Önceki gün (15 Haziran 2026 Pazartesi), kontrol için gittiğim hastanede, “mahşeri kalabalık”taki, hastalardan önce ve çok, hasta yakınlarının yüzlerindeki mutsuzluğu, umutsuzluğu, seslerindeki düşüklüğü, titreyişi, gözlerindeki zayıflığı gördüm!
Sanki yaşamları bir işkenceydi!
Demek ki, “toplumsal işkence” dedikleri buydu!
“Erdoğan sonrasında oğul mu olmalı, damat mı olmalı?” tartışılarını öteleyerek, gözlemlerimi içeren, devlet hastanesinde önceki gün yaşadıklarımı yazacaktım.
Ki…
Dün (16 Haziran 2026 Salı) Sözcü TV’de Senem Tolunay Ilgaz’ın “Öncesi Sonrası” canlı haber programında, eşi “İBB Ana Davası”ndan tutuklu yargılanan genç kadının konuşması ve o konuşması içinde geçen bir tümcesi, bana, yayında olan şu okuduğunuz yazıyı önceledi.
O genç kadın…
68’i tutuklu, 414 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ana Davası’ndan tutuklu, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce ile 28 Mayıs 2025’te Silivri Marmara Cezaevinde nikah kıyan Diş Tabibi Filiz Kahveci Gökce idi.
Bayan Gökce, “15 aydır ilk kez duvarlara ve ekranlara seslenmek yerine hakimlerden oluşan bir heyete seslenebiliyorum” https://haber.sol.org.tr/haber/ibb-davasi-sanigi-bugra-gokce-emniyete-girisimin-goruntulenebilmesi-icin-uc-kez-disari diyen Buğra Gökce’nin dünkü duruşmasından sonra, Sözcü TV’ye konuştu.
Bayan Gökce’nin bana yazı değiştiren tümcesi şuydu:
“Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!”
İnanır mısınız, hop oturup hop kalktım!
Bana göre müthiş güzel, içerikli sözdü!
Daha önce başkaları böyle veya benzer biçimde söylemiş miydi, bilmiyordum; ilk duyuyordum.
İçim de darlanıp dağlanmadı değil!
Çünkü…
Bağımsız yargı, benim için yüce değerdir, güvendir, güvencedir, özgürlüktür vb…
Hiç ama hiç kimsenin, kimselerin gölge dahi düşürmesine katlanamam, izin vermem!
2010’yılda yapılan Anayasa değişikliği ile AKP’li Avukatların yargıya yerleştirmelerine kan ağlamıştım, kendimi güvenden yoksun, kimsesiz, sahipsiz, yetim hissetmiştim!
Askere yapılanlarla başlayan “hukuk dışılık”i “hukuka aykırılık” süreci, dünya lideri Kemal Atatürk’ümüzün “İkinci eserim” dediği partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanlara kadar uzadı geldi!
CHP’li Belediye Başkanlarını, Belediye Meclis üyelerini, İl, İlçe Başkanlarını, Milletvekillerini, Atatürkçü bürokratları vb yazmıyorum!
Ne yalan söyleyeyim…
Birden, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Ağustos 2019 günü partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 18’incı kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı anımsadım.
Erdoğan konuşmasının bir yerinde diyordu ki:
“… kardeşlerim, bize Ömerler lazım. İşte biz bu Ömerleri bulduğumuz zaman şunu bilesiniz ki şu anda geldiğimiz konumdan çok daha farklı bir konuma Allah’ın izniyle çıkacağız. Hiç endişeniz olmasın.” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kongre-surecimizi-baslatiyoruz-bize-yeni-omerler-lazim-41310472
“Bize, Ömerler lazım” derken, herkes gibi benim de usuma (aklıma) Hazreti Ömer ve “Hz. Ömer Adaleti” gelir.
Nedir “Hz. Ömer’in Adaleti”?
Genelde şöyle denir:
“Hz. Ömer’in adaleti; yöneticiler, aile ve sıradan vatandaşlar arasında ayrım gözetmeyen, hesap verebilirliği ve liyakati en üst düzeyde tutan evrensel bir devlet anlayışıdır. Makam veya güç fark etmeksizin hukukun üstünlüğünü ve kamu haklarını korumayı temel ilke edinmiştir.”
Dini bilgisine güvendiğim yakınıma da danıştım.
Yazdı gönderdi.
Şöyle:
“Hz. Ömer, yönetim anlayışının merkezine yerleştirdiği tavizsiz adalet duygusuyla İslam tarihinin en güçlü sembollerinden biri olmuştur. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunu sadece bir söz olarak değil, hayatının her anında bir yaşam biçimi olarak uygulamış; makamı, mevkii veya yakınlığı ne olursa olsun haklının yanında, haksızın ise karşısında durmuştur. Kendisine karşı dahi bir hata yapıldığında hesap sorulmasına izin verecek kadar şeffaf ve hukukun üstünlüğüne bağlı olan Hz. Ömer, tebaasının her ferdini kendi sorumluluğunda görmüş, yöneticiliğin bir ayrıcalık değil, ağır bir adalet yükümlülüğü olduğunu tarihe altın harflerle kazımıştır.”
Bu bilgiler ışığında düşündüm:
Aranan “Ömerler” bulunmuş muydu?
Siyasetteki, yargıdaki, bürokrasideki, kültür-sanattaki vb “Ömerler”, bekleneni vermişler miydi?
Hele de, “Yargıdaki Ömerler”?!.
Yoksa…
Filiz Kahveci Gökce’nin “Aslında İBB Davası’nda hukuk yargılanıyor, adalet yargılanıyor!” tümcesiyle dile getirdiğini yapanlar “yargıdaki Ömerler” miydi?
Onların yaptıklarına, yaptırdıklarına baktığımızda, “Hz. Ömer Adaleti”ni görmek olası değil!
Ben göremiyorum.
Gören, buyursun anlatsın!
“Ömerler” aramak…
“Hz. Ömer Adaleti” yanlısı olmak…
“Hz. Ömer Adaleti”ni sahiplenmek, savunmak, yaşama geçirmek…
Çok güzel, çok gerekli, çok yararlı bir düşünce, bir istem!
Yapana, yaptırana selam olsun!
Ama…
Sözde bırakmamak değil!
Unutmak, unutturmak hiç değil!
Hele ki…
“Ömerler”e, “Hz. Ömer Adaleti”nin tam tersini yaptırmak, yapmalarına arka durmak, Hz. Ömer’e de, Hz. Ömer Adaleti’ne de, çağdaş evrensel hukuka da, “kardeşlik, dayanışma bağları”na da zararlar verir!
Vermesin!
Vermesine karşı ciddi önlemler alınsın!
İçtenlikli düşüncem, istemim, uyarımdır!..
Yorum Yaz