TANRI, KADINDA VE ERKEKTE “SIRT”I BOŞA PROJELENDİRMEMİŞ, “TAM İNSAN” OLSUNLAR İSTEMİŞ!..

  • 0
150 150 bakikarakol

Başlıklar öyle atılsa da, ben onlara “Filenin Sultanları” https://x.com/BakiKarakol/status/2081411872549405161 demiyorum, demeyeceğim, “Kemal Atatürk’ün kızları” ya da “Atatürk’ün kızları” diyorum, diyeceğim.

Ve…

Okuyacağınız yazımı, onlara adıyorum (ithaf ediyorum).

 

Yazımda, günlük, rutin siyasadan uzak duracağım; ama siyasa, siyasetçi kaynaklı ülkemizin, hatta çok sayıda ülkenin başlıca ana sorunlarından birine değineceğim.

Beni buna iten, www.gerçekgundem.com internet gazetesinin yazarlarından Neşe Doster’in Pazartesi (27 Temmuz 2026) günlü “Ülkemizin Ruh Hali mi? Hüzün Bir yanda, İnsanlık Diğer Yanda…” https://www.gercekgundem.com/yazarlar/nese-doster/ulkemizin-ruh-hali-mi-huzun-bir-yanda-insanlik-diger-yanda-575696 başlıklı yazısındaki “Acaba sorun bilgi eksikliği mi, vicdanların körelmesi mi, çıkan seslerin baskıyla kısılması mı, yoksa umursamayanların sayısının artması mı?” sorusu ile şu tümcelerdi:

// Bir süre önce Afganistan’daki Taliban rejimine özenen bir profesör şöyle buyurmuştu: “Kadınları eve kapatırsanız hiç sorun kalmaz, cinayet de işlenmez!” Bu söz üzerine bir kayıt da biz düşelim. Ülkenin yarısını oluşturan, tamamını doğuran kadınları eve kapatırsanız ne mi olur? Örneklerle açıklamaya çalışalım:

Kadınları üretime katan ABD dünya lideri oldu. Çin, ekonomide mucizeler yaratıyor. Kadınların önündeki bariyerleri kaldıran Güney Kore bolluk bereket içinde yaşıyor. Kadınları şirketlerin başına getiren Norveç, dünyanın refah içindeki ülkelerinin başında geliyor. Bunların tersini yapan; sokağı, araba kullanmayı, seyahat etmeyi yasaklayan Afganistan ise aç, sefil ve perişan yaşıyor…

Tam da burada günümüze dönelim, kaos ve çatışmanın hakim olduğu Orta Doğu’ya bakalım. Taliban yönetiminin hakim olduğu ve kadını yok sayan Afganistan’a bakalım. Okula gidemeyen kız çocuklarına, erkeğin izni olmadan sokağa çıkamayan kadınlara bakalım. Bunlar gibi ve bunlar kadar pek çok örneğe bakarak, bir kez daha büyük Atatürk’ün o zorlu koşullarda attığı adımların öneminin, değerinin ve vazgeçilmezliğinin altını çizelim… //

 

Bu tümceler, hele de son tümce, beni öyle bir etkiledi ki!

Etkilediği kadar, öyle bir de derinlere götürdü, düşündür ki!

 

Kemal Atatürk’ün 17 Şubat 1926’da yasalaştırdığı “Türk Medeni Yasası” ile Türk kadınına tanınan haklarla donanan Türkiye, beynimin içinde dolandı durdu.

Çağdaşlık için, kalkınma için, aydınlık yarınlar için, elerki (demokrasi) için, ekin (kültür) sanat için, kaynaşma için, dayanışma için, özgürlük için, barış için, spor için, sağlıklı yaşam için vb ne güzel gelişmeler oldu!

Şimdi?!..

Tel tel döküldü, uçtu gitti!

“Hayır, yanılıyorsun” diyen, buyursun beni yanıltsın, madara etsin!

 

Bilge insan Doster’e, WhatsApp’dan “Neşe Hanım… Sorun, askeri alanda yenilen dış düşmanın kin, intikam isterikliyi doğrultusunda yaptığı uzun süreli senaryolarını, yerel işbirlikçileri piyon olarak kullanarak bir bir yaşama geçirmesidir. İki sırt, kadın ve erkek sırtları birleşirse, o zaman “insan” olur,. Tek başına kadın, tek başına erken “yarım insan”dır. Kadını erkekten, erkeği kadından ayrıştıran, hele de erkeği üst, kadını alt gören anlayış orta çağ karanlığının anlayışıdır; Tanrı katında da kabul görmez, ret edilir.” diye yazdım.

Sesli ileti gönderdi:

“Yıllar önce Bakırköy’de bir toplantıda konuşmacıydım. Kadınlar da sokağa dökülmüş. O dönemde Bülent Arınç ‘Evdeki işler bitti mi ki sokağa döküldünüz? Sizin evde işiniz yok mu?’ dedi…”

 

Meşhur “Şeyini şey ettiğimin şeyi”* sözünün sahibi Arınç’ın ve “Profesör” sıfatlı bağnazın sözlerine öfkelendim.

Bu ne ilkellik ya!

 

Doster, “Bu sözlerinizi yazabilir miyim?” soruma olumlu yanıt verdi, şunları da söyledi:

“Ayrıca Aynı Bülent Arınç demişti ki: Kadın dediğin, erkekle konuşurken yere bakar, göz göze gelmez.’ Ben de bir yazımda demiştim: ‘Biz şaşı değiliz.’ Yani neler duymuş bu kulaklar, neler yazmış bu kalemler de… Değişen ne olmuş? Bana sorsanız, hiçbir şey. Hala yüzde 35 oyla adam ‘Buradayım’ diyor.”

 

Sözde “dini bütün” Arınç’ın ve o bağnaz Profesörün, bunlar gibilerinin “kadın”a bakışı bu kadarla kalmıyor!

Sıralamaya gerek yok!

 

Bir de dindar geçinirler!

Hani ‘Cennet, annelerin ayakları altında”ydı?!

Peygamber Hz. Muhammed’in hadisleri arasında yer alan bu sözü işlerine geldiği zaman söyleyip durdular ama söyledikleri gibi davranmadılar, davranmadıkları gibi kadın katliamlarına ortamlar hazırladılar!

 

Bunlarla en başta anneleri, nineleri, halaları, teyzeleri, eşleri kızları çata çat etmeliler.

 

Her kız çocuğunun, büyüyüp yetişkin kız, evlenip anne, sonra nine olduğunu algılamaktan yoksun erkekçikler, erkeği kadının tamamladığını düşünemiyorlar!

Tek başına erkek, “yarı insan”dır!

Tek başına kadın da tek “yarı insan”dır.

 

Tanrı, kadında ve erkekte “sırt”ı boşa projelendirmemiş!

Kadın ile erkek sırt birlikteliği ile “yarı insan” olmaktan kurtulsunlar, “tam insan” olsunlar istemiştir.

 

Ne kadın erkeğin, ne erkek kadının kölesi, sömüreni, seks aracıdır.

Hiçbiri tek başına, üreme yani çocuk yapamaz; ikisinin birlikteliği şart!

Bu kadarını görmeyen “kör”dür; kavrayamayan “us”tan (akıldan) bitiktir!

 

Kadını “yok” sayanlar, “yok” sayıp baskı altında tutanlar, kadından, kadının duyarlılığından, kararından, kararlılığından, kavramasından, yol yordam bilmesinden, bilgi ve becerisinden, düşünmesinden, düşüncelerinden vb korkuyorlar!

Korkularından “kadın karşıtı” kesilmişler, kesiliyorlar.

Atatürk’e de, kadınlara haklar verdiği, kadını kendisiyle tanıştırdığı için karşıdırlar.

 

Olsunlar.

Cürümleri kadar yer yakarlar.

Sonuçta kazanan Atatürk ve kadınlar olacak!

Çünkü gerçek bu!

Yoksa sönük gezegene döneriz!

Dönmemek için kadın erkek, iki ayrı parça değil bütün olmalı; düşündaş olmalı; yaşamın öznesi, üreteni, biçimlendireni olmalı; yaşamı yaşanır kılmalı; sırt sırta bütünleşmiş “insan” yani “tam insan” olmalı.

Sonu ölüm!

 

Değer mi “yarı insan” olamaya, “yarı insan” olarak yaşamaya, “sırtdaş”a uzak kalmaya, “sırtdaş”la sırt sırta vermeyip bütünleşmemeye, “tam insan” olmamaya, “eksik insan”da inat etmeye, yaşımı yaşanmaz kılmaya vb?!.

Değer mi?!

 

Değmez be bacım, kardeşim, halam, teyzem, amcam, dayım, komşum, arkadaşım, yurttaşım, dünyalım!

Değmez!..   

 

 

* 15 Nisan 2004 günlü “Şeyini şey ettiğimin şeyi” başlıklı haber.

https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/seyini-sey-ettigimin-seyi_ID485888/

 

  • 0

Yorum Yaz

Email adresiniz paylaşılmayacak.