”Ey Türk titre ve kendine dön” lafı, ne güzel bir laftır… Artık ”titreme ve kendimize dönme” zamanıdır… Ben Bahçeli’ye hala güveniyorum!//

 

Hakan Aygün, Devlet Bahçeli’ye varsın güvensin; ama “güven”den önce “tanıma”nın geldiğini usuna (aklına) koysun.

 

Anlıyorum ki, Hakan Aygün, Devlet Bahçeli’yi tanımıyor!

Tanıyor olsaydı, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbede yakalanmayan, işkence görmeyen, cezaevine tıkılmayan, ceza almayan MHP’li, ülkücü kalmazken, tek Bahçeli’nin neden dışarda kaldığını bilirdi.

Şunları da:

Devlet Bahçeli istedi diye AKP ile olmadı!

Devlet Bahçeli istese de AKP’den kopamaz!

Aynısı AKP için geçerli!..

 

N O T : YARIN (4 ŞUBAT 2022 CUMA), GÜNDEM NE OLURSA OLSUN, 3 KASIM 2002 GENEL SEÇİMLERİNE BİR HAFTA KALA, AKP’NİN BİRİNCİ PARTİ OLACAĞINI KESİNLEŞTİREN OLAYI VE OLAYIN KAHRAMANINI YAZACAĞIM… 

“BALIK MASASINDAKİ KONUŞMALAR TUTANAK ALTINA ALINMIŞ MIDIR?” VE “YOLSUZLUK DEYİNCE AKLA ERDOĞAN GELİYOR”!..

150 150 bakikarakol

Dün Salı’ydı; Kamutay’da (TBMMde) grubu bulunan 5 siyasi partiden 3’ünün (CHP, MHP, HDPnin) grup toplantısı vardı.

 

Bugün şöyle yapacağım:

Bahçeli’nin alıntıladığım sözlerinin hiç birinin altına tek sözcük yorum yazmayacağım; sonra da, partim CHP’min başındaki “adı lazım değil”in grup konuşmasından bir paragraf sunacağım, yazımı bitireceğim.

 

Kamutay’da ilk konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli idi.

Bahçeli’nin Ne kadar yok sayılırsa sayılsın, hakikat günün birinde aynen bir mektup gibi inkârcıların eline ulaşacak, yüzlerini de kızartacaktır” sözü çok doğruydu.

Ama Bahçeli kimi gerçekleri öyle eğip büktü ki!

İşte:

// Türkiye sözü dinlenen, nazı çekilen, vakarına imrenilen, varlığına itibar edilen, ne diyeceği merak uyandıran saygın ve güçlü bir devlettir.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel sorunlara müdahale edebilme kapasitesinden dolayı uykuları kaçanlar çıkabilir.

Meteoroloji uzmanları, bilim insanları günlerce İstanbul başta olmak üzere ülkemizin tamamında yoğun kar yağışının olacağını alarm zilleri çalar gibi duyurmuşlardı.

Birleşik Krallığın Türkiye Büyükelçisiyle 25 gün önce programlanan randevusunu saat gibi hatırında tutan İstanbul Belediye Başkanı, ne gariptir ki, ne gafilliktir ki, meteorolojinin uyarılarını bir türlü hatırlayamamış, aklına dahi getirememiştir.

Balığa tuz dökmüştür de, yollara tuz dökecek yönetim becerisini gösterememiştir.

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiştir.

Kar göstere göstere gelmiş, İstanbul Belediyesi göre göre kara gömülmekle kalmamış, daha vahimi İstanbullu vatandaşlarımızı çileye ve çetin kış şartlarına mahkûm etmiştir.

İstanbul’a 8 saat içinde metrekareye düşen kar yağışı yaklaşık 60 kg civarında olmuştur.

İstanbul, İstanbul olalı böyle bir zillet, böylesi bir zulüm görmemiştir.

Liyakatsiz, layüsel ve lakayt bir siyaset tellalının elinde İstanbul ser sefil hale düşmüştür.

İstanbullu yolda kalmış feryat figan ediyor, trafik tıkanmış, hayat durmuş, Belediye Başkanı kendisine özel tahsisli kar küreme aracıyla balıkçıya gidiyor.

Bir büyükelçiyi 16 milyon İstanbulludan daha çok önemseyen bir şahsa Türk-İslam medeniyetin en büyük kenti nasıl emanet edilecek?

Bu kadar önem atfediliyorsa, söz konusu görüşmeden Dışişleri Bakanlığı bilgilendirilmiş midir?

Balık masasındaki konuşmalar tutanak altına alınmış mıdır?

Bize göre CHP’nin büyükelçilerle düşüp kalkması tesadüfü olmayıp, demokrasi dışı ve milli irade karşıtı bir arayış ve özlemin mahsulüdür.

