Yazılarım

ERDOĞAN’IN METİN YAZARI YAZMADI, BAHÇELİ’NİNKİ “AZICIK”!.. VE BAHÇELİ, ERDOĞAN’A İSTESE DE “ERKEN SEÇİM” DİYEMEZ!..

150 150 bakikarakol

Önceki gün (25 Ağustos 2025 Pazartesi)…

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü Yıldönümü’nde, Bitlis Ahlat’ta düzenlenen etkinlikte konuşan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşma metnini yazan, “Tarih, Türk, Kürt ve Arap bir ve beraber olduğumuzda, birbirimizi Allah için sevdiğimizde, ortak hedeflere doğru hep birlikte yürüdüğümüzde, içeride ve dışarıda hangi başarılara imza attığımızın sayısız örnekleriyle doludur.” https://tccb.gov.tr/haberler/410/160880/-terorsuz-turkiye-menziline-dogru-kararli-adimlarla-yurumeyi-surdurecegiz- tümcesini hemen arkasına bir “örnek” yerleştirseydi, herkesi bilgilendirmiş olurdu.

Dün de…

Erdoğan’ın, Malazgirt Millî Park Alanı’nda düzenlenen “Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü Yıl Dönümü Kutlama Programı”nda yaptığı konuşmanın metnini yazan şu tümcelere yer vermiş:

“Türkiye’miz aynı zamanda sınırlarımızın ötesindeki kardeşlerimizin başı dara düştüğünde sığınacağı en güvenli limandır. Bakınız, bunu Irak’ta gördük, bunu 14 yıl boyunca komşumuz Suriye’de gördük. Bunu daha önce Balkanlar’dan Kafkasya’ya, gönül coğrafyamızın birçok köşesinde gördük. Yarın da zulme uğrayanların, ötekileştirilenlerin, baskı görenlerin, ölümle burun buruna gelenlerin eman* yurdu yine Türkiye ve Türk milleti olacaktır. Dolayısıyla Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’dir. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecektir. Şunu da biliyoruz ki kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Tekrar ediyorum, biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız. Kimse unutmasın, Türkler, Araplar, Kürtler olarak bu coğrafyada kıyamete kadar hep beraber yan yana yaşayacağız. Müslüman kanından beslenenler tarih sahnesinden çekildikten sonra bile biz yine burada olacağız. Unutmayın, Malazgirt’te olacağız. Sultan Alparslan’ın, Selahattin Eyyubi’nin ahfadı** olarak Türkiye Yüzyılı’nı, büyük ve güçlü Türkiye’yi, önce ‘Terörsüz Türkiye’yi ardından da terörsüz bölgeyi gönül gönüle vererek el birliğiyle gerçeğe dönüştüreceğiz. Ayrılık türküleri değil, kardeşlik türküleri söyleyeceğiz. Kayıplarımızın arkasından ağıtlar yakmayacak, ortak başarılarımızın zafer marşlarını hep beraber coşkuyla terennüm*** edeceğiz.” https://tccb.gov.tr/haberler/410/160913/-turkler-araplar-kurtler-olarak-bu-cografyada-kiyamete-kadar-hep-beraber-yan-yana-yasayacagiz-

 

“Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak” tümcesindeki “Ankara”yı anladım da, “Şam”ı anlayamadım!

Emperyalist İngiltere-ABD ikilisinin getirip Suriye’nin bir numarası yaptığı, önceden başına on milyon Dolar ödül koyduğu terör örgütü şefi değil miydi?!

 

“Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak” tümcesine katılıyorum.

Ama…

“Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecektir” tümcesindeki “… yeni yabancı patronlar arayanlar…” vurgusuna takıldım.

 

Bu arada…

Metin yazarı, “Türk, Kürüt, Arap” üçlemesinde; insan, insanlık, Müslüman, hele de Türk ve Türkiye düşmanı emperyalist ABD’yi de plan ve projelerinde oynatan emperyalist İngiltere’nin yanında yer alarak, Osmanlı’yı arkadan hançerleyenin Araplar olduğunu bilmiyor mu, umuttu mu, yazmaktan mı kaçındı?!

 

Metin yazarı, tarihsel bir gerçeği de gene ya unuttu, ya yazmak istemedi:

“22-30 Ağustos Zafer Haftası”nı!..

 

Nasıl unutur, yazmaz?!

 

Unutmakla, ayrıştırmakla yol alınıyorsa…

Yandı gülüm keten helva!..

 

Cumhur İttifakı’nın “etkin ve etkili” ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin metin yazarı ise…

MHP’nin resmi sitesi www.mhp.org.tr’de yayınlanan Bahçeli’nin “yazılı basın açıklaması metni”nde “unutkanlık” yapmamış, “azıcık” yazmış:

“26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.

Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.” https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5475/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin___Malazgirt_Zaferi__nin_954_Yildonumuyle_Buyuk_Taarruz_.html  

 

Gene de…

Ahlat’taki konağında çekilen fotoğraflarda yüzü asık Devlet Bahçeli, Türk-İslam Sentezi’nden başını kaldırsa…

Ülküdaşlarının gözlem altına alınıp tutuklanmalarını dert etmeyi bir kenara atsa…

“Terörsüz Türkiye” sürecini “Altın fırsat” tanımlamasıyla insanları yanlış bilgilendirmese…

PKK terör örgütü başı, “bebek katili”nden “kurucu önder” diye söz etmeyi nereden ve neden çıkardığını açıklasa…

 

Şunu da söylemiş olayım:

Kimse yanılgıya düşmesin, Bahçeli, rahmetli Ecevit’e yaptığını, Erdoğan’a, istese de yapamaz; yani “Erken seçime gidiyoruz” diyemez.

Çünkü…

Bölgeyi çıkarları doğrultusunda “dizayn” eden özde İngiltere, görünürde ABD “No (hayır)” der!..  

 

*  Güvenmek

 **  Torunları

*** Mırıldanır gibi güzel ve alçak sesle şarkı söyleme

ÖZGÜR ÖZEL, CHP’Yİ “Gel, ne olursan ol yine gel” DİYEN MEVLANA’NIN DERGAHI” MI YAPMANIN PEŞİNDE?!.

150 150 bakikarakol

Değinmeden geçemeyeceğim:

Ekrem İmamoğlu çok doğru biçimde “demokratik meşruiyetin tehlikede olduğu”nu vurguluyor, ardından “Resmi olarak yasaklanırsam, demokratik muhalefet yine de bir araya gelmelidir. İlerlemek için başka bir aday gerekiyorsa, o kişi adalet, refah ve barış için ortak vizyonumuzu sürdürmeli” https://www.nefes.com.tr/imamoglu-bloomberge-konustu-baska-adayi-desteklemeye-hazirim-54860 diyor; “göle maya çalan” kimi -sözüm ona- çokbilmişler, bunu “geri adım” diye tanımlıyor, uzlarınca (akıllarınca yergilerde bulunuyorlar.

Siz çokbilmişler, önce, Ekrem İmamoğlu’nun “Resmi olarak yasaklanırsam” sözcükleriyle bir “olasılıktan” söz ettiğini anlayın, ondan sonra ahkam kesin…

 

Geçelim, CHP’den AKP’ye savrulan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na.

 

17 Ağustos 2025 Pazar günü X hesabımdan attığım şu paylaşımımı, burada da bilginize sunmak isterim:

ÖYLE GÖRÜLÜYOR Kİ AKP, AYDIN’DA CHP’Yİ, GENEL BAŞKAN ÖZEL’İ, EKİBİBİNİ “ÖZLEM ÇERÇİOĞLU MAŞASI”İLE VURACAK!..

VURURKEN, VURULMAK DA VAR!.. https://x.com/BakiKarakol/status/1957074966865727921  

Son tümcemde vurguladığım gibi, AKP ve AKP’nin, CHP’ye, CHP’lilere karşı “siyasi maşa” olarak kullanacağı Özlem Çerçioğlu, CHP’yi, CHP’lileri vururken, CHP, AKP’yi ve Çerçioğlu’nu vuracak mı?

Vurmasını çok isterim.

Ama –üzgünüm- vuramayacak!

Şundan:

CHP’de –tabanda ve tavanda- o kadar çok “Özlem Çilingiroğlu siyasi etiğinde CHP’li” var ki!

İsterlerse beni çarmıha gersinler, oran da vereceğim:

Yüzde 65-70!

Evet; teşkilatların, Parti Meclisi’nin, Genel Merkez Yönetimi’nin ve Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye ve İl Genel Meclisi üyeleri gibi seçilmişlerin yüzde 65-70’i “gerçek CHP’li” değil.

Ve bunlar, “elinden tutulmuş, CHP’ye yerleştirilmiş” insanlar.

Bu nasıl oldu?

Süreç, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün aramızdan ayrılmasına az süre kala başladı.

Surecin ucu, düşman emperyalist İngilizlere, ABD’ye uzar.

Onların yerel işbirlikçileri, Atatürk’ümüzün 10 Kasım 1938’de yaşama gözlerini kapadıktan sonra, CHP üzerindeki “emperyalist senaryoları” sırasıyla ve gününde/zamanında tek tek yaşama geçirirler.

CHP’nin 2’inci Genel Başkanı İsmet İnönü döneminde başlatılan “tüzük değişiklikleri”, 4’üncü Genel Başkanı Deniz Baykal’la ivme kazanır, 8’inci Genel Başkan Özgür Özel’le sürer.

Tabandan örgütlenmenin yerini, tavandan örgütlenme alır.

 

Böylesi örgütlenme yapıyla CHP, CHP’nin kurucusu ve 1’inci Genel Başkanı Kemal Atatürk’ün CHP’si olmaktan çıkar.

Atatürk’ün CHP’sinin yerini, İnönü CHP’si, Baykal CHP’si ve Özel CHP’si alır!

 

Hele de “Deniz Baykal CHP’si”nin, “Atatürk’ün CHP’si”yle, adından ve 6 Ok’undan başka benzerliği yok!

 

Ayrıntısına girmeyeceğim ama sizden

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/chpde-tuzuk-degisikligi-kabul-edildi-10616720 linkini tıklayıp okumanızı isteyeceğim.

 

Baykal döneminde, 21 Aralık 2008’de gerçekleşen “14’üncü Olağanüstü Parti Tüzük Değişikliği Kurultayı”ında CHP’nin yeniden “dizayn” edildiğini lütfen görün, anlayın.

 

Bu tüzük değişikliği ile “teşkilattan yetişme” dönemi son buluyor, yerini Genel Merkez Yönetimi’nin, özellikle Genel Başkan Baykal’ın elinden tuttuğu, partiye taşıdığı “guguk kuşu CHP’liler” dönemi başlıyor.

 

İşte onlardan biri, CHP’den Milletvekili, İl ve Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen, “Topuklu Efe” sözcükleriyle göklere çıkarılan Özlem Çerçioğlu’dur; bir diğeri Özgür Özel’dir.

Başkalarını saymıyorum.

 

Vurgulamalıyım ki, Deniz Baykal’ın, elinden tutup CHP’ye taşıdığı, Belediye Başkanları, Milletvekilleri, Parti Meclisi Üyeleri, Genel Başkan Yardımcıları vb belirli aralıklarla iktidar partilerine, şimdi de AKP’ye gittiler.

Ve gidiyorlar.

Ve gidecekler.

Gitmeleri olağandır, çünkü siyasi genlerinde Atatürk, Atatürk düşünceleri, Atatürk Devrim ve İlkeleri, CHP ve CHP ilkeleri, tüzük, programları yoktu, yok!

 

Benzer süreç; 19 Mart 2025’de Ekrem İmamoğlu’nun gözlem altına alındığı günden itibaren başlattığı çalışmalarından ötürü kutladığım Özgür Özel’le ne yazıktır ki sürüdü, sürüyor!

 

Özgür Özel…

CHP’yi, “Gel, ne olursan ol yine gel. İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” diyen “Mevlana’nın dergahı” mı sanıyor?!

Ya da…

CHP’yi “Mevlana’nın dergahı” mı yapmanın peşinde?!

Önüne gelene “Babaevine dönün” deyip duruyor; İstanbul’daki “İl Başkanları Buluşması”nda da CHP İl Başkanlarına “CHP olarak 100’üncü yılda üye kampanyası başlatıyoruz. Genel Merkez’den hedefler belirlemeyeceğiz. Kendi gerçekçi hedeflerinizi belirleyin. Sınırlarınızı biliyorsunuz, kendinizi zorlayın” diyor, “ Gönlünde Atatürk olan, güçlü bir Türkiye olan; güçlü bir Türkiye için güçlü bir CHP’de olmak isteyenlerin gözündeki ışığı görün, onları baba evine getirin, Atatürk’ün partisine kaydedin” diye ekliyor.

CHP’li olmanın, CHP’li olanın ölçütü, koşulu bunlar mı?

 

Bu ölçütlerle, koşullarla CHP’ye üye yapılanlar ve üye yapacak olanlar, Atatürk’ü, Atatürk Cumhuriyeti’ni, devrim yasalarını, CHP’nin 6 Ok’unu, 6 Ok’un açılımını vb bilmiyorlar, bilmek de istemiyorlar; günü geldiğinde ise öz çıkarları uğruna iktidar partilerine gidecekler.

Öyle de oldu.

Getirildikleri gibi, yerleştirildikleri gibi, bir çağırmakla, işaretle gittiler.

Son örnek, Özlem Çerçioğlu.

Gittiler ama “siyasi mevta” da oldular.  

 

Özel’in “Kendi gerçekçi hedeflerinizi belirleyin. Sınırlarınızı biliyorsunuz, kendinizi zorlayın” sözlerini not eden ve kendi siyasi gelecekleri doğrultusunda “CHP İl Başkanlığı” yapan İl Başkanlarından biri –Özel de okusun- bakın ne yapıyor:

“Partide değişim rüzgarı ve yeni tüzükle toplumun karşısına çıkan ve halka umut olma mücadelesi veren CHP … İl Başkanı ve örgütüne büyük tepki var. ‘Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum’ sloganıyla kitleleri hareketlendiren partide il ve ilçe kongreleri öncesi, … İl Başkanlığı, merkez ilçe seçimini yapmayarak, partinin ilkelerinin aksi yönünde hareket etmekte, sandığı üyelerden kaçırmaktadır.”

Bana gelen bir diğer iletiyi sunayım:

“Maalesef İl Başkanı, ilçelerde de sandık koyulmayacağını söylemiş. Bir şehrin kaderi, bir kişinin iradesine bırakılamaz.”

 

Bilmem ki…

Özgür Özel’in, Özlem Çerçioğlu’nu kastederek, şu “İlk ilan edilen belediye başkanıdır. Kemal Bey’in sözünü çiğnememek için. İlan edilen ilk belediye başkanıydı, neden? Kemal Bey’i kırmamak için. Yoksa Aydın’ı alacak başka kimse yok muydu? Bizim mertçe tutumumuza karşı yaptıkları bu.” https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-ozgur-ozel-den-ozlem-cercioglu-ile-ilgili-ilk-aciklama-p211567 sözlerine ne demeli?

 

CHP’de Belediye Başkan adayları, birinin ya da birilerinin hatırına göre mi belirlenir?

Belirlenmesi doğru mu?

 

Özgür Özel’e, CHP’de önceleri “Denetim Kurulu vardı” diye anımsatmak, peşine “Şimdi neden yok? Genel Merkez atamalı ‘Denetmen’ var?” sorularını sormak isterim.

 

Umudum yok ama gene de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ve Parti Meclisi üyelerine önerilerimi sıralayacağım:

Günlerce sürecek toplantılar yapın, gece yarılarına kadar çalışın, özyergilerde (özeleştirilerde) bulunun; CHP’yi, Atatürk’ün CHP’si yapın, bunun için Atatürk’ün CHP’sinin Tüzüğü’nü getirin, uygulayın; tavandan yapılanmayı bırakın, tabandan örgütlenme geçin; bütün teşkilatlarda, hatta bütün seçilmişlerin, seçileceklerin Atatürk’ün NUTUK’unu ve GENÇLİĞE HİTABE’sini, Atatürk CHP’sinin Tüzük ve Programı’nı okmasını sağlayın; parti içi eğitime, konunun uzmanı bilgeler tarafından ağırlık verin; adayları, parti üyeleri belirlesin ve bu, yerel, genel seçimlerde “tercih”le desteklensin vb…

 

Gerçek umudum…

Atatürk, Demokratik Laik Çağdaş Cumhuriyet ve Cumhuriyet Halk Partisi tarihi, ilkeleri, tüzük ve programıyla donanımlı, yürekli, dayanıklı, duyarlı, yurt, halk ve barışsever CHP’li partidaşlarımdır.

Önerilerimi, onların bilgilerine sunuyorum.

Her birini, değerlendirme yapmaya, katkı vermeye çağırıyorum.

Hepsinin yergi ve önerilerine açığım…

“2’İNCİ İSRAİL”İN TOHUMU ATILDI!..

150 150 bakikarakol

Konunun ve yazacaklarımın iyi anlaşılması için https://www.youtube.com/watch?v=L1DMzVc90gE&ab_channel=EtvManisa linki tıklamanızı, Manisa’dan ulusal yayın yapan ETV’nin “Seyfettin Ayakyay ile Ses Duvarı” programını baştan sona izlemenizi isteyeceğim.

 

Anımsanacaktır:

8 Ağustos 2025 Cuma günü, insan ve insanlık ve de Müslüman düşmanı emperyalist İngiltere’nin vurucu öncü timi, sahne vitrini emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakan’ı Nikol Paşinyan’la bir araya geldi. https://www.indyturk.com/node/763080/d%C3%BCnya/azerbaycan-ermenistan-anla%C5%9Fmas%C4%B1na-dair-t%C3%BCm-bilinenler

“Üçlü zirve”nin ardından Aliyev’i sağına, Paşinyan’ı soluna oturtarak basının karşısına çıktı; “Azerbaycan’la Ermenistan arasında barışı sağlamayı başardık. İki ülke de savaşı sonsuza dek bitirmeyi kabul etti” dedi.

Trump’ın “barış” sözcüğü ile tanımladığı “anlaşma”yı üç lider imzaladı.

 

Trump’ın, “Azerbaycan ve Ermenistan’ın çatışmaları durdurmayı, ticari ve diplomatik ilişkileri başlatmayı, birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı duymayı ‘taahhüt’ etti” sözlerinin ardından Aliyev “gelişmelerden memnun oldukları”nı söyledi, “Gerçekten tarihi bir gün, bugün Kafkaslar’da barışı tesis ediyoruz, bu sadece bizim için değil bölge için de muazzam fırsatlar yaratacak” ddedi; Paşinyan da “imzalanan ortak bildiriyle önemli bir dönüm noktasına ulaşıldığı”na vurgu yaptı, “Daha barışçıl bir bölge, daha güvenli bir dünya demektir. Bu anlaşma dünyayı daha iyi bir yer haline getirecek” diye konuştu.

 

Hadi, katil emperyalist ABD’nin “kaçık” Başkanı Trump’ı ve onun söylediklerini, “He he” deyip geçiştirelim.

Aliyev’le, Paşinyan’ın laflarına ne demeli!

Hangi barıştan dem vururlar!

Başka emperyalist İngiltere, ABD olmak üzere, hangi emperyalist ülke, “Barış getireceğiz” diyerek çengel attıkları ülkeye “barış” getirdiler?!

“Barış yutturmacası”na kananlar da, Aliyev ile Paşinyan da, kandan beslenen “barış düşmanı” emperyalistlere, onların siyasi kadrolarına nasıl inanırlar?!

Hele de Aliyevciler!..

Ben, inandıklarına, inanmıyorum; “inanmış” oyununu oynuyorlar!

Çünkü uzun süreli ve çok yönlü düşünmüyorlar!

Düşünseler de, belli ettirmiyorlar; ettirdiklerinde, altlarından koltukların çekileceğini, yaşamlarının zindana döneceğini biliyorlar.

İşbirlikçilikte böyle bir kaçınılmazlık vardır.

Başlangıçlarda ve 5-10 yıl “barış rüzgarları” estirilir ama 10 yıl sonra “barış rüzgarları”nın yerini “esintiler”, hemen peşine “kasırgalar” alır; “barış” diye girilen o yer Cehennem’e döner.

 

Şimdi kızanlar, 10 yıl sonra beni anlayacak!

Neye yarar ki!

 

Alıntılar yaptığım, linkini verdiğim Independent Türkçe’nin “Azerbaycan-Ermenistan anlaşmasına dair tüm bilinenler” başlıklı haberine göre, anlaşmanın en önemli maddesi, özünde Azerbaycan toprağı olan, ama Karabağ Savaşı sonrası katakullilerle Ermenistan’a verilen, İran’ın kuzeyindeki “Güney Azerbaycan Türkleri”nin yaşadığı bölgenin tam kıyısında, 43 kilometre uzunluğundaki “Zengezur Koridoru” konusudur.

Bu koridor, 99 yıllığına, emperyalist ABD’ye kiraya verildi.

Ve emperyalist ABD, burada “özel imar ve geliştirme hakkı”nı elde etti.

Bunun anlamı şu:

Emperyalist ABD, en az 99 yıllığına, Güney Kafkasya’ya demir atıyor, yerleşiyor!

   

Haberdeki “Anlaşma kapsamında koridorun geliştirmesi ABD destekli bir konsorsiyum tarafından gerçekleştirilecek ve güzergah Ermenistan yasalarına tabi şekilde işletilecek.” tümcesine bakar mısınız?!

Ve sormak isterim:

“… güzergah Ermenistan yasalarına tabi şekilde işletilecek” ne demek?!

Neden “Ermenistan yasaları”?!

 

Benim anladığım:

Ermenistan, öncelikle siyasi ve ekonomik yönden korunup kollanacak, kalkındırılacak, Güney Kafkasya’nın en stratejik yerinde “2’inci İsrail” yapılacak!

Tohumu atıldı!

Zaten İsrail’le çok da benzerlikler var!

 

2071’de, İsrail’den beter saldırgan, Müslüman kıyımı yapacak Ermenistan’la karşılaşılması sürpriz olmayacak!

 

Emperyalist ABD’nin “barış” sözcüğü ile ambalajladığı “Zengezur Koridoru” vakasıyla yaşama geçireceklerinden biri, Rusya’yı Kafkasya’dan uzak tutmak; diğeri, Vietnam yenilgisinin intikamını almak, Çin’in bölge ve dünyadaki etkinliğini ciddi biçimde kırmak!

Bu operasyonda, Çin’e kazık atacak Rusya en büyük katkı vereni olacak.

Rusya, Ukrayna havucuyla avundurulacak.

 

“Barış” söylemlerinin havada uçuştuğu “başlangıç süreci”nin 40-50 yıl sonrası ne yazık ki kan, gözyaşı, felaket!

Önlenebilir mi?!

Halklar uyanık ve duyarlı olur, ortak hareket ederse, e v e t ! . .

ATATÜRKÇÜLÜKLERİNİN SORGULANMASINA KÖPÜREN ÖZGÜR ÖZEL VE EKREM İMAMOĞLU NEREDEN NEREYE!..

150 150 bakikarakol

Ameliyatımdan ötürü geçen hafta (30 Temmuz 2025 Çarşamba) yazamadım; ameliyatımdan 13 gün sonra bu hafta dişimi sıkarak yazıyorum.

 

Gündem çok ağır, çok yoğun!

Her biri ateşten gömlek!

İçlerinden “Süreç Komisyonu” diye adlandırılan “Terörsüz Türkiye” adlandırmasına yönelik düşüncemi içeren X paylaşımımı buraya taşıyacağım:

//”Terörsüz Türkiye, açıkçası terörsüz bir bölge demektir” NE DEMEK? KOMİSYON TOPLANTISI BASINA NEDEN KAPALI? KOMİSYON ÇALIŞMALARIYLA İLGİLİ “TEK BİLGİLENDİRİCİ” NEDEN KAMUTAY (TBMM) BAŞKANLIĞI? KOMİSYON ÜYELERİNİN KONUŞMALARINI ÖNLEMEK Mİ?//  https://x.com/BakiKarakol/status/1952773224074281189

Ardından, başlıktaki konuya gireceğim.

 

Geçen sonbaharda başlatılan “CHP, Cumhurbaşkanı adayını açıklamalıdır” kampanyası “AKP imzalı”ydı.

Aman Tanrım, kampanya öylesi yoğun ve baskıcıydı ki!..

Hele bir TV konuşmacısı vardı…

“CHP hemen şimdi Ekrem İmamoğlu’nun adını açıklamalıdır” dedi durdu.

Bu kampanyanın gerisinde “AKP”nin olduğu görülmedi, görülmek istenmedi, tek sözcük de edilmedi.

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve yönetimi, köpürtülen kampanyadan hoşnuttu.

Adı geçen Ekrem İmamoğlu, // “Ben bir adım geri durayım, üç adım geriden izleyeyim, Ekrem tökezlesin de belki onun yerine ben geçerim.” …‘Pışık’ derim ona ben. Öyle bir şey yok. Öyle yağma yok. Ne partili Ekrem’i yedirir, ne millet Ekrem’i yedirir. O kadar net.// https://www.diken.com.tr/ekrem-imamoglu-pisik-yapti/ diyerek, kendini erkenden açığa vurdu.

 

Ta başından beri, CHP yönetiminin, “AKP imzalı kampanya”nın tuzağına düşmemesini, Cumhurbaşkanı adayını çok gizli belirlemesini, sonucu Genel Başkanının, Genel Başkan Yardımcılarının, Parti Meclisi Üyelerinin, Cumhurbaşkanı ada adaylarının dahi bilmeyeceği kapalılık içinde kalınarak, günü geldiğinde oylamanın sayılmasıyla “Cumhurbaşkanı adayı seçilen”in açıklanmasını düşündüm, savundum ama topa tutulmayı göze alamadım, yazmadım.

 

Ekrem İmamoğlu’nun, CHP’nin, Cumhurbaşkanı adaylığının duyurulmasıyla gelişen “şafak operasyonları”, gözaltıları, tutuklamaları vb tek tek yazmaya gerek yok; gelişmeleri ayrıntılarına kadar biliyorsunuz.

 

Ekrem İmamoğlu’nun, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu zamanından, gününden çok ama çok önce açıklanmasaydı, bildik gelişmeler olacak mıydı?

Bu boyutta olmayacaktı!

AKP yargı yoluyla bu kadarını yapmayacaktı.

 

Uzatmayayım…

 

“Saraçhane mitingi” ile başlayan İstanbul yerelinde ve Türkiye genelinde süren, iktidarı, iktidar ortağı partileri tedirgin eden “mitingler süreci” içinde, Genel Başkan Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, çok doğru çıkışları ve söylemleri yanında, yanlışlar da yaptılar.

Onlardan biri:

Özel de, İmamoğlu da, Atatürkçülüklerinin sorgulanmasına sert yergilerde bulundular, “Atatürkçülüğümüzü sorgulamak kimsenin haddine değildir” içeriğinde sözler ettiler.

Ne kadar yanlış!

Özel ve İmamoğlu’nun bu içerikteki tepkileri, sözleri bile Atatürkçülüklerinin sorgulanmasına yeter de artar!

Özel ve İmamoğlu, Atatürkçülükleri sorgulanmayacak kadar Atatürkçü olsalardı, Atatürk’ü bilirlerdi, Atatürk gibi düşünürlerdi, Atatürk gibi kararlar alır, yaşama geçirirlerdi.

 

Kendilerine anımsatmak isterim:

Dünya lideri Kemal Atatürk, Erzurum Kongresi için 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 günlerinde Erzurum‘dadır.

Mazhar Müfit Kansu’nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce, sigarasından bir iki nefes çektikten sonra: “Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Kalem Mahsus Müdürü Süreyya bileceksiniz, şartım bu…” (…) Atatürk “Öyleyse tarih koy” dedi. 28 Temmuz 1919 Sabaha karşı.

“Pekâlâ, yaz” diyerek devam etti. “Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır… Bu bir. İki Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. Üç Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.” (…)https://www.sozcu.com.tr/yaz-mufit-zaferden-sonra-hukumet-bicimi-cumhuriyet-olacaktir-wp1474285

Ve…

Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edildi. https://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/inkilaplari/siyasi/cumhuriyet.htm#:~:text=%22T%C3%BCrkiye%20Devleti’nin%20h%C3%BCk%C3%BCmet%20%C5%9Fekli,Bundan%20sonra%20cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20se%C3%A7imine%20ge%C3%A7ildi.

Aradan, tam 4 yıl 3 ay 1 gün geçmiştir.

Atatürk isteseydi, 4 yıl 3 ay 1 gün önce “Cumhuriyet ilan edeceğiz” diye söylemez miydi?

Söylerdi.

Ama söylemedi.

Neden?

Günü, zamanı kolladı, o gün ve zaman sürecinde kafasındakilerin olgunlaşmasını, toplumun “kabul”de hazır olmasını bekledi.

Atatürkçülüklerinin sorgulanmasına köpüren Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Mazhar Fuat Kansu*’nun bu anısını/yazdıklarını okusalardı, gaza gelmezlerdi, AKP’nin tuzağına düşmezlerdi.

 

Özgür Özel sonra da, 30 Temmuz 2025 Çarşamba günü İstanbul’un Şile ilçesi mitinginde //Soruyorlar, ‘Ekrem İmamoğlu Silivri’de. Cumhurbaşkanı Adayı kim olacak?’ Buradan ilan ediyorum. Cumhurbaşkanı Adayı sen olacaksın, sen. Gözünün içine baktıklarım, siz olacaksınız. Her sabah yataktan Ekrem Başkan çıkana kadar Cumhurbaşkanı Adayı olarak kalkmaya hazır mısınız? Onun yerine çalışmaya, konuşmaya, komşuya, arkadaşa, akrabaya, iş yerindeki yanında çalışana, her şeyi anlatmaya, Cumhurbaşkanı Adayı olarak koşmaya, çalışmaya var mısınız? Hep birlikte yola çıkıyor muyuz? Birlikte yürüyecek miyiz? Hedefe varacak mıyız? Ülkeyi bir kez daha kurtaracak mıyız? Cumhuriyet’i yeniden kuracak mıyız? O Cumhuriyet’in başına Ekrem İmamoğlu’nu oturtacak mıyız? Hazır mısınız? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”// https://chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-adini-ak-koyanlar-ulkeyi-kara-duzene-muhatap-etti-sandik-gelecek-kara-duzen-bitecek demek zorunda kaldı.

 

Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu nereden nereye!..

 

*https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/266/Mazhar-M%C3%BCfit-Kansu-(1873-1948)

SEMBOLİK “Silah Yakma”NIN ARDINDAN “Kafalarındaki plan, ‘Yeni Sevr’, hedefi ise ‘Parçalanmış Türkiye’dir” DİYEN AKP’Lİ…

150 150 bakikarakol

CHP, İyi Parti, GP, DEVA, RP, DP’ten oluşan “Millet İttifakı”nın Cumhurbaşkanı adayı, “6’li Masa”yı deviren İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmesiyle devreye giren İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın iknaları sonucu, 6 Mart 2023 Pazartesi günü Refah Partisi Genel Merkezi’ndeki “Liderler Toplantısı” bitiminde, akşam karanlığında RP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu.” diye açıklandı. https://www.bloomberght.com/millet-ittifaki-nin-cumhurbaskani-adayi-kilicdaroglu-oldu-2326431?page=2

 

Bir gün sonra (7 Mart 2023 Salı) “Millet İttifakı”nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kamutay’daki (Meclis’teki) CHP Grup toplantısında “Veda Konuşması”nı yaptı.  https://www.youtube.com/live/hS4xAzmu3Nw

Duygusal olmayan, gözleri dolmayan yoktu.

Hele biri vardı ki, salya sümük ağlıyordu. https://www.odatv.com/siyaset/kilicdaroglu-konustu-ozgur-ozel-agladi-273707

O kişi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Grup Başkanvekillerinden, Manisa CHP Milletvekili Özgür Özel’di. https://www.youtube.com/watch?v=_CMRsNKVilU

 

Bu olaydan yaklaşık13 yıl önce…

 

“Seks kaseti”nden zor günler yaşayan CHP’nin 4’üncü Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP Genel Merkezi’nde toplantısı yaptı, konıştu.  

Konuşmayı dilerseniz https://t24.com.tr/haber/baykalin-istifa-aciklamasinin-tam-metini,77305 linkinden okuyun, dilerseniz https://www.youtube.com/watch?v=AeLxaE2fJhM linkinden dinleyin; çünkü bir ayrıntı var:

Yazılı metinde “hüngür hüngür ağlayan ve ‘Yapmaaa, yapmaaa’ diye bağıran erkek sesi ayrıntısı yok, https://www.youtube.com/watch?v=AeLxaE2fJhM  linkinde, sonlara doğru, Baykal “Bu anlayışla bugün CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyorum.” dediği anda var.

 

Kimdi o?

 

Anımsamanıza yardımcı olayım:

 

O kişi, Genel Başkan Deniz Baykal’ın A Takımı’ndan Savcı Sayan’dı.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Savc%C4%B1_Sayan linkindeki bilgilere göre, “parti kurallarına uymadığı gerekçesi” ile 2012’de CHPP üyeliğinden çıkarıldı, 2014’teki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde Erdoğan’a çalıştı, 3 yıl sonra da (2015) AKP’ye geçti, 2015 ve 2023’de İzmir’den AKP Milletvekili adayı yapıldı, seçilemedi, 2019 Yerel Seçimlerinde memleketi Ağrı’dan Belediye Başkanı seçildi.

 

AKP’li bu Savcı Sayan; Cumhur İttifakı’nın 2 numara etkin ve etkili ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nın 1 Ekim 2024’te Kamutay’ın (TBMM’nin) 28’inci Dönem 3’üncü Yasama Yılı açılışında, DEM Parti Milletvekilleriyle tokalaşmasıyla başlattığı https://bianet.org/haber/meclis-teki-tokalasmadan-tarihi-cagri-ya-surecte-neler-yasandi-304956 , 15 Ekim 2024 Salı MHP Grup konuşmasındaki “PKK terör örgütü silah bırakmalı”çağrısı

https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5353/index.html ile sürdürdüğü süreç, 11 Ekim 2025 Cuma günü Kuzey Irak Süleymaniye’de “sembolik silah yakma”  https://www.cnnturk.com/turkiye/live-son-dakika-terorsuz-turkiyede-tarihi-gun-pkk-silah-birakiyor-2308377#post-1 noktasına geldi.

 

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Bahçeli kadar desteklediği “Terörsüz Türkiye” sloganlı gelişme içte ve dışta hem övüldü, hem yerildi.

 

Yerenler arasında, AKP’li Savcı Sayan’ın olması ilginç ve dikkat çekiciydi.

 

Ağrı Tutak ilçesinden Kürt kökenli Savcı Sayan, PKK terör örgütünün, mağara önünde, “sembolik silah yakma” gösterisinden bir hafta sonra (18 Temmuz 2025 Cuma) @SavciSayan X hesabından şu paylaşımda bulundu:

Bir Milleti Paramparça Etme Planı: Batı’nın Kanlı Senaryoları..

Bugün PKK’nın silah bırakması konuşulurken, perde arkasında dönen büyük oyunu görmezden gelemeyiz.

Bu sadece bir terör örgütünün susması ya da susmaması meselesi değil; bu, Türkiye’nin birliğine, kardeşliğine ve coğrafi bütünlüğüne yönelmiş derin ve organize bir saldırıdır.

Bu oyun, sadece PKK’yla değil; masaya sürülen tüm taşeron yapılarla, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşıyarak oynanıyor.

Final sahnesi ise hepimizin geleceğini hedef alıyor:

Dikkatlı olmazsak, Kürt de kaybedecek, Türk de. Hep birlikte yanacağız! PKK,bileşenleri ve diğer terör örgütleri üzerinden yürütülen tüm süreçler; Avrupa’nın, Amerika’nın ve onların istihbarat laboratuvarlarında üretilmiş senaristlerinin ürünüdür.

Amaçları çok net: Anadolu’yu Lazistan, Kürdistan, Türkistan, Arabistan gibi yapay parçalara ayırmak; her köşesini kendi içine düşman ederek, yüz yıl sürecek bir iç savaşa mahkûm etmek.

Kafalarındaki plan, “Yeni Sevr”, hedefi ise “Parçalanmış Türkiye”dir.

Bugün bölgeler ve insanlar arasında ince ince işlenen ayrımcılık; yarın kanlı sınırlar yaratmanın ilk adımıdır.

Batı’nın hayali, Doğu’da sürekli çatışma, Batı’da ise kontrollü kaosla İstanbul’u Ekümenik bir merkez yapıp kendi çıkarlarına göre şekillendirdikleri yeni bir VATİKAN devleti kurmaktır.

Türkiye’yi din, mezhep, etnisite üzerinden böldükten sonra İstanbul’u da koparıp “evrensel şehir” kisvesiyle ellerine almak istiyorlar. 1915’te yapamadıklarını, 2025’te masa başında yapmaya çalışıyorlar.

Bu projelerin bir diğer ayağı ise mezhep kartıdır. Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek, Türk-Kürt kardeşliğini yok etmek, Arap ve Laz kardeşlerimizi ötekileştirmek istiyorlar.

Amaç; kardeşi kardeşe düşürüp Anadolu’yu kan gölüne çevirmek. Bizi bize kırdırmak.

Çünkü onlar çocuklarını savaşa sokup öldürtmezler..

Onların silahı fitne, istihbarat ve medya üzerinden yaydıkları zehirli söylemlerdir.

Her kim ki bu senaryoları görmeden “barış” türküsü söylüyor, her kim ki bu küresel kumpasları fark etmeden “çözüm” diyor; o, kanımca biraz erkenci..

Türkiye’nin birliği, kardeşliği ve istiklali; içimize sokulmuş ajan akıllarla değil, tarihimizin bize yüklediği misyonla korunur.

Başta devletimizin yetkilileri olmak üzere hepimiz uyanık olmak zorundayız..

Bölünmek barış değildir.

Etnik ayrışma özgürlük değil, esaretin ilk adımıdır.

Bugün sessiz kalırsak, yarın adımızı bile unuttururlar.

Ülkesini çok seven bir vatandaş olarak samimi görüşlerimdir..

Kalın sağlıcakla…

HAYIRLI CUMALAR…”   

https://x.com/SavciSayan/status/1946141673416724771?t=6_egGZ1cKwRLzSSR2NtU8A&s=08

 

Ne yalan söyleyeyim, Savcı Sayan beni şaşırttı!

 

Hangi Kürt, hangi AKP’li bunları içtenlikle ve yüreklice eder, yazar, paylaşır?!

 

Bırakın bu yazılanları, bunlara benzer tümceleri, AKP’li, MHP’li olmayan biri etseydi, yazsaydı,  paylaşsaydı “Terörsüz Türkiye sürecini baltalamak”tan başına kim bilir neler gelirdi!

 

Umar, Savcı Sayan’ın başına bir şey gelmez!

 

İzninizle yazımı, “şakacıktan” şu soruyla bitireyim:

Özgür Özel, ortak yanları, Genel Başkanlarının gidişine hüngür hüngür ağlamak olan, eski CHP’li, şimdi -10 yıllık-  AKP’li Savcı Sayan’ı da “baba ocağı CHP’ye çağırır mı?..

KEMAL KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (3)

150 150 bakikarakol

Biliyorum, “Sünni”ler bana kızacaklar, beni topa tutacaklar; ama ben doğru bildiklerimi, doğruluğuna inandıklarımı şimdi de yazacağım:

“Alevi”lere çok yanlış bakıldığını, onların çok yanlış tanımlandığını, anlatılıp tanıtıldığını vb gençlik yaşında anlayan, kavrayan, Sünni ekiniyle (kültürüyle) büyümüş, Sünni ortamında yetişmiş, şu anda da 70 yaşında bir Sünni’yim.

Alevi ekini, Alevi duyarlılığı, Alevi tutarlılığı/kararlılığı, Alevi inancı, Alevi yurtseverliği, Alevi gerçekçiliği, Alevi aydınlığı, Alevi kardeşliği, Alevi sevgisi…

Saymakla bitmez.

Atatürk’ü tanımamda, Atatürk’ü anlamamda, Atatürk’ü anlatmamda…

Aynı sözcükleri partim CHP’m içinde söylerim…

Kendimi tanımamda, kişiliğimin oluşmasında, kendimle barışıklığımda, Tanrı’nın varlığına inanışımda…

“Alevi Ekini”nin etkisi çok büyüktür.

Bundan çok mutluyum.

“Anadolu Müslümanlığı”nın, “Arap Müslümanlığı”ndan ayrışmasının, kat kat önde olmasının kaynağında da “Alevi İnancı”, “Alevi Ekini” vardır.

 

Hala şaşar, hala anlayamıyor, anlamlandıramıyor, tanımlayamıyorum:

Böylesi bir inancın, böylesi ekinin, böylesi topumun içinden “Kemal Kılıçdaroğlu” adlı biri nasıl çıkar?!

Başkaları da vardır, çıkmıştır ama onları, Kemal Atatürk gibi bir dünya liderinin kurduğu, yaşama geçirdiği Cumhuriyet Halk Partisi’ne Genel Başkan olmuş Kemal Kılıçdaroğlu’yla karıştırmamak, eşdeğerde tutmamak, ayrıştırmak gerek.

“CHP Genel Başkanı” sıfatını almış, taşıyan, “CHP Genel Başkanlığı koltuğu”nda 13 yıl oturan “Alevi” Kemal Kılıçdaroğlu, “çürük Aleviler” gibi düşünemez, hareket edemez, davranamaz; Alevi inancına, Alevi ekinine, Alevi toplumuna ve Atatürk’e, Atatürk düşüncelerine, O’nun ve O’nun CHP’sinin ilkelerine göre, bütün benliği, bütün içtenliğiyle biri olmalıydı.

Olmadı, olamadı!

Gitti, Atatürk’ü dışlayan, Atatürk’ü kökten silme, Atatürk Türkiye’sini ve Atatürk’ün düşündaşlarını bitirme vb plan ve projeler içinde yer alan “insan, insanlık ve Müslüman, Müslümanlık düşmanı” emperyalist oluşumlarla, onların yerel işbirlikçileriyle iş tuttu!

Emperyalist ABD’nin “özel görevli”si George Soros’un fonladığı -para katkılarında bulunduğu-, açılımı “Türkiye Ekonomik Sosyal ve Etüdler Vakfı”, kısaltılmışı “TESEV” olan yapının resmi evraklarına “183’üncü Kurucu Üye” olarak kaydını geçirdi.

Kendi siciline de…

Kılıçdaroğlu, TESEV’ın “Vakıf Senedi” başlığı altındaki “Kurucular Beyanı”na imza atarken, şu satırları hiç mi okumadı, hiç mi düşünmedi, hiç mi sorgulamadı:

“Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamızda yaşanan değişim süreci, günlük hayattan yönetime, ekonomiden uluslararası ilişkilere, insan haklarından çevre sorunlarına yayılan geniş bir alanı etkilemiş, karar almada geleneksel ve alışılmış yöntem ve yaklaşımların yetersizliğini gündeme getirmiştir. Yeni bir yapı oluşturabilmek için yeni kavramların, yeni olguların, yeni değerlerin yolu açılmıştır. Artık tüm toplumlar için hedef, bu değişimi yakalayabilmektir.

Türkiye de bu sürecin dışında kalmamalıdır. Cumhuriyetten bu yana çağdaşlaşma yolunda küçümsenmeyecek yol alınmış olmakla birlikte, birçok alanda bu hedefe ulaşamadığımız ortadadır. Türkiye’yi eskimiş ve hantallaşmış devlet yapısı, tam işlemeyen demokrasisi, birikmiş ekonomik ve toplumsal sorunları, yetersiz altyapısı, konumunun gerisinde kalmış görünen dış ilişkileri, hizmet gücünü giderek yitirmiş eğitim ve sağlık kurumlarıyla yirmibirinci yüzyıla taşımak olanaksızdır.

Bugün içinde bulunduğumuz çıkmaz, varolan sorunları akılcı bir yaklaşımla ele alarak geçerli, doğru ve kalıcı çözümler üretmek ve uygulamak yerine; çoğu zaman “popülist” bir yaklaşımın benimsenmesi nedeniyle sorunların giderek daha büyük boyutlar kazanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa yönetim, sorunlara zamanında sağlıklı çözüm bulma sanatıdır. Ve çözüm üretilemeyince sorunlar birikmekte ve gelişmenin önünü tıkamaktadır.” https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/Vakif_Senedi.pdf

Kılıçdaroğlu, bu paragraflardaki oyunu, tuzağı, yalanı, dolanı, kurnazlığı, amacı, ana hedefi vb nasıl görememiştir?!

Tarihlere, tarihler arasındaki süreçlere, süreçlerinin birbirlerini izlemelerine ve birbirlerini tamamlamalarına neden odaklanamamıştır?!

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk halkına büyük bir borcu var:

Çıkacak, Türkiye’nin ve Türk halkının 2025’li günlere gelmesinde yadsınamaz etkisi, katkısı olan TESEV’e neden “Kurucu Üye” olduğunu,  ayrıntılarıyla anlatacak?!

Üyeliğinde, kimin, kimlerin neden olduğunu da…

Yapar mı?

Yapmayacak.

TESEV üyeliğini yıllarca sır saklaması boşuna değil!

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun özetle şu anlatacaklarımı bilmediğine inanmıyorum:

Dünyadaki emperyalistlerin bir numarası, emperyalist ABD’yi de öncü vurucu timi gibi kullanan emperyalist Birleşik Krallık -yani “İngiltere-, yüz yıl rötar yapmasından, Müslüman halkların uyanmasından sorumlu tuttuğu Kemal Atatürk’e, O’nun düşüncelerine,  demokratik, laik devletine, Cumhuriyet’ine, devrimlerine, CHP’sine, ordusuna, çağdaş eğitimine, evrensel hukukuma, kalkınma ve üretim modeline vb azılı, keskin düşmandır.

Lozan’da başlayan planı, aksamadan, düzenli biçimde, yerel işbirlikçilerini etkin kullanılarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak, Türkleri Trakya ve Anadolu’dan, Orta Asya’ya sürmektir!

 

Tarihten ders almayan emperyalist İngiltere’nin ve aparatlarının gerçekleşmesi olanaksız ham hayali!

 

Kemal Kılıçtaroğlu, TESEV’in böyle görevi olmadığını söyleyebilir.

 

O zaman…

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu linkinden Kemal Kılıçdaroğlunun biyografisine önce göz atın; sonra da, şu yazacaklarımı okuyun:

Kemal Kılıçdaroğlu, 1999 yılında, SSK Genel Müdürlüğü’nden kendi isteği ile emekli oluyor; aynı yıl, Milletvekilliği için Demokratik Sol Parti (DSP)’ye (Hep “Demokratik Sağ Parti” dedim; hala da diyorum.) adaylık başvurusunda bulunuyor; ancak, DSP Genel Başkanı merhum Bülent Ecevit veto ediyor.

CHP Genel Başkanı merhum Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye çağırıyor (davet ediyor), 2002 Genel Seçimleri’nde İstanbul 2’inci Bölge’den Milletvekili adayı yapıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, Haziran 2025 Genel Seçimleri’nde de İzmir 2’inci Bölge’den aday gösteriliyor.

Baykal, “seks kaseti” patlak verince, 10 Mayıs 2010’da CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti; Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010’da yapılan 33’üncü Olağan Kurultay’da, bin 249 delegeden bin 189’unun oyunu alarak 7’inci Genel Başkan seçildi; 4-5 Kasım 2023 günlerinde yapılan 38’inci Olağan Kurultay’da da, şimdiki Genel Başkan Özgür Özel’e yenildi.

İşte bu yenilgiyi kabullenemedi.

38’inci Olağan Kurultay’ın “şaibeli” olduğu savlandı; yargıya taşındı.

CHP şu günlerde, “Mutlak Butlan” (Arapça kökenli, Türkçe karşılığı “Geçersiz saymak”) davasıyla davayla uğraşıyor.

Uğraştıranların önünde, arkasında, başında Kemal Kılıçdaroğlu!

Bakar mısınız!  

Gel de Erdoğan gibi “Neredeeen nereye” deme!

Bir zamanlar “Demokrat amca”, “Demokrat dede”, “Sakin güç”, “Gandi Kemal”, “Köylünün dostu” sözcükleriyle anılan Kemal Kılıçdaroğlu, “Umarım mutlak butlan çıkmaz ama olursa da partimi kayyuma terk edemem. Ben kabul etmesem kayyum gelecek. Kayyuma mı bırakayım?” sözleriyle CHP’yi, CHP yönetimini, CHP’lileri ciddi sıkıntıya sokuyor; CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Hiç kimseyi partililerin ve milletin gönlünde butlan olacak bir pozisyona Allah düşürmesin.”  

https://www.gercekgundem.com/guncel/ozgur-ozelden-kilicdarogluna-butlan-gondermesi-allah-kimseyi-o-pozisyona-dusurmesin-543466 tümcesini etmek zorunda kalıyor.

Bu tümce, Kılıçdaroğlu’na okkalı yanıt!

Ama…

TESEV üyeliği ile verilen ve kendisinin de üstlendiği görevi yerine getiren, getirmekte kararlılık sergileyen Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli’nin 180 derecelik siyasi dönüşünü ikiye katladı; bana da “Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu yaptıklarına bakınca, 180 derece siyasi dönüş yapan Devlet Bahçeli’ye yergilerimle yanlış yapmışım” dedirtti.

 

Kemal Kılıçdaroğlu “siyasi harakiri” yaptı, kendini bitirdi!

Dahası…

Hiç iyi anılmayacak!

Değer miydi?!

İnsan kendine, eşine, çoluğuna çocuğuna, torunlarına, sevdiklerine, sevenlerine, halkına, ülkesine, dini ve siyasi inancına vb böyle bir çirkinlik, böyle bir ayıp yapar mı, böyle bir “miras” bırakır mı?!

Nokta…

KEMAL KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (2)

150 150 bakikarakol

Ülkenizdesiniz; bir etkinliğe çağrıldınız; salondaki yerinize geçip oturdunuz; az sonra, sunucu bir yabancıyı kürsüye çağırdı; o yabancı kürsüye geldi, konuştu; konuşmasının bitiminde de soruları yanıtladı; sorulardan birinin yanıtında, ülkenizin stratejik konumu nedeniyle en iyi dışsatımının (ihracatının) gözbebeğiniz ordunuzun olduğunu söylüyor.

Ne düşünürsünüz, ne yaparsınız?!

Kıyameti mi koparırsınız, süklüm püklüm mü oturursunuz?

 

Gün, ay, yıl “2 Mart 2002”; yer “İstanbul Sabancı Üniversitesi”.

www.milliyet.com.tr’nin 4 Mart 2002 günlü “Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü ordudur” Emre Ergin imzalı https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/turkiye-nin-en-iyi-ihracat-urunu-ordudur-5223347 başlıklı haberde “Ünlü para sihirbazı” sözcükleriyle tanımlanan, Macar asıllı, emperyalist ABD vatandaşı Yahudi Geogre Soros kalabalık topluluğa konuşuyor; soruları yanıtlıyor.

Bir yanıtında “Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü de ordudur.” diyor.

Sözü, sözün sahibini anımsadınız mı?

AKP’nin birinci parti çıktığı 3 Kasım 2002’den 8 ay önce söylenen bu söze, aradan 23 yıl geçtiği için unutuldu gitti.

Sözün söylendiği günlerde, yazıldı çizildi, konuşuldu, tartışıldı ama etkili tepki olmadı, toplum ayağa kalkmadı, sözün sahibine sözü yalatılmadı.

Tepki çok düşük düzeylerde kalındı!

 

Türkiye’nin ve de dünyanın en büyük kentlerinden İstanbul’da, Türklerin gözlerinin içine baka baka, “Sizin en iyi ihracat ürününüz, ordunuzdur” sözünü usu (aklı) başında ne bir siyasetçi, ne ekonomist, ne bir diplomat vb söylemez; ancak “özel görevli” biri söylerler!

O da, ülkesinin veya sonradan vatandaşı olduğu ülkeninin istihbarat elamanı olur.

 

Soros’tan söz edilirken “Amerikalı ünlü işadamı”, “Amerikalı ünlü para babası”, “Milyarder yatırımcı”, “Hayırsever” gibi sözcükleri kullanılır.

Biyografisini https://tr.wikipedia.org/wiki/George_Soros baştan sona okuduğunuzda, bir dizi yalanı göreceksiniz.

Biyografisinde deniyor ki:

“İngiltere’de hayatını kazanmak için hamallık yaparken ayağı kırılınca devlet hastanesinde tedavi gördü. Devletin fakirlere yardım etmesinin yani sosyal adaletin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendi.”

Son tümceye zerrece inanmıyorum.

Türk halkının içinden çıkan, “Türk halkının kendisi” demek olan “Türk Ordusu”na, “dışsatım ürünü” gözüyle bakan, böylesi tanımlama yapan, sözde ekonomi okumuş, ama “ürün” sözcüğünün anlamından habersiz, Macar Yahudi’si emperyalist ABD vatandaşı, “ABD’li işinsanı” adı altında “özel görevler” yapan, kanca attıkları yoksul ya da kalkınmada yol almaya çalışan ülkelerde “Turuncu renk devrimler” gerçekleştirne uğraşındaki George Soros, Oxford Üniversitesi’nde School of Economist Fakültesi’nde ekonomi öğrenimi görüyor; bu fakültede makroekonomiyi öğreniyor.

İşçi Sıfı Bilimi’nin teorisyeni/babası Karl Marx’sa, Karl Marx’sın düşüncelerine şiddetle karşı Karl Popper’in öğrencisidir, ondan etkileniyor, “Açık Toplum Projesi”ni de Popper’den esinlenerek, yaşama geçiriyor.

Biyografisinden şu paragrafı da burada paylaşmalıyım:

“İlk defa Sovyetler Birliği‘nin 1991’de dağılmasından sonra Batı Avrupa‘ya göre oldukça fakir olan Doğu Avrupa (Ukrayna, Belarus, Polonya, Yugoslavya, Romanya vb. ülkelerine tek başına tüm zamanların en büyük finansal yardımını yaparak ismini duyurdu. Yaptığı yardımlar Birleşmiş Milletler gibi büyük kuruluşların finansal yardımlarından daha fazla.”

Neden?

Ve de “tek başına”!

Gel de ünlü “Atasözü”müzü anımsama ve yüksek sesle söylenme:

“Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?”

 

Gelelim Ülkemize…

 

“Toplumların yaşamının her aşamasında karar alma süreci, bilgiye, olgulara ve çözümlemelere dayanır. Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamızda yaşanan değişim süreci, günlük hayattan yönetime, ekonomiden uluslararası ilişkilere, insan haklarından çevre sorunlarına yayılan geniş bir alanı etkilemiş, karar almada geleneksel ve alışılmış yöntem ve yaklaşımların yetersizliğini gündeme getirmiştir. Yeni bir yapı oluşturabilmek için yeni kavramların, yeni olguların, yeni değerlerin yolu açılmıştır. Artık tüm toplumlar için hedef, bu değişimi yakalayabilmektir. Türkiye de bu sürecin dışında kalmamalıdır. Cumhuriyetten bu yana çağdaşlaşma yolunda küçümsenmeyecek yol alınmış olmakla birlikte, birçok alanda bu hedefe ulaşamadığımız ortadadır. Türkiye’yi eskimiş ve hantallaşmış devlet yapısı, tam işlemeyen demokrasisi, birikmiş ekonomik ve toplumsal sorunları, yetersiz altyapısı, konumunun gerisinde kalmış görünen dış ilişkileri, hizmet gücünü giderek yitirmiş eğitim ve sağlık kurumlarıyla yirmibirinci yüzyıla taşımak olanaksızdır. Bugün içinde bulunduğumuz çıkmaz, varolan sorunları akılcı bir yaklaşımla ele alarak geçerli, doğru ve kalıcı çözümler üretmek ve uygulamak yerine; çoğu zaman “popülist” bir yaklaşımın benimsenmesi nedeniyle sorunların giderek daha büyük boyutlar kazanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa yönetim, sorunlara zamanında sağlıklı çözüm bulma sanatıdır. Ve çözüm üretilemeyince sorunlar birikmekte ve gelişmenin önünü tıkamaktadır. Batı demokrasilerinde, siyasal partiler yanında, çeşitli adlarla kurulmuş sivil toplum örgütlerinin de çözüm seçeneklerinin belirlenmesinde ve kamuoyuna maledilmesinde önemli katkıları olduğu bilinmektedir. 1961 yılında Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın öncülüğünde kurulan Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti o dönemde Türkiye’de hem özgür tartışma ortamlarının yaratılmasına öncülük etmiş hem de düzenlediği konferans, panel ve toplantılarla, yayınladığı kitaplarla ülkemizin karar organlarına yardımcı olmaya çalışmıştır. Ancak gerek ülkemizde son otuz yıldaki gelişmeler, gerekse dünyadaki önemli değişiklikler, bunun ötesinde bazı çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu göstermiştir. Böyle bir değişme ve yenilenme ihtiyacı, Konferans Heyeti’nin zengin deneyim ve birikimi üzerine yeni bir yapının kurulmasını zorunlu kılmıştır. 1993 yılı Şubat ayında Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti Genel Kurulunda Derneğin bir “stratejik araştırmalar kurumuna” dönüştürülmesi yolunda Yönetim Kurulu’na görev verilmiştir. Eş zamanlı, benzeri girişimler kimi üniversite ve sivil toplum örgütlerinde de başlatılmış bulunmaktaydı. Konferans Heyeti’nin 30.3.1994 tarihli Genel Kurul’unda, Heyetin bu kuruluşları da bünyesinde toplayarak Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na (TESEV) dönüşmesi kararı alınmıştır. 2 Biz Kurucular, Türkiye’nin gündemindeki sorunlar üzerine araştırmalar yapmak, çözüm seçenekleri oluşturmak, her alanda sağlıklı çözüm seçenekleri üretilmesine katkıda bulunmak üzere tüm bu girişimleri aynı çatı altında toplayarak Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nı kurmaya karar vermiş bulunuyoruz. Vakfın amacı, Türkiye’nin çağdaşlaşmasına katkıda bulunmaktır. Vakıf her konuda araştırmalar yaparak, çözüm seçenekleri üreterek Türkiye’nin birikmiş sorunlarının aşılmasında önemli bir işlev üstlenecektir. Amacımız yeni olanın yolunu açmaktır.”  https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/Vakif_Senedi.pdf

 

Okuduklarınız, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Vakıf Senedi Kurucular Beyanı”nın giriş bölümü.  

Okuduğunuz gibi, 1961 yılında Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın öncülüğünde başlayan süreç, 30 Mart 1994’de TESEV adını alıyor.

“TESEV Vakıf Senedi Kurucular Beyanı” girişindeki, Türkiye ilgili çelişkileri gözlemlemişsinizdir.

Ve son tümce:

“Amacımız yeni olanın yolunu açmaktır.”

Bu tümce bana, AKP’nin “Yeni Türkiye” sloganını anımsattı.

 

23’üncü Maddesinde “Vakfın mütevellileri aşağıda adları belirtilenlerdir: Aşağıda adları geçen üyeler arasında 01.01.2002 tarihinden sonra vakfa üye olmuş kişi bulunmamaktadır.” diye yazılan “Beyan”da, tam 300 ad, soyad ve 6 (İTÜ Vakfı’ndan, Hak-İş’ten, Bümed’den, Yased’den, TISK’tan,  Kalite Derneği’nden) temsilci yer almaktadır.  

Listenin 183’üncü sırasındaki kişi –linki tıklayıp aşağılara indiğinizde göreceksiniz-, şu günlerde CHP’yi fokur fokur kaynatan, “mutlak butlan”a sarılan, umut bağlayan, CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Kimse bilmiyordu.

Kendisi de sır gibi saklıyordu.

Ama…

Haziran ve Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, İstanbul 1’inci bölgeden CHP Milletvekili seçilen Barış Yarkadaş, o yıllarda Genel Yayın Yönetmeni olduğu www.gercekgundem.com adlı internet gazetesinde Kasım 2011’de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun TESEV’in üyesi olduğunu belgeleriyle yazınca sır açığa çıktı, herkes bildi.

(İnternetten yazıya erişilemiyor. Neyse ki Yarkadaş, 13 Kasım 2011’de  @barısyarkadas X hesabından “CHP’liler bu yazıyı konuşuyor: Kılıçdaroğlu TESEV kurucusu çıktı” https://x.com/barisyarkadas/status/135678820039659520 diye yazıyor. Bir de, www.ilerigazetem.com internet gazetesinden Ali Tongülüs, 2 Nisan 2018 günlü “Yarkadaş.. Kılıçdaroğlu.. Ve aklın yolu..” https://www.ilerigazetem.com/yarkadas-kilicdaroglu-ve-aklin-yolu/36058/ başlıklı yazısında genişçe yer veriyor)

 

Kılıçdaroğlu’nun, TESEV üyesi olduğu herkes tarafından bilinir olunca, yergiler, tartışılar aldı başını gitti.

 

“TESEV üyesi olsa ne olur” https://www.internethaber.com/kilicdaroglu-tesev-uyesi-olsa-ne-olur-384549h.htm diyen de vardı.

Yaygın olarak, Kılıçdaroğlu’nun TESEV üyeliğinden istifa etmesi konuşuldu istendi.

Gazeteci Dinç Çoban, Soros’un fonladığı TESEV Başkanı Can Peker’le söyleşi yaptı; söyleşi 27 Kasım 2011’de www.haber7.com sitesinde “TESEV’in Başkanı Can Peker: Kılıçdaroğlu Vakıftan istifa edemez!” https://www.haber7.com/ic-politika/haber/810656-kilicdaroglu-tesevden-istifa-edemez başlığıyla yayınlandı.

Çoban’ın sorularına verdiği yanıtların bazılarında merhum Peker öylesi derin çelişkili sözler ediyor ki!..

Okuduğunuzda inanamayacaksınız.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi de istifa edemeyeceğini söylemişti.

Enver Aysever’in bir televizyondaki programında ise üyesi olduğu TESEV’in çalışmalarına hiç katılmadığı  https://www.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/dort-bir-taraf/kilicdaroglundan-o-iddiaya-yanit-1076432 söyleminde bulundu.

Gel de gülme, gel de “Bizimle dalga geçiyor” deme!

“Fonlanan gazeteciler” deyip duran Kılıçdaroğlu’na sormak isterim:

George Soros’un fonladığı TESEV’in çalışmalarının hiç birine katılmadıysan, TESEV’e ne için, ne amaçla üye oldun ve TESEV yönetimi, TESEV’ın fonlayıcısı Soros, çalışmalara aksatmadan katılacağından emin olmazsa, üyeliğine onay verir mi, içlerine alırlar mı?

 

Öngörüm şu ki:

Kılıçdaroğlu söylemese de, üye olduğunda kendinden istenenleri, ne ve neler yapacağını biliyordu.

TESEV’ciler de Kılıçdaroğlu’nun yumuşak karnını biliyorlardı.

Genel Müdürlüğü’nü yaptığı Sosyal Sigortalar Kurumu kaynaklı sıkıntılarından sıyrılmanın yolunu siyasette, siyasetçi olmakta gördüğünün bilgisine sahiptiler.

Yani iki taraf da birbirlerinden ne istediklerini biliyordu ve iki tarafın da birbirlerinden beklentileri, istemleri örtüşüyordu.

 

Yazı uzadı, burada kesiyorum, arkası haftaya…

KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE YAPIYOR?!. (1)

150 150 bakikarakol

Hatay’ın, ilkin AKP’nin, sonra CHP’nin Büyükşehir Belediye eski Başkanı Lütfü Savaş, Anadolu Haber Ajansı (AA)’nın https://www.aa.com.tr/tr/gundem/lutfu-savas-chpnin-38-olagan-kurultayinin-iptali-icin-dava-acti/3483374 “Lütfü Savaş, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali için dava açtı” başlıklı haberine göre, 25 Şubat 2025 günü, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 günlerinde gerçekleşen 38’inci Kurultay’ının iptali için Avukatı Onur Yusuf Üregen aracılığıyla dava açtı.

Birleştirilen davanın Ankara 42’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki önceki günkü (20 Haziran 2025 Pazartesi) 3’üncü duruşması yapıldı. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/mutlak-butlan-karari-gelecek-mi-chp-nin-38-olagan-kurultayi-nin-iptali-davasi-yarin-pm-ve-ydk-uyelerinden-davaya-katilma-talebi-2413630

Duruşma 8 Eylül 2025 gününe ertelendi. https://www.sozcu.com.tr/tum-turkiye-nefesini-tuttu-milyonlarin-gozu-kurultay-davasinda-p189102

Başından beri “Bu dava sonuç odaklı değil, süreç odaklı siyasi davadır”  deyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel yanılmamıştı.

Dava ertelendiğinde X hesabından gerçekleştirdiği paylaşımla da siyası öngörüsünü, savını dile getirdi. https://x.com/eczozgurozel/status/1939621625470517753?t=2oTHLUTlm7PZZLJ76B58YQ&s=08

Bu noktada; Sözcü Gazetesi muhabir Başak Kaya’nın sorularını yanıtlayan Kemal Kılıçdaroğlu bir tümcesinde şöyle diyor:

“Kurultay davasını açan ben değilim.” https://www.sozcu.com.tr/davayi-acan-ben-degilim-gorevi-yine-kabul-ederim-p187826

Ancak…

Önceki günkü duruşmada, Av. Onur Yusuf Üregen” www.sozcu.com.tr’nin “Lütfü Savaş’ın avukatı: CHP yönetimi Kılıçdaroğlu’na verilmeli” https://www.sozcu.com.tr/lutfu-savas-in-avukati-chp-yonetimi-kilicdaroglu-na-verilmeli-p189221 başlıklı haberine göre özetle şöyle konuşuyor:

“Kurultay mutlak butlanla sabittir. 6 Nisan seçimli kurultay yetkisiz genel başkan tarafından verilmiştir. Kurultay kanuna karşı hileye başvurularak yapılmıştır. Bu kurultay da sakattır. Gayri meşru genel başkan kendini kurtarmak için bir mizansen düzenlemiştir. Seçilmeyen bir kişinin genel başkan olması kabul edilemez. Özgür Özel’in görevden el çektirilmesi ve partinin o dönemdeki genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu göreve çağrılmalıdır. Kayyum talebimiz yoktur. CHP’nin mahkeme koridorlarında tartışılmasını istemeyiz. Ama ortada bir şaibe var. Bu dava siyasi değil hukuki bir davadır.” diyor.

Av. Üregen sanki Lütfü Savaş’ın Avukatı değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Avukatı; neredeyse, CHP yönetiminin Kılıçdaroğlu’na verilmesi için Mahkemeye heyetine yakarıyor!

Anlaşılıyor ki…

Kemal Kılıçdaroğlu, görünürlerdeki insanların arkasındaki kişi!

Bu arada…

Kılıçdaroğlu, 8 Eylül 2025’e ertelenen duruşmanın ardından açıklamada bulunuyor ve “Fonlarla beslenen gazetecileri, trolleri ve gözü dönmüş siyasetçileri ise Allah’ın adaletine ve milletin vicdanına havale ediyorum.” https://www.sozcu.com.tr/chp-kurultayi-davasi-ertelendi-kemal-kilicdaroglu-ndan-ilk-aciklama-p189312 tümcesini ediyor.

“Fonlarla beslenen gazeteciler”i, lütfetsin açıklasın.

Bu anlatısında sanki bir “deneğim” var!

Kullandığı “Gözü dönmüş siyasiler” sözcükleri bana, “kendini vurguluyor” gibi geldi!

Tam burada, merhum babasının kendisine söylediği “Sen doğru dur, eğri belasını bulur” https://x.com/kilicdarogluk/status/1313554881417031681?t=gYXiYSMh3B1XCpIAcAcYUg&s=08 sözünü anımsadım.

Babasının sözünü iyi anlayamamış olmalı ki, bugün geldiği noktada, merhum babasının “değerli sözü”nü tersten yapan duruma düştü!

25 Haziran 2025 Çarşamba günü, gazeteci İsmail Saymaz’a ettiği şu iki “Ne var yani benim gelmemin size ne zararı var? Ben zaten partinin genel başkanıyım, ne zararım olacak ki?” https://www.sozcu.com.tr/ankara-kulislerini-sallayan-kilicdaroglu-iddiasi-ne-zarari-var-p187631 tümcesine bakar mısınız?!

Nasıl eder?!

Bu kadar mı kendini “bitirmek” olur?!

Mahkemenin “Mutlak Butlan” kararı vermesiyle, partinin başına gelmeyi nasıl içine sindirir, yasal organ Kurultay kararıyla gittiğini unutur?!

Evet, CHP’nin eski genel başkanıydı, şimdi değil!

Eskiyle yeniyi neden karıştırır?

Psikolojik sorunları mı var, siyasi yenilginin kini, öfkes, içinde mi, yoksa bir “görev” mi yapıyor?!

Herkes şaşkın!

Herkes “Kemal Kılıçdaroğlu neden böyle yapıyor?! CHP’ye, CHP’lilere, Atatürk’e karşıtlığıyla bilinen TGRT TV’ye çıkıp övgü sözler eder, TGRT’nin tarafsız yayın yaptığından dem vurur?! Bir zamanlar kendisine ateş püsküren iktidar yanlısı yandaş basının gözdesi olmasındaki oyunu, tuzağı nasıl görmez?!” vb diye konuşur!

Aynı içerikte yazılır, çizimler çizilir!

İlkin CHP’nin eski Genel Başkanları https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-chp-li-eski-genel-baskanlardan-ortak-bildiri-p188458 , ardından Alevi aydın, gazeteci, yazar, kanaat önderleri ve dedelerinden https://halktv.com.tr/gundem/kilicdarogluna-bir-cagri-da-alevilerden-bu-kirli-oyunu-bozabilirsiniz-950644h daha sonra Alevi örgütleri ortak açıklama yaptılar https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/alevi-orgutlerinden-ortak-aciklama-iktidarin-ekmegine-yag-surmeyin-2413641, Alevi Kemal Kılıçdaroğlu’nu uyardılar, yanlış yapmamaya, doğru düşünmeye, doğru karar almaya, uygulamaya çağırdılar.

Ama…
Kılıçdaroğlu hiç birini dikkate almadı, bildiğini okudu.

Peki neden?

İşte şundan:

“Fonlarla beslenen gazeteciler” diyor ya…

“George Soros” adlı Macar asıllı, emperyalist ABD vatandaşı iş insanı Yahudi’nin “fonladığı”, kısaltılmışı “TESEV” olan “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı”nın 183’üncü kurucu üyesi Kemal Kılıçdaroğlu, Soros’un fonladığı TESEV amaçları veya çıkarları doğrultusunda görev yapıyor!

Yazarsam, yazım uzun olacağı için ayrıntıya girmiyorum; haftaya bırakıyorum.

Yazımı, hem güzel, hem ilginç bir gelişmeyle noktalayayım:

AKP’nin, kararları kesin ve itiraz edilmez Yüksek Yargı Yüksek Seçim Kurulu’ndaki temsilcisi Recep Özel, www.nefes.com.tr’nin “YSK kararı bozulursa sistem allak bullak olur” https://www.nefes.com.tr/ysk-karari-bozulursa-sistem-allak-bullak-olur-44613 başlıklı haberinde şöyle diyor:

“YSK’nın verdiği kararı asliye ceza mahkemesi ya da ağır ceza mahkemesi bozamaz. Bozmamalı. Böyle bir şey olamaz. Bütün sistem allak bullak olur eğer mahkeme bu kararı bozarsa. Şu anda asliye hukuk mahkemesi ‘İbra oldu mu, başkanlık divanı oluştu mu?’, bu konularda karar verebilir. Bir usulsüzlük görürse, bunun seçim kısmıyla ilgili herhangi bir karar vermesi çok çok yanlış olur.”

Hemen usuma, Hatay TİP Milletvekili tutuklu Can Atalay davası geldi.

Başka davalar da…

Özlemini duyduğumuz böylesi doğru çıkışlar neden olmadı?!

YSK yüksek mahkeme olmasına karşın, kesin, itiraz edilmez kararlarının arkasında neden durmadı, neden alt mahkemelerin canlarının dilediği gibi bozmalarına “Dur” demedi!

Buna çok üzüldüm, çok üzülüyorum!..  

TOPLUM, “BAHÇELİ’NİN 180 DERECE DÖNÜŞÜ”NDEKİ GİZİ BİLMİYOR, “ÖZ”Ü BİLMELİ!..

150 150 bakikarakol

ÖZGÜR ÖZEL’İN USUNDAKİ “EKREM İMAMOĞLU VEKİLİ CUMHURBAŞKANI ADAYI”… VE BENİM ÖNERİM… https://bakikarakol.com/ozgur-ozelin-usundaki-ekrem-imamoglu-vekili-cumhurbaskani-adayi-ve-benim-onerim/ başlıklı yazımı 16 Nisan 2025 Çarşamba günü yazdım.

Aradan 9 hafta geçti, yazı yazmadım.

Çünkü…

Birer ay arayla 3 ameliyat oldum.

Şimdi kontroldeyim.

 

MHP Genel Bahçeli Devlet Bahçeli de 20 haftalık aradan sonra, dün (24 Haziran 2025 Salı)  partisinin Kamutay (Meclis) grup toplantısını) yaptı. https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5454/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_24_Hazira.html

Konuşmasında “… siyasetin birilerini koltukta tutmak için sergilenen tiyatro sahnesi olmadığının farkındayız.” tümcesini etti.

Ardından…

“İsrail’in İran’a saldırısı haksızdır ve barbarlıktır. 22 Haziran’da ABD’nin İran’ın sözde üç nükleer tesisini bombalamasıyla savaşan ülkeler hattına aktif olarak girdiği açıktır.” dedi.

Ancak…

“… haksızdır ve barbarlıktır” sözcüklerini, özellikle “barbarlıktır” sözcüğünü, emperyalist ABD için kullanmadı!

Üzerinde durmayacağım.

Üzerinde çok kısa duracağım konu şu:

AKP’ye, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, AKP’liyi ve Cumhurbaşkanlığı üzerinden ağır siyasi yergiler eden Bahçeli, bir sabah kalktık baktık ki, 180 derece dönmüş, Erdoğan’ın, AKP’nin yanında yer almış, Erdoğan’a, AKP’ye övgüler diziyor!

O günden şu güne kadar, “bu dönüşü”nün nedeni “Acaba ne?!” diye düşünmüşüz; ama hala gerçeği bilmiyoruz!

Bilmek için uğraş vermedik!

Çünkü sonuç alamayacağımızı biliyorduk!

Orada bıraktık.

Aradan onca zaman geçti; toplum olarak, Bahçeli’nin “180 dere dönüşü”nü öğrenemedik!

Bırakalım öğrenmeyi, unuttuk!

Bu konuda, her nedense,  irili ufaklı muhalefetin tamamı da suskun!  

Önerim o ki…

Gelin anımsayalım, anımsatalım; sorgulayalım, sorgulatalım!

“Bahçeli’nin 180 derece dönüşü”, giz olmaktan çıksın!

Toplum, “dönüş”teki “öz”ü bilmeli!..    

ÖZGÜR ÖZEL’İN USUNDAKİ “EKREM İMAMOĞLU VEKİLİ CUMHURBAŞKANI ADAYI”… VE BENİM ÖNERİM…

150 150 bakikarakol

8 yıl önce bugün (16 Nisan 2017), ülkemizde bir halkoylaması (referandum) yapıldı; 82 Anayasası’nın 18 Maddesi ve ülkemizin yönetim sistemi hukuken değişti.

Uygulamaya bir yıl sonra geçildi.

2018’de “Parlamenter Sistem” gitti, yerine ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” geldi.

8 yıldır ülkede yaşananların nedeni, kaynağı işte bu ucube sistemidir.

Halkoylaması öncesi süreçte anlatılmadığı gibi sonraki süreçte de anlatılmadı!

Bugün de anlatılmıyor!

Anlatmaları gerekenlerin anlatmaması içime dert!

Ayıplıyor, kınıyorum; başlıktaki konuya geçiyorum.

 

Önce…

Ekrem İmamoğlu’nun, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğunun açıklanmasını, ölçüp biçmeden, işini/mesleğini unutarak, bir siyasi ya da bir siyasi danışman gibi davranın gazeteci, televizyoncu, yorumcu, yazarın ısrarla söyleyip durmasına karşın, CHP Genel Başkanı Özgür Özel “lider” değildir!

Evet, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu tutuklandığı andan itibaren izlediği siyasi süreçte, Genel Başkanlık’ta yadsınamaz ivme kazandı; ama “lider” olamadı!

Adını anmadığım gazeteci, televizyoncu, yorumcu, yazar ya “lider” sözcüğünün anlamını bilmiyor, ya da çok iyi biliyor, İmamoğlu’ndan sonra Özel’e de gaz veriyor.

Bu konuyla fazla haşir neşir olmayacağım; ancak, şu kadarını belirtmek isterim:

Gazeteci; işi gereği, siyasayla ve siyasetçilerle iç içe olur, olmalıdır.

Yeter ki, siyasete girmesin, siyasetçi olmayı usundan geçirmesin.

Usundan geçirip de siyasetçi olan gazetecileri gördük!

Siyaseti, siyasetçiliği başaramadılar, gazeteciliklerini bitirdiler.

Çünkü parti tüzük ve programı, o kutsal “gazetecilik ruhu”nu öldürüyor.

 

Buradan…

Özgür Özel’in 11 Nisan 2025 Cuma sabahı Halk TV’de “Sabah Kuşağı”nda yayınlanan “İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah” programa çıkmasına https://www.chp.org.tr/haberler/chp-lideri-ozgur-ozel-ne-yaparlarsa-yapsinlar-hapiste-de-olsa-yasakli-da-olsa-adayimiz-mamogludur,  Küçükkaya’nın sorularına verdiği yanıtlardan birkaçına geleyim.

 

Küçükkaya, konuğu Özgür Özel’e, İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi” durumunda ne yapacağını soruyor.

AKP’lilerin ve Cumhur İttifakı ortağı siyasi partilerin yöneticilerinin, taraftarlarının “yumuşama” dedikleri ama kendisinin ve CHP’lilerin “Normalleşme” dedikleri konuda, o günkü tavrının doğru olduğunu, sonuna kadar da arkasında durduğunu anlatan Özgür Özel, “15,5 milyon kişi İmamoğlu’nu aday ilan etmiş. Bizim adayımız; İmamoğlu. ‘Efendim İmamoğlu olmazsa ne olur?’ İmamoğlu içeride, kampanyası dışarıda” diyor ve özetle şöyle sürdürüyor:

“Biz kampanyasını yaparız. Genel Başkan olarak ben yaparım. 81 ilde il başkanlarım yapar, 973 ilçede ilçe başkanlarım yapar. 2 milyon üyem onun adına kampanyayı yapar, milletimizle bir yaparız. ‘Efendim İmamoğlu içeride veya dışarıda ama siyasi yasak geldi…’ Adaylığa başvuracağı gün örnek, diploması halen geri verilmedi. İdari yargıdayız. Ben çok inanıyorum o diploma iptalini geri aldıracağımıza. ‘Ama yapmadılar ya da siyasi yasak getirdiler, aday olamıyor.’ İmamoğlu dışarıda mı? Dışarıdaysa otobüsün üstünde. Ama birlikte, ama ayrı şehirlerde. Kampanyayı bir şehirde o yapar, bir şehirde ben yaparım, bir şehirde Mansur Yavaş yapar. Bir şehirde milletvekillerimiz yapar. Bir yerde otobüsün üstüne Ali Mahir Başarır çıkar, bir yerde Murat Emir çıkar. Bir yerde partinin genel başkan yardımcıları çıkar. Bir tane kağıt üzerinde resmi adayımız olur ama kampanyayı hep beraber yaparız. Ekrem Bey de otobüsün üstünde. ‘Ekrem Bey hem cezaevinde hem yasaklı…’ Ekrem Bey televizyondan izler, notlarını alır. İstişare içinde oluruz. 81 ilde dünyanın en büyük kampanyasını yaparız. Zaten o seçim şuna döner: Ekrem İmamoğlu hapiste mi kalsın, özgür mü olsun?”

İsmail Küçükkaya “Referanduma dönüştürürsünüz, öyle mi?” diye soruyor, Özgür Özel “Evet” diyor, ekliyor:

“Türkiye’de otokrasi mi olsun, demokrasi mi olsun? Buna döner.”

Özgür Özel, ilk sorunun yanıtına dönüyor, şu “garip” sözleri ediyor:

“Adayın isminin kim olduğunun önemi yok. Bir daha söylüyorum. Ben bunu defalarca söyledim, sizin yayınlarınızda da. Bu bağlamda da ilk kez söyleyeyim. En yüksek oyu kim alacaksa… Ekrem Bey içerideyse… O aday olur. Ama o adaylık, milletin adayı Ekrem İmamoğlu’nun yerine bu süreçte onun siyasi yasağını kaldırmak, hapisten çıkarmak, onun yeniden seçilebilir hale gelmesini sağlamak üzerine yapılmış bir aday olur. O aday olan arkadaşımız kimse Ekrem Bey geldikten sonra o arkadaşımız da başka bir göreve gelir. Ekrem Bey de yürütme görevi başbakanlık ise başbakanlığa gelir, cumhurbaşkanlığı ise cumhurbaşkanlığına gelir.”

Tam burada Küçükkaya “Mutlak kazanmak parolasıyla?” sorusunu soruyor ve “Mutlak. Bu seçim bırakırlar, siyasi yasak olmazsa Ekrem Bey’le Tayyip Bey arasında umarım adil ve gerçek bir yarış olur. Öyle yarışırız. Yok, ne yaparlarsa yapsınlar, Ekrem İmamoğlu yasaklı da olsa hapiste de olsa adayımız odur. Kampanya onun üstünden yürür. Çünkü millet karar verdi. Ben karar vermedim ki” yanıtını alıyor.

 

Özetle:

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacak biri, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olacak, İmamoğlu’lu seçim kampanyasıyla “İmamoğlu adına” seçime girecek, kazanacak.

Tanrı aşkına bu nasıl bir siyasi düşünce, siyasi us?!

Cumhur İttifakı ve adayları Erdoğan bunu kampanya boyunca her yerde, her zaman söyleyecek, alay edecek!

Bu da, seçmene olumsuz etki edecek, kazanacak adaya seçim yitirtecek!

 

Özgür Özel, bu saçmalıkları edeceğine, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin panzehiri “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”den ve bu sisteme kesin kes dönüleceğinden, dönüldükten sonra da “Güçlendirilmiş Başbakanlık” görevinde Ekrem İmamoğlu’nun olacağından neden söz etmez?!

 

İsmail Küçükkaya yerinde ve haklı olarak, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ı anımsatıp Yavaş’ın tutumunun ne olacağı/olabileceği konusundaki düşüncesini sorunca, Özgür Özel özetle “Mansur Bey, ilk gün ne dediyse orada. Dedi ki ‘Ekrem Bey ile seçim kazanılıyorsa ben Ekrem Bey’in arkasındayım. En mutlu ben olurum’ dedi. ‘Bir aksilik olursa da ben fırsatçılık yapmam. Kimsenin yedeği de olmam. Bana partim bir görev verirse de o görevi yaparım.’ Şimdi de aynı çizgide. Ben Mansur Beyin şu tarafından da çok memnunum. Onun gücü, icraatında. İşine gücüne bakmasında. İşini gücünü yapıyor. Şimdi de yapacak. Hep birlikte parti için… Örneğin Ankara’da bir miting yaptık ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde ona ihtiyaç var. Koşuyor geliyor zaten. O yüzden Mansur Bey en sert tartışmalarda bizimle beraber.” diyor.

 

Bu sözlerinden anladım ki, Özgür Özel, “Partinin ve halkın/milletin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu olamıyorsa, İmamoğlu adına Mansur Yavaş aday olsun” istemiyor.

Çünkü…

Ededurduğu laf kalabalığı arasında, kendini vurguluyor!

Evet…

Bana göre, Özgür Özel’in usundaki kendisi, kendisinden başkası değil ve Özgür Özel, Ucube sistemde “Ekrem İmamoğlu’nun vekili Cumhurbaşkanı” olmak derdinde, peşinde, telaşında!

Olur mu?

Olur.

Kazanır mı?

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlattığı süreçteki etkinliği, başarısı, çok az ayırtla da olsa, bıçak sırtında kazanması olası.

Kazandıktan sonra, ucube “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin panzehiri “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”e geçişi gündeme getirir, gerçekleştirir mi?

Bilemem.

Bilemem çünkü hiç ağzına almıyor, 13 Nisan 2025 Pazar günkü Samsun mitinginde, Meral Akşener ağzıyla konuştu “Seçim sonrası hedefimiz güçlendirilmiş parlamenter sistem” dedi geçiştirdi.  

Ama…

Özgür Özel’e “Aday olma” diye çağrı yapmak istiyorum.

Şundan:

Aday olursa, Cumhur İttifakı, Özgür Özel’in “özel yaşamını” iğneden ipliğe pazara çıkarmaktan durmayacak!

Kendisine, yararını göreceği/göreceğimiz bir önerim olacak.

Derim ki, “Dikkate, değerlendirmeye alsın.”

Önerim şu:

Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Cumhur İttifakı’nın adayını açık arayla yenerek, “Cumhurbaşkanlığı seçimi”ni kazanacak, “ucube sistem”den, “ucube sistem”in panzehiri “Demokratik, Laik Parlamenter Sistem”i gündeme çok güzel taşıyarak, çok güzel geçişi sağlayacak, adını bu aşamada açıkça yazmayacağım, konuşmasıyla kitleleri olumlu etkileyen S.Ş’yi düşünsün, karar versin ve yönetimiyle görüşsün, masaya yatırsın, uygun görülürse, CHP’nin  “Cumhurbaşkanı adayı” ilan etsin.

“Ekrem İmamoğlu vekili aday” tanımlanmasından yüksünmez, tanımlamayı anlayışla karşılar.

Sorumluluğunu bilir.

Halkını çok iyi tanır ve çok sever.

Halkı da onu (S.Ş’yi) çok iyi tanır, Ekrem İmamoğlu kadar sever, seviyor.

AKP’nin ve AKP’nin içinde yer aldığı Cumhur İttifakı’nın atacağı hiçbir çamur üzerine yapışmaz.

Öylesi ak pak biri.

Özgür Özel bir biçimde, örneğin İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla iletişim sağlarsa, halkın gönlünde yer etmiş S.Ş’nin açılımını söylerim.

Bunu da, gazeteciliğimden ötürü üyesi olmadığım/olamadığım partim CHP’m ve dünya lideri Kemal Atatürk’üm ve O’nun düşünceleri, O’nun demokratik, laik, çağdaş Türkiye’si için yaparım…