Yazılarım

İÇİMİ ACITANLAR!..

150 150 bakikarakol

Gündem gene içte ve dışta yağmur gibi!

Kimi “düşündürücü”, kimi şaşırtıcı”, kimi “saçma sapan”, kimi “güldürücü”!..

Birkaç örnek:

Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin ürettiği proje olan “emperyalist ABD”nin 45 ve 47’inci Başkanı “kaçık” Donald Trup, savaştığı İran’ı, “taş devri”ne geri götüreceklerini https://www.dw.com/tr/donald-trump-i%CC%87ran%C4%B1-ta%C5%9F-devrine-geri-g%C3%B6t%C3%BCrece%C4%9Fiz/a-76636053; hızını alamıyor, İran’ı bir gecede yok edebileceklerini https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924 söylüyor!

İran da kalkıyor, düşmanı ABD ve İsrail’den, “saldırmayacakları”na https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924 ilişkin “güvence/garanti” istiyor!

“Aman Tanrım!” demekten kendimi alamıyorum!

Emperyalist ABD “taş devri” kafasında; emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki ölümcül vurucu öncü timi İsrail “şımarık kabadayı” havasında; İran “Orta Çağ” anlayışında!

Üçü de, insan, insanlık, aydınlık ve çağdaşlık düşmanı!

 

İstanbul Beşiktaş’ta, İsrail Başkonsolosluğu’na silahlı saldırı oluyor; üç saldırgan teröristlerden biri ölüyor, ikisi yaralanıyor, iki polisiniz de hafif yaralanıyor.

İçişleri Bakanlığından açıklama yapılıyor. https://www.sozcu.com.tr/donald-trump-tan-yeni-aciklamalar-6-nisan-2026-p307924

Açıklamanın bir paragrafında “Ölü olarak ele geçirilen Yunus E.S’nin, dini istismar eden terör örgütüyle irtibatı olduğu…” yazıyor.

Dini istismar eden o terör örgütünün adı yok mu?

Mutlaka vardır.

Neden açık açık yazılmıyor?

Neden gizleniyor?

Toplumun, dini istismar eden o terör örgütünü bilme hakkı yok mu?

Var.

Öyleyse…

 

Ve…

Daha neler, neler!..

 

Ama…

Benim içimi hala, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Nisan 2026 Çarşamba günü partisi AKP’nin Grup Toplantısı’nda “AKP Genel Başkanı” sıfatı/şapkasıyla yaptığı konuşmada, ağır yergilerde bulunduğu, videolar gösterdiği partim CHP’m için “CHP bu ülkede darbeciliğin vücut bulmuş, somutlaşmış, tecessüm etmiş halidir. Nasıl tenekeyi sarıya boyamakla altına dönüşmezse CHP’nin genlerine işlemiş darbeci zihniyeti de değişmez. Eğer değişirse geriye CHP diye bir yapı kalmaz.” https://www.akparti.org.tr/gundem-haberleri/cumhurbaskanimiz-erdogan-partimizin-tbmm-grup-toplantisi-nda-konustu-01-04-2026-14-40-15/ acıtıyor!

Metin yazarı/yazarları gene tarihi gerçekleri çok fena çarpıtmışlar!  

Bana öğretilen, anlatılan, okutulan ve de benim bildiğim “Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)” sadece sıradan bir siyasi parti değildir; kurtarıcı ve kurucu dünya lideri Kemal Atatürk Türkiyesi’nin, demokratik, laik, Cumhuriyet’in öz tarihidir; Türk halkının da değeridir!

 

Dün (6 Nisan 2026 Pazartesi) @_ahsenIIminrhha hesabından “PARLA” imzasıyla yapılan paylaşım da içimi çok acıttı!

Okuyalım:

CHP mitingine katılan bir teyze,

‘‘Kanserden öldü çocuğum, eşim kanser, mide kanseri. Ben kanserim, göğüs kanseri. Üzüntüden kanser olduk. Yeter, yeter. Bir oğlum kaldı, bir oğlum. Yaşamak istiyorum, yaşamak. Başka bir şey istemiyorum.’’ https://x.com/_ahsenIIminrhha/status/2041062410363052203

Öylesi etkilendim, duygulandım ki, “diyecek” tek söz bulamıyorum!

O “bir teyze”yi, paylaşımcıyı kutlarım.

 

3 Nisan 2026 Cuma günü, www.gazetepencere.com internet gazetesinde okuduğum “BB Davası’nda ortaya çıktı: Hakim ‘Özür dilerim tutuklamak zorundayım’ diyerek tutuklama kararı verdi” https://www.gazetepencere.com/gundem/ibb-davasinda-ortaya-cikti-asliye-ceza-ozur-dilerim-tutuklamak-zorundayim-695518h başlıklı haber de içimi acıttı!

Hala acıtıyor!

“Yargı” benim ve herkes için”hava”dır, “su”dur, “özgürlük”tür, “güven”dir, “güvence”dir, “hak koruyan”dır, “aydınlık yarınlar”dır, “kaynaşma”dır, “birlik”tir, “paylaşım”dır vb…

Yargıçlar, Savcılar, saygın ve kutsal işlerinden ötürü birer evrensel değerlerdir.

Onları daha bir özenli koruyup kollamak, sıkıntılara sokmamak, hele ki “… özür dilerim, kusura bakmayın Ömür’ü tutuklamak zorundayım” deme zorunda bırakmamak gerek!

 

Üniversite yıllarında, yoksul ailesine yük olmamak için ders notlarını arkadaşlarına para karşılığında satan Akın Gürlek’in “Bakan” sıfatıyla başına atandığı “Adalet Bakanlığı”ndan ise “yargıcın özür dilemesi” olayına yalanlama geldi.

Umut ederim, yalanlamaya, “yalanlama” gelmez.

Ama…

“İçimdeki acı” hala var ve dipdiri!

Üçünde de!..

 

Bu arada…

Akın Gürlek’in, 3 Nisan 2026 Cuma günü, Diyarbakır’da bir dizi programı varmış.

Birinde yaptığı konuşmada “Türkiye Yüzyılı’nda demokrasimizi darbe anayasasından kurtararak sivil ve özgürlükçü bir anayasa ile taçlandırmak istiyoruz.” https://www.gercekgundem.com/guncel/akin-gurlekten-diyarbakirda-turkiye-yuzyilinda-yeni-anayasa-mesaji-demokrasimizi-darbe-anayasasindan-kurtarmak-istiyoruz-569123 demiş.

Alıyorum ki…

“… üstünlerin hukukunun egemen olduğu dönemler geride kalmıştır” tümcesini de eden Akın Gürlek, “darbe” ve “anayasa yapma” konularında bilgi -“satma” değil- sunma donanımından yoksun!

Yoksun olmasaydı, “darbe anayasaları”nı destekleyen, “kabul oyu” veren, verdiren siyasi kadroları bilirdi.  

İleride ayrıntılı yazacağım.

 

İzninizle yazımı, “kaçık” Trump’ın kocaman bir yalanı/uydurmasıyla bitireyim:

Evlerinin yakınlarına bombalar düşen İran’lılar, Trump’ı arıyorlarmış, “Aman ne olur, bomba atmayı kesme, hep at. Yeter ki, rejim değişsin” diyorlarmış.

 

Bu kadarı da olmaz be ya “kaçık”!

Onlar, senin hesabına çalışan “işbirlikçiler”in olmasınlar?!.

AH ÖZGÜR ÖZEL!.. AH YILMAZ ÖZDİL!..

150 150 bakikarakol

21 Ocak 2026 Çarşamba günlü “Bir süre yazamayacağım…” https://bakikarakol.com/bir-sure-yazamayacagim/ başlıklı yazım “Şekerle başlayıp yüksek tansiyon ve ameliyatlarla süren hastalıklarıma şimdi de denge yitimi (kaybı), baş dönmesi, ayakta duramama, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman kısa sürelik unutkanlık eklendi.” tümcesiyle başlamış, “Düşündüm, bir süre yazmama kararı aldım.” tümcesiyle sürmüştü.

 “O süre ne zaman biter?” de diye sormuştum.

Bugün bitti.

Sağlığım izin verdiği/vereceği sürece, gene Çarşamba günleri yazmaya çalışacağım.

 

….

 

Yazmadığım günler içinde birbirini bastıran olaylar, gelişmeler oldu; birçoğunu not aldım.

Ama…

23 Mart 2026 Pazartesi günü, www.cumhuriyet.com.tr’de, namuslu, gerçek gazeteci Barış Terkoğlu’nun “Bakanlıktan doğrulattığım bilgiler”  https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/bakanliktan-dogrulattigim-bilgiler-2488786 başlıklı yazısını okuyunca, bütün notlarımı öteledim.

Linki tıklayıp okuduğunuzda, beni anlayacak, bana hak vereceksiniz.