Kar yağışını konuşmazlar, İstanbul’un dramını konuşmazlar, balıkçıyı konuşmazlar, ne var ki yüzsüzce mobeseyi dillerine dolamaktan da geri durmazlar.

Takip ediliyorlarmış, izleniyorlarmış, dinleniyorlarmış, geçin bunları, bırakın bu boş bahaneleri, şiddetli kar fırtınası varken balıkçı lokantasında ne aradığınızı, hangi gizli emellerin peşinden koştuğunuzu söyleyin.

Peki yeri ve zamanı mıydı büyükelçiyle protokol yemeğinin?

Mobese, yani kent güvenliği yönetim sistemi, toplumsal huzur, güvenlik ve asayişin sağlanması, suç ve suçluların takip ve tespiti açısından büyük bir imkandır.

Açığı olanların mobeseden şikâyet etmeleri gayet doğaldır.

İstanbul’da geçen hafta yaşanan rezaletlerin bir benzeri dünyanın herhangi bir ülkesinde vasat bulmuş olsaydı, o ülkenin belediye başkanı emin olunuz ki bir gün, bir saat, bir saniye bile koltuğunda oturamazdı.

Bizim dileğimiz Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da görevinden affını bir an evvel talep etmesi ve gecikmeksizin, daha fazla hasara yol açmaksızın İstanbul’un önünü derhal açmasıdır.

Hz.Adem ile Hz.Havva’ya cahil demek bir sanatçı marifeti, demokratik bir hak, sıradan bir şarkı sözü olarak değerlendirilemez.

Herkes aksini söylese de Milliyetçi Hareket Partisi bu görüşte olamaz, bu ilkelliğe göz yumamaz, selin akıntısına kapılamaz.

Bir televizyon kanalında Sayın Cumhurbaşkanı’na en ağır hakaretleri sıralayan sözde bir gazeteciye sessiz kalanların, Trabzon’da bir çocuğun heyecanla söylediği sözlere ateş püskürmeleri ikiyüzlülüğün deşifresidir.

Dikkat buyurunuz, henüz 10 yaşında olan bu çocuğumuz Cumhurbaşkanı’na amca derken, Kılıçdaroğlu’na hain diye seslenmiştir.

Bu yavrumuzu bu noktaya getiren nedir? Böylesi bir tercihe zorlayan ve bunu da telaffuz ettiren gelişmeler nelerdir? //

http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/4948/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_1_Subat.html

 

VE…

// Yolsuzluk deyince zaten senin adın baş sırada yer alıyor, en ön sırada yer alıyor. Yani bunu bilmeyen mi var yani? Sadece ben değil, bütün Türkiye, artı bütün dünya biliyor. Senin yolsuzluğunu bildikleri için çıktılar, sana dediler ki: “Bak kızdırma bizi, senin malvarlığını inceleriz ha!” Gıkı çıktı mı? Çıkmadı. Oysa ne demesi gerekirdi? Şunu: “Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanıyım. Benim bir onurum var, benim bir namusum var ve temsil ettiğim Türk milletinin bir onuru var. Eğer siz benim mal varlığımı incelemezseniz, namertsiniz” demesi lazımdı. Dedi mi? Demedi, diyemez, söyleyemez ama dediğim gibi yolsuzluk deyince zaten akla Erdoğan geliyor, bir başka kimsenin gelme şansı zaten yok. //

https://www.chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-1-subat-2022

 

N O T : 4 ŞUBAT 2022 CUMA GÜNÜ, GÜNDEM NE OLURSA OLSUN, 3 KASIM 2002 GENEL SEÇİMLERİNE BİR HAFTA KALA, AKP’NİN BİRİNCİ PARTİ OLACAĞINI KESİNLEŞTİREN OLAYI VE OLAYIN KAHRAMANINI YAZACAĞIM…  

 

AKP’NİN “AKİL İNSAN”I HÜLYA KOÇYİĞİT VE “KONUŞAN, YÜREKLİ, BİLGE KADIN” SEDEF KABAŞ’IMIZ!..

150 150 bakikarakol

Dün yandaş www.haberturk.com.tr internet gazetesinde “Hülya Koçyiğit’in ‘Fatma Girik’ anısı” https://www.haberturk.com/hulya-kocyigit-in-fatma-girik-anisi-hayranliktan-agladim-3330603-magazin başlıklı haberi okuyunca, 24 Ocak 2022 Pazartesi günü yaşama gözlerini kapayan, Türk Sineması’nın saygın oyuncusu, Türk siyasasının da saygın Belediye –Şişli- Başkanı Fatma Girik’in, 27 Ocak 2022 Perşembe günü İstanbul Şişli Belediyesi’nde düzenlenen “cenaze töreni”ne katılan ve orada bir konuşma yapa, sinemamızın “yandaş oyuncu”su Hülya Koçyiğit’in, basına yansıyan tümcesi usuma (aklıma) geldi.

 

O tümceye geçmeden, https://www.biyografi.info/kisi/hulya-kocyigit linkinden Hülya Koçyiğit’in biyografisini okumanızı isteyeceğim.

 

Hülya Koçyiğit, Fenerbahçe’deki futbol oyunculuğu bitiminde “iş insanı” olan, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının elini öpmek için hayli uğraş veren Selim Soydan’ın –büyük olasılıkla- etkisi ve katkısıyla 3 Nisan 2013’te AKP iktidarının açıkladığı “Barış Süreci’ni yönetecek 63 kişilik Akil İnsanlar” listesinde “Marmara Bölgesi Temsilcisi” sıfatıyla yer aldığından beri “tutkulu” ve “sadık AKP’li”dir.

 

“Hayır, olmaz, olamaz, olmamalı!” diyemem.

Ama…

Dünya lideri Kemal Atatürk, O’nun demokratik, laik Cumhuriyet’i, O’nun devrim ve ilkeleri karşıtı AKP’li Hülya Koçyiğit’in, meslektaşı merhum Fatma Girik’in tabutu başındaki konuşmasında “Her ne kadar farklı siyasi kulvarlarda olsak da biz, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı cumhuriyet kadınlarıyız” 

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hulya-kocyigit-fatma-girikin-cenaze-toreninde-konustu-ataturk-ilkelerine-bagli-cumhuriyet-kadinlariyiz-biz-miydik-cozum-surecinin-akil-insani–503775h.htm tümcesini etmesi hiç gerçekçi ve inandırıcı değildir!

 

Hülya Koçyiğit’i bu tümcesinden ötürü, “aynı siyasi kulvarda oldukları”, gerçekçi ve inandırıcı bulurlar, hoş karşılamaz, aforoz mu ederler?!

Bilemem.

Ancak…

Düşündaşlarım, gerçekçi, inandırıcı bulurlar da, AKP’nin “minik serçesi” Sezen Aksu da olduğu gibi “sahiplenme”ye kalkarlarsa

Y a n a r ı m

Sedef Kabaş’ımızı, Sezen Aksu’nun çok gerisine düşürdüklerine yandığım kadar!.. 

 

Gelelim…

“Amansız Atatürk karşıtı Nagehan Alçı” adlı kadının, yandaş  www.haberturk.com.tr internet gazetesindeki köşesinde dün yayınlana Sedef Kabaş’a özgürlük” https://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/3330612-sedef-kabas-a-ozgurluk başlıklı yazısı(!)na.

 

Sedef Kabaş’mızla ilgi anısına ve düşüncesine yer veren yazısı(!)nın kimi yerlerinde “zırvalayan” ve de “Kemalizm’in bu ülkedeki en sert muhalifi olan Ahmet Altan gibi aydınlara sempatisini çok açık ortaya koyan bir gazeteci olan Sedef Kabaş nasıl bugün militan derecede Kemalist ve ulusalcı bir kadın olarak algılanır? Ahmet Altan hayranlığından Uğur Dündar hayranlığına nasıl ve ne ara transfer olmuş olabilir?” sorularını soran, Sedef Kabaş’ımıza usunca “kara çalma”ya yeltenen Nagehan Alçı, yazısı(!)nı “Bu soruların Türkiye’yi anlamak bağlamında çok ciddi ele alınması ve cevaplanması gerekir ama başka bir yazı konusu olarak…” dedikten sonra Gelelim mevcut duruma… Sedef Kabaş’ın tutuklanmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Kullandığı üslup çirkin de olsa hakaret katalog bir suç yani tutuklanmayı gerektiren bir suç olamaz” paragrafıyla bitiriyor.

 

“Çirkin içerikli yazılar”a imza atıp duran yandaş Nagehan Alçı, Sedef Kabaş’ımızın tutuklanmasını –sözde- doğru bulmasa da, ben, tutukluluğun kısa sürmeyeceği, ikinci bir iş insanı Osman Kaval’a benzeri vakanın yaşanacağı kaygısı ve endişesindeyim!

Şundan:

İşin içinde, “konuşan, yürekli, bilge kadın” ve “derin kin, öfke” var!

 

Bu arada…

Önceki gün Trabzon’da 10 yaşındaki erkek çocuğunun siyasi amaçlı kullanılması…

O çocuğa, ülkenin ikinci büyük siyasi partinin Genel Başkanına “Hain” https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/erdogan-mikrofonu-verdi-al-bunla-soyle-6921442/ dedirtilmesi…

Hiç etik değil!..

Bu da…

Ülkede ve dünyada bir ilk!..

  • 1
  • 2