 

Tam bir hafta sonra (30 Mart 2026 Pazartesi) aynı sitede, spotu “Millî Savunma Bakanlığı, önceki gün, İstanbul’da bir Deniz Unsur Komutanlığı konuşlanmakta olduğunu açıkladı. Bu gelişmenin, Türkiye’ye bir NATO Kolordu Karargâhı kurulmakta olduğunun duyurulması sonrası paylaşılması dikkat çekti. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre bu komutanlık, Türkiye-Romanya-Bulgaristan’ın Karadeniz’deki mayın tedbirleri girişimiyle bağlantılı. CHP ise kamuoyuna daha şeffaf bir açıklama yapılmasını istedi, ‘Montrö aşındırılmamalı’ dedi.” olan “NATO Kolordu Karargâhı’nın ardından İstanbul’a ‘Deniz Unsur Komutanlığı’ konuşlanıyor” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/nato-kolordu-karargahi-nin-ardindan-istanbul-a-deniz-unsur-komutanligi-konuslaniyor-2490672 başlıklı haber, duyarlılığımı tetikledi, heyecanlandırdı, soluğumu kesti.

 

31 Mart 2026 Salı günü, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı, Konya CHP 25 ve 26’ıncı Dönem Milletvekili, emekli asker Dr. Hüsnü Bozkurt’un “Uyarıyoruz!” https://x.com/HsnBozkurt/status/2038697249790902656 ve CHP Parti Meclis Üyesi, Hukukçu Prof. Dr. Bahadır Erdem’in “Tarihi Uyarı!” https://x.com/BBahadirErdem/status/2038660005214437656 başlıklarındaki X paylaşımları içime su serpti, umutlandırdı.

 

Başka paylaşım ve haberler de oldu.

Ancak…

İzlediğim bir-iki televizyonun haberlerinde denk gelmedi.

 

Evet; içte ve dışta yığınla gelişmeler oluyor; gündem bombalarla taşıyor, altüst oluyor…

Ne var ki…

Böylesi “ulusal konu”, gündemde yok gibiydi; kimse konuşmuyordu, tartışmıyordu; sanki herkes habersizdi!

Haberleri olması gerekenler de!..

 

“Vatan, asker, Atatürk” denince usa (akla) ilk gelenlerden kabul ettiğim gazeteci-yazar Yılmaz Özdil bile “Uşak” https://www.sozcu.com.tr/usak-p305986 başlıklı dünkü (31 Mart 2026 Salı) yazısında değinmemiş; CHP’yi, Özgür Özel’i işlemiş.

X hesabımdan yerdim.  https://x.com/BakiKarakol/status/2038928910595834282

“Özdil, aynı günün akşamı, Sözcü TV’de canlı yayınlanan ‘Kırmızı beyaz’ https://www.youtube.com/watch?v=QF6d9qP4tCY programında değinir”  diye umutlandım, bekledim.

Tek sözcük etmedi!

Orda da, CHP ve Özgür Özel’den konuştu.

Yayının bitimine doğru; AKP’nin, Özgür Özel’le ilgili “tuzağı” anlattı.

 

Televizyondan fotoğrafını çektim, anlatısını özetleyerek X hesabımdan paylaştım. https://www.youtube.com/watch?v=QF6d9qP4tCY

 

Doğrusu, böyle bir bilgiye, öngörüye bu kadar ayrıntılı varmasını anlamlandıramadım.  

Kafam karıştı!

Kuşku yüklü düşünceler beynimi kemirdi!  

 

Dün Özgür Özel, Genel Merkez’de basın toplantısı yaptı.  https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-chpde-yangin-cikiyor-diye-bakanlara-soyluyorum-komsuyuz-bizim-ev-yanarsa-apartman-yanar

Önemsediğim konuyla ilgili konuşacağının umuduna kapıldım.

Baştan sona kadar izledim.

Yanıldım!

İşte, özetle:

“Dış dünyada demokrasinin olmadığı, adaletin olmadığı, riskli muhaliflerin içeri tıkıldığı bir ülke olarak algılanıyorsunuz. Bunu Avrupa da görüyor. Trump da görüyor. (…) Trump’ın adamı şöyle diyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu üzerine sorulan soruya. ‘Üçüncü dünya ülkeleri böyledir. Muhalifleri içeri tıkarsın, ondan kurtulur, yoluna bakarsın. Erdoğan da öyle yaptı’ diyor. Türkiye’ye üçüncü dünya ülkesi diyor. Yapılan işlemi muhalefeti içeri tıkma ve ondan kurtulma diye görüyor. (…)Mafya mısınız lan siz? Bu millete böyle bir diklenme nedir? (…) Buradan açıkça söylüyorum. Yaşadıklarımız bir CHP meselesi değildir. Bu darbe, milletin seçme ve seçilme hakkına yapılmış bir darbedir. Çok partili demokratik sistem, hukukun üstünlüğü ve Atatürk’ten emanet olan Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandık tehlikededir. (…) Türkiye’de Trump desteği ile Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmaya, yerine Trump kimi istiyorsa onun yönettiği bir rejim dayatılmaya çalışılmaktadır. (…) Hedef bugün CHP, çünkü müesses nizama itirazın cisimleştiği yer burası. (…) Bugün yapılan iktidarın CHP’nin başına çorap ördüğünü söyleyenlere söylüyorum; milletin başına çuval geçiriyor. Kuzey Irak’ta Amerika nasıl Türk askerinin başına çuval geçirip hepimize mesaj verdiyse bugün ‘Biz Cumhuriyet rejimini sürdüreceğiz, seçilenin iktidarda kalmasını savunuyoruz’ diyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına örülen çorap, milletin kafasına geçirilen çuvaldır. Talimat yine Amerika’dandır. Amerika olur verdiği için yapılabilmektedir bunların hepsi. Her darbenin arkasından çıktıkları gibi bu darbenin de arkasındadırlar. (…) 28 Şubat’ın mağduriyetini hem hocaya ve dava arkadaşlarına ‘Biz o gömleği çıkardık’ deyip askere göz kırparak, Amerika’dan icazet alarak, 1 Mart tezkeresinin sözünü vererek, acil bir erken seçimle bütün partiler baraj altı bırakılarak siyasi mühendislikle gelmiş; buralara kadar gitmiş, şimdi bu millete bunu yapan birisin sen. O yüzden milletin başına çuval geçirir Amerika, geçirtir askerin başına. Ama bu millet, bunun hesabını eninde sonunda görür. O yüzden ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin evinde yangın çıkıyor’ diye bakanlara şunu söyleyeyim; komşuyuz, bizim ev yanarsa apartman yanar. Bu ulu çınar yanarsa orman yanar. O yüzden herkes kimin ateşle oynadığına, kimin elde tiner çakmak çaktığına dikkat etsin. Biz yangınlardan çıkmış, bu ülkeyi küllerinden doğurmuş partiyiz. (…) Teslim olmayacağız. Bizi teslim alsan bu milleti teslim alamazsın. (…) CHP, son mermi kalana kadar, son asker ölene kadar teslim olmamanın adıdır. (…) Bir tane güvencemiz var; o da bu milletin elinden neyi alırsan ‘Vatan sağ olsun’ der, sandığı alırsan ‘Allah belanı versin’ der. Bu milletin belasını alanın daha da ahretliği olmamıştır.”

 

Yerilecekler yanında doğrular da var.

Fakat…

www.cumhuriyet.com.tr sitesinin çok doğru, çok güzel manşet haber başlığı “NATO Kolordu Karargâhı’nın ardından İstanbul’a ‘Deniz Unsur Komutanlığı’ konuşlanıyor”da işlenen ulusal konu yoktu!

 

Yılmaz Özdil’in yazısında ve canlı yayındaki sözlerinde de yoktu!

 

N e d e n ?!

 

Ah Özgür Özel!

Ah Yılmaz Özdil!

Söyleyecek o kadar çok okkalı sözüm var ki!

Söylemeyeceğim!

Söylemeyerek, anlamanıza yardımcı olacağım!..

BİR SÜRE YAZAMAYACAĞIM…

150 150 bakikarakol

Şekerle başlayıp yüksek tansiyon ve ameliyatlarla süren hastalıklarıma şimdi de denge yitimi (kaybı), baş dönmesi, ayakta duramama, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman kısa sürelik unutkanlık eklendi.

Erken yaşlarda aşırı sigara, alkol içemeye başlarsam, olacağı buydu.

Eee yaşta 70’i geçerse…

Bakılmayan, kollanmayan yıpranmış beden daha ne hastalıklar çıkarır,  bilemiyorum.

Bu halimle, siz okurlarıma yararlı olamayacağımı kabullendim.

Düşündüm, bir süre yazmama kararı aldım.

O süre ne zaman biter?

“Şu gün, şu hafta, şu ay” diyemiyorum.  

Olumlu gelişmeler olmazsa, haftalık yazılarımı sonlandırabilirim.  

Ama…

@BakiKarakol.com X hesabımdan zaman zaman kısa paylaşımlar yapmaya çalışacağım.

Olumlu gelişmeler olursa, haftalık yazılarıma başlarım.

Bilgilendirmek istedim.

Anlayışınız ve hoşgörünüz için teşekkür ederim.

Sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla kalın…

ÖZGÜR ÖZEL, ATATÜRK’Ü KAVRASAYDI!..

150 150 bakikarakol

Partim CHP’min 8’inci Genel Başkanı, Manisa Milletvekili Özgür Özel, 8 Ocak 2026 Perşembe gecesi, CHP Genel Merkezi’nde, Sözcü Gazetesi’nin Genel Müdürü Güney Öztürk’ün, Sözcü TV’nin Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey’in ve Sözcü TV’nin Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtladı. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ekrem-baskanla-birbirimize-soz-verdik-bu-ktidari-degistirecek-chpyi-ktidar-yapacagiz 

 

Bana göre, içerikli soruları eğip bükmeden soran Güney Öztürk’ün sorularından biri “Türkiye’nin yanlışlıkları neler? Halkın yanlış beklentileri, alışkanlıkları neler?” sorusuydu.

 

Özgür Özel yanıtına “Halka eleştiri getirmek benim işim değil. Doğru da olmaz.” Tümceleriyle başladı; arkasına “Ama hepimizin hatırlaması gereken bir şeyi ifade edebilirim.” Dedi, ekledi:

“Bu ülke, bir tek adam rejimi ile yönetiliyordu zaten. Bütün kararları o veriyordu.”

Kimden söz ediyordu?

“Çanakkale’de biz ‘Çanakkale’ye geçilmez’ diye işte üç kurşunun birbirine geçeceği muhârebeler yaşayıp, kefensiz koyun koyuna yatan 100 binlerce şehidimizi verip sonra bir tek adamın kararıyla o donanma Çanakkale’den geçti İstanbul Boğazı’na demirledi. O gemiyi karşılayanlar vardı. O geminin karşılanmasına itiraz edip ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenler vardı.” tümcelerinden anladım ki, 17 Kasım 1922 günü Dolmabahçe Sarayı’ndan bindiği tekneyle, Boğaziçi’ne demirlemiş işgalci emperyalist İngiltere’nin HMS Malaya zırhlısına binip Malta’ya kaçan “Osmanlı’nın son Padişah”ı Vahideddin’den söz ediyordu.

 

Özgür Özel soruya yanıtını şu uzun anlam kargaşası içeren bozuk “O günlerde rejimle uzlaşmak, düşmanla uzlaşmak bilmem ne imkanları varken, Paşayken, Anadolu’ya geçip, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen birisi önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütledi o kadrolar.” tümcenin bitiminde şöyle sürdürdü:

“Sonra sordular. ‘Evet savaşı kazandınız. Şimdi saraydan padişahlığa devam mı, İngiliz tipi krallık mı, Amerikan tipi başkanlık mı?’ O zaman Amerikan tipi başkanlık da revaçta, Amerika örnek oluyor dünyaya falan. Dedi ki ‘Biz bir Meclis kurduk. Savaşı da Meclis yönetti. Ne vazife verirse o görevi yaparız.’ Ebedi başkumandanlığı reddetti, seçimsiz Cumhurbaşkanlığını reddetti. Hep çok partili rejimin, demokrasinin peşinde koştu. İki kere denedi olmadı, ömrü vefa etmedi. Ama iki tane en yakın arkadaşına vasiyeti vardı. Birisi Hatay, o ölümünden önce – sonra. Sonrasında hemen devamında çok partili rejim.”

 

Son tümceye takıldım.

Özgür Özel’in söylediği gibi, dünya lideri Kemal Atatürk’ün, “Çok Partili Rejim vasiyeti” var mıydı?!

Hafızamı yokladım.

Beynimdeki bilgileri depreştirdim.

Evet, böyle bir amacı vardı, iki kere de denemişti ama vasiyeti yoktu!

 

Düşündüm, taşındım, konu çok iyi bilen, Cumhuriyet Tarihi bilgesi birinin bilgisine başvurmamın doğru olacağına karar verdim.

 

O bilgeyi üç-beş dakikada belirledim.

İleti yazdım, bekledim.

Dönüş olmayınca, cep telefonundan aradım.

“Derse giriyorum. Buyur Baki abi” dedi.

Prof. Doktor’du, … Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi idi.

Konuyu bir çırpıda özetledim.

“Biliyorsun, Atatürk, Hatay için “Benim şahsi meselemdir’ demiştir.”

Sözünü kestim:

“Sayın Profesörüm, biliyorum; benim, sizden öğrenmek istediğim, Kemal Atatürk’ün, ‘Çok Partili Rejim vasiyeti” diye bir vasiyeti var mıdır?”

Kestirip attı:

“Hayır, yoktur. Kim ‘Vardır’ diyorsa, buyursun, belgelesin.”

 

Öğrenmek istediğimi öğrenmiştim.

Derse girecekti…

“Teşekkür” ettim, kısa kestim.

 

Doğru bilgiye ulaşmış, rahatlamıştım.

Mutluydum.

Ama mutluluğum kısa sürdü.

Çünkü kafama…

“Dünya lider, Kemal Atatürk’ün koltuğuna oturan, partim CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, olmayan vasiyetten nasıl ‘Var’ diye söz eder?!

Neden araştırmaz, belgesini görmez?!

Neden iki kişinin tanıklığıyla, söylemiyle yetinir?!

Ve o iki kişi kim?!” soruları takıldı.

 

Kendi kendime dedim ki:

“Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavrayamamış! Kavrasaydı, böyle bir söz etmezdi.”

 

Yanılmıyordum.

Gerçekten Özgür Özel, Kemal Atatürk’ü kavramış olsaydı, Atatürk’ün böyle bir vesayette bulunmayacağını bilirdi.

Neden etmeyeceğini de…  

Neden etmeyeceğinin nedenini de “Atatürk, toplum bilip kabullendikten, hazır olduğunu ve yaşama geçireceğini, yaşatacağını anladıktan sonra gerçekleştirmenin, yaşama geçirmenin bilinceydi” biçiminde özetleyebilirdi.

Kaldı ki…

Kemal Atatürk’ün, iki kere denemişliği vardı; toplumun hazır olmadığını gördü, toplumun hazır olmasına yani zamana bıraktı.

Özgür Özel, bu kadarcık bilgilerden nasıl yoksun olabilir?!

 

Acı gerçek net biçimde ortaya çıkmış:

Özgür Özel, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüzü, O’nun düşüncelerini, O’nun demokratik, laik Parlamenter Sistemi’ni ve Cumhuriyetini, O’nun Cumhuriyet Halk Partisi’ni anlayamamış!

O’nun “iz”inde değil!

O’nun “iz”inden gitmiyor!

Bu nedenle mitinglerinden ve eylemlerinden sonuç alamıyor!

Gene de, halkımız soğuk- sıcak, yağmur, kar-tipi demeden meydanları dolduruyor, tepkisini bas bas bağırarak, sloganlar atarak gösteriyor, dile getiriyor.

 

En son…

11 Ocak 2026 Pazar günkü Denizli mitingi!

Muhteşemdi!

Şarıl şarıl yağan yağmura karşın, meydan dolup taştı!

 

Özgür Özel’in ve ekibinin, bu Denizli mitinginden alacağı çok ders, çok ileti var.

 

Özgür Özel ve ekibi…

Atatürkçülük oynayarak yol katedemezler!

İktidara ve emperyalistlere, o emperyalistlerin işbirlikçilerine hizmet eden olurlar!

Atatürkçülük oynamayan gerçek Atatürkçüler ise Atatürk Düşünceleri ışığında, inançla yürürler, sonuçlar alır, amaçlarına ulaşırlar!

O amaç, demokratik laik Parlamenter Sistem ve Cumhuriyet’le kalkınmış, güçlenmiş, dünya ülkelerinin örnek olmuş Türkiye’dir!

Zor olacak ama o l a c a k !

Ne mutlu, Atatürk gibi bir değere sahip Türk halkına!..

TRUMP VE EKİBİ, MADURO’YU MADARA EDERKEN!..

150 150 bakikarakol

Sözcü Gazetesi’nden iki yazar; Naim Babüroğlu önceki gün (5 Ocak 2026 Pazartesi) “Sana ait olan, bana aittir” https://www.sozcu.com.tr/sana-ait-olan-bana-aittir-p281159, dün de (6 Ocak 2026 Salı) Yılmaz Özdil “Venazuela” https://www.sozcu.com.tr/venezuela-p281462 başlıklı yazılarıyla; emperyalist Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin üretimi, vitrini ve “öncü vurucu güç” olarak kullandığı Amerika Birleşik Devleri (ABD)’nin “Donald Trump” adlı 45 ve 47’inci “kaçık” Başkanının, yeraltı ve yerüstü zenginliğe sahip Venezuela’nın Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu eşiyle birlikte “haydut”ça ele geçirip Amerika’ya götürmesinin önünü, arkasını çok güzel işlemişler.

(Emeklerine sağlık.)

O nedenle…

Yazacaklarımın iyi anlaşılması için, öncelikle iki yazının verdiğim linklerini tıklamanızı ve yazıları okumanızı isteyeceğim.

 

Bilindiği gibi…

Emperyalistlerin, “emperyalizm görüş ve anlayışından kaynaklanan”, böyle bir “olmazsa olmaz”ı, yani “haydut yanı” vardır; bu da, “korkaklık”tan ürer/türer; çünkü karşılarında, azınlık değil kitlesel çoğunluk vardır.

Onun için…

“Satın al, böl, parçala, yönet, sömür” taktiğini uygularlar…

Parayla, makamla satın aldıkları yerel işbirlikçileri zora düştüklerinde, askeri veya sivil darbeler yaptırırlar…

Yerel işbirlikçilerinin ihanetine uğrarlarsa ve onlara söz dinletemez durumlar düşerlerse, askeriyle, topu tüfeğiyle, tankı, uçağı, füzesiyle vb dalarlar…

Kimi yerde sonuç alırlar, kimi yerde ağır yitiklerle/kayıplarla çekilirler…

Ama…

Yenilgilerini unutmazlar, kinlerini ve düşmanlıklarını diri tutarlar, 50 yıl, 100 yıl sonra da olsa gene saldırırlar.

 

Emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Trump’ın ve ekibinin, 3 Ocak 2026 Cumartesi günü Venazuela’da gerçekleştirdiği “haydutluk” yeni değildi, geçmiştekilerin bazılarından biraz ayırtlıydı/farklıydı.

İzletildi, gördük.

 

Ülkemizde olsun, dünya basınında olsun, Maduro’dan söz ederken hep “Venazuela lideri” denildi.

Hayır!

Yanlış!

Doğrusu, “Venazuela Devlet Başkanı” olacaktı.

Maduro “lider” değil!

Maduro “lider” olsaydı, ABD askerlerine teslim olmazdı, savaşırdı…

Ya ABD askerleri tarafından öldürülürdü ya da kendisi kafasına sıkardı.

“Liderlik”te böyle bir “yapılması gereken” var.

 

Lider; dünü bilen, bugünü anlayan, yarını öngören, paylaşımcı, ayrım yapmayan vb olmalıdır.

Bu ve başka değerlerden yoksundan “lider” olmaz; olsa olsa, emperyalistlerin yerel işbirlikçisi olur.

Yeraltı, yerüstü zenginlere çokça sahip ama halkı açılık, yokluk, sefalet içinde kıvranıyorsa, ona, bırakın “lider”, “Devlet Başkanı” bile denmez!

Denilmemeli!

Çünkü o, halkından yana görünen; özündeyse, güçlü görünen ödlek emperyalistlerin işbirlikçisidir!

 

Trump ve ekibi “haydutça”; yatağından, eşiyle birlikte çekip aldığı Maduro’yu, madara ederken, başka ülkelerdeki yerel işbirlikçilerinin de yüreklerine korku salmıştır.

Dünyayı iyi izleyin; onlar, bundan sonra, daha baskıcı olacaklar, halklarını fakirleştirecekler, aç susuz bırakacaklar, ayrımcılık, kayırmacılık, paylaşımda derin ayrık/uçurum, hak-hukuk vb tavan yapacak!

(Aç, dışlanmış, haksızlığa uğramış insanı, insanları satınalmak, ispiyoncu, işbirlikçi yapmak emperyalistlerin işine çok yarar.)  

 

Ödlekliklerinden saldırganlaşan emperyalistleri ve onların yerel işbirlikçilerini durdurmanın tek seçeneği, tek yolu, dünya genelinde bilinçli, donanımlı örgütlü toplum olmak, ortak hareket etmektır.

O zaman dünyamız ve insanlar, Ortaçağ karanlıkçıları emperyalistlerin sömürü düzeninden kurutulur, gezegenimiz yaşanır olur.

 

Hayal değil, yüz yıllar sonra yaşama geçecek bir düşünce!.. 

GEÇMİŞTE YAPTIKLARI TARİHTE KAYITLI BİRLEŞİK KIRALLIK/İNGİLTERE ŞİMDİ NEYİN, NELERİN PEŞİNDE!..

150 150 bakikarakol

Tarih, toplumsal yaşanmışlıkları yazar, kaydeder.

Geriye, yüz yıllar geçse de açıp bakmak, okumak kalır.

Yararlı olur.

Çünkü…

Geleceğin geçmişi, bütün gerçekçiliği orada!

Alınanlar alınır, geleceğin yolu döşenir.

O zaman, günümüzdeki güncellerden birinin geçmişine gidelim:

//Mustafa Kemal’in Milli Mücadele Yolculuğu, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlar.

Aynı dönem, Kürt ayaklanmalarının artış sürecinin de başlangıcıdır.

“İngilizlerin amacı, para ile memleketimizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurmak sözü vererek, aleyhimize ve bize karşı suikast düzenlemeye yöneltmek olduğu anlaşılmış, karşı önlemler alınmıştır.”

Ne diyor, Atatürk?..

İngilizlerin, “Kürdistan” kurma sözü vererek, Kürtleri ayaklandırdığı anlaşılmıştır…

İngiltere, Anadolu’da Kürt isyanı çıkartmak için özel çaba sarf eder.

Kürtleri, Türklere karşı kullanmak için elinden geleni yapar.

Sonunda…

İngiltere başarılı olur.

Çünkü..

İstanbul’daki Osmanlı Devleti’nin padişahı ve sadrazamı, İngilizlerle işbirliği halindedir.

Padişah Vahdettin’in de desteğiyle, 1920-1921 yıllarında 60 gerici ayaklanma çıkar.

Mayıs 1919’da, ilk Kürt ayaklanması ortaya çıkar.

Ali Batu Ayaklanması…

Ardından, Mart 1921’de Koçgiri ayaklanması…

Ağustos 1924’te, Nasuri Ayaklanması…

Ardından, Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı…

Kürt isyanlarının ortak hedefi, Türkiye’yi parçalayan Sevr Anlaşması’nın uygulanmasıydı.

Mesela…

İngiltere, Musul sorunu için Milletler Cemiyeti’ne başvurur.

Tesadüfe bakın, bir gün sonra 7 Ağustos 1924’te, Hakkari’de Nasturi Ayaklanması patlak verir.

İngiltere, Musul’u almak için Nasurileri silahlandırmış ve isyanın koşullarını hazırlamıştı.

Nasuri ayaklanmasından sadece dört ay sonra, 15 Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı çıkarılır.

Ve Türkiye, Musul-Kerkük’ü kaybeder.//

Özetleyerek alıntıladığım bu satırlar, Sözcü Gazetesi’nin yazarlarından, Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu’nun, “Komisyon ve İmralı” başlıklı, 22 Kasım 2025 Cumartesi https://www.sozcu.com.tr/komisyon-ve-imrali-p261322 yazısından.

Her yazısını beğeni ile okuduğum, gerçek Atatürkçü Babüroğlun’a içten teşekkür ederim.

 

Bir süredir, Türkiye’mizin bir numaralı gündemi olan/yapılan konunun geçmişini, özünü bu kadar net anlatan yazı, olanları ve olacakları çok güzel ortaya seriyor, gözler önüne getiriyor; unutanlara, anımsatıyor; bilmeyenleri, bilgilendiriyor.

 

Okuyan herkes, benim gibi; Ortaçağ kalıntısı “Kilise Yönetimi anlayışı’nın sahipleri Birleşik Krallık’ın yani İngiltere’nin, İslam, hele de Türkiye, Türk halkı ve Atatürk düşmanı emperyalistlerinin şimdi neyin, nelerin peşinde olduklarını, ne ve neler yapacaklarını, Türkiye’ye, Türk halkına nasıl zararlar vereceklerini düşünüyor!

Söylemesi acı, yürek dağlayıcı ama böyle bir durumla karşı karşıyayız!

 

Ufku ufak “Ufuk Uras” diye biri var!

X hesabından yazıp duruyor.

Paylaşımlarından birinde, İmralı’da hükümlü A.Ö’nün ayağına, Kamutay (TBMM) üyelerinin gitmesinin yerilmesini kastederek, “İmralı’ya sıkışıp kalmamak lazımı” diye yazdı.

Ufku ufak, gerçeklerden ve gerçeklerin özünden kopuk usunu kendine saklasın!

 

İmralı’daki hükümlünün ayağına gitmeme kararı alan, başta partim CHP’min yönetimini kutluyorum.

Aynı düşüncede ve eylemde kararlılık gösteren herkesi de…  

 

Türkiye’mizde “Kürt sorunu” yok mudur?!

Vardır!

Ancak…

Gerçekçi olalım ve kabul edelim ki, Türkiye’mizde, Kürdün sorunu olduğu kadar, Türk’ün de, başkalarının da sorunu var!

 

Ortaçağ’ın “Kilise Yönetimi anlayışı”nın günümüzdeki temsilcileri emperyalistlerin, bölgedeki çıkarlarına hizmet etmiş İmralı hükümlüsünün ayağına gitmekle sorun, morun çözülmez!

Adres ve yöntem yanlış!

 

İmralı’daki hükümlünün ayağına gitmeyerek, çok doğru duruş sergileyenlerin şimdi yapacakları iş, bir araya gelmek, İngiliz emperyalistlerinin bu kez yapacaklarını öngörmek, bunu halka anlatmak, halkla birlikte geri teptirmek!

 

Birileri varsın şirinlikler yapsınlar, taklalar atsınlar!

 

Dış düşmanlara, yerel işbirlikçilere karşın, Çanakkale’de ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızda başardık, gene başaracağız!

Çünkü…

Kurtarıcımız ve kurucumuz, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüz, bizi, başarmakla görevlendirmiş, dahası başarmaya mahkum etmiştir!

Ne mutlu “Türk’üm” diyene!..

 

NOT: Atlatamadığım rahatsızlıklarımdan ötürü, Aralık 2025 ayı içinde yazamayacağım; 7 Ocak 2026 Çarşamba günü görüşmek dileğiyle…

AYM BAŞKANININ GÖZYAŞLARI, KORKULARI VE ANAYASASINDA “LAİKLİK” YAZAN MÜSLÜMAN ÜLKEDE ŞU OLANLAR!..

150 150 bakikarakol

4 Kasım 2025 Salı günü, Malatya’daki İnönü Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı açılış törenine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya da katılıyor, bir konuşma yapıyor. https://www.sozcu.com.tr/anayasa-mahkemesi-baskani-kursude-agladi-ben-bu-lafa-geldiginde-korkuyorum-p258826

“Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir kavram değil. Hayatın her alanında, insanın varoluşunda, toplumun düzeninde ve devletin işleyişinde yön gösterici bir değer, ahlaki bir pusuladır.” diyor.

Doğru.

Ve ekliyor:

“Unutmayın; azim, sabır ve doğru yön bir araya geldiğinde, hiçbir hedef ulaşılamaz değildir. Yeter ki kalbinizle inanın, aklınızla planlayın, emeğinizle sürdürün. O zaman yolunuz her zaman aydınlık, geleceğimiz her zaman, her daim umut dolu olacaktır.” diye ekliyor.

Bu da doğru.

Tam bu sırada gözleri doluyor.

www.sozcu.com.tr’nin haberine göre, AYM Başkanı Özkaya “Öyle bir yaşayalım ki, vakti geldiğinde, Hazreti Allah bizi kimsenin hakkıyla..” sözcüklerinin ardından gözyaşlarını tutamıyor, boğazı düğümleniyor.

Sözlerini “Yani bir tarafı Cennet, bir tarafı Cehennem. Ben, bu laf geldiğinde, korkuyorum. Evet, Cenabı Allah, bizi kimsenin hakkıyla huzuruna seslemesin.” tümceleriyle tamamlıyor.

 

Duygusal biri olarak, duygu seline kapılıp ağlayan AYM Başkanı Özkaya’nın duygusallığını anlıyorum.

Başkan Özkaya, “din inancı”, yaşamında, işinde, iletişiminde, ilişkilerinde vb öncelik alan biri.

Ve…

Din önceliğini, başkalarına da öğütlen biri.

Oysa…

İnsanoğlu, bu içerikteki öğütleri çoktan aşmıştır.

Ama…

“Ölüm” gerçeği sonrasını düşünüp değerlendirirken, “biri veya birilerinin hakkı” ve Yaradan’ın huzuruna çıkmak korkusu”yla yaşamı biçimlendirmek, bunu da başkalarına öğütlemek, günümüzde güncelliğini koruyor.

 

“Ben, Allah’tan korkarım” çokça söylenir.

Kızarım.

Azıcık düşünen, Yaradan’ından korkar mı?

İnsan, içten inanarak, seveceği, sevmesi gereken Tanrı’sından, Allah’ından, Yaradan’ından korkması kadar bir ilkellik olmaz, olamaz, olmamalı.

Doğum ve ölüm arasını insanca öylesi yaşayacaksın ki, kendini olumsuz yargılamayacaksın, korkuya, evhama kaptırmayacaksın.

Bunun da yolu, önce kendini tanıyacaksın, kendinle tanışacaksın; ardından yaşamına içerik ve biçim (şekil) vereceksin, kararlılık göstereceksin, yalpalama yapmayacaksın, “yanlış”ın seni etkisi altına almasına kapı açmayacaksın.

Bunu yaparken de, “korkunun kölesi” olmayacaksın.

Olursan, en başta “kendini tanımamış, kendinle tanışmamışsın” demektir.

 

“Korku köleliği”, toplumsal düşünmeyen bencillerin, emperyalistlerin, “din”i, iş ve siyasalarına bulayanların işine çok yarar; en büyük darbeyi ise insana, insanlığa vurur.       

   

“Cenabı Allah, bizi kimsenin hakkıyla huzuruna seslemesin” sözünden -her edildiğinde- korktuğunu dile getiren AYM Başkanı Kadir Özkaya, dini öğütleri yanında, sanki birilerine, bir yerlere ileti (mesaj) gönderiyor.

 

Başkan Özkaya’nın, yaşama ve dini inanca “bakış”ı penceresinden bakarsak; Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesinin 15 Kasım 2025 Cumartesi günlü, spotu “AKP’nin iki hafta önce Hakim Savcılar Kurulu (HSK) üyeliğine aday gösterdiği ancak kurada seçilemeyen İsmail Ergüneş, AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı’na atandı.” olan “AKP’den tepki çeken atama: HSK adayı İsmail Ergüneş ilçe başkanı oldu” https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/akp-den-tepki-ceken-atama-hsk-adayi-ismail-ergunes-ilce-baskani-oldu-2452875 başlıklı haberdeki yaşanmışı; Sözcü Gazetesi’nin internet sitesinin de 16 Kasım 2025 Pazar günlü “TOKİ projesi için İsmailağa’dan icazet alınmış!” başlıklı ve “TOKİ’nin üreteceği ‘500 Bin Sosyal Konut’ projesi için İsmailağa Cemaati’nin ‘Fetva Kurulu’ndan ‘uygundur’ görüşü alındığı iddia edildi.” https://www.sozcu.com.tr/toki-projesi-icin-ismailaga-dan-icazet-alinmis-p259452 spotlu haberini nasıl yorumlamalı, tanımlamalı?

 

Yürürlükteki Anayasasında “laiklik” yazan Müslüman ülkede şu yaşanmışlıkların olması; insanı, sürece ve sürecin derinliklerine alıp götürüyor, düşünmeye, sorgulamaya zorluyor.

İç sızısı, geleceği, geçmişin karanlığıyla harmanlıyor.

Çırpın dur…

ÜLKEMİZDE BİR “İLK”İ ERDOĞAN’DAN SONRA İKİNCİ YAPAN SİYASİ “ÖZGÜR ÖZEL”!..

150 150 bakikarakol

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 5 Kasım 2025 Çarşamba akşamı, İstanbul Ümraniye’de “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”nin sonlarına doğru; dün (11 Kasım 2025 Salı) “İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Davası”nı düzenlediği basın toplantısında açıklayan ve İBB’nin tutuklu Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 828’le 2 bin 352 yıl arası hapis cezası istendiğini  

https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-bassavci-akin-gurlek-aylardir-beklenen-ibb-iddianamesini-acikladi-p257927 belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’le ilgili konuya giriyor, “Başsavcılık oldukça iyi maaş alınan bir yer. 168 bin lira, 10 emekli maaşı kadar maaş alınıyor.” diyor, özetle şöyle sürdürüyor:

“Ama bir bakıyorsunuz 2 Ekim 2024’te bu göreve atanıyor, ardından 29 Kasım 2024’te Eti Maden Şirketi’nin Lüksemburg’daki Eti Maden Anonim Şirketi’ne Akın Gürlek Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanıyor. Ekrem Başkan’ı tutukladığı günün de içinde olduğu dokuz ay boyunca buralardan maaşları alıyor. Ne zaman ki Özgür Özel 2 Ağustos günü çıkıp da dedim ya, ‘Hollanda, Lüksemburg taraflarında neler olduğunu biliyorum.’ Apar topar 6 Ağustos 2025 günü Yönetim Kurulu Üyeliğinden ayrılıyor. Soruyorum HSK’ya, soruyorum Adalet Bakanı’na, soruyorum Sayın Cumhurbaşkanına. Eti Maden’in Lüksemburg’daki şirketinden buna maaş bağlandığını biliyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Biliyorsanız nasıl görevde tutuyorsunuz? Bilmiyorsanız şimdi bundan sonra ne yapacaksınız? Ey Erdoğan sen de ‘Bu çocuk bu kadar ağır işi, bu kadar haksızlığı bu maaşa yapmaz. Eti Maden’den Euro bazında maaş bağlayalım’ mı diyorsun? https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-akin-gurleke-eti-madenin-luksemburgdaki-sirketinden-maas-baglandigini-bilmiyor-musunuz

 

Bir gün sonra (6 Kasım 2025 Perşembe)…

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Beştepe Millet Kütüphanesi’”nde düzenlenen “Kütüphane 5.0 ve İnsan Merkezli Dijital Dönüşüm Uluslararası Konferansı’”ndaki konuşmasın bitiminde özetle şöyle diyor:

“Dün ana muhalefet partisi genel başkanının hezeyanlarını hem kendi partisi, hem de ülkemiz siyaseti adına inanın hicap duyarak takip ettim. Konuşan, Türkiye’nin ikinci büyük partisinin genel başkanı mı yoksa ayarları bozulmuş hakaret otomatı mı maalesef belli değil. Türkiye böyle bir siyasi üslubu, böyle bir çiğliği asla hak etmiyor. Öte yandan şunu da hepimiz çok iyi biliyoruz. Zihin fukara olunca akıl ukala olur, dilin de freni boşalırmış. Bakın gerçekten üzülerek söylüyorum. Zihni ile dili arasındaki bağ tamamen kopmuş, ağzından çıkanı kulağı duymayan zavallı bir şahıs var. Bu zat gün aşırı söylediği yalanlarla, önüne gelene attığı iftiralarla, meydanlarda savurduğu hakaretlerle giderek saldırgan hâle geliyor. Yerel yönetimleri ahtapot misali saran suç örgütünün yolsuzlukları ortaya döküldükçe bu zat da panikliyor, çirkinleşiyor, kontrolü iyice kaybediyor. Biz elbette, günden güne daha da seviyesiz ve sevimsiz bir hâl alan bu dile, siyaseti enfekte eden bu zehirli söylemlere milletimizi mahkûm etmeyiz. Kendisine tavsiyem: Biz az söyledik, o çok anlasın.” https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/162937/-kutuphanecilik-mirasimizi-yasatmaya-devam-ediyoruz-

 

Ertesi gün (7 Kasım 2025 Cuma)…

Özgür Özel, Ankara Çankaya’daki “İhsan Doğramacı Cami”sinde kıldığı Cuma Namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-bassavci-herkese-sorusturma-aciyor-diye-kendisi-sorusturmalardan-muaf-mi-bu-ayricalikli-adam-mi

Sorulardan biri, Erdoğan’ın, 6 Kasım 2025 Perşembe günü, kendisine yönelik sözleriyle ilgiliydi.

Özel’in yanıtı özetle “Cuma mübarek gün, o ağzını bozduğunda neler söylediğini saysam akşam haberde kullanamazsınız. Canlı veren arkadaş varsa, yayından çıkmak zorunda kalır. Erdoğan’ın konuşmasında esas itiraz ettiğim nokta, ‘Ülkemizin ikinci büyük partisinin’ diyor. Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Bir kere bunu içselleştirecek. Ondan sonra çıkacak bana ‘Onu söyle, bunu söyleme’ diyecek. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir.” oluyor.

 

Yanılmıyorsam, ikincisine ya da üçüncüsüne tanık olunca, şaşkınlık içinde kaldım, kendi kendime konuşarak, sorgulamaya başladım:

Özgür Özel bunu neden yapıyor?!

Özgür Özel’den önceki CHP Genel Başkanlardan, dahası merkez sağ ve merkez sağın da sağındaki siyasi partilerin Genel Başkanlarından da yapan oldu mu?!

AKP Genel Başkanı Erdoğan’a kadar olmadı.

Merhum Necmettin Erbakan bile yapmadı.

Ama…

Genel Başkan, Başbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra ikinci yapan,  demokratik, laik Cumhuriyet’in kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 8’inci Genel Başkanı Özgür Özel oldu!

 

Nasıl olur?!

Olmaması gereken, neden ve  nasıl olur?!

 

Siyasi çizgisi, kurucu Genel Başkanı dünya lideri Kemal Atatürk tarafından belirlenmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Özgür Özel, Cuma Namazı çıkışı, cami bahçesinde/avlusunda, önünü kesen basın mensuplarına, siyasi açıklamalarda nasıl bulunur?!

(Özgür Özel’in dini inancına, ibadetine, camiye gitmesine, Cuma namazı kılmasına zerre sözüm yok; yergim, namaz çıkışı, cami ortamında siyasi söylemlerde bulunmasına, siyaset yapmasına…)

Gazeteciler, her yerde, her fırsata sorular sormak, yanıtlar almak için siyaset ve devlet insanlarının, kimi bürokratların, ilgililerin, çalıuşanların, sıradan vatandaşların önlerini kesebilirler; karşılarına dikildikleri de, camiye siyaseti sokmamaya özen gösterecek, cami dışında bir yerde sorulara yanıt vereceğini söyler, yürür gider,  uygun yerde de durur, soru alır ve soruları yanıtlar.

Olması, yapılması gereken bu!

Ama Özgür Özel, bu olması gerekeni yapmıyor!

Neden?!

Yaptığı, “yapmaması gereken” kendi usu mu (aklı mı)?!

Yoksa başkalarının usu mu?!

Kendisinin veya bir başkasının/bir başkalarının usu olsa da, çok yanlış ve çok tehlikeli olduğunu neden düşünmez?!

Demek kiii!..

Özgür Özel’de “ciddi bir CHP boşluğu, eksiği” var!

 

Yazımı uzatmayayım, şöyle bitireyim:

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin 5 Kasım 2025 Çarşamba günkü grup toplantısı çıkışında gazetecilerin, Edirne’de tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili AİHM’nin yeni kararını içeren sorusunu “Burası yargı ülkesi, yargı ne derse o olur ve ona uyarız.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/erdogan-dan-demirtas-yaniti-yargi-ne-derse-o-olur-2450007 biçiminde yanıtlarken; CHP’liliğini, siyasetçiliğini sorguladığım, yererdiyim ama çalışkanlığını, koşturmasını yadsımadığım, alkışladığım Özgür Özel, 8 Kasım 2025 Cumartesi günü Ordu’daki “Millet iradesine sahip çıkıyor mitingi”nde Erdoğan’a “Burası güya senin deyiminle: Hukuk devleti, kanun devleti.” https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-alin-terini-somurerek-bir-ulke-ayakta-kalamaz-emekli-ve-emekci-cin-direnecegiz diye sesleniyor.

Çok pardon, Özgür Özel, “Hukuk Devleti” ile “Yargı Devleti”nin ayırtını (farkını) bilmiyor mu, ikisini aynı mı sanıyor?!.

BAHÇELİ TEDİRGİN!.. BAHÇELİ’NİN KAFASI KARIŞIK!..

150 150 bakikarakol

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Anıtkabir Özel Defteri’ne “Aziz Atatürk, Cumhuriyetimizin 102. yıl dönümüne kavuşmanın gururunu yaşadığımız bu önemli günde Zat-ı Alinizi, silah arkadaşlarınızı ve aziz şehitlerimizi bir kez daha şükranla yâd ediyorum. Sınırlarımız içinde ve ötesinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın, dost ve kardeşlerimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı canıgönülden tebrik ediyorum. Bundan 102 sene evvel uğruna nice vatan evladını şehit vererek kurduğumuz* Türkiye Cumhuriyeti’ni, işaret ettiğiniz şekilde, ‘muasır medeniyetler seviyesinin de üstüne çıkartmak’ amacıyla tam bir kararlılık içinde çalışıyoruz. Küresel ölçekte ülkemizin itibarını artırırken içeride de yatırım ve kalkınma seferberliğimizi kesintisiz bir şekilde sürdürüyoruz. Hedeflerimize yaklaştıkça şahsımıza ve hükûmetimize yönelik saldırıların cephesi genişliyor olsa da yolumuzdan dönmeyecek, Allah’ın izni, aziz milletimizin desteği ve büyük ve güçlü Türkiye’yi en büyük eserimiz olarak evlatlarımıza emanet edeceğiz.”  https://tccb.gov.tr/haberler/410/161814/cumhurbaskani-erdogan-anitkabir-de-duzenlenen-torene-katildi diye yazdığı; “demokratik, laik Cumhuriyet”imizin ilan edilişinin 102’inci yıldönümü (29 Ekim 2025 Çarşamba) törenlerine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılmaması, akşam da “Külliye”deki resepsiyona MHP’den hiç kimsenin katılmaması gündem olmuştu. https://www.sozcu.com.tr/kulliye-deki-29-ekim-resepsiyonunda-dikkat-ceken-kare-p253796

Kafalardaki “Neden?” sorusu, 31 Ekim 22025 Cuma günü, Cuma Namazı çıkışında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e soruldu.

Özel özetle “Tabii Anıtkabir ziyaretine katılmama ve ardından külliyeye gitmeme meselesi üzerinden siyasi yorumları herkes yapar. Bu benim işim değil. Ben Milliyetçi Hareket Partisi heyetine yöneldim. Sayın Celal Adan da oradaydı, Meclis Başkanvekilimiz. Sayın Bahçeli’yi sordum. Katılamayacaklarını söylediler. Sağlık durumuyla ilgili endişe edilecek bir şey olmadığını öğrendiğime memnunum. Onun dışında eğer o bir mesajsa, öbürü bir mesajsa, bu kadar derdimiz ve tasamız varken Cumhur İttifakı’nın çatlaklarıyla da ben uğraşmayayım.” ”https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-turkiye-siyasetinde-su-anda-bir-yenilmez-var-ekrem-mamoglu-girdigi-dort-secimi-de-kazandi diye yanıt verdi.

Bu kez Özel’in “Cumhur İttifakı’nın çatlakları” vurgusu ve AKP ile MHP’nin, özellikle de Devlet Bahçeli’nin ne diyeceği gündem ve merak edilir oldu.

Bahçeli’nin 4 Kasım 2025 Salı günü heyecanla beklendi.

O gün, dündü.

Bahçeli açtı ağzını, yumdu gözünü.

Buraya geçmeden…

Dünkü Grup konuşmasında Bahçeli’ye //ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Bahreyn’in başkenti Manama’da, “Türkiye ile İsrail arasında Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar işbirliği göreceksiniz” beyanatı görev yaptığı ülkeye politik rota çizme densizliğine heves eden bir sefirin ileri düzeyli akıl tutulmasıdır.// https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5491/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_4_Kasim.html sözlerini ettiren “metin yazarları”, 13 Ekim 2025 Pazartesi günü, emperyalist İngiltere’nin vitrini emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Donald Trump’ın, Gazze’de yürürlüğe giren ateşkesten ötürü, Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde düzenlenen “Şarm el-Şeyh Zirvesi”nde ettiği “Bu noktaya gelmek üç bin yıl sürdü. Ancak bu durum sürecek” https://gazeteoksijen.com/dunya/dunyanin-gozu-misirda-tarihi-gazze-zirvesinde-imzalar-atildi-253937 tümcelerinin ardından “Ve Trump, sanki Türkiye’nin de cumhurbaşkanı kendisiymiş gibi konuşup şu cümleleri söyledi: Bu bölgede tüm halkların gurur duyacağı bir miras inşa edeceğiz. Yeni dostluk, işbirliği ve ticaret bağları kurulacak. Tel Aviv, Dubayi’ye; Hayfa, Beyrut’a; Kudüs Şam’a bağlanacak. Ve İsrail’den Mısır’a, Suudi Arabistan’dan Katar’a, Hindistan’dan Pakistan’a, Endonezya’den Irak’a, Suriye’den Bahreyn’e, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Umman’a, Ermenistan’dan Azerbaycan’a, Türkiye’den Ürdün’e kadar bir bağ kurulacak.” https://www.sozcu.com.tr/amerikali-trump-sanki-turkiye-nin-cumhurbaskani-p246929 sözlerini ettirdiler.

Şimdi, bıraktığım noktaya geleyim.

Bahçeli “Atatürk’ün partisini Ankara’dan uzaklaştırıp önce Saraçhane’ye, sonra Silivri’ye, ardından batı başkentlerine telkin ve tembihlerle ite ite sürükleyen, hatta hapseden cahil, köksüz, kimliksiz ve işbirlikçi güruhun kurguları ve kumpasları şüphesiz boşunadır. Sosyalist CHP’yi ikna edebilirler, ama Türkiye’yi ikna edemezler, karşımızda asla duramazlar.” dedi, özetle şöyle sürdürdü:

“Şunu da herkesin bilmesinde yarar görüyorum; Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur ittifakı arasında Terörsüz Türkiye hedefi etrafında ne bir görüş ayrılığı ne de siyasi bir ihtilaf asla, kat’a söz konusu değildir. Ne tuhaf bir garabet haldir ki, Cumhur İttifakı’nda sürekli kriz izi sürüyorlar. ‘Çatlak’ var demekten bıkmadılar, ‘cam çerçeve kırıldı’ demekten usanmadılar, koptu kopacak, bitti bitiyor yalanlarından hiç dönüş yapmadılar. Biz çeliğe su verdikçe, biz vatan ve millet aşkında tek yürek oldukça, CHP’sinden diğer muhalefet partilerine, yarım porsiyon aydınlardan fikri saplantı içinde sarkaç gidip gelen fuzuli yorumculara, bir kısım köşe yazarıyla sosyal medya tetikçilerine kadar niyet okuyucuları papatya falı açıyorlar. Eniği cücüğü, ipsizi sapsızı, yandaşı yoldaşı ‘Cumhur İttifakı çöktü çökecek’ derken ne hikmetse yorgunluk emaresi göstermediler. Cumhur İttifakı’nın hepsinden önemli, belki de inatla üzeri örtülmek istenen bir özelliği ise Türkiye ve Türk milleti sevdasının aşılmaz kalesi, hesabi değil hasbi ve harbi birlikteliğin serdengeçti iradesi olmasıdır. Cumhur İttifakı bayraktır, vatandır, millettir, dünyayı Türkçe okuyan, ihanete ve zulme kahramanca direnen Kızılelma ruhu, İ’la-yı Kelimetullah şuurudur.”

Bahçeli, keskin sözcüsü olduğu, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin getirdiklerinden “Cumhur İttifakı” övgülerinin bitiminde, merak edilen konuya giriş yaptı:

“29 Ekim tarihinde Anıtkabir’e niye gitmemişim, Külliye’deki Cumhuriyet resepsiyonunu neden protesto etmişim. Yok Kıbrıs politikasında derin anlaşmazlık varmış, yok gözünün üstünde kaşın varmış, yok öyleymiş yok böyleymiş. Geçiniz beyler geçiniz, iddia sahiplerinin hepsi çuvalladı, yine ters köşeye yattı, zahmet olmazsa sahte ve kaotik görüşlerinizi Cibali Karakolu’na gidip anlatın. 29 Ekim’de Anıtkabir’e gitmemizin nedeni insani bir halden kaynaklanmış olamaz mı? O gün için özel bir durumla muhatap kalmamız ihtimal dışı mı? Bundan dolayı belki de turnusol kağıdı gibi kimin kiminle iş çevireceğini, ne söyleyeceğini, kafasının içindeki spekülasyonların deşifresi için bir imtihan vesilesi, bir test vetiresi, bir öğrenme veçhesi olarak görmüş ve düşünmüş olamaz mıyız? Anıtkabir’e haydi gidemedik, peki resepsiyona katılınca bu defa da Anıtkabir’i protesto etmiş gibi takdim edilmeyecek miydik? Anıtkabir’deki törene gitmeyince resepsiyona katılmak ne kadar doğru, dengeli ve isabetli bir davranış olarak değerlendirilirdi? Peki Anıtkabir’e gitmeyip de koşa koşa resepsiyona katılanları, boy boy fotoğraf karesi servis edenleri görmemek ayıplı ve alçalmış bir çifte standart değil midir? Ben az söyledim, tezvirata ve tefrikaya yatırım yapan güruh çok anlasın, eğer anlayabilirse, eğer takatleri yeterse. Detaya girmeden şunu söylemeliyim ki, AK Partiyle aramızda bir hadise değil iki tarafı sımsıkı saran ve kuşatan bir hakikat vardır, akıl ve vicdanları ipotekli olanların bunu anlaması ise mümkün değildir. Dedikodunun gönüllü havarilerine, fesadın canlı cesetlerine, FETÖ’cü hainlerin yalan ve iftira dolu sözlerine eyvallah edersek, Türk ve Türkiye Yüzyılından dönersek, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulan Türk milliyetçiliğinden ödün verirsek, şimdi birileri kulağını açıp dinlesin, gök girsin kızıl çıksın.”

 

Bahçeli’nin “… belki de turnusol kağıdı gibi kimin kiminle iş çevireceğini, ne söyleyeceğini, kafasının içindeki spekülasyonların deşifresi için bir imtihan vesilesi, bir test vetiresi, bir öğrenme veçhesi olarak görmüş ve düşünmüş olamaz mıyız?” sorusu çok önemli, çok içerikler, iletiler ve başlardaki “Neden?” sorusunun yanıtını içeriyor.

Anlıyorum ki, Bahçeli, Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun “Cumhuriyet resepsiyonu”na katılmasından ciddi biçimde rahatsız, Erdoğan’ın, onlarla yakınlaşmasının, kendinin “Cumhur İttifakı” ve “Cumhur İttifakı İktidarı”ndaki etkinliğinin, özgül ağırlığının ciddi biçimde olumsuz etkileyeceğinden tedirgin.

 

Özgül Özel’in göremediği ama “Cumhur İttifakı çatlakları” vurgusuyla magazinleştirdiği ise “Cumhur İttifakı’nda çatlak var” sanısına kapılması, “CHP’yi beklemediği anda ve en zor zamanında seçime hazırlıksız yakalamak oyunu”nu sezinleyememesidir.

 

Biraz uzun olan yazımı şöyle bitireyim:

Konuşmasında, 29 Ekim 2025 akşamı, Külliye’deki “Cumhuriyet resepsiyonu”na partisinden hiç kimsenin katılmamasına açıklık getirmeyen Bahçeli, grup toplantısı sonrasında, gazetecilerin “Selahattın Demirtaş sorusu”nu “Sayın Demirtaş, hukuki yollardan sonuca ulaşmıştır. Tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır.”  https://www.sozcu.com.tr/ittifakta-catlak-iddialarinin-ardindan-bahceli-den-ilk-aciklama-p255598 tümceleriyle yanıtlarken, Erdoğan’ın 12 Ocak 2022 günkü grup konuşmasında, Edirne Cezaevi’nde tutuklu Demirtaş’ı kastederek, “Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” https://www.dw.com/tr/erdo%C4%9Fan-edirnedeki-i%CC%87mral%C4%B1ya-hesap-verecek/a-60397557 dedi,

Bahçeli unuttu mu, bilerek mi söylemedi?

 

Söylemeliyim ki, Bahçeli’nin kafası karışık!

Hem de fena karışık!.. 

 

* ”kurduğumuz” sözcüğündeki “m” harfi, “n” mi olmalıydı? 

CHP’YE “TAM VE KESİN GEÇERSİZLİK (MUTLAK BUTLAN) DAVASI” AÇILMASININ NEDENLERİNDEN BİRİ!..

150 150 bakikarakol

Haberleri, köşe yazılarını günlük çoğunlukla okuduğum gazete sitelerinden biri de www.sözcu.com.tr’dir.

25 Ekim 2025 Cumartesi günlü, spotu “CHP’nin dün görülen kurultay davası kararı sonrası eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimlerin nasıl bir yol izleyeceği merak edildi.” olan, “Kılıçdaroğlu için ‘yeni parti’ iddiası siyaseti karıştırdı” https://www.sozcu.com.tr/kilicdaroglu-icin-yeni-parti-iddiasi-siyaseti-karistirdi-p252475  başlıklı haberi okur okumaz, X hesabımdan ZURNANIN “ZIRT” DEDİĞİ YERE GELİNDİ!.. BÜTÜN UĞRAŞ, AMAÇ BUYDU!.. 29 EKİM 2025 ÇARŞAMBA GÜNÜ http://bakikarakol.com ÖZEL SİTEMDE AYRINTISINI YAZACAĞIM!.. https://x.com/BakiKarakol/status/1982063347752124427 yazdım, paylaştım.

Ayrıntı şu:

PKK terör örgütünün sahaya sürüldüğü günün başlangıcından öncesine kadar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin “özgül ağırlık”lı seçmen tabanlarından “Kürt seçmen”in, CHP’den koparılması süreci başlatıldı.

Süreç öyle hızlı ilerledi ki, 7 Haziran 1990’da Fehmi Işıklar’ın Kurucu Genel Başkanlığında “Halkın Emek Partisi (HEP)” adında, Cumhuriyeti’mizin ilk Kürt siyasi partisi kuruldu. https://tr.wikipedia.org/wiki/Halk%C4%B1n_Emek_Partisi

CHP’nin ikinci “özgül ağırlık”li seçmen tabanı, “Alevi seçmen”di.

Bana göre, CHP’ye, Türkçe karşılığı “tam ve kesin geçersizlik” olan Arapça “Mutlak butlan davası” açılmasının nedenlerinde biri, CHP’nin “özgül ağırlık”lı seçmeni tanımını taşıyan “Alevi seçmen”i, CHP’den koparmak.

Bu proje, öncelikle Atatürk’e, Atatürk düşüncelerine, Atatürk Cumhuriyeti’ne, Atatürk Türkiyesi’ne, Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’ne vb keskin düşman kesilen emperyalist İngiliz usu (aklı) idi.

CHP’yi şimdilik kapatmak değil, güçlü siyasi parti olmaktan çıkartıp etkileri altındaki sağ siyasi partilere “siyasi yem, malzeme” etmek, siyasi, ekonomik, ekin (kültür) vb çıkarları için çok daha uygundu, işlerine gelirdi.

 

Alevi seçmenin, Kürt seçmen kadar CHP’den kopacağını olası görmüyorum; 6’da 1 oranında belki…  

Ama…

K.K’cı (Kemal Kılıçdaroğlu’cu” troller bir uçtular, bir uçtular ki!..

Tanık olmuşsunuzdur.

 

O “uçan uçuk troller” bana; Türkiye Barolar Birliği’nin eski Başkanı, bir ara CHP Genel Başkanlığına soyunan, Danıştay’ın kuruluşunu 146’ıncu yıldönümündeki konuşmasını “uzun tuttuğu” ve “siyasi içerik”te konuştuğu için zamanın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la tartışı yaşayan https://www.haberler.com/politika/basbakan-in-tepkisiyle-karsilasan-feyzioglu-ndan-6009924-haberi/#google_vignette , CHP Genel Başkanlığına niyetlenen, şimdi AKP iktidarının Çekya Büyükelçisi Prof Dr. Metin Feyzioğlu’nun anneden dedesi, Prof. Dr. Tuhan Fevzioğlu’nun CHP’den kopuşunu, boynuz uçlar geriye içe kıvrılmış koç amblemli “Cumhuriyetçi Güven Partisi”ni anımsattı.     https://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet%C3%A7i_G%C3%BCven_Partisi

Güven Partisi’ni ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni uzun uzun anlatmayacağım; üst satırdaki linki tıklayıp okumanızı isteyeceğim.

Şundan:  

1966-1981 sürecinde yaşananlarla, günümüzde yaşananları karşılaştırmanız, çok sağlıklı sorgulama yapmanız ve doğruya uluşmanız, olacakları öngörmeniz, hazırlıklı olmanız için…

 

Ama…

K.K ne zaman ki; Nefes Gazetesi’nden Aytunç Erkin’e konuşup (27 Ekim 2025 Pazartesi), Erkin’in //Gazeteci Sinan Burhan, “CHP içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen il ve ilçe başkanları ile milletvekilleri, artık yeni bir yol ayrımına gelmiş gözüküyor. Bazı isimlerin ‘yeni parti kuralım’ önerisini Kılıçdaroğlu’nun kapısına getireceği iddia ediliyor” dedi.// anımsatmasına “Tümüyle palavra.” https://www.nefes.com.tr/yazarlar/aytunc-erkin/kemal-kilicdaroglu-yeni-parti-kuracak-iddiasiyla-ilgili-tek-cumle-kurdu-tumuyle-palavra-74416 diye yanıt verdi, “uçan uçuk troller” üzerlerinden giysileri alınmış çıplağa döndüler.

E eee, kolay değildi, siyasi umutlarını, geleceklerini K.K’ya bağlamışlardı!

K.K da, kendilerini yalanlamıştı; bir anlamda “yalancı” ilan etmişti.   

Kısa sürede dümeni, mahkemenin, İstanbul CHP İl Başkanlığı’na atadığı heyetin “İl Başkanı” sıfatlı başı G.T’ye (Gürsel Tekin’e) kırdılar.

 

K.K, trollerini “yalancı” ilan ederken, içten miydi, değil miydi?

Valla, içten olsa da, olmasa da bir anlamı, değeri yok; K.K, siyasi tarihimize “2’inci Turhan Feyzioğlu” olarak geçmiştir.

 

K.K’nın “uçan uçuk trolleri”, G.T’nin arkasında ne kadar dururlar?

Çok kısa dururlar, çünkü G.T’den “siyasi parti Genel Başkanı” olmaz.

G.T en son, 27 Ekim 2025 Pazartesi gecesi CCN Türk TV’de Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge Programı”na çıktı. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/eski-chp-milletvekili-gursel-tekin-cnn-turkte-tekin-chpde-yasananlari-tek-tek-anlatti-42998790

Aman Tanrım!..

Böyle biri, CHP’de nasıl siyasetçi, parti il başkanı, Genel Başkan  Yardımcısı, Genel Merkez yöneticisi, Milletvekili oldu?!

Bunun sorumlusu, suçlusu kim, kimler?!

 

Partide (CHP’de) ciddi bir sorun vardı ki, G.T ve gibileri yıllarca at koşturdular!

 

G.T, Pazartesi geceki CNN Türk TV canlı yayınında, “türban”ı, “başörtüsü” diye çarpıtarak, yutturmaya kalktı.

Bu uyanıklığı ile AKP’ye ve Cumhur İttifakı’nın diğer ortaklarına şirin görünmeye çalıştı, iletiler gönderdi.

Dahası…

“Türban”a, “başörtüsü” diyerek, dünya liderimiz Kemal Atatürk’ümüze hakaret ettiğinin ayırtında değil!

Atatürk, ülkesinde hiçbir zaman, Demokratik, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında kadınların başörtüsüne karşı çıkmamış, yasak koymamış, engel koymamıştır; ama dincilerin “siyasi simge” yaptıkları “türban”a izin vermemiş, izin verilmemesini istemiştir, yasal düzenleme getirmiştir.

Sen ne gazel okursun G.T!

 

Kürtler gibi Alevilerin de siyasi partisi olur mu?

Olur.

Ancak…

Kürt siyasi partiler kadar tabanlı olmaz.

Küçük, cılız ve kısa yaşamlı olur.

Ve…

Tavandan, tabana kadar parti yönetimi, “CHP’ye azgın muhalefet, AKP’ye şirin muhalefet” siyasası (politikası) izleyecek.

Turhan Feyzioğlu’nun, önce “Güven Partisi”, sonra “Cumhuriyetçi Güven Partisi” yöneticileri gibi…

 

Bu arada…

Sözcü Gazetesi’nin, gerçekleri eğip bükmeden yazan yazarlarından, Emekli Tuğgeneral, Öğretim Üyesi, gerçek yurtsever, gerçek Atatürkçü Dr. Naim Babüroğlu’nun, 27 Ekim 2025 Pazartesi günlü “Cumhuriyet Düşmanları” başlıklı yazısını okumanızı ısrarla istiyorum.

Yazının linki:

https://www.sozcu.com.tr/cumhuriyet-dusmanlari-p252830   

 

 

BUGÜN, 102’İNCİ YILINDA BİLE AMANSIZ KARŞITLARININ KABUSU OLAN “DEMOKRATİK, LAİK CUMHURİYET”İMİZİN 102’İNCİ YILDÖNÜMÜNÜ  KUTLUYORUM, KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZÜ, ARKADAŞLARINI SAYGIYLA ANIYORUM!..

NE MUTLU BÖYLE BİR GEÇMİŞİMİZ, NE MUTLU BÖYLE BİR GEÇMİŞİMİZDEKİLER VAR!

NE MUTLU!

NE MUTLU!